📖 Nahl Suresi 73. Ayette “Allah’ı Bırakıp Kendilerine Göklerden ve Yerden Hiçbir Rızık Veremeyen ve Buna Güç Yetiremeyen Şeylere Kulluk Ediyorlar”

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,655
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 73. Ayette “Allah’ı Bırakıp Kendilerine Göklerden ve Yerden Hiçbir Rızık Veremeyen ve Buna Güç Yetiremeyen Şeylere Kulluk Ediyorlar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Nahl Suresi 72. ayette eş, çocuk, torun ve güzel rızıklar Allah’ın nimetleri arasında sayılmıştı. 73. ayet şimdi insanın bu nimetlerin kaynağını unutup yaratılmış varlıklara ilahî güç yüklemesindeki çelişkiyi gösterir: ‘Allah’ı bırakıp kendilerine göklerden ve yerden hiçbir rızık veremeyen ve buna güç yetiremeyen şeylere kulluk ediyorlar.’ Ayetin hedefi insanın sebepleri kullanmasını yasaklamak değildir. Doktordan tedavi istemek, işverenden hak edilmiş maaşı almak, çiftçinin tarlayı ekmesi veya bir dosttan yardım istemek ibadet değildir. Tevhidin reddettiği şey, yaratılmış bir sebebe Allah’tan bağımsız, mutlak ve ilahî bir güç vermektir. Sebepleri kullanmak başka, sebepleri ilahlaştırmak başkadır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 73. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası şöyledir:

وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقًا مِّنَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ شَيْئًا وَلَا يَسْتَطِيعُونَ

Okunuşu:

“Ve ya‘budûne min dûnillâhi mâ lâ yemliku lehum rızkan mine’s-semâvâti ve’l-ardı şey’en ve lâ yestetî‘ûn.”

Genel anlamı:

“Allah’ı bırakıp kendilerine göklerden ve yerden hiçbir rızık sağlayamayan ve buna güçleri de yetmeyen şeylere kulluk ediyorlar.”

Ayetin merkezinde tevhid ile rızık arasındaki ilişki vardır. Önceki ayetlerde yağmur, bitkiler, süt, hurma, üzüm, bal, aile ve ekonomik imkânlar gibi insan hayatını taşıyan birçok nimet sıralanmıştı. Nahl 73 bütün bu tabloyu temel bir soruyla tamamlar: Bütün bu yaratılış düzenini meydana getiremeyen, gökten ve yerden bağımsız olarak hiçbir rızık yaratamayan varlıklar neden ilah düzeyine çıkarılıyor?

Kur’an burada sebeplerin varlığını değil, yaratılmış sebebin yaratıcıya dönüştürülmesini eleştirir.

2️⃣ “Allah’ı Bırakıp Kulluk Ediyorlar” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “ya‘budûne min dûnillâh” ifadesi, Allah’ın dışında veya Allah’tan başka varlıklara ibadet etmeyi anlatır.

İbadet yalnız:

Birinin önünde fiziksel olarak eğilmekten.

bir söz söylemekten.

ibaret değildir. İbadetin merkezinde Allah’a özgü kulluk, mutlak bağlılık ve ilahî yetkiyi kabul etme bulunur.

Bu nedenle ayet, özellikle putlara ve başka yaratılmışlara Allah’a ait ilahî nitelikler yükleyen anlayışı hedef alır.

Ancak çok önemli bir sınır vardır: Her saygı, her yardım talebi ve her bağlılık ibadet değildir. İnsan annesini sever, öğretmenine saygı duyar, doktora başvurur, patronundan ücretini ister, arkadaşından yardım ister. Bunları otomatik olarak “Allah’tan başkasına kulluk” diye adlandırmak doğru değildir.

İbadet kavramını sıradan insan ilişkileriyle karıştırmamak gerekir.

3️⃣ Ayette Neden Özellikle “Rızık Verememeleri” Vurgulanıyor ❓​

Çünkü insan hayatı rızka bütünüyle muhtaçtır.

İnsan:

Suya.

gıdaya.

havaya.

toprağa.

güneşe.

ekonomik imkâna.

muhtaçtır.

Kur’an Nahl Suresi boyunca bu nimetleri tek tek hatırlatmıştır. Yağmur yağar, toprak canlanır, bitkiler yetişir, hayvanlar beslenir, insanlar bunlardan yararlanır.

Nahl 73 şimdi şöyle bir mantık kurar:

Bütün bu sistemi yaratmaya hiçbir gücü olmayan şeyi nasıl ilah kabul ediyorsunuz?

Put:

Yağmur oluşturamaz.

Toprağı yaratamaz.

Bitkinin hücresini tasarlamaz.

Hayatı yoktan meydana getiremez.

İnsanın biyolojik sistemini kuramaz.

Dolayısıyla ayette rızık, yalnız sofraya gelen yiyecek değil; yaratılmış hayat düzeninin tamamını düşündüren bir örnektir.

4️⃣ Rızkı Gerçekte Kim Verir ❓​

İslam tevhidinde rızkın nihai kaynağı Allah’tır.

Ancak bu cümleyi doğru anlamak gerekir.

Allah rızık verirken dünyada sebepler vardır.

Çiftçi:

Tarlayı sürer.

Tohum eker.

Sulama yapar.

Hasat eder.

Fırıncı:

Ekmeği üretir.

Nakliyeci:

Taşır.

Market:

Satar.

İşçi çalışır ve ücret kazanır.

Bütün bu süreçler gerçektir.

Dolayısıyla:

“Rızkı Allah veriyor, insanların emeğinin hiçbir anlamı yok.”

demek doğru değildir.

Daha dengeli ifade şudur:

Rızkın nihai varlık imkânı Allah’a aittir; insan emeği ise bu düzen içindeki gerçek sebeplerden biridir.

5️⃣ İşveren Maaş Veriyorsa Rızkı İşveren mi Veriyor, Allah mı ❓​

Gündelik dilde:

“İşveren bana maaş veriyor.”

demek tamamen normaldir.

Çünkü işveren veya şirket gerçekten ödeme yapar.

Bu cümle şirk değildir.

Aynı anda bir mümin:

“Rızkımı Allah nasip etti.”

de diyebilir.

İki ifade farklı düzlemleri anlatır.

Birincisi:

Yakın ekonomik sebebi.

İkincisi:

Nihai teolojik nispeti.

Sorun işverenin:

“Senin bütün rızkının mutlak sahibi benim; ben olmazsam hiçbir şekilde yaşayamazsın ve bu yüzden bana sınırsız itaat edeceksin.”

şeklinde kendisini mutlaklaştırmasıdır.

İşveren çalışanının ilahı değildir.

Maaş ödemek, insan üzerinde mutlak sahiplik kurmaz.

6️⃣ “Rızkı Allah Verir” Diyerek Çalışmayı Bırakmak Doğru mudur ❓​

Hayır.

Tevekkül, sebepleri terk etmek değildir.

İnsan:

İş arar.

Meslek öğrenir.

Ticaret yapar.

Tarım yapar.

Yatırım yapar.

Üretir.

Sonucun tamamen kendi kontrolünde olmadığını bilerek çalışır.

“Allah verecek.”

deyip hiçbir sebebe başvurmamak, tevekkülü pasifliğe çevirebilir.

Bir çiftçi tohumu ekmeden:

“Allah ürün verir.”

derse, tarım düzeninin sebeplerini görmezden gelmiş olur.

Bir işsiz:

İş başvurusu yapmadan.

becerisini geliştirmeden.

hiçbir girişimde bulunmadan.

yalnız beklerse bunun sorumluluk boyutu vardır.

Rızık inancı çalışmanın alternatifi değil, çalışırken mutlak kontrol yanılgısından korunmanın yoludur.

7️⃣ Doktordan Şifa İstemek Allah’tan Başkasına Yönelmek midir ❓​

Hayır.

Doktora:

“Beni tedavi eder misiniz?”

demek, doktora ibadet etmek değildir.

Doktor:

Bilgisi.

tecrübesi.

ilaçları.

tıbbi araçları.

ile tedaviye vesile olabilir.

Hasta:

“Doktor beni iyileştirdi.”

dediğinde gündelik sebep dilini kullanıyor olabilir.

Mümin aynı zamanda:

“Şifayı Allah nasip etti.”

diyebilir.

Bunlar zorunlu olarak birbirine rakip değildir.

Sorun doktora:

Allah’tan bağımsız, mutlak, yanılmaz ve her hastalığı kesin iyileştiren ilahî güç vermektir.

Gerçek doktor da zaten kendi sınırını bilir.

Uzmanlık ilahlık değildir.

8️⃣ Bir İnsandan Yardım İstemek Şirk midir ❓​

Normal insan gücü içinde yardım istemek şirk değildir.

İnsan:

“Bana şu çantayı taşır mısın?”

“Borç verebilir misin?”

“Hastaneye götürür müsün?”

“Bu işi tamir eder misin?”


diyebilir.

Bunlar insanlar arasındaki olağan sebeplerdir.

Kur’an’ın:

“Yalnız Allah’a kulluk edin.”

ilkesi, insanların birbirlerine yardım etmesini engellemez.

Aksine toplumsal hayat büyük ölçüde insanların birbirine yardım etmesine dayanır.

Yanlış olan, bir yaratılmışa bağımsız ilahî kudret atfetmektir.

İnsan yardımı istemek ile ibadet etmek arasındaki çizgiyi kaybetmemek gerekir.

9️⃣ Peygamberlerden veya Salih İnsanlardan Söz Ederken Nelere Dikkat Etmek Gerekir ❓​

Peygamberler İslam’da çok değerli ve seçkin insanlardır.

Ama:

Allah değildirler.

Allah’ın ortağı değildirler.

Kendi başlarına mutlak güç sahibi değildirler.

Allah’tan bağımsız biçimde:

Rızık yaratamazlar.

kader yönetemezler.

gaybın tamamını bilemezler.

Hz. Muhammed’e duyulan büyük sevgi, onu Allah’ın ilahlığında ortak hâline getirmek anlamına gelmez.

Aynı ilke salih insanlar ve âlimler için de geçerlidir.

Bir insan:

Çok takvalı olabilir.

çok bilgili olabilir.

ama yine yaratılmıştır.

Tevhid, sevilen insanları değersizleştirmez; onları doğru yerde tutar.

🔟 Putlar Neden Özellikle Eleştiriliyor ❓​

Putların temel problemi yalnız taş veya ahşap olmaları değildir.

Sorun, onlara ilahî güç ve ibadet hakkı yüklenmesidir.

Bir taşın:

Yağmur getirdiğine.

rızkı belirlediğine.

kaderi yönettiğine.

Allah’tan bağımsız biçimde insanı koruduğuna.

inanılıyorsa, yaratılmış nesneye ilahî işlev verilmiş olur.

Kur’an:

“Kendilerine bile güç yetiremeyen şeylerden neden mutlak yardım bekliyorsunuz?”

diye bu anlayışı sorgular.

Buradaki tevhid eleştirisi, insanın kendi yaptığı bir nesneyi sonra kendisine üstün metafizik güç gibi görmesindeki çelişkiyi de ortaya çıkarır.

1️⃣1️⃣ Muska, Kristal veya Benzeri Nesnelere Güç Yüklemek Bu Ayetle Nasıl Düşünülebilir ❓​

Bir nesnenin fiziksel özelliği olabilir.

Bir taş:

Isıyı iletebilir.

Elektriksel özellik gösterebilir.

Bir metal:

Manyetik davranabilir.

Bunlar bilimsel özelliklerdir.

Ancak:

“Bu kristal evrene emir gönderir.”

“Bu nesne kaderimi değiştirir.”

“Bu eşya bağımsız biçimde beni kötülükten korur.”


gibi metafizik iddialar başka bir kategoridedir.

Böyle iddiaların dinî ve bilimsel delile ihtiyacı vardır.

Tevhid açısından yaratılmış nesneye Allah’tan bağımsız kader belirleyici güç vermek ciddi problemdir.

Ancak bir kişinin evinde dekorasyon amacıyla taş bulundurmasını da otomatik olarak şirk ilan etmek doğru değildir.

Nesnenin kendisi ile ona yüklenen inanç birbirinden ayrılmalıdır.

1️⃣2️⃣ Para “Modern Put” mudur ❓​

Bu ifade mecaz olarak kullanılabilir; fakat dikkatli olmak gerekir.

Para gerçek anlamda eski putlar gibi teknik bir ilah değildir.

İnsan:

Para kazanabilir.

birikim yapabilir.

servetini koruyabilir.

Bunlar kendi başına yanlış değildir.

Ancak para kişinin hayatındaki bütün değerleri belirlemeye başlarsa:

Adalet satılıyorsa.

insan ilişkileri yalnız kazanca indirgeniyorsa.

vicdan para karşılığında susturuluyorsa.

o zaman mecazî olarak:

“Para hayatının ilahı olmuş.”

denebilir.

Fakat bu tür mecazlar kullanılırken her zengin insanı teknik anlamda müşrik ilan etmek doğru olmaz.

Servet sevgisi ile teolojik şirk aynı hüküm değildir.

1️⃣3️⃣ Makam veya Devlet “İlahlaştırılabilir” mi ❓​

Mecazî anlamda insan herhangi bir otoriteyi sorgulanamaz hâle getirebilir.

Bir lider:

“Ben ne yaparsam doğrudur.”

diyebilir.

Takipçileri:

“Liderimiz yanılmaz.”

diye düşünebilir.

Bu, tevhidin insan otoritesini sınırlayan yönü açısından ciddi bir problemdir.

Ama bir devletin yasalarına uymak veya kamu otoritesini kabul etmek otomatik olarak ibadet değildir.

İnsan:

Trafik kuralına uyar.

vergisini öder.

mahkeme kararlarına hukuki yollar içinde tabi olur.

Bunların hiçbirisi devleti ilah edinmek değildir.

Dünyevî yetki ile ilahî mutlaklık aynı şey değildir.

1️⃣4️⃣ İş, Kariyer ve Para İçin Çok Çalışmak Dünyayı İlah Edinmek midir ❓​

Hayır.

İnsan çalışabilir.

Kariyer hedefleyebilir.

Zengin olmak isteyebilir.

Büyük şirket kurabilir.

Bunlar kendi başına tevhid problemi değildir.

Sorun, hayatın bütün ahlaki ölçüsünün:

Para.

statü.

başarı.

üzerinden belirlenmesidir.

İnsan:

“Para kazanmak için her şey yapılır.”

noktasına gelirse araç amaç hâline dönüşür.

Ama yine burada teknik dinî hükümler konusunda dikkatli olmak gerekir.

İşe çok zaman ayırmak otomatik şirk değildir; fakat hayatın ahlaki dengesini bozabilir.

Kur’an’ın mesajını sloganlaştırıp insanlara kolayca ağır dinî etiketler yapıştırmamak gerekir.

1️⃣5️⃣ Allah Rızık Veriyorsa İnsanların Birbirine Borcu ve Hakkı Neden Var ❓​

Çünkü teolojik olarak her şeyin nihai kaynağının Allah olması, insanlar arasındaki hukuki ilişkileri ortadan kaldırmaz.

Bir çalışan maaşını hak ettiyse:

İşveren:

“Rızkı Allah verir, benden isteme.”

diyemez.

Borç alan kişi:

“Allah sana başka yerden verir.”

diyerek borcunu ödemekten kaçamaz.

Bir baba:

“Çocuğun rızkını Allah verir.”

deyip bakım sorumluluğunu terk edemez.

Allah’ın rızık vermesi, insanın sorumluluklarını silmez.

Hatta birçok durumda insan, başka bir insanın rızkına ulaşmasındaki sebep olabilir.

Tevhid insan hukukunu ortadan kaldırmaz; insanın kendisini mutlak kaynak sanmasını engeller.

1️⃣6️⃣ “Allah Bana Yeter” Demek İnsanlardan Hiç Yardım Almamak mı Demektir ❓​

Hayır.

“Allah bana yeter.”

çok güçlü bir tevekkül cümlesidir.

Fakat bundan:

Doktora gitmemek.

avukat tutmamak.

arkadaştan destek istememek.

güvenlik tedbiri almamak.

iş aramamak.

sonucu çıkmaz.

Hz. Peygamber’in hayatında da insanlarla iş birliği, planlama ve dünyevî sebeplere başvurma vardır.

Allah’a güvenmek:

İnsan yardımını Allah’a rakip görmek değildir.

Daha doğru denge şudur:

Sebebe başvur, fakat sebebi mutlaklaştırma.

İnsan sana yardım edebilir.

Ama o da sınırlıdır.

Allah’a tevekkül, bu sınırlılığı bilmektir.

1️⃣7️⃣ Rızık İçin Dua Etmek Yeterli midir ❓​

Dua değerlidir.

İnsan:

İş için.

bereket için.

borçtan kurtulmak için.

rızık için.

dua edebilir.

Ancak dua çoğu zaman insanın sorumluluğuyla birlikte düşünülmelidir.

İş arayan:

Başvuru yapar.

Özgeçmişini geliştirir.

Yeni beceri öğrenir.

Girişimci:

Pazar araştırır.

Maliyet hesaplar.

Risk yönetir.

Çiftçi:

Toprağını analiz eder.

Sulamasını planlar.

Sonra Allah’a dua eder.

Dua, planlamanın yerine geçen sihirli formül değildir.

Tevekkül sonuç üzerinde mutlak kontrol iddiasını bırakmaktır; çabayı bırakmak değil.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 72 ve 73. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Nahl 72’de insanın:

Eşi.

çocukları.

torunları.

güzel rızıkları.

Allah’ın nimetleri olarak hatırlatılmıştı.

Nahl 73 şimdi şöyle sorar:

Bütün bunları size veremeyen, göklerden ve yerden hiçbir bağımsız rızık çıkaramayan varlıklara neden kulluk ediyorsunuz?

Böylece nimet ile tevhid birbirine bağlanır.

Aile nimeti var.

Rızık nimeti var.

Doğa nimeti var.

Ama insan nimetin arkasındaki yaratıcıyı unutup yaratılmışı mutlaklaştırabilir.

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 74. ayette, “Allah’a benzerler yakıştırmayın. Şüphesiz Allah bilir, siz bilmezsiniz” buyurulacaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle Allah’ı yaratılmışlara benzetmemek, Allah için fiziksel beden ve insan özellikleri tasarlamamak, “Allah’a misal vermeyin” ifadesinin eğitim amaçlı bütün benzetmeleri yasaklayıp yasaklamadığı, ilahî sıfatlarda antropomorfizmden kaçınmak, Allah’ın bilgisinin insan bilgisinden farkı ve “siz bilmezsiniz” ifadesini soru sormayı yasaklamak için kullanmamak üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Nahl Suresi 73. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Nahl Suresi 73. ayetin merkezindeki büyük soru şudur:

Rızkın kaynağı ile rızka ulaşma aracını birbirine karıştırıyor muyuz?

İnsan marketten ekmek alıyor.

Ekmek fırıncıdan geliyor.

Fırıncı unu kullanıyor.

Un çiftçinin buğdayından geliyor.

Çiftçi toprağa ve suya muhtaç.

Bitki güneşe, atmosfere, toprağın kimyasına ve biyolojik süreçlere bağlı.

Bir tek ekmeğin arkasında bile büyük bir sebep zinciri vardır.

Kur’an bu zincirin içinde:

“Yakın sebebi görmeyin.”

demiyor.

Tam tersine Nahl Suresi boyunca:

Yağmuru.

bitkiyi.

hayvanı.

arıyı.

insan emeğini.

görünür hâle getiriyor.

Ama bütün sebeplerin üzerine şu soruyu koyuyor:

Bu düzenin hiçbir parçasını mutlak ilah hâline getirmeyin.

Nahl 73’ün başka önemli mesajı sebebi inkâr etmeden sebebin sınırını bilmektir.

Bir doktor çok başarılı olabilir.

Ama her hastayı kurtaramaz.

Bir patron çok güçlü olabilir.

Ama bütün ekonomiyi kontrol edemez.

Bir devlet çok zengin olabilir.

Ama depremi, ölümü ve bütün geleceği mutlak biçimde yönetemez.

Bir çiftçi çok bilgili olabilir.

Ama yağışı ve bütün iklim koşullarını tek başına belirleyemez.

Bu sınırlar yaratılmışlığın parçasıdır.

Sebep güçlü olabilir; fakat mutlak değildir.

Tevhid tam olarak bu ayrımı korur.

Nahl 73’ün başka önemli mesajı insan emeğini küçümsememektir.

Bazen:

“Rızkı Allah verir.”

sözü yanlış şekilde kullanılarak insan emeği değersizleştirilebilir.

İşçi:

Saatlerce çalışıyor.

İşveren:

“Şükret, rızkını Allah veriyor.”

diyor.

Evet, mümin açısından rızkın nihai kaynağı Allah’tır.

Ama işçinin hakkını ödeme sorumluluğu işverendedir.

Bu iki gerçek çatışmaz.

Tam tersine Allah’a iman, işverenin:

“Bu insanın emeğini nasıl olsa ben yaratmadım.”

diyerek daha fazla sorumluluk hissetmesini sağlayabilir.

Dinî dil, ücret ödememenin bahanesi olamaz.

Nahl 73’ün başka önemli mesajı insanlara teşekkür etmeyi tevhid karşıtı görmemektir.

Bir insan sana yardım etti.

“Teşekkür ederim.”

diyorsun.

Bu Allah’a nankörlük değildir.

Doktor seni tedavi etti.

Doktora teşekkür edebilirsin.

Bir arkadaş zor zamanda yanında oldu.

Ona minnet duyabilirsin.

Anne-baban yıllarca emek verdi.

Onların hakkını teslim edebilirsin.

Allah’a şükür ile insana teşekkür birbirine rakip değildir.

Nimetin nihai kaynağını Allah bilmek, nimete vesile olan insanı görünmez kılmak değildir.

Nahl 73’ün başka önemli mesajı Allah’a güveni ekonomik plansızlıkla karıştırmamaktır.

Bir insan:

“Allah rızkımı verir.”

diyor.

Sonra hiçbir bütçe yapmıyor.

Borçlanıyor.

ödeyemeyeceği yükümlülükler alıyor.

ailesini ekonomik risk altında bırakıyor.

Bu tevekkül değildir.

Rızık Allah’tandır ama insan:

Gelirini hesaplar.

harcamasını planlar.

borcunu düşünür.

tasarruf edebilir.

sigorta yaptırabilir.

gelecek için hazırlık yapabilir.

Plan yapmak Allah’a güvensizlik değildir; planı mutlak garanti sanmamak tevekküldür.

Nahl 73’ün başka önemli mesajı bir kurum veya insana aşırı bağımlılığı fark etmektir.

İnsan bazen:

“Bu iş giderse ben biterim.”

“Bu insan beni bırakırsa hayatım biter.”

“Bu makam olmazsa ben hiçim.”


diye düşünebilir.

Bunlar psikolojik olarak anlaşılabilir kaygılardır.

Fakat kişinin bütün varlık değerini tek bir yaratılmış sebebe bağlaması onu kırılgan hâle getirebilir.

Bir iş değişebilir.

Bir ilişki bitebilir.

Bir gelir kaynağı kaybolabilir.

Tevhid insana:

“Sebebi önemse ama bütün varlığını ona bağlama.”

der.

Bu, insanın zor dönemlerde yeniden hareket edebilmesine de psikolojik alan açabilir.

Nahl 73’ün başka önemli mesajı işvereni rızık kapısı görmekle onu mutlak rızık sahibi sanmayı ayırmaktır.

İşveren gerçekten önemli bir sebeptir.

İnsan işini kaybetmekten korkabilir.

Bu korku tek başına şirk değildir.

İşini korumak için dikkatli çalışmak da dinî problem değildir.

Fakat işveren:

“Haram bir şey yap, yoksa seni kovarım.”

dediğinde insan ahlaki bir sınavla karşılaşabilir.

Ekonomik korku gerçek olsa bile:

“Maaşımı o veriyor, o hâlde ne isterse yapmalıyım.”

mantığı insanı ahlaki teslimiyete götürebilir.

İşverenin ekonomik yetkisi, vicdan üzerinde ilahî yetki değildir.

Nahl 73’ün başka önemli mesajı devleti de sebepler dünyasında doğru yere koymaktır.

Devlet:

Sosyal yardım sağlayabilir.

iş imkânı oluşturabilir.

altyapı kurabilir.

ekonomiyi düzenleyebilir.

Bunlar gerçektir.

Bir insan devletten hakkı olan yardımı alabilir.

Bu:

“Allah yerine devlete güvenmek.”

değildir.

Aynı şekilde devletin yaptığı her şeyi:

“Devlet veriyor, dolayısıyla sorgulanamaz.”

diye kutsallaştırmak da doğru olmaz.

Kamu kaynağı toplumun ortak düzeninin parçasıdır.

Dünyevî kurumların yetkisi vardır; ilahlığı yoktur.

Nahl 73’ün başka önemli mesajı paranın gerçek gücünü inkâr etmeden onun sınırını görmektir.

Para:

Ev alabilir.

tedaviye erişim sağlayabilir.

eğitim imkânı açabilir.

seyahat ettirebilir.

güvenlik sağlayabilir.

Dolayısıyla:

“Para hiçbir şey değildir.”

demek gerçekçi değildir.

Para birçok şeydir.

Ama her şey değildir.

Para:

Ölümü tamamen engelleyemez.

gerçek sevgiyi satın alamaz.

ahlaki değeri garanti etmez.

bütün hastalıkları önleyemez.

insanı ilah yapamaz.

Tevhid paranın gücünü inkâr etmez; gücünü mutlaklaştırmaz.

Nahl 73’ün başka önemli mesajı rızık konusunda hurafeye kapılmamaktır.

Birisi:

“Şu nesneyi cebinde taşırsan para yağar.”

“Şu kristali evine koyarsan rızık enerjin açılır.”

“Şu sayıyı yazarsan kesin zengin olursun.”


diyebilir.

Böyle iddialar için delil gerekir.

Ekonomik başarı genellikle:

Bilgi.

emek.

fırsat.

sermaye.

pazar.

şartlar.

gibi gerçek sebeplerle ilişkilidir.

Dua ve inanç insan için manevi güç olabilir.

Ama bunları kanıtsız para garantisi satan sistemlere çevirmek farklı bir şeydir.

Tevhid, insanı sahte metafizik ticaretten de koruyabilir.

Nahl 73’ün başka önemli mesajı “Allah verirse olur” sözünü insan hakkını geciktirmek için kullanmamaktır.

Bir insan sana borçlu.

Parası var.

Ama:

“Allah sana başka yerden verir.”

diyor.

Bu doğru değildir.

Allah’ın başka yerden verebilmesi, senin borcunu ödememe hakkı vermez.

Bir işveren maaşı geciktiriyor:

“Rızkınız Allah’tan.”

diyor.

Bu da aynı problemdir.

Allah’a ait bir hakikati, insan sorumluluğundan kaçış cümlesine çevirmek dinî dili suistimal etmektir.

Nahl 73’ün başka önemli mesajı rızkın yalnız çokluk olmadığını düşünmektir.

Bir insan çok kazanıyor ama:

Sürekli kaygılı.

ailesine vakit ayıramıyor.

sağlığını kaybediyor.

Başka biri daha mütevazı gelirle dengeli bir hayat yaşıyor.

Buradan:

“Az para her zaman daha iyidir.”

sonucu çıkmaz.

Ama rızık düşüncesi insanı yalnız sayı üzerinden hayat değerlendirmemeye çağırabilir.

Para önemlidir.

Fakat:

Sağlık.

zaman.

güven.

ilişkiler.

de insan hayatında büyük değere sahiptir.

Bolluk yalnız banka hesabındaki rakamla ölçülmeyebilir.

Nahl 73’ün başka önemli mesajı başarıyı Allah’ın özel onayı gibi okumamaktır.

Bir şirket büyüdü.

Bu:

İyi yönetim.

pazar koşulları.

şans.

çalışan emeği.

gibi nedenlerle açıklanabilir.

Ama:

“Şirketim büyüdü, demek Allah bütün davranışlarımdan razı.”

sonucu çıkmaz.

Aynı şekilde işin batması:

“Allah beni reddetti.”

demek değildir.

Dünyevî başarı ile ilahî ahlaki değerlendirme arasında mekanik bir eşitlik yoktur.

Kazanç, ilahî beraat belgesi değildir.

Nahl 73’ün başka önemli mesajı rızık korkusuyla ahlaki sınırları tamamen terk etmemektir.

İnsan işini kaybetmekten korkabilir.

Bu gerçek ve ağır bir korkudur.

Fakat korku:

Dolandırıcılığı.

rüşveti.

başkasının hakkını yemeyi.

otomatik olarak doğru yapmaz.

Bazen insan:

“Ailem için yapmak zorundaydım.”

diyebilir.

Aile sorumluluğu önemlidir.

Ama bu da her yöntemi helal hâle getirmez.

İyi amaç, yanlış yöntemi otomatik olarak temizlemez.

Nahl 73’ün başka önemli mesajı fakir insana tevekkül dersi verip zenginin sorumluluğunu unutmamaktır.

Yoksula:

“Allah’a güven.”

demek kolaydır.

Ama aynı toplum zengine:

“Çalışanın hakkını ver, borcunu öde, haksız kazançtan kaçın.”

demiyorsa dinî dil tek taraflı kullanılmaktadır.

Tevekkül:

Sadece güçsüzün sabrı değildir.

Güçlünün de:

Adalet.

emanet.

sorumluluk.

sınavıdır.

Din yoksulu susturup zengini rahatlatan araç hâline gelmemelidir.

Nahl 73’ün başka önemli mesajı yaratılmış olanın kendi sınırını bilmesidir.

İnsan teknolojide büyük ilerleme kaydetti.

Gıdayı depoluyor.

Genetik çalışıyor.

uzaya çıkıyor.

iklim modelleri kuruyor.

Bunların hepsi büyük başarılardır.

Ama insan hâlâ:

Yoktan hayat yaratmanın.

bütün geleceği bilmenin.

ölümü tamamen kaldırmanın.

mutlak sahibi değildir.

Bu gerçek bilimi küçümsemez.

Tam tersine bilimsel başarının insanın ne kadar çok şeyi hâlâ öğrenmekte olduğunu göstermesini sağlar.

Nahl 73’ün başka önemli mesajı Allah’a kulluğun insanı başka insanlara karşı daha özgür kılabilmesidir.

Eğer yalnız Allah mutlaksa:

Patron mutlak değildir.

lider mutlak değildir.

aile büyüğü mutlak değildir.

âlim mutlak değildir.

servet mutlak değildir.

toplumun alkışı mutlak değildir.

Bu, tevhidin güçlü özgürleştirici boyutlarından biridir.

İnsan herkese saygı gösterebilir.

Kurallara uyabilir.

Otoriteyle iş birliği yapabilir.

Ama hiçbir yaratılmışı Allah’ın yerine geçen sorgulanamaz güç hâline getirmek zorunda değildir.

Nahl Suresi 73. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Allah’ı bırakıp kendilerine göklerden ve yerden hiçbir rızık sağlayamayan ve buna güçleri yetmeyen şeylere kulluk ediyorlar” ifadesi, insanı yaratılmış sebepler ile gerçek ilahlık arasındaki sınırı korumaya çağırır. Ayet doktora gitmeyi, işverenden maaş almayı, devletten yardım istemeyi, çiftçinin çalışmasını veya insanların birbirine destek olmasını şirk hâline getirmez. Büyük mesaj şudur: Sebebi kullan ama sebebi ilahlaştırma; çalış ama başarını yalnız kendine mal etme; insanlardan yardım iste ama hiçbir insanı mutlak güç sahibi sanma; rızkı Allah’tan bil ama bu sözü emeği küçümsemek, borcu ödememek veya işçi hakkını yemek için kullanma. Çünkü yaratılmış sebepler gerçek olabilir, fakat hiçbir yaratılmış Allah’tan bağımsız biçimde gökten ve yerden rızık yaratabilecek mutlak ilah değildir.”

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 74. ayette, “Allah’a benzerler yakıştırmayın. Şüphesiz Allah bilir, siz bilmezsiniz” buyurulacaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle Allah’ı insan veya başka yaratılmışlarla aynı kategoriye koymamak, ilahî sıfatları fiziksel beden ve mekân tasvirlerine dönüştürmemek, eğitim amacıyla kullanılan benzetmelerle Allah’a gerçek eş ve benzer isnat etmeyi ayırmak, ‘Allah bilir, siz bilmezsiniz’ ifadesini soru sormayı veya bilimsel araştırmayı yasaklayan bir slogan hâline getirmemek ve insan bilgisinin sınırlılığıyla ilahî bilginin kuşatıcılığı arasındaki farkı dikkatle açıklamak gerekecektir.

Ve belki Nahl Suresi 73. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Hayatımızdaki sebepleri hangi noktada araç olmaktan çıkarıp mutlak güç hâline getiriyoruz? Maaşımızı işveren ödediği için vicdanımızı da ona teslim ediyor muyuz? Doktoru uzman olarak mı görüyoruz, yoksa yanılmaz biri gibi mi? Para kaybolduğunda hayatın tamamen bittiğini mi düşünüyoruz? Allah’a tevekkül adına çalışmayı ve planlamayı mı terk ediyoruz? Yoksa “her şeyi ben kazandım” diyerek bize bağlı olmayan şartları mı unutuyoruz? Ve en önemlisi, tevhid bize sebepleri reddetmeyi değil, sebeplerin gerçek gücünü kabul ederken hiçbirine Allah’a ait mutlaklığı vermemeyi öğretmiyor mu?

“Nahl 73, ‘Allah’ı bırakıp kendilerine göklerden ve yerden hiçbir rızık veremeyen ve buna güç yetiremeyen şeylere kulluk ediyorlar’ buyurarak yaratılmış sebep ile ilahî kaynak arasındaki sınırı gösterir. Doktorun tedavisi, işverenin maaşı, çiftçinin emeği ve insanların birbirine yardımı gerçektir; fakat bunların hiçbiri Allah’tan bağımsız mutlak güç değildir. Ayetin büyük dersi şudur: Sebebi inkâr etme ama sebebi ilahlaştırma; çalışmayı tevekküle, tevekkülü de tembelliğe karşıt hâle getirme. İnsanlara teşekkür et, hak edilmiş ücretini iste, uzmanlara başvur ve planını yap; fakat hiçbir insanı, parayı, makamı veya nesneyi hayatının mutlak sahibi sayma. Çünkü sebepler çoktur, fakat ilah yalnız Allah’tır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt