📖 Nahl Suresi 68. Ayette “Rabbin Bal Arısına Dağlardan, Ağaçlardan ve İnsanların Yaptıkları Yerlerden Kendine Yuvalar Edin Diye Vahyetti” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,655
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 68. Ayette “Rabbin Bal Arısına Dağlardan, Ağaçlardan ve İnsanların Yaptıkları Yerlerden Kendine Yuvalar Edin Diye Vahyetti” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Nahl Suresi 67. ayette hurma ve üzüm gibi nimetlerin insan eliyle farklı ürünlere dönüştürülebilmesi anlatılmış ve insan aklını kullanmaya çağrılmıştı. 68. ayette ise dikkatimiz küçücük fakat olağanüstü bir canlıya çevrilir: ‘Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları yapılardan kendine yuvalar edin.’ Buradaki ‘vahiy’, peygamberlere gönderilen dinî vahiy ile aynı anlamda değildir; Allah’ın arıya yaratılışına uygun biçimde yön vermesi, ona içgüdüsel bir davranış düzeni kazandırması anlamında anlaşılır. Arının davranışlarının biyolojiyle açıklanabilmesi de ayetle çelişmez. Bilim bu davranışların nasıl gerçekleştiğini araştırırken ayet, insanı bu olağanüstü düzen üzerinde düşünmeye çağırır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 68. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası şöyledir:

وَأَوْحَىٰ رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ أَنِ اتَّخِذِي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ

Okunuşu:

“Ve evhâ rabbuke ile’n-nahli eni’t-tehizî mine’l-cibâli buyûten ve mine’ş-şeceri ve mimmâ ya‘rişûn.”

Genel anlamı:

“Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları yapılardan kendine yuvalar edin.”

Ayet çok kısa görünmesine rağmen yaratılış, hayvan davranışları, içgüdü, insan-doğa ilişkisi ve ilahî yönlendirme açısından oldukça derin bir anlam taşır.

Kur’an burada insana yalnız:

“Arıya bak.”

demiyor.

Arının kendi hayatını sürdürebilmesi için sahip olduğu davranış düzenini düşünmeye çağırıyor.

2️⃣ Ayetteki “Vahiy” Kelimesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“Ve evhâ rabbuke ile’n-nahl.”

yani:

“Rabbin arıya vahyetti.”

buyurulur.

Burada kullanılan “vahiy” kelimesini peygamberlere gelen vahiy ile birebir aynı anlamda düşünmemek gerekir.

Kur’an dilinde vahiy kelimesi bağlama göre:

İlham etmek.

işaret etmek.

hızlı ve gizli biçimde bildirmek.

yaratılışa yön vermek.

gibi anlam alanlarına sahip olabilir.

Arı peygamber değildir.

Ona:

Dinî kitap.

şeriat.

insanlara iletilecek mesaj.

verilmemiştir.

Buradaki anlam daha çok Allah’ın arının yaratılışına yerleştirdiği yönlendirme olarak anlaşılır.

3️⃣ Arıya Vahiy, Arının Allah’ın Sesini Duyduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Böyle bir ayrıntıyı ayetten çıkaramayız.

Ayet:

“Arı insan diliyle bir cümle duydu.”

demiyor.

Allah’ın yönlendirmesinin nasıl gerçekleştiğinin bütün mahiyetini bilmiyoruz.

Modern biyoloji arı davranışlarını:

Genetik yapı.

sinir sistemi.

duyusal algı.

hormonlar.

içgüdüsel davranış kalıpları.

çevresel uyarılar.

üzerinden inceleyebilir.

Bunların açıklanması ayetin anlamını ortadan kaldırmaz.

Mümin açısından bunların kendisi de yaratılmış düzenin parçalarıdır.

Dolayısıyla:

“Ya Allah yönlendirdi ya genetik ve sinir sistemi yaptı.”

şeklinde bir karşıtlık kurmak zorunda değiliz.

4️⃣ İçgüdü Nedir ve Ayetle Nasıl İlişkilidir ❓​

İçgüdü, hayvanların bazı karmaşık davranışları uzun bir eğitim süreci geçirmeden gerçekleştirebilmesini açıklamak için kullanılan biyolojik kavramlardan biridir.

Arı:

Petek yapabilir.

çiçek bulabilir.

kovana dönebilir.

koloni içinde belirli görevleri yerine getirebilir.

Bunların önemli bölümü öğrenme ile içgüdüsel davranışın birlikte işlediği karmaşık süreçlerdir.

Kur’an ise bunun mekanizmasını teknik biyoloji diliyle anlatmak yerine:

“Rabbin arıya vahyetti.”

diyerek bu davranış düzeninin nihai yaratılış kaynağına dikkat çeker.

İçgüdünün bilimsel açıklaması ile ilahî yaratılış düşüncesi zorunlu olarak rakip değildir.

5️⃣ Arılar Gerçekten Dağlarda Yuva Yapar mı ❓​

Evet.

Yabani bal arıları doğal ortamda uygun:

Kaya boşluklarında.

mağara veya yarıklarda.

ağaç kovuklarında.

korunaklı alanlarda.

koloni oluşturabilirler.

Ayetin:

“Dağlardan evler edin.”

ifadesi böyle doğal yuvalanma alanlarını kapsar.

Buradaki “ev” kelimesini insan evi gibi kapısı, penceresi olan yapı olarak düşünmemek gerekir.

Arı için güvenli koloni alanı onun evidir.

Kur’an insanın anlayabileceği bir kelime kullanarak arının barınma ve koloni düzenine dikkat çeker.

6️⃣ “Ağaçlardan Kendine Evler Edin” Ne Demektir ❓​

Ağaç kovukları bal arıları için doğal yuvalanma alanları olabilir.

Özellikle büyük ve yaşlı ağaçlarda oluşan boşluklar kolonilerin:

Hava şartlarından.

bazı yırtıcılardan.

aşırı sıcak veya soğuktan.

belirli ölçüde korunmasına yardımcı olabilir.

Arılar böyle alanlarda:

Petek oluşturabilir.

yavrularını yetiştirebilir.

bal depolayabilir.

Koloni yaşayabilir.

Ayet böylece insanın gözünün önündeki bir davranışı tefekkür konusu hâline getirir.

7️⃣ “İnsanların Yaptıkları Şeylerden” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“Ve mimmâ ya‘rişûn.”

ifadesi geçer.

Bu ifade insanların kurdukları, yükselttikleri veya hazırladıkları yapılar anlamında açıklanmıştır.

Arıcılıkta insan:

Kovan.

barınak.

arı için uygun yapılar.

hazırlayabilir.

Arılar bunları kullanabilir.

Burada insan ile hayvan arasında ilginç bir ilişki vardır.

İnsan yapı sağlar.

Arı kendi biyolojik düzenine göre kolonisini kurar.

İnsan arının davranışını tamamen üretmez; ona uygun ortam sağlayabilir.

Bu, insanın doğayı bütünüyle kontrol etmediğini, çoğu zaman doğanın var olan işleyişiyle iş birliği yaptığını gösterir.

8️⃣ Kur’an Modern Arı Kovanlarını Önceden mi Haber Veriyor ❓​

Ayeti böyle zorlamak gerekmez.

İnsanların arılar için yapı veya yuvalanma alanı hazırlaması çok eski dönemlerden beri bilinen bir uygulamadır.

Nahl 68’in amacı:

“Gelecekte modern arıcılık teknolojisi kurulacak.”

şeklinde teknolojik kehanet vermek değildir.

Ayet, insanların oluşturduğu yapılarda da arıların yuva edinebilmesine dikkat çeker.

Modern kovanlar bu ilişkinin günümüzde gelişmiş biçimlerinden biridir.

Ayetin değerini artırmak için ona geleceğin teknik tasarımını yüklemeye gerek yoktur.

9️⃣ Arılar Petek Yapmayı Nasıl Biliyor ❓​

Arıların petek yapma davranışı biyolojik olarak son derece karmaşıktır.

İşçi arılar balmumu üretir ve bunu kullanarak hücreler oluşturur.

Koloni içindeki çok sayıda arının davranışları birbirine uyum sağlar.

Burada tek bir arının:

“Şimdi bir mühendislik projesi hazırlayayım.”

diye insan gibi bilinçli matematik hesabı yaptığını varsaymak gerekmez.

Karmaşık düzen, çok sayıda bireyin görece basit davranışlarının birlikte çalışmasıyla ortaya çıkabilir.

İşte bu durum ayetin tefekkür açısından dikkat çektiği alanlardan biridir:

Küçük canlılar, son derece karmaşık toplu davranışlar ortaya çıkarabilmektedir.

🔟 Peteklerin Altıgen Olması Kur’an’da Bilimsel Mucize Olarak Anlatılıyor mu ❓​

Nahl 68’de peteğin altıgen yapısından açıkça söz edilmez.

Bu nedenle:

“Bu ayet altıgen geometrisini bilimsel mucize olarak açıklıyor.”

demek ayetin söylediğinden daha fazlasını söylemek olur.

Arı peteklerinin geometrisi gerçekten çok ilginçtir ve matematiksel, fiziksel, biyolojik açıdan incelenebilir.

Ancak ayetin doğrudan konusu:

Peteğin açısı.

hücre geometrisi.

malzeme optimizasyon formülü.

değildir.

Bilimsel gerçek ne kadar etkileyici olursa olsun, Kur’an’a söylemediği cümleyi söyletmeye ihtiyaç yoktur.

1️⃣1️⃣ Arıların Kolonisinde Kraliçe Arı Her Şeyi Yönetir mi ❓​

“Kraliçe” kelimesi insan siyasi sistemi çağrıştırdığı için bazen yanlış anlaşılabilir.

Kraliçe arı:

İnsan kraliçesi gibi emir veren.

işçilere görev dağıtan.

politik kararlar alan.

bir hükümdar değildir.

Temel rolü özellikle üreme ile ilgilidir.

Koloninin davranışları:

İşçi arıların etkileşimleri.

feromonlar.

çevresel koşullar.

koloni ihtiyaçları.

gibi birçok mekanizmanın birlikte çalışmasıyla ortaya çıkar.

Bu nedenle:

“Arıların kraliçesi bütün kovanı tek başına yönetiyor.”

anlatımı biyolojik gerçekliği aşırı insanlaştırabilir.

1️⃣2️⃣ Arı Toplumunu İnsan Toplumuna Birebir Örnek Alabilir miyiz ❓​

Hayır.

Arılardaki:

Görev paylaşımı.

koloni düzeni.

iş birliği.

insana düşündürücü gelebilir.

Ama arı kolonisini insan siyasetine doğrudan model yapmak doğru değildir.

Arılar:

İnsanlar gibi ahlaki özgürlük taşıyan bireyler değildir.

Seçim yapıp anayasa hazırlamazlar.

İnsan hakları tartışmazlar.

Felsefe üretmezler.

Dolayısıyla:

“Arılarda böyle, insanlar da böyle yaşamalı.”

şeklindeki doğrudan çıkarımlar problemli olabilir.

Doğadan ibret alınabilir; fakat doğa davranışı otomatik ahlak yasası değildir.

1️⃣3️⃣ Arılar Allah’a İtaat Ettikleri İçin mi Böyle Davranıyor ❓​

Ayet, arının davranışını Allah’ın yaratılış yönlendirmesiyle ilişkilendirir.

Fakat bunu insanın ahlaki itaatiyle birebir aynı görmek doğru değildir.

İnsan:

Emri anlayabilir.

kabul edebilir.

reddedebilir.

ahlaki sorumluluk taşıyabilir.

Arının davranışı ise biyolojik yaratılış düzeni içinde işler.

Bu nedenle arıya:

“Takvalı arı.”

“Günahkâr arı.”


gibi insan ahlak kategorileri yüklemek doğru değildir.

Yaratılış düzenine tabi olmak ile ahlaki seçimle itaat etmek aynı şey değildir.

1️⃣4️⃣ Arıların Davranışlarını Bilimsel Olarak Araştırmak Ayetin Manevî Boyutunu Azaltır mı ❓​

Hayır.

Tam tersine ayrıntıları öğrenmek hayreti artırabilir.

Arıların:

Koku algısı.

görsel algısı.

yön bulması.

iletişim davranışları.

çiçek seçimi.

koloni düzeni.

bilimsel araştırmanın konusudur.

İnsan bunları öğrendikçe:

“Demek bu küçücük canlıda bu kadar karmaşık sistem varmış.”

diye daha derin tefekkür edebilir.

Bilim:

Nasıl işliyor?

sorusunu araştırır.

Ayet ise insanı:

“Bu düzen üzerinde düşün.”

diye çağırır.

Bilmek, hayreti öldürmek zorunda değildir.

1️⃣5️⃣ Arıların “Dansı” Gerçekten Bir İletişim Biçimi midir ❓​

Bal arılarının özellikle besin kaynağının yönü ve uzaklığıyla ilişkili hareket örüntülerinin koloni içi iletişimde rol oynadığı bilimsel olarak araştırılmıştır.

Bu davranış son derece dikkat çekicidir.

Ancak arının insan gibi:

“Sana koordinat vereyim.”

diye bilinçli dil kurduğu düşünülmemelidir.

Bu, biyolojik iletişim sistemidir.

İnsan diliyle aynı değildir.

Burada da aynı ilke geçerlidir:

Hayvanın yeteneğini küçümsemek de onu insanlaştırmak da gereksizdir.

Arı, arı olarak zaten olağanüstü bir canlıdır.

1️⃣6️⃣ Arının Küçük Olması Onu Önemsiz Yapar mı ❓​

Hayır.

Kur’an’ın burada küçücük bir canlıyı örnek göstermesi son derece anlamlıdır.

İnsan çoğu zaman değeri:

Büyüklük.

güç.

görünürlük.

ile ölçer.

Oysa küçük bir arı:

Bitkilerin tozlaşmasına katkıda bulunabilir.

ekosistem içinde rol oynar.

bal ve başka arı ürünleri üretebilir.

karmaşık koloni hayatının parçasıdır.

Bu bize önemli bir düşünce sunar:

Küçük olmak, önemsiz olmak değildir.

Doğadaki birçok temel işlev gözle zor görülen canlılara bile bağlı olabilir.

1️⃣7️⃣ Arılara Zarar Vermek veya Onların Yaşam Alanlarını Yok Etmek Nasıl Değerlendirilmelidir ❓​

İnsan arılardan yararlanıyorsa onların yaşam koşullarını da düşünmelidir.

Yoğun pestisit kullanımı.

habitat kaybı.

çiçek çeşitliliğinin azalması.

bazı hastalık ve parazitler.

arı kolonilerini etkileyebilir.

Bunların her birinin teknik değerlendirmesi bilimsel araştırma gerektirir.

Ayet doğrudan modern çevre politikası belirlemez.

Fakat insana şu ahlaki soruyu sordurabilir:

Yararlandığımız canlıların yaşama koşullarını tamamen yok ederek ne kadar sorumlu davranıyoruz?

Nimet yalnız tüketilecek kaynak değil, korunması gereken bir sistemin parçası olabilir.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 67 ve 68. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Nahl 67’de:

Hurma.

üzüm.

insanın bunları işleme kabiliyeti.

anlatılmıştı.

Nahl 68’de ise:

Arıya.

arının yuva kurma düzenine.

geçilir.

Böylece insanın önüne farklı hayat biçimleri konulur.

Bitki ürünleri insan tarafından işleniyor.

Arı ise kendi yaratılış düzeni içinde hareket ediyor.

Her ikisi de insanı akletmeye ve ibret almaya çağıran büyük tabiat tablosunun parçalarıdır.

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 69. ayette, arıya bütün ürünlerden yemesi ve Rabbinin yollarında boyun eğerek ilerlemesi bildirilecek; ardından arının karınlarından farklı renklerde bir içecek çıktığı ve onda insanlar için şifa bulunduğu söylenecektir. Bu ayeti ele alırken özellikle balın “şifa” oluşunun ne anlama geldiği, balı bütün hastalıkların mucize ilacı gibi sunmamak, modern tıbbı terk etmemek, balın bazı tıbbi kullanımlarına dair bilimsel araştırmaları ölçülü anlatmak, diyabet ve bebeklerde bal kullanımı gibi sağlık sınırlamalarını göz ardı etmemek, farklı renkli balların neden oluştuğu ve ‘şifa’ kelimesini garanti tedavi anlamına çevirmemek üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Nahl Suresi 68. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Nahl Suresi 68. ayet, insanı belki de her gün gördüğü fakat yeterince düşünmediği küçük bir canlıya yöneltir:

Bal arısına.

Arı küçüktür.

Ama yaptığı işler küçümsenecek kadar basit değildir.

Uygun yuva bulur.

Koloni kurar.

Petek üretir.

Çiçekleri bulur.

Tekrar yuvasına döner.

Koloni içinde karmaşık bir düzenin parçası olur.

İnsan bütün bunları gördüğünde:

“Arı bunu nasıl biliyor?”

diye sorar.

Modern biyoloji bunun önemli bölümlerini:

Genetik.

sinir sistemi.

duyusal algı.

öğrenme.

içgüdü.

koloni davranışı.

üzerinden açıklar.

Kur’an ise bir başka düzlemde:

“Rabbin arıya vahyetti.”

der.

Bu iki açıklamayı birbirine düşman yapmak zorunda değiliz.

Bilim:

Mekanizmayı inceler.

İman:

Mekanizmanın nihai varlık temelini Allah’a bağlar.

Arının sinir sistemini keşfetmek, Allah’ın yaratılış düzenini ortadan kaldırmaz.

Nahl 68’in başka önemli mesajı vahiy kelimesinin her kullanımını peygamber vahyi sanmamaktır.

Bu çok önemlidir.

Kur’an’da bir kelime farklı bağlamlarda farklı anlam genişliğine sahip olabilir.

Arıya vahiy:

Arının peygamber olması değildir.

Arının dinî kitap alması değildir.

Arının insanlara şeriat getirmesi değildir.

Burada vahiy, yaratılışa özgü ilahî yönlendirme anlamında anlaşılır.

Bu bize Kur’an okurken önemli bir yöntem öğretir:

Aynı kelimenin her ayette otomatik olarak aynı teknik anlamda kullanıldığını varsayma; bağlama bak.

Nahl 68’in başka önemli mesajı doğa ile vahiy dilini kavga ettirmemektir.

Bir bilim insanı:

“Arının bu davranışı genetik ve nörolojik mekanizmalarla gerçekleşiyor.”

diyor.

Bir mümin:

“Allah arıya vahyetti.”

diyor.

Eğer iki taraf aynı düzlemde konuşmuyorsa bunlar zorunlu olarak çelişmeyebilir.

Birincisi:

Nasıl?

sorusunu açıklar.

İkincisi:

Bu yaratılış düzeninin nihai kaynağı nedir?

sorusuna cevap verir.

Bilim ilerledikçe:

“Allah’ın yaptığı işler azalıyor.”

gibi düşünmek gereksizdir.

Çünkü Allah inancı bilimsel açıklamanın boşluklarına yerleştirilen geçici açıklama olmak zorunda değildir.

Allah, bilimin henüz bilmediği şeylerin adı değildir.

Nahl 68’in başka önemli mesajı arıyı insanlaştırmamaktır.

Arıya:

“Mühendis.”

“mimar.”

“kraliçeye bağlı çalışan.”


gibi mecazlar kullanılabilir.

Bunlar anlatımı kolaylaştırabilir.

Ama gerçekten insan toplumu gibi düşündüğümüzde hata yapabiliriz.

Arı:

İnsan gibi matematik kitabı okumaz.

Siyasi otorite seçmez.

Ahlaki sözleşme yapmaz.

Kraliçe arı da insan hükümdar gibi emir vermez.

Doğayı anlamak için benzetme kullanabiliriz; fakat benzetmeyi gerçekliğin kendisi sanmamalıyız.

Nahl 68’in başka önemli mesajı düzenin yalnız merkezi bir komutla ortaya çıkmak zorunda olmadığını düşündürmesidir.

Bir arı kolonisi son derece düzenlidir.

Ama her hareketin başında:

“Kraliçe emir verdi.”

diyen bir sistem bulunmaz.

Çok sayıda bireyin davranışı.

kimyasal sinyaller.

çevresel uyaranlar.

biyolojik programlar.

birlikte çalışır.

Sonuçta karmaşık bir koloni düzeni ortaya çıkar.

Bu bize yaratılışta düzenin bazen çok sayıda basit etkileşimin birlikte işlemesiyle oluşabileceğini gösterir.

Böyle bir bilimsel açıklama, düzenin yaratılmış olmasını reddetmez.

Nahl 68’in başka önemli mesajı insanın doğayı kontrol etmekten çok onunla çalıştığını hatırlatmaktır.

Arıcı kovan yapar.

Ama arıya petek yapmayı öğretemez.

Çiçek verir.

Ama arının karmaşık biyolojisini kendisi oluşturmaz.

Kovanı taşır.

Ama arının bütün davranışlarını tek tek yönetmez.

İnsan doğayla çalışır.

Onu belli ölçülerde yönlendirebilir.

Ama mutlak kontrol sahibi değildir.

Bu, modern insanın teknolojiyle büyüyen gücünün yanında önemli bir tevazu dersidir.

Doğayı kullanabiliriz; fakat doğanın yaratıcısı değiliz.

Nahl 68’in başka önemli mesajı arıcının emeğini de görmektir.

Bal sofraya geldiğinde:

“Arı yaptı.”

deriz.

Doğru.

Ama arıcı da:

Kovanı takip eder.

hastalıklarla mücadele eder.

koloniyi korur.

uygun koşulları sağlar.

hasat yapar.

ürünü hazırlar.

Dolayısıyla Nahl’ın önceki ayetlerinde gördüğümüz denge burada da geçerlidir:

Nimeti Allah’tan bilmek, insan emeğini görünmez yapmak değildir.

İnsan sebeptir.

Emeğinin karşılığı vardır.

Şükür, emeğin hakkını vermekle çelişmez.

Nahl 68’in başka önemli mesajı arıların ekolojik rolünü yalnız bal üretimine indirgememektir.

İnsan arıya baktığında yalnız:

“Ne kadar bal verir?”

diye düşünürse canlıyı ekonomik ürüne indirger.

Oysa arılar ve diğer tozlaştırıcılar birçok bitkinin üreme süreçlerinde önemli rol oynayabilir.

Ekolojik sistem:

Birbirine bağlı çok sayıda canlıdan oluşur.

Bir türün azalması başka türleri ve tarımsal sistemleri etkileyebilir.

Bu nedenle doğayı yalnız tek ürün üzerinden değerlendirmek kısa görüşlü olabilir.

Bir canlı bazen bize doğrudan sattığı üründen çok daha büyük ekolojik işlev taşır.

Nahl 68’in başka önemli mesajı arıların azalmasıyla ilgili her haberi kıyamet senaryosuna çevirmemektir.

Arı popülasyonları konusunda bilimsel kaygılar olabilir.

Pestisitler.

habitat değişiklikleri.

iklim koşulları.

parazitler.

hastalıklar.

farklı bölgelerde etkili olabilir.

Ama:

“Arılar tamamen yok oluyor, dünya birkaç yıl içinde bitecek.”

gibi abartılı ve doğrulanmamış iddialara karşı dikkatli olmak gerekir.

Çevresel sorunlar ciddiye alınmalı ama bilimsel veri yerine korku yayılmamalıdır.

Dinî duyarlılık da doğruluk ilkesini terk etmemelidir.

Nahl 68’in başka önemli mesajı küçük canlıların büyük önem taşıyabileceğidir.

İnsan çoğu zaman:

Büyük hayvanlara.

dağlara.

okyanuslara.

hayran olur.

Kur’an ise küçücük arıyı da tefekkür konusu yapar.

Bu önemli bir bakış değişikliğidir.

Doğanın değeri yalnız büyüklükte değildir.

Bakteri.

mantar.

böcek.

tozlaştırıcı.

gibi küçük canlılar büyük ekolojik sistemlerin temel parçaları olabilir.

Küçüklük, değersizliğin ölçüsü değildir.

Nahl 68’in başka önemli mesajı hayvan davranışındaki düzenden ahlaki olarak kibir üretmemektir.

İnsan:

“Bak arılar ne kadar düzenli, insanlar da tek lidere kayıtsız şartsız itaat etmeli.”

diyebilir.

Bu yanlış çıkarım olur.

Arı kolonisi:

İnsan toplumu değildir.

İnsan:

Ahlaki iradeye.

bireysel haklara.

hukuka.

özgür düşünceye.

sahiptir.

Doğadaki davranışı doğrudan siyasi ideolojiye çevirmek doğalcı yanılgıya götürebilir.

Doğada bir şeyin bulunması:

“İnsanlar için ahlaken böyle olmalıdır.”

demek değildir.

Nahl 68’in başka önemli mesajı insanın bilgi karşısında mütevazı olmasıdır.

Arılar yüzyıllardır gözümüzün önündeydi.

Ama insan onların davranışlarını zamanla daha ayrıntılı keşfetti.

Bugün bildiklerimiz yarın daha da gelişebilir.

Bu bize:

“Artık arılar hakkında her şeyi biliyoruz.”

demememiz gerektiğini öğretir.

Bilim:

Yeni gözlemler.

yeni deneyler.

yeni açıklamalar.

üretebilir.

Dinî tefekkür de bilimsel bilinmezliği:

“Burada kesin mucize var.”

diye acele kapatmamalıdır.

Bilmediğimiz yerde ‘henüz bilmiyoruz’ demek hem bilime hem imana saygılıdır.

Nahl 68’in başka önemli mesajı hayvanı yalnız insanın eğlencesi için rahatsız etmemektir.

Bir arı kovanı merak uyandırabilir.

Ama sırf eğlence için:

Kovanı bozmak.

arıları öldürmek.

koloniyi gereksiz yere rahatsız etmek.

doğru değildir.

İnsan gözlem yapabilir.

Bilimsel araştırma yapabilir.

Arıcılık yapabilir.

Ama bunun da yöntemleri ve sorumluluğu vardır.

Merak, canlıya gereksiz zarar verme hakkı değildir.

Nahl 68’in başka önemli mesajı insanın yaptığı yapıların doğaya hizmet de zarar da verebileceğidir.

Ayette arıların insanların yaptığı yapılardan da yuva edinmesi zikredilir.

Bu, insan yapısının doğayla her zaman çatışmak zorunda olmadığını düşündürebilir.

İnsan doğru tasarlarsa:

Yaşam alanı sağlayabilir.

habitatı destekleyebilir.

Doğru tasarlamazsa:

Yaşam alanlarını yok edebilir.

Bu, modern çevre düşüncesinde önemli bir sorudur:

Şehirleri yalnız insanlar için mi, yoksa diğer canlılarla birlikte yaşanabilir şekilde mi tasarlıyoruz?

Ayet bunun teknik çözümünü vermez; fakat düşünmeye güçlü bir kapı açar.

Nahl 68’in başka önemli mesajı yaratılışta yönlendirme fikrinin cebir anlamına gelmemesidir.

Arının biyolojik davranışı ile insanın ahlaki seçimi aynı değildir.

Arı yaratılış programına büyük ölçüde bağlı hareket eder.

İnsan ise:

Düşünebilir.

itiraz edebilir.

seçebilir.

yanlış yapabilir.

Bu nedenle:

“Allah arıyı yönlendiriyor, demek insanın da hiçbir özgürlüğü yok.”

sonucu çıkarılmaz.

Aynı Kur’an insanı birçok yerde:

Seçiminden.

niyetinden.

davranışından.

sorumlu tutar.

Hayvan içgüdüsü, insan kaderi için birebir model değildir.

Nahl 68’in başka önemli mesajı Allah’ın yaratılış düzenini insanın kutsal varlıklar üretmesine gerek bırakmayacak biçimde düşünmektir.

Arı olağanüstü olabilir.

Ama arı:

İlah değildir.

Kutsal bağımsız güç değildir.

Kader belirlemez.

Allah’a ortak değildir.

Kur’an’ın doğaya hayranlık çağrısı:

Doğayı ilahlaştırmak değildir.

Tam tersine doğadaki düzen üzerinden yaratıcıya yönelmektir.

Bir canlıyı takdir etmek ile ona ilahî güç yüklemek birbirinden ayrılmalıdır.

Nahl 68’in başka önemli mesajı tefekkürün günlük hayatın içinden başlayabileceğidir.

İnsan büyük bir mucize bekliyor olabilir.

Gökyüzünde olağanüstü bir işaret.

doğa yasalarını bozan bir olay.

görmek isteyebilir.

Kur’an ise:

Bir arıya bak.

diyor.

Bu son derece anlamlıdır.

Bazen insanın düşünmesi için olağanüstü bir olay gerekmez.

Küçük bir canlı bile yeterlidir.

Sorun işaretin azlığı değil, insanın bakışının alışkanlık yüzünden körelmesi olabilir.

Nahl Suresi 68. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Rabbin bal arısına, dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları yapılardan kendine yuvalar edin diye vahyetti” ifadesi, arının yaratılışına yerleştirilen olağanüstü yönlendirme ve davranış düzenine dikkat çeker. Buradaki vahiy peygamberlik vahyi değildir; arı peygamber değildir ve insan gibi dinî emir alan ahlaki bir özne olarak anlatılmaz. Büyük mesaj şudur: Arının davranışlarını bilimsel olarak araştırmaktan korkma, içgüdü ve genetik açıklamalarını Allah’ın yaratmasına rakip sanma, doğayı insanlaştırma ve arı kolonisini insan siyasetine birebir model yapma. Küçücük bir canlıda görülen düzeni fark et, ondan yararlanırken yaşam alanını yok etme ve bilmediğin ayrıntılarda ‘bilmiyorum’ diyebil. Çünkü gerçek tefekkür, bilimin açıklamasından kaçmak değil; açıklanan düzenin içinde de hayret ve sorumluluğu koruyabilmektir.”

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 69. ayette, arıya bütün ürünlerden yemesi ve Rabbinin yollarında boyun eğerek ilerlemesi bildirilecek, ardından “Onların karınlarından renkleri farklı bir içecek çıkar; onda insanlar için şifa vardır” buyurulacaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle balın şifa oluşunun bütün hastalıkları kesin tedavi ettiği anlamına gelmemesi, balın bilimsel olarak incelenen bazı faydaları, tıbbi kullanım ile günlük gıda kullanımını ayırmak, doktor ve ilaç tedavisini bal uğruna terk etmemek, bir yaşından küçük bebeklere bal verilmemesi gibi güvenlik noktaları, diyabet ve kan şekeri açısından balın yine şeker içeren bir gıda olması, farklı renkli balların bitki kaynağına göre değişebilmesi ve “şifa” kavramının mucize tedavi pazarlamasına dönüştürülmemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Nahl Suresi 68. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir arıya baktığımızda yalnız bal üreten küçük bir böcek mi görüyoruz, yoksa arkasındaki büyük yaşam düzenini fark ediyor muyuz? Bilim arının davranışlarını açıkladığında imanımızın azalması gerektiğini mi düşünüyoruz? “Vahiy” kelimesini her yerde peygamber vahyi sanarak bağlamı mı kaybediyoruz? Arı kolonisini insan toplumuna zorla model yapıp doğadan siyasi hükümler mi çıkarıyoruz? Yararlanırken arıların yaşam alanlarını koruyor muyuz? Ve en önemlisi, Kur’an küçücük bir arıyı bile tefekkür konusu yapıyorsa, belki de hakikati görmek için her zaman olağanüstü mucizeler değil, sıradan sandığımız şeylere gerçekten dikkatle bakmak gerekmiyor mu?

“Nahl 68, ‘Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları yapılardan kendine yuvalar edin’ buyurarak küçücük bir canlıdaki büyük davranış düzenini insanın dikkatine sunar. Buradaki vahiy peygamber vahyi değil, arının yaratılışına verilmiş ilahî yönlendirmedir; arının davranışlarını genetik, sinir sistemi ve içgüdüyle açıklamak da ayetin anlamını ortadan kaldırmaz. Ayetin büyük dersi şudur: Bilimi yaratıcıya rakip sanma, doğayı insanlaştırma, arı kolonisinden zorla insan siyaseti üretme ve yararlandığın canlıların yaşam alanlarını değersiz görme. Çünkü bazen yaratılışın büyüklüğünü görmek için gökyüzünün yarılmasını beklemek gerekmez; küçücük bir arıya dikkatle bakmak bile insanın ne kadar çok şeyi henüz anlamaya çalıştığını göstermeye yeter.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt