📖 Nahl Suresi 9. Ayette “Doğru Yolu Göstermek Allah’a Aittir; Yollardan Eğri Olan da Vardır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,766
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 9. Ayette “Doğru Yolu Göstermek Allah’a Aittir; Yollardan Eğri Olan da Vardır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Nahl Suresi 8. ayette insanın binek hayvanları ve ulaşım imkânları üzerinden yolları aşması anlatılmıştı. 9. ayette ise konu fiziksel yoldan manevî yola geçer: ‘Doğru yolu göstermek Allah’a aittir; yollardan eğri olan da vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.’ Ayet, hidayetin kaynağının Allah olduğunu bildirirken insanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Allah doğru yolu açıklar, vahiy gönderir, peygamberler aracılığıyla ölçü gösterir; insan ise bu çağrı karşısında seçim yapar. ‘Allah dileseydi hepinizi hidayete erdirirdi’ ifadesi, insanların zorla iman ettirilmesinin Allah için imkânsız olmadığını; fakat dünya hayatının sorumluluk, tercih ve imtihan düzeninde kurulduğunu düşündürür. Hidayet Allah’tandır; fakat bu, insanın ‘Benim yapabileceğim hiçbir şey yok’ diyerek fatalizme sığınması anlamına gelmez.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 9. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası şöyledir:

وَعَلَى اللَّهِ قَصْدُ السَّبِيلِ وَمِنْهَا جَائِرٌ ۚ وَلَوْ شَاءَ لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ

Okunuşu:

“Ve alallâhi kasdu’s-sebîli ve minhâ câir. Ve lev şâe le-hedâkum ecmaîn.”

Genel anlamı:

“Doğru yolu göstermek Allah’a aittir; yollardan eğri olan da vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.”

şeklindedir.

Ayet üç büyük mesele üzerinde durur:

Doğru yol.

Eğri yollar.

Allah’ın hidayeti ile insanın seçimi arasındaki ilişki.


Nahl Suresi’nin önceki ayetlerinde ulaşım yolları ve bineklerden söz edilmişken burada insanın hayat yoluna geçilmesi son derece anlamlıdır.

2️⃣ “Kasdu’s-Sebîl” Ne Anlama Gelir ❓​

“Kasdu’s-sebîl”, dosdoğru, dengeli ve hedefe götüren yol anlam alanına sahiptir.

Buradaki “yol” yalnız fiziksel yol değildir.

İnsanın:

İnanç.

Ahlak.

Kulluk.

Hayat tercihi.

yoludur.

Allah insanı:

Hak ile bâtılı ayırabilecek ölçülerle

baş başa bırakmaz.

Vahiy gönderir.

Peygamberler gönderir.

Aklı kullanmaya çağırır.

Bu nedenle doğru yolun gösterilmesi Allah’ın rahmetinin bir parçasıdır.

3️⃣ “Doğru Yolu Göstermek Allah’a Aittir” Ne Demektir ❓​

Ayet Allah’ın insanlara doğru yolu açıklamasını ifade eder.

İnsan:

Kendi aklıyla birçok doğruya ulaşabilir.

Ama vahiy, insanın sınırlı bilgisine ilahî rehberlik ekler.

Allah:

Neyin doğru olduğunu.

Neyin yanlış olduğunu.

İnsanın nihai sorumluluğunu.

bildirir.

Bu nedenle hidayetin kaynağı Allah’tır.

Ancak:

“Allah gösterdi, o hâlde insan düşünmesin.”

sonucu çıkmaz.

Tam tersine vahiy insandan:

Düşünmesini.

Seçmesini.

Sorumluluk almasını.

ister.

4️⃣ Hidayet Sadece Bilgi Vermek midir ❓​

Hidayetin farklı boyutları vardır.

Bir yönü:

Yolu göstermek.

Bir yönü:

İnsanın o yola yönelmesine yardım etmek.

Bir insan doğruyu teorik olarak bilebilir.

Ama uygulamayabilir.

Örneğin:

Yalanın yanlış olduğunu bilir.

Yine yalan söyler.

Haksızlığın kötü olduğunu bilir.

Yine yapar.

Demek ki bilgi tek başına her zaman davranış üretmez.

Bu nedenle hidayet:

Bilgi + yöneliş + Allah’ın yardımı

şeklinde daha geniş düşünülebilir.

5️⃣ Allah Hidayet Veriyorsa İnsan Neden Sorumlu ❓​

Bu, Kur’an’ın en derin konularından biridir.

Kur’an bir taraftan:

Hidayetin Allah’a ait olduğunu

söyler.

Diğer taraftan:

İnsanları sorumlu tutar.

Tövbe etmeye.

İnanmaya.

Doğruyu seçmeye.

çağırır.

Bunları birlikte düşünmek gerekir.

Allah’ın hidayeti insanın iradesini yok eden zorunlu bir programlama değildir.

İnsan:

Çağrıyı duyabilir.

Düşünebilir.

Kabul edebilir.

Reddedebilir.

Bu yüzden sorumluluk anlamlıdır.

İlahî hidayet ile insan iradesi birbirinin düşmanı olmak zorunda değildir.

6️⃣ “Allah İsterse Hidayet Verir; Benim Yapacağım Bir Şey Yok” Demek Doğru mudur ❓​

Hayır.

Bu, hidayet kavramını fatalizme dönüştürür.

Bir insan:

“Allah isterse namaz kılarım.”

deyip hiç çaba göstermiyorsa.

“Allah isterse kötü alışkanlığımı bırakırım.”

deyip hiçbir adım atmıyorsa.

sorumluluğunu Allah’a yüklemiş olur.

Kur’an insanı:

Aramaya.

Düşünmeye.

Tövbe etmeye.

Çaba göstermeye.

çağırır.

Hidayeti Allah’tan istemek ile kendi iradeni kullanmak birlikte yürür.

7️⃣ Dua Etmek Hidayet İçin Önemli midir ❓​

Evet.

Fâtiha’da her gün:

“Bizi doğru yola ilet.”

diye dua edilir.

Bu çok dikkat çekicidir.

Zaten iman etmiş insan bile:

“Bitti, artık hidayete ihtiyacım yok.”

demez.

Çünkü insan:

Doğruyu korumaya.

Yeni durumda doğru karar vermeye.

Hatasını fark etmeye.

muhtaçtır.

Hidayet bir defalık diploma değildir.

Hayat boyunca devam eden bir ihtiyaçtır.

8️⃣ “Yollardan Eğri Olan da Vardır” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“Ve minhâ câir.”

buyurulur.

Bu, yollardan sapmış, eğrilmiş veya hedefe götürmeyen yolların da bulunduğunu ifade eder.

İnsan:

Her yolun aynı sonuca götürdüğünü.

Her tercihin eşit derecede doğru olduğunu.

söyleyemez.

Kur’an hak ile bâtıl arasında fark olduğunu savunur.

Fakat bu farkı kabul etmek:

Her farklı düşünen insana düşman olmak

anlamına gelmez.

Teolojik ve ahlaki değerlendirme başka.

İnsana adaletli davranmak başka.

9️⃣ Her Farklı Görüş “Eğri Yol” mudur ❓​

Hayır.

Bu kavramı gelişi güzel kullanmamak gerekir.

İnsanlar:

Fıkıh.

Tefsir.

Siyaset.

Bilim.

gibi konularda farklı düşünebilir.

Her görüş ayrılığı:

“Sen sapıksın.”

sonucuna götürmez.

Bir meselede birden fazla meşru yorum bulunabilir.

Özellikle insan yorumlarında:

Yanılma.

Eksik bilgi.

İçtihat farklılığı.

mümkündür.

Vahiy ile insanın vahyi yorumlaması aynı şey değildir.

Bu nedenle “doğru yol” kavramı insanları susturma silahına dönüştürülmemelidir.

🔟 Yanlış Bir Yolda Olduğumuzu Nasıl Anlarız ❓​

Bu sorunun kolay tek cevabı yoktur.

Ama bazı ölçüler yardımcı olabilir:

Vahyin açık ilkeleri.

Sağlam bilgi.

Ahlaki sonuçlar.

Delil.

Uzman görüşü.

Öz eleştiri.

İnsan:

“Ben böyle hissediyorum, demek doğrudur.”

diyemez.

Duygular önemlidir.

Ama hakikatin tek ölçüsü değildir.

Aynı şekilde:

“Çoğunluk böyle düşünüyor.”

da tek başına doğruluk delili değildir.

Doğru yol arayışı:

Delil + ahlak + tevazu

gerektirir.

1️⃣1️⃣ Çoğunluk Her Zaman Doğru mudur ❓​

Hayır.

Bir düşünceyi milyonlarca insan benimseyebilir.

Yine de yanlış olabilir.

Tarih boyunca:

Yanlış bilimsel görüşler.

Adaletsiz toplumsal uygulamalar.

Irkçı sistemler.

yaygın biçimde kabul görmüştür.

Çoğunluk bazen doğruyu bulabilir.

Ama:

“Çok kişi inanıyor, demek kesin doğrudur.”

mantığı yeterli değildir.

Hakikat:

Oy sayımına bağlı değildir.

Bu, insanı hem çoğunluk kibirinden hem azınlık romantizminden korur.

Azınlıkta olmak da otomatik doğruluk değildir.

1️⃣2️⃣ Allah Neden Herkesi Zorla Hidayete Erdirmiyor ❓​

Ayet:

“Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.”

buyurur.

Yani Allah’ın kudreti açısından bütün insanların zorunlu biçimde aynı inancı taşıması mümkündür.

Fakat dünya hayatı böyle kurulmamıştır.

İnsan:

Seçiyor.

Tercih ediyor.

Sorumluluk taşıyor.

Eğer insanın başka türlü davranma imkânı hiç olmasaydı:

İman.

İtaat.

Ahlak.

Sorumluluk.

çok farklı bir anlam kazanırdı.

Bu nedenle ayet, insanın zorunlu robot olarak yaratılmadığını düşündürür.

1️⃣3️⃣ Allah Herkesi Hidayete Erdirmiyorsa Bu Haksızlık mıdır ❓​

Hayır.

Ancak bu konuda basit ve kaba açıklamalardan kaçınmak gerekir.

Kur’an’ın genel çerçevesinde Allah:

Adildir.

Kimseye zulmetmez.

İnsanların:

Bilgisi.

İmkânı.

niyeti.

şartları.

karşılaştığı mesaj.

kapasitesi.

Allah tarafından eksiksiz bilinir.

Biz ise herkesin iç dünyasını ve şartlarını tam bilmiyoruz.

Bu nedenle:

“Bu kişi neden hidayet bulmadı, kesin sebebi şudur.”

diye Allah adına kesin hüküm dağıtmamak gerekir.

Nihai değerlendirme Allah’a aittir.

1️⃣4️⃣ Hidayet Allah’tansa Tebliğin Ne Anlamı Var ❓​

Çok anlamı vardır.

Peygamber:

Mesajı açıklar.

Delil sunar.

Yaşantısıyla örnek olur.

Uyarır.

Ama insanın kalbini zorla değiştirmez.

Bu ayrım önemlidir.

Tebliğ:

Hidayetin sebebi ve vesilesi olabilir.

Ama nihai hidayet Allah’ın takdirindedir.

Bu nedenle din anlatan kişinin:

“Ben onu kesin hidayete erdireceğim.”

gibi bir iddiası doğru değildir.

İnsan:

Anlatır.

Dua eder.

Güzel örnek olmaya çalışır.

Sonucu Allah’a bırakır.

1️⃣5️⃣ İnsanları Zorla İman Ettirmek Bu Ayetle Bağdaşır mı ❓​

Hayır.

Allah isteseydi herkesi zorunlu olarak aynı hidayet üzerinde yaratabilirdi.

Ama dünya hayatında insanlara tercih alanı verilmiştir.

Bu nedenle:

Tehdit.

Baskı.

Şiddet.

zorla din değiştirme.

imanın ruhuyla bağdaşmaz.

Bir insan korkudan:

“İnandım.”

diyebilir.

Ama kalbin içindeki gerçek iman zorla üretilemez.

İman, dış baskıyla değil iç kabul ile anlam kazanır.

1️⃣6️⃣ Hidayet Bulan İnsan Artık Yanılmaz mı ❓​

Hayır.

Bir insan Müslüman olabilir.

Ama:

Yanlış karar verebilir.

Günah işleyebilir.

Bilmediği konuda hata yapabilir.

Dinî yorumda yanılabilir.

Bu nedenle hidayet:

“Artık benim söylediğim her şey doğrudur.”

yetkisi vermez.

Bu çok önemli bir sınırdır.

Dindarlık:

Yanılmazlık değildir.

Âlimlik:

Yanılmazlık değildir.

Manevî liderlik:

Yanılmazlık değildir.

Allah’ın hidayeti kulun insanlığını ortadan kaldırmaz.

1️⃣7️⃣ Doğru Yolda Olmak İnsanları Küçümseme Hakkı Verir mi ❓​

Hayır.

Hidayet bir nimetse bunun doğal sonucu:

Şükür ve tevazu

olmalıdır.

İnsan:

“Allah bana doğru yolu nasip etti.”

diyorsa sonra:

“Ben herkesten üstünüm.”

diye kibirlenmesi büyük çelişki olur.

Çünkü nimetin sahibi Allah ise insanın böbürlenmesi neden?

Doğru yol bilinci:

Başkalarına hakaret etmeyi değil.

Onlara adaletli ve merhametli davranmayı.

gerektirir.

Hidayet kibir üretirse insan kendi hidayet anlayışını yeniden sorgulamalıdır.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 8 ve 9. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Nahl 8’de:

Atlar.

Katırlar.

Eşekler.

ve insanın bilmediği yaratılmışlar anlatılmıştı.

Bunlar insanı fiziksel yollarda taşıyordu.

Nahl 9’da ise:

Doğru yol

anlatılır.

Bu geçiş son derece güzeldir.

Bir araç seni şehre götürebilir.

Ama:

Hayatın doğru yönünü araç belirlemez.

İnsan fiziksel olarak hızlı ilerleyebilir.

Ama ahlaken yanlış yöne gidiyor olabilir.

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 10. ayette, gökten indirilen suya geçilecek ve şöyle buyurulacaktır: “Gökten sizin için su indiren O’dur; ondan içersiniz, hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de onunla yetişir.” Bu ayeti ele alırken özellikle yağmurun hayat için önemi, suyun nimet oluşu, ‘gökten indirme’ ifadesinin meteorolojik süreçlerle çelişmemesi, yağmuru bilimsel olarak açıklamanın Allah’ı dışlamak anlamına gelmemesi, suyun sınırlı kaynak oluşu, israf etmeme ve hayvanlarla bitkilerin su döngüsü içindeki bağı üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Nahl Suresi 9. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Nahl Suresi 9. ayet fiziksel yollardan çok daha büyük bir yola dikkat çeker:

Hayat yolu.

İnsan binlerce kilometrelik yolu bulabilir.

Harita var.

Navigasyon var.

Uydu var.

Ama hayatın:

Doğru yönü

meselesi hâlâ en büyük sorulardan biridir.

Nereye gidiyorum?

Neye göre yaşıyorum?

Neyi doğru kabul ediyorum?

Neden?

İnsan fiziksel yön konusunda kaybolursa telefona bakar.

Ama ahlaki yönde kaybolduğunda mesele çok daha derindir.

Nahl 9:

“Doğru yolu göstermek Allah’a aittir.”

diyerek insanın nihai rehberlik ihtiyacını hatırlatır.

Bu, aklı küçümsemek değildir.

Tam tersine:

Akıl verilen insan vahyi anlamaya çağrılır.

İnsan:

Düşünür.

Delil değerlendirir.

Soru sorar.

Ama kendi bilgisinin sınırlı olduğunu da bilir.

Bu denge çok önemlidir.

Bir uçta:

“Aklıma ne gelirse doğrudur.”

anlayışı.

Diğer uçta:

“Hiç düşünmeyeyim, biri benim yerime karar versin.”

anlayışı.

Kur’an ikisini de aşan bir yol sunar:

Vahiy + akıl + sorumluluk.

İnsan Allah’ın gösterdiği yolu anlamaya çalışır.

Sonra kendi iradesiyle yürür.

Bu nedenle hidayet:

Pasif bekleme

değildir.

Bir insan:

“Allah beni hidayete erdirirse erdirir.”

diyerek hiç okumuyor.

Hiç düşünmüyor.

Yanlış alışkanlıklarını bırakmıyor.

Sonra:

“Demek nasip değilmiş.”

diyor.

Bu yaklaşım sorumluluktan kaçış olabilir.

Bir öğrenci:

“Allah isterse sınavı geçerim.”

deyip çalışmıyorsa sorun Allah’ın iradesi değil öğrencinin ihmalidir.

Bir insan:

“Allah isterse sigarayı bırakırım.”

deyip hiç çaba göstermiyorsa aynı.

Dua et.

Allah’tan yardım iste.

Ama:

Adım da at.

Hidayet ve insan çabası arasındaki sağlıklı ilişki budur.

Nahl 9’un başka büyük mesajı yolların çokluğu ile hakikatin aynı şey olmadığıdır.

Modern dünyada:

“Herkesin doğrusu kendine.”

cümlesi sık kullanılır.

Bu cümlenin bir tarafı doğrudur:

İnsanların:

Deneyimleri.

Bakış açıları.

Tercihleri.

farklı olabilir.

Ama bundan:

“Birbirine zıt bütün iddialar aynı anda objektif olarak doğrudur.”

sonucu çıkmaz.

Bir yol doğruysa ters yön aynı hedefe götürmeyebilir.

Örneğin:

Bir doktor:

“Bu ilaçta şu madde var.”

diyor.

Başka biri:

“Yok.”

diyor.

İkisi yalnız:

“Kendi doğrularını”

söylemiyor.

Gerçekte madde ya vardır ya yoktur.

Bu araştırılabilir.

Ahlaki konularda da her mesele tamamen kişisel zevke indirgenemez.

Bir insan:

“Benim doğrumda hırsızlık normal.”

diyerek başkasının malını alamaz.

İnsanların görüşlerine saygı duymak ile hakikati tamamen göreceli hâle getirmek aynı şey değildir.

Nahl 9:

Yollardan eğri olan da vardır.

diyerek bu gerçeği hatırlatır.

Ama burada başka bir tehlike başlar.

İnsan:

“Demek ki benim yolum doğru; benimle aynı düşünmeyen herkes kötü.”

diyebilir.

Bu da yanlış olabilir.

Çünkü insanın:

Allah’ın yolu

ile:

Kendi yorumunu

birbirinden ayırması gerekir.

Sen bir ayeti yorumladın.

Bu yorum vahyin kendisi değildir.

Bir mezhep hüküm verdi.

Bu ciddi ilmî çalışma olabilir.

Ama yine insan içtihadıdır.

Bir âlim konuştu.

Saygı duyulur.

Ama peygamber değildir.

Bu ayrım korunmadığında insan kendi görüşünü Allah’ın mutlak hükmü gibi sunabilir.

Sonra kendisine itiraz eden kişiyi:

“Allah’a itiraz ediyor.”

diye suçlayabilir.

Bu son derece tehlikelidir.

Dinî otorite ile ilahî otorite aynı şey değildir.

Nahl 9’un hidayet mesajı burada tevazu gerektirir.

Doğru yolu Allah bilir.

Biz onu anlamaya çalışırız.

Bu yüzden insan:

“Benim anlayışımda hata ihtimali olabilir.”

diyebilmelidir.

Bu, inançsızlık değil.

İlmi edeptir.

Ayetin:

“Allah dileseydi hepinizi hidayete erdirirdi.”

cümlesi ise özgürlük açısından çok önemli bir boyut taşır.

Allah insanı zorunlu iman makinesi yapmamıştır.

İnsan:

Seçiyor.

Bu seçim kötüye kullanılabilir.

İnsan zulmü seçebilir.

İnkârı seçebilir.

Yalanı seçebilir.

Peki:

“Allah neden buna izin veriyor?”

diye sorulabilir.

İzin vermek ile onaylamak aynı şey değildir.

Bir öğretmen sınavda öğrencinin yanlış cevap verme ihtimaline izin verir.

Bu:

“Yanlış cevabı seviyor.”

demek değildir.

Örnek Allah ile insan ilişkisini bire bir açıklamaz; yalnız seçim ve izin ayrımını düşünmeye yardımcı olur.

Dünya hayatında gerçek tercih varsa yanlış tercih ihtimali de vardır.

Aksi hâlde insan:

Programlanmış varlık gibi olurdu.

Bu nedenle özgürlük:

Risk taşır.

Ama ahlaki sorumluluğun da temelidir.

Bir insan iyiliği hiç başka seçeneği olmadığı için yapıyorsa bunun ahlaki anlamı ile:

Kötülük yapabilecekken iyiyi seçmesinin anlamı aynı değildir.

Nahl 9 bu açıdan insanın sorumluluğunu derinleştirir.

Ayetin başka önemli mesajı hidayetin zorla verilememesidir.

Bir anne:

Çocuğunu çok seviyor.

“Onun mutlaka benim inandığım gibi inanmasını istiyorum.”

diyor.

Bu arzuyu anlayabiliriz.

Ama yetişkin çocuğun kalbini zorla değiştiremezsin.

Bir eş:

Diğer eşin dinî hayatını zorla yönetmeye çalışıyor.

Bu da ilişkide ciddi sorunlar oluşturabilir.

İnsan anlatabilir.

Örnek olabilir.

Dua edebilir.

Ama kalbin içine zorla iman yerleştiremez.

Bu sınırı kabul etmek bazen çok acıdır.

Hz. Peygamber bile bütün insanları hidayete zorlayamadı.

Bu bize şunu öğretir:

Sevgi, kontrol yetkisi değildir.

Birini çok sevmek:

Onun bütün seçimlerini yönetme hakkı vermez.

Bu özellikle ebeveynlikte çok önemlidir.

Çocuk küçükken eğitim verirsin.

Sınır koyarsın.

Ama büyüdüğünde kendi sorumluluğu vardır.

Sen:

Rehber.

Destek.

dua.

sunarsın.

Ama onun yerine yaşayamazsın.

Nahl 9’un hidayet boyutu insan ilişkilerindeki kontrol arzusuna güçlü bir sınır koyar.

Ayetin başka bir önemli dersi başkasının hidayet durumunu kesin biçimde ölçememektir.

Bir insan dışarıdan:

Çok dindar.

Görünüyor.

Ama iç dünyasını bilmiyoruz.

Başka biri:

Dinî hayatında zayıf.

Ama belki içten büyük arayış içinde.

Biz:

Dış davranışları değerlendirebiliriz.

Ama insanın nihai Allah katındaki durumunu eksiksiz bilemeyiz.

Bu nedenle:

“Ben kesin cennetlik.”

“Sen kesin cehennemlik.”


gibi iddialar insana ait sınırı aşabilir.

Hidayet nimeti:

Kendini garanti görmek için değil.

Şükretmek ve devam etmek için verilmiş olmalıdır.

İşte bu nedenle Fâtiha’da iman eden insan bile:

“Bizi doğru yola ilet.”

der.

Eğer:

“Bir kez hidayete geldim, artık asla sapmam.”

garantisi olsaydı bu duanın devamlılığı anlamsızlaşırdı.

İnsan:

Her gün yeniden seçim yapar.

Bugün dürüst olursun.

Yarın yalan fırsatı çıkar.

Bugün merhametlisin.

Yarın öfke gelir.

Hidayet yalnız büyük teolojik karar değil; günlük küçük tercihlerde de yönünü korumaktır.

Nahl 9 ayrıca insanın:

“Ben doğru yoldayım.”

cümlesini nasıl kullandığını sorgulatır.

Bu cümle iki türlü söylenebilir.

Birincisi:

“Allah’ın gösterdiği yola uymaya çalışıyorum; Allah beni sabit kılsın.”

Bu tevazudur.

İkincisi:

“Ben doğruyum, dolayısıyla benden farklı herkes aptal ve kötü.”

Bu kibirdir.

İki insan aynı inancı taşıyabilir.

Ama aynı ahlaki tavrı taşımayabilir.

Tevhid ve hidayet insanı küçümsemeye götürüyorsa bir yerde problem vardır.

Çünkü hidayetin kaynağı Allah ise:

Sen onu kendin icat etmedin.

Neden böbürleniyorsun?

Nimetin cevabı:

Şükürdür.

Kibir değil.

Ayetin bir başka boyutu Allah’ın dilemesi ile insanın dilemesi arasındaki ilişkidir.

Bu konu felsefi olarak çok derindir ve İslam düşüncesinde farklı kelâm ekolleri ayrıntılı tartışmalar yapmıştır.

Bu ayeti tek cümleyle:

“İnsan tamamen özgürdür.”

veya:

“İnsanın hiç iradesi yoktur.”

şeklinde iki uçtan birine sıkıştırmak doğru olmaz.

Kur’an’ın genel dili iki gerçeği birlikte korur:

Allah mutlak egemendir.

Ve:

İnsan sorumludur.

Biz bütün metafizik mekanizmayı eksiksiz açıklayamayabiliriz.

Ama pratik sonuç nettir:

İnsan yaptığı seçimden sorumludur.

Bu nedenle:

“Kaderimde varmış.”

deyip suçu meşrulaştıramaz.

Bir insan hırsızlık yaptı.

“Allah dilemeseydi yapamazdım.”

diyor.

Bu onu suçsuz yapmaz.

Çünkü Allah’ın bir eylemin gerçekleşmesine ontolojik olarak izin vermesi ile o eylemi ahlaken onaylaması aynı şey değildir.

İnsan yine seçiminden sorumludur.

Bu ayrım kader konusundaki birçok yanlış anlamayı önleyebilir.

Nahl 9’un bir başka önemli mesajı yol benzetmesinin canlılığıdır.

Hayatta yanlış yola girdin.

Ne yaparsın?

Geri dönersin.

Bu, tövbenin çok güzel bir benzetmesi olabilir.

Bir insan:

Yıllarca yanlış yaşamış.

Sonra fark etti.

“Artık çok geç.”

demek zorunda değildir.

Hayattaysa:

Yön değiştirebilir.

Özür dileyebilir.

Hakkı geri verebilir.

İbadete başlayabilir.

Kötü alışkanlığı bırakabilir.

Doğru yola dönüşün kapısı açıktır.

Bu nedenle “eğri yol” kavramı yalnız korku değil umut da taşır.

Çünkü yol değiştirilebilir.

İnsan:

“Ben hep böyleydim.”

diyebilir.

Ama geçmiş kimlik geleceği zorunlu belirlemez.

Bir insan değişebilir.

Hidayet tam da bu yüzden anlamlıdır.

Nahl 9’un başka bir çağdaş dersi navigasyon çağında yönsüzlük olabilir.

Bugün insan hiçbir zaman olmadığı kadar kolay yol buluyor.

Telefon:

Nereye gideceğini söylüyor.

Ama insan:

Hayatta ne istediğini bilmiyor.

Kariyer var.

Para var.

Sosyal medya var.

Ama:

“Bütün bunları niye yapıyorum?”

sorusu boş kalabiliyor.

Modern insan fiziksel olarak kaybolmuyor.

Ama varoluşsal olarak kaybolabilir.

Nahl 9:

“Yolun yalnız asfalt olanı yok.”

diye hatırlatır.

Hayatın da yönü vardır.

İnsan kendisine şu soruları sorabilir:

Ben hangi insan olmak istiyorum?

Para kazandığımda ne uğruna kullanacağım?

Gücüm olduğunda nasıl davranacağım?

Bana haksızlık yapıldığında nasıl cevap vereceğim?


İşte bunlar insanın gerçek yönünü gösterir.

Hidayet yalnız:

“Hangi dine mensubum?”

sorusu değildir.

Aynı zamanda:

“Bu inanç beni nasıl bir insana dönüştürüyor?”

sorusudur.

Bir insan:

Doğru inancı savunduğunu söylüyor.

Ama:

Yalan.

Dolandırıcılık.

Zulüm.

Kibir.

hayatının merkezindeyse büyük bir çelişki vardır.

Doğru yol yalnız etiket değil.

Yürünen yoldur.

Yol, yürümek içindir.

Bu nedenle hidayet:

Bilgi + amel + ahlak

bağını gerektirir.

Nahl Suresi 9. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Doğru yolu göstermek Allah’a aittir” ifadesini insan iradesini iptal eden fatalist bir cümleye dönüştürme. “Allah dileseydi hepinizi hidayete erdirirdi” sözünü de Allah’ın insanları keyfî biçimde saptırdığı şeklinde anlama. Ayet, Allah’ın doğru yolu açıklayan ve hidayetin kaynağı olan Rab olduğunu, buna karşılık insanın gerçek tercihler yapan sorumlu bir varlık olduğunu birlikte düşünmeye çağırır. Çünkü büyük mesaj şudur: Allah yolu gösterir; insan yürür. Hidayet nimettir, fakat bu nimet çaba, dua, düşünme, öz eleştiri ve sorumluluk ister. Doğru yolda olduğunu düşünüyorsan bunun sonucu kibir değil şükür ve tevazu olmalıdır.”

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 10. ayette, insanın hayatının vazgeçilmez kaynağı olan suya geçilecek ve şöyle buyurulacaktır: “Gökten sizin için su indiren O’dur; ondan içersiniz ve hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de onunla yetişir.” Bu ayeti ele alırken özellikle yağmurun insan, hayvan ve bitki hayatındaki merkezi rolü, “gökten indirme” ifadesinin meteorolojik süreçlerle çelişmemesi, su döngüsünü bilimsel olarak açıklamanın Allah’ın yaratmasını reddetmek olmadığı, içilebilir suyun gerçek bir nimet olması, kuraklık ve su kıtlığı, suyu israf etmeme ve aynı su kaynağının insanlar ile diğer canlıları birbirine bağlaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Nahl Suresi 9. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Hayatımızda gerçekten hangi yolda olduğumuzu neye göre belirliyoruz? Çoğunluk böyle yapıyor diye mi? Sevdiğimiz lider böyle söylüyor diye mi? Alışkanlıklarımızdan vazgeçmek istemediğimiz için mi? Yoksa delil, vahiy, akıl ve ahlakı birlikte değerlendiriyor muyuz? “Allah hidayet verirse olur” diyerek kendi sorumluluğumuzdan kaçıyor muyuz? Doğru yolda olduğumuza inanırken başkalarını küçümseyip hidayeti kibir sebebine mi dönüştürüyoruz? Ve en önemlisi, Allah yolu göstermişse, biz gerçekten o yolda yürümeye çalışıyor muyuz; yoksa doğru yolun adını bilmekle orada yürümeyi aynı şey mi sanıyoruz?

“Nahl 9, ‘Doğru yolu göstermek Allah’a aittir; yollardan eğri olan da vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi’ buyurarak hidayetin kaynağını ve insan sorumluluğunu birlikte hatırlatır. Allah’ın hidayet vermesi insanı iradesiz bir varlığa dönüştürmez; insanın seçim yapması da Allah’ın egemenliğini ortadan kaldırmaz. Ayetin büyük dersi şudur: Doğru yolu Allah’tan iste, delili ara, çaba göster ve yürümeye devam et. Hidayeti mazeret üretmek için değil, daha sorumlu yaşamak için kullan; çünkü doğru yolu bilmek başka, o yolda gerçekten yürümek başkadır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt