📖 Nahl Suresi 62. Ayette “Kendilerinin Hoşlanmadığı Şeyleri Allah’a İsnat Ediyorlar; Dilleri İse En Güzel Sonucun Kendilerine Ait Olduğu Yalanını

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,655
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 62. Ayette “Kendilerinin Hoşlanmadığı Şeyleri Allah’a İsnat Ediyorlar; Dilleri İse En Güzel Sonucun Kendilerine Ait Olduğu Yalanını Söylüyor” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Nahl Suresi 61. ayette Allah’ın insanları zulümleri sebebiyle hemen cezalandırmadığı, onlara belirlenmiş bir süreye kadar mühlet verdiği bildirilmişti. 62. ayet ise bu mühleti yanlış anlayan insanın başka bir çelişkisini ortaya koyar: Kendisi için hoş görmediğini Allah’a yakıştırmak, ardından da hiçbir sağlam temele dayanmadan ‘En güzel son zaten bizimdir’ diye konuşmak. Ayet böylece hem Allah hakkında delilsiz konuşmayı hem de dinî kimliği otomatik kurtuluş garantisine dönüştürmeyi eleştirir. İnsan, Allah’ın rahmetini umut edebilir; fakat Allah adına kendisine cennet garantisi dağıtamaz.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 62. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası şöyledir:

وَيَجْعَلُونَ لِلَّهِ مَا يَكْرَهُونَ وَتَصِفُ أَلْسِنَتُهُمُ الْكَذِبَ أَنَّ لَهُمُ الْحُسْنَىٰ ۖ لَا جَرَمَ أَنَّ لَهُمُ النَّارَ وَأَنَّهُم مُّفْرَطُونَ

Okunuşu:

“Ve yec‘alûne lillâhi mâ yekrahûne ve tesifu elsinetuhumu’l-kezibe enne lehumu’l-husnâ. Lâ cerame enne lehumu’n-nâra ve ennehum mufratûn.”

Genel anlamı:

“Kendilerinin hoşlanmadıkları şeyleri Allah’a isnat ediyorlar; dilleri ise yalan yere en güzel sonucun kendilerine ait olduğunu söylüyor. Şüphesiz onlar için ateş vardır ve onlar oraya önden gönderileceklerdir.”

Son kısımdaki “mufratûn” kelimesinin açıklanışında tefsirlerde farklı yorumlar vardır. Öne sürülen anlamlar arasında ateşe önden sevk edilmek, orada bırakılmak veya öne geçirilmek gibi açıklamalar bulunur. Bu nedenle kelimeyi tek bir Türkçe karşılığa aşırı kesinlikle sabitlememek daha ihtiyatlıdır.

Ayetin ana çizgisi ise açıktır: Allah hakkında çarpık isnatlarda bulunup sonra kendisini otomatik olarak kurtulmuş saymak büyük bir çelişkidir.

2️⃣ “Kendilerinin Hoşlanmadığı Şeyleri Allah’a İsnat Ediyorlar” Ne Demektir ❓​

Bu ifade doğrudan önceki ayetlerle bağlantılıdır.

Bazı müşrikler kız çocuklarını kendileri için istemiyor, hatta bundan utanıyor; buna karşılık melekleri Allah’ın kızları sayıyorlardı. Kur’an onların kendi değer yargılarını kendilerine karşı kullanarak şöyle bir çelişkiyi gösterir:

Kendin için istemediğini neden Allah’a yakıştırıyorsun?

Burada tekrar önemli bir ayrım gerekir: Ayet kız çocuklarını değersiz görmüyor. Değersiz gören insanların tutarsızlığını teşhir ediyor.

Asıl teolojik sorun ise daha da temeldir: Allah’ın zaten çocuğu yoktur. Dolayısıyla onların çifte standardı, yanlış bir Allah tasavvurunun üzerine kurulmuştur.

3️⃣ Bu Ayetin Ana Eleştirisi Yalnız Kız Çocuğu Meselesi midir ❓​

Hayır.

Yakın bağlam kız çocukları ve Allah’a çocuk isnadıyla ilgilidir; fakat ayetin ortaya koyduğu ahlaki ilke daha geniştir:

İnsan kendi eksik ölçülerini Allah’a taşımamalıdır.

Bir insan Allah’ı kendi:

Kültürünün.

öfkesinin.

korkularının.

siyasi tercihinin.

kişisel çıkarının.

büyütülmüş hâli gibi düşünmeye başlayabilir.

Sonra:

“Ben böyle düşünüyorum, demek Allah da böyle düşünüyor.”

sonucuna varabilir.

Bu, son derece tehlikeli bir din anlayışıdır.

Allah bizim önyargılarımızın kutsallaştırılmış biçimi değildir.

4️⃣ “Dilleri Yalanı Tasvir Ediyor” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“Ve tesifu elsinetuhumu’l-kezib.”

buyurulur.

Bu ifade, onların dilleriyle yalan bir iddia kurduklarını anlatır.

Yani mesele yalnız içlerinden yanlış düşünmeleri değildir; o yanlış düşünceyi:

Dile getiriyorlar.

dinî iddia hâline getiriyorlar.

başkalarına aktarıyorlar.

Burada Kur’an’ın daha önceki ayetlerde gördüğümüz uyarısı yeniden karşımıza çıkar:

Allah adına konuşmak büyük sorumluluktur.

Bir insan:

“Ben böyle umuyorum.”

diyebilir.

Ama:

“Allah kesin bana şu sonucu verecek.”

dediğinde daha büyük bir iddia kurmuş olur.

5️⃣ “En Güzel Sonuç Bizimdir” Demeleri Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki “el-husnâ” ifadesi güzel sonuç, en güzel karşılık veya iyilik anlam alanında anlaşılır.

Bağlamda bu insanlar, Allah hakkında yanlış isnatlarda bulunmalarına rağmen kendilerini yine de güzel sonuca layık görüyorlar.

Bu insan psikolojisinde çok yaygın bir mekanizmadır:

Kişi kendi grubunu otomatik olarak haklı sayabilir.

“Biz yanlış yapmayız.”

“Biz seçilmişiz.”

“Bizim sonumuz zaten iyi.”

“Bizden olan kurtulur.”

gibi düşünceler oluşabilir.

Kur’an bu güveni sarsar.

Dinî aidiyet, ahlaki sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

6️⃣ Müslüman Olmak Otomatik Cennet Garantisi midir ❓​

İslamî öğretide iman son derece önemlidir; fakat bir insanın kendi kendisine:

“Ben Müslümanım, ne yaparsam yapayım kesin cennete gireceğim.”

şeklinde garanti vermesi doğru değildir.

Allah’ın rahmeti umulur.

Bağışlaması umulur.

İman korunur.

Salih amel önemsenir.

Tövbe edilir.

Ama nihai hüküm Allah’a aittir.

İnsan kendisi hakkında umutlu olabilir; fakat Allah’ın mahkemesini kendi lehine sonuçlandırmış gibi konuşmamalıdır.

Ümit başka, garanti dağıtmak başkadır.

7️⃣ “Bizim Grup Kurtulur” Düşüncesi Neden Tehlikelidir ❓​

Çünkü insan dinî aidiyetini ahlaki sorumluluğun yerine koyabilir.

Bir kişi:

“Ben doğru mezhepteyim.”

“Ben doğru cemaate mensubum.”

“Ben doğru millete aitim.”


diyebilir.

Bunlar onun kimliğinin parçaları olabilir.

Ama bunların hiçbiri:

Yalanı doğru yapmaz.

zulmü helal yapmaz.

kul hakkını ortadan kaldırmaz.

kibri ibadete dönüştürmez.

Doğru kimlik iddiası, yanlış davranışı otomatik olarak doğru yapmaz.

8️⃣ Cennet Hakkında Kim Kesin Konuşabilir ❓​

Kur’an veya sahih vahiy belirli insanlar hakkında açık bir müjde vermişse bu ayrı bir konudur.

Ama sıradan insanlar hakkında:

“Bu kesin cennetliktir.”

veya:

“Bu kesin cehennemliktir.”

diye nihai hüküm vermek ciddi bir iddiadır.

İnsanların dışarıdan görünen davranışlarını değerlendirebiliriz.

Bir davranışa:

Doğru.

yanlış.

zulüm.

iyilik.

diyebiliriz.

Fakat kişinin bütün hayatı, niyeti, tövbesi ve son hâli Allah’ın bilgisi içindedir.

Ahlaki değerlendirme yapabiliriz; nihai ahiret hükmünü ise Allah’a bırakırız.

9️⃣ Bir İnsan Çok İbadet Ediyorsa Kendini Garantide Görebilir mi ❓​

İbadet çok değerlidir.

Namaz.

oruç.

zekât.

dua.

Kur’an.

insanı Allah’a yaklaştıran büyük ibadetlerdir.

Ama ibadet:

“Artık bana hiçbir hesap yok.”

garantisi değildir.

İnsan ibadet ederken bile:

Kibirlenebilir.

başkasını küçümseyebilir.

kul hakkı yiyebilir.

İbadetini gösterişe çevirebilir.

Bu yüzden ibadet ile ahlak birbirinden kopmamalıdır.

Secde insanı Allah karşısında küçültüyorsa, insanlara karşı büyüklük taslamasını azaltmalıdır.

🔟 Dinî Kibir Nedir ❓​

Dinî kibir, kişinin imanını veya ibadetini başkalarını küçümseme aracına dönüştürmesidir.

Örneğin:

“Ben senden daha dindarım, demek Allah katında kesin senden üstünüm.”

diyebilir.

Burada insan kendi iç durumunu ve Allah’ın nihai hükmünü biliyormuş gibi davranır.

Oysa kişi:

Kendi niyetini bile her zaman tam çözemez.

Başkasının kalbini hiç bilemez.

Bu nedenle takva insanı:

“Ben kurtuldum, siz mahvoldunuz.”

kibrine değil, daha fazla sorumluluk ve tevazuya götürmelidir.

1️⃣1️⃣ Allah’ın Rahmetine Güvenmek Yanlış mıdır ❓​

Hayır.

Allah’ın rahmetinden ümit kesmemek İslam’ın temel ilkelerindendir.

Sorun:

Ümit ile sorumsuzluğu karıştırmaktır.

Bir insan:

“Allah merhametlidir.”

der ve tövbe eder, düzelmeye çalışır.

Bu sağlıklı ümittir.

Başka biri:

“Allah nasıl olsa affeder.”

deyip bile bile başkasının hakkını yemeye devam eder.

Bu durumda rahmet düşüncesi sorumsuzluk bahanesine dönüşmüş olabilir.

Rahmet ümidi insanı dönüşe yaklaştırmalı, günahı rahatça sürdürme ruhsatına dönüşmemelidir.

1️⃣2️⃣ “Allah Beni Kesin Seviyor” Demek Doğru mudur ❓​

İnsan Allah’ın rahmetini umabilir ve Allah’a sevgi bağı kurabilir.

Ancak dünyevî başarıdan doğrudan:

“Allah beni kesin herkesten çok seviyor.”

sonucu çıkarmak doğru değildir.

Çünkü:

Zenginlik.

sağlık.

uzun ömür.

iş başarısı.

tek başına ilahî özel sevginin ölçüsü değildir.

Aynı şekilde sıkıntı da:

“Allah beni sevmiyor.”

demek değildir.

Dünya şartlarını Allah’ın özel sevgisinin kesin ölçüm cihazına çevirmemek gerekir.

1️⃣3️⃣ Ayetteki Cehennem Uyarısı Nasıl Anlaşılmalıdır ❓​

Ayet ağır bir ahiret uyarısı içerir.

Bu uyarı, Allah hakkında yalan uydurup buna rağmen kendisini güven içinde gören insanın tutumunun ne kadar ciddi olduğunu gösterir.

Ancak cehennem ayetlerini okurken iki hata yapılmamalıdır.

Birincisi:

Ayetleri önemsememek.

İkincisi:

Onları insanlara dünyada işkence yapma yetkisi gibi kullanmak.

Kur’an’ın ahiret cezası anlatımı:

“Sen de dünyada böyle cezalandır.”

anlamına gelmez.

İlahî ceza, insanın sınırsız şiddet ruhsatı değildir.

1️⃣4️⃣ Cehennem Tehdidi İnsanlara Korku Salmak İçin Kullanılabilir mi ❓​

Din anlatımında uyarı vardır.

Ahiret vardır.

hesap vardır.

Bunları tamamen gizlemek doğru değildir.

Ama korku:

İnsanları kişiye bağımlı hâle getirmek için kullanılırsa problem çıkar.

Bir din anlatıcısı:

“Beni dinlemezsen cehenneme gidersin.”

diyorsa dikkat gerekir.

Bir kişinin kendi görüşüyle Allah’ın kesin hükmü aynı değildir.

İnsan:

“Şu davranışın dinî açıdan sakıncası vardır.”

diyebilir.

Ama kendi otoritesine itaati doğrudan cennet-cehennem meselesine çevirmek daha büyük bir iddiadır.

Allah korkusu, insan korkusuna dönüştürülmemelidir.

1️⃣5️⃣ “Biz Seçilmiş Toplumuz” Düşüncesi Bu Ayetle Nasıl İlişkilendirilebilir ❓​

Ayetin doğrudan konusu belirli modern toplumlar değildir. Ancak insanın kendi grubuna otomatik güzel son isnat etmesi açısından önemli bir ilke çıkarılabilir.

Bir millet:

“Biz zaten üstünüz.”

Bir mezhep:

“Yalnız biz kurtuluruz.”

Bir siyasi grup:

“Bizden olan ne yaparsa haklıdır.”

diyebilir.

Bu düşünce ahlaki denetimi yok eder.

Çünkü grup artık kendisini sorgulamaz.

Seçilmişlik iddiası, hesap vermezlik düşüncesine dönüşürse büyük bir kibir üretebilir.

Kur’an’ın çizgisi ise insanı sürekli sorumluluğa çağırır.

1️⃣6️⃣ Bir Mümin Kendi Kurtuluşu Hakkında Nasıl Düşünmelidir ❓​

Sağlıklı denge:

Ümit ve sorumluluk.

İnsan:

Allah’ın rahmetini umut eder.

imanını korumaya çalışır.

iyilik yapar.

yanlış yaptığında tövbe eder.

kul hakkını düzeltmeye çalışır.

Ama hiçbir zaman:

“Benim işim kesin tamam.”

rehavetine kapılmaz.

Aynı zamanda:

“Ben kesin mahvoldum.”

diye Allah’ın rahmetinden de ümit kesmez.

İman ne kibirli garanti ne de umutsuz çaresizliktir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Başkalarını Sürekli Yargılamak İçin Kullanılabilir mi ❓​

Hayır.

Ayet önce insanı kendi çelişkisiyle yüzleştirir.

Kendimize sormamız gereken sorular şunlardır:

Allah hakkında delilsiz konuşuyor muyum?

Kendi grubumu otomatik olarak haklı mı görüyorum?

Başkasının hatasını büyütüp kendi hatamı küçültüyor muyum?

Dinî kimliğimi ahlakın yerine mi koyuyorum?

Kendime merhamet, başkasına yalnız ceza mı istiyorum?

Ayetin amacı yalnız:

“Bakın onlar ne kötü.”

dedirtmek değildir.

İnsanın kendi dinî kibrini de fark etmesini sağlamaktır.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 61 ve 62. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Nahl 61’de Allah’ın insanları zulümleri sebebiyle hemen cezalandırmadığı, onlara mühlet verdiği açıklanmıştı.

Nahl 62’de ise bazı insanların bu mühlet içinde:

Allah hakkında yanlış şeyler söylemeye.

kendilerini güzel sona layık görmeye.

devam ettikleri anlatılır.

Böylece iki ayet birlikte çok önemli bir uyarı oluşturur:

Mühlet, kurtuluş garantisi değildir.

İnsan uzun süre rahat yaşayabilir.

Ama bu:

“Allah benim bütün inanç ve davranışlarımı onayladı.”

demek değildir.

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 63. ayette, geçmiş toplumlara da peygamberlerin gönderildiği, fakat şeytanın onların yaptıklarını kendilerine süslü gösterdiği ve onun bugün de onların dostu olduğu bildirilecek; ardından acı bir azap uyarısı gelecektir. Bu ayeti ele alırken özellikle şeytanın insan üzerinde zorlayıcı mutlak güç sahibi olmaması, kötülüğü cazip göstermesi, insan sorumluluğunu ortadan kaldırmaması, “şeytan bana yaptırdı” bahanesinin sınırı, geçmiş toplumlarla benzer insan psikolojileri ve dinî hatanın nasıl normalleşebildiği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Nahl Suresi 62. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Nahl Suresi 62. ayet insanın çok güçlü bir psikolojik zaafını açığa çıkarır:

Kendi lehine hüküm vermek.

İnsan bir davranış yaptığında onu kolayca gerekçelendirebilir.

Başkasının aynı davranışını görünce çok sert hüküm verebilir.

Kendisi hata yaptığında:

“Niyetim iyiydi.”

der.

Başkasına:

“Bunun bahanesi olmaz.”

diyebilir.

Kendisi için:

Merhamet.

anlayış.

ikinci şans.

ister.

Başkası için:

Ceza.

dışlama.

kesin hüküm.

ister.

Nahl 62’deki insanların problemi de buna benzer bir çifte standarttır. Allah hakkında yanlış isnatlarda bulunuyorlar; fakat sonuç konusunda:

“En güzeli yine bizim.”

diyorlar.

Ayet bu öz güveni parçalar.

İnsan kendi davasının hem avukatı hem hâkimi olup sonra kendisini beraat ettiremez.

Nahl 62’nin başka önemli mesajı dinî aidiyetin ahlak yerine geçmemesidir.

Bir insan:

Müslüman.

olabilir.

Ama bu kimlik ona:

Yalan söyleme.

haksızlık yapma.

kul hakkı yeme.

kibirlenme.

özgürlüğü vermez.

İman insanı sorumluluktan kurtarmak yerine sorumluluğunu artırır.

Çünkü kişi:

Allah’a inanıyorum.

hesaba inanıyorum.

diyorsa davranışını da buna göre düzenlemeye çalışmalıdır.

Dinî kimlik, ahlaki dokunulmazlık kartı değildir.

Nahl 62’nin başka önemli mesajı insanın kendi kurtuluşu hakkında mütevazı olmasıdır.

Mümin:

Ümit eder.

Ama övünmez.

Allah’ın rahmetine güvenir.

Ama rahmeti istismar etmez.

İyilik yapar.

Ama:

“Artık Allah bana borçlu.”

gibi düşünmez.

İbadet eder.

Ama:

“Ben kesin herkesten üstünüm.”

demez.

Çünkü kulluk:

Allah’a karşı alacak oluşturmak değildir.

İnsan ibadet eder çünkü Allah’a kulluk eder; cenneti ticari alışveriş gibi satın almaz.

Nahl 62’nin başka önemli mesajı cenneti grup aidiyetinin ödülü sanmamaktır.

Bir insan kendi mezhebini çok doğru bulabilir.

Kendi dinî anlayışına güvenebilir.

Bunda sorun yoktur.

Ama:

“Bizden olmayan hiç kimsenin Allah katında hiçbir değeri yok.”

gibi geniş ve kesin hükümler verdiğinde Allah’ın hüküm alanına girmeye başlayabilir.

İnsanların bilgi düzeyi.

niyeti.

ulaştığı mesaj.

şartları.

Allah tarafından bizden çok daha iyi bilinir.

Biz dinimizi doğru olduğuna inanarak yaşar ve anlatırız.

Ama Allah’ın mahkemesinin kapısında insanlara nihai karar belgesi dağıtmayız.

Nahl 62’nin başka önemli mesajı Allah’ın rahmetiyle gururlanmak yerine rahmetten utanmayı öğrenmektir.

Bir insan Allah’ın kendisine çok nimet verdiğini düşünüyor.

Bu onu:

“Ben çok özelim.”

kibrine götürebilir.

Daha olgun tepki ise:

“Bunca nimete rağmen benim sorumluluğum nedir?”

sorusudur.

Rahmet ve nimet insanı:

Kibirli.

değil,

Şükreden.

birine dönüştürmelidir.

Nimet büyüdükçe üstünlük iddiası değil sorumluluk bilinci büyümelidir.

Nahl 62’nin başka önemli mesajı dinin insanın kendisini haklı çıkarmak için kullandığı psikolojik kalkan olmamasıdır.

Bazen insan önce istediği sonucu belirler.

Sonra dinî gerekçe arar.

Örneğin kişisel çıkarına uygun davranmak ister.

Ardından:

“Din de zaten bunu emrediyor.”

der.

Burada süreç tersine dönmüştür.

Önce delile bakmak yerine, önce arzu kurulmuş sonra delil ona uydurulmuştur.

Nahl 62’nin:

“Kendilerinin hoşlanmadığını Allah’a isnat ediyorlar.”

eleştirisi, insanın Allah’ı kendi arzusuna göre şekillendirmesinin ne kadar tehlikeli olduğunu hatırlatır.

Din egonun mührü değil, egoyu sorgulayan ölçü olmalıdır.

Nahl 62’nin başka önemli mesajı kötülük yapan insanın dünyadaki rahatlığına bakarak onun kurtulduğunu sanmamaktır.

Bir insan:

Haksızlık yapıyor.

Ama zengin.

Başarılı.

güçlü.

Toplum onu alkışlıyor.

Belki o da:

“Demek doğru yapıyorum.”

diyor.

Ayet bunun güvenilir ölçü olmadığını hatırlatır.

Bir insanın kendisini:

“En güzel son benim.”

diye ikna etmesi, gerçeği değiştirmez.

İnançta ve ahlakta öz güven tek başına delil değildir.

İnsan çok emin olup yine de yanılabilir.

Nahl 62’nin başka önemli mesajı cehennem ayetlerini sadist bir hazla okumamaktır.

Kur’an ağır uyarılar yapar.

Bunlar ciddidir.

Ama müminin görevi:

“Şunların yanmasını görmek ne güzel olacak.”

diye başka insanların acısından zevk almak değildir.

İlahî adaletle kişisel intikam arzusu birbirine karıştırılmamalıdır.

Bir insanın doğruya dönmesini istemek, onun mahvolmasını istemekten daha farklı bir ahlaki tavırdır.

Uyarının amacı mümkün olduğu sürece dönüş kapısını açık tutmaktır.

Nahl 62’nin başka önemli mesajı Allah adına cehennem dağıtmamaktır.

Bir insanla anlaşamıyoruz.

Hemen:

“Sen cehennemliksin.”

diyoruz.

Bu çok ağır bir sözdür.

Bir kişinin hatasına:

“Bu davranış yanlıştır.”

demek başka.

Onun sonsuz ahiret hükmünü ilan etmek başkadır.

İnsan yaşamının sonunu bilmiyoruz.

Tövbesini bilmiyoruz.

Kalbini bilmiyoruz.

Allah’ın ona nasıl hükmedeceğini bilmiyoruz.

Yanlışı eleştirmek için Allah’ın nihai mahkemesini ele geçirmemiz gerekmez.

Nahl 62’nin başka önemli mesajı umut ile korkuyu dengede tutmaktır.

Yalnız korku:

İnsanı umutsuzluğa.

takıntıya.

dine karşı ağır kaygıya.

götürebilir.

Yalnız güven ise:

“Nasıl olsa affolurum.”

rehavetine sürükleyebilir.

Daha sağlıklı denge:

Allah’ın rahmetinden umut etmek ve sorumluluğunu ciddiye almak.

İnsan:

Yanlış yaptım.

Ama dönüş mümkün.

diyebilmelidir.

Aynı zamanda:

“Dönüş mümkün diye yanlışı sürdürmeyeyim.”

de diyebilmelidir.

Nahl 62’nin başka önemli mesajı dinî tartışmada karşı tarafı kolayca ebedî mahkûm ilan etmemektir.

İnsanlar:

Tefsir.

fıkıh.

mezhep.

siyaset.

konusunda anlaşamayabilir.

Her ihtilaf:

İman-küfür.

cennet-cehennem.

meselesi değildir.

Bazen iki taraf da aynı vahye bağlılık içinde farklı yorum yapabilir.

Bu nedenle:

“Benim görüşüme katılmıyorsan Allah’a karşısın.”

cümlesi çok dikkatli kullanılmalıdır.

İnsan görüşü ile Allah’ın hükmünü eşitlemek, dinî kibri büyütebilir.

Nahl 62’nin başka önemli mesajı insanın kendi grubunun yanlışını görebilmesidir.

Bir hata karşı gruptan gelince hemen fark ediyoruz.

Kendi grubumuz yapınca:

“Ama onların niyeti farklı.”

diyoruz.

Bu ahlaki tutarlılığı zedeler.

Adalet:

Sevdiğine de.

sevmediğine de.

aynı temel ölçüyü uygulayabilmeyi gerektirir.

Kendi grubunun yanlışına sessiz kalıp yalnız rakibin yanlışını büyütmek, dinî aidiyeti ahlakın üzerine çıkarabilir.

Hakikat takım tutar gibi tutulmaz.

Nahl 62’nin başka önemli mesajı iyi son istemenin yeterli olmadığını hatırlatmaktır.

Herkes iyi son ister.

Kimse:

“Ben yanlış yapayım ve sonunda kötü olayım.”

diye hayat kurmaz.

İnsan çoğu zaman hem yanlış yapıp hem de kendisini iyi insan olarak görmeye devam eder.

Bu yüzden ahlaki muhasebe gereklidir.

Sadece:

“Kalbim temiz.”

demek yeterli olmayabilir.

Davranışlara da bakmak gerekir.

Başkasının hakkı yenmiş mi?

Yalan söylenmiş mi?

Zarar verilmiş mi?

İyi niyet, her yanlış sonucu otomatik olarak doğru yapmaz.

Nahl 62’nin başka önemli mesajı kurtuluş düşüncesini insanı daha iyi biri olmaya yönelten bir umut hâline getirmektir.

Cennet umudu:

İnsanı kibirli değil daha iyi yapmalıdır.

İnsan:

“Allah’ın rahmetini umuyorum, o hâlde ben de merhametli olayım.”

diyebilir.

“Allah’ın bağışlamasını umuyorum, o hâlde ben de hatamı kabul edeyim.”

diyebilir.

“Allah’ın adaletini umuyorum, o hâlde ben de haksızlık etmeyeyim.”

diyebilir.

Böylece ahiret umudu yalnız gelecekteki ödül beklentisi değil, bugünkü ahlakın kaynağı hâline gelir.

Nahl 62’nin başka önemli mesajı Allah’ın hükmünün kişisel arzudan bağımsız olduğunu kabul etmektir.

İnsan:

Cenneti ister.

Bu çok doğaldır.

Ama istemek:

Garanti değildir.

Bir davada sanık beraat etmek ister.

İstemesi kararı belirlemez.

Elbette Allah’ın hükmü insan mahkemesine benzemez; fakat temel nokta anlaşılır:

Arzumuz, hakikati otomatik olarak belirlemez.

İman insanın Allah’a:

“Ben böyle istiyorum, öyleyse böyle hükmetmek zorundasın.”

demesi değildir.

Kulluk:

Allah’a güvenmek.

rahmetini ummak.

ve kendi sorumluluğunu yerine getirmektir.

Nahl 62’nin başka önemli mesajı insanın kendine yaptığı dinî propaganda ile gerçeği karıştırmamasıdır.

Bir insan aynı cümleyi yıllarca tekrar eder:

“Ben haklıyım.”

“Biz en iyiyiz.”

“Sonumuz zaten güzel.”


Bir süre sonra bunu gerçekten sorgulanamaz hakikat gibi hissedebilir.

Ama tekrar edilen söz, delil değildir.

Topluluğun alkışı da delil değildir.

Çoğunluğun onayı da her zaman hakikat ölçüsü değildir.

İnsan kendi söylediği yalana da inanabilir.

Bu nedenle Kur’an insanı sürekli muhasebeye çağırır.

Nahl 62’nin başka önemli mesajı cehennem tehdidinin dünyada insanlara işkence yetkisi vermemesidir.

Bu açıkça korunması gereken bir ilkedir.

Bir kişi:

“Bu insan ahirette cezalandırılacak.”

diye düşünüyor olabilir.

Bundan:

“O hâlde ben de dünyada ona istediğim eziyeti yapabilirim.”

sonucu çıkmaz.

Dünya hukukunda:

Delil.

adil yargılama.

orantılılık.

insan hakları.

önemlidir.

Allah’ın ahiret hükmünü insanın keyfî şiddetine tercüme etmek zulümdür.

Nahl 62’nin başka önemli mesajı Allah’ın rahmetini ne tekelleştirmek ne de başkasından tamamen kesmektir.

Bir grup:

“Rahmet yalnız bize.”

diyebilir.

Başka insanlara:

“Sizin için hiçbir ihtimal yok.”

diye hükmedebilir.

Bu da Allah’ın rahmeti hakkında büyük iddia kurmaktır.

Mümin kendi inancının doğruluğuna inanabilir ve onu açıkça savunabilir.

Ama Allah’ın tek tek insanlarla ilgili nihai hükmünün bütün ayrıntılarını bildiğini iddia etmemelidir.

Hakikate bağlılık ile Allah’ın yerine hüküm vermek aynı şey değildir.

Nahl Suresi 62. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Kendilerinin hoşlanmadığı şeyleri Allah’a isnat ediyorlar; dilleri ise yalan yere en güzel sonucun kendilerine ait olduğunu söylüyor” ifadesi, insanın hem Allah hakkında çarpık konuşup hem de kendisini otomatik kurtuluş içinde görmesini eleştirir. Büyük mesaj şudur: Kendi önyargını Allah’a yükleme, dinî kimliğini ahlaki dokunulmazlık kartına dönüştürme ve cenneti kendi grubunun özel mülkü gibi görme. Allah’ın rahmetini umut et ama Allah adına kendine garanti verme; cehennem uyarısını ciddiye al ama onu insanlara şiddet veya kişisel tehdit aracına dönüştürme. Çünkü nihai hüküm insanın kendi diliyle verdiği beraat kararı değil, Allah’ın adalet ve rahmetle vereceği hükümdür.”

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 63. ayette, geçmiş ümmetlere de peygamberler gönderildiği, fakat şeytanın onların yaptıklarını kendilerine süslü gösterdiği bildirilecek ve şöyle buyurulacaktır: “Allah’a andolsun ki senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik; fakat şeytan onlara yaptıklarını süslü gösterdi. Bugün de onların dostu odur ve onlar için acı bir azap vardır.” Bu ayeti ele alırken özellikle şeytanın insan üzerinde zorlayıcı mutlak hâkimiyetinin bulunmaması, kötülüğü cazip göstermesi, insan sorumluluğunun devam etmesi, ‘şeytan bana yaptırdı’ bahanesinin sınırı, alışkanlığın yanlışı normal gösterebilmesi ve insanın kendi davranışını güzelleştirerek kendisini kandırabilmesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Nahl Suresi 62. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Allah hakkında söylediklerimizin ne kadarı gerçekten vahye, ne kadarı kendi arzularımıza dayanıyor? Kendi grubumuzu otomatik olarak kurtulmuş, karşı grubu otomatik mahvolmuş mu görüyoruz? İbadetimizi başkalarını küçümseme aracına mı dönüştürüyoruz? Allah’ın rahmetini umut etmekle kendimize cennet garantisi vermeyi birbirine mi karıştırıyoruz? Ve en önemlisi, insan kendi davasında hem sanık hem hâkim olursa, kendisini her zaman haklı ve kurtulmuş ilan etmesi ne kadar güvenilir olabilir?

“Nahl 62, ‘Kendilerinin hoşlanmadığı şeyleri Allah’a isnat ediyorlar; dilleri ise en güzel sonucun kendilerine ait olduğu yalanını söylüyor’ buyurarak dinî kibrin ve sahte kurtuluş garantisinin tehlikesini gösterir. İman insana Allah’ın rahmetini umut ettirir; fakat Allah adına kendi kendisine beraat belgesi yazma yetkisi vermez. Ayetin büyük dersi şudur: Kendi kültürünü ve arzunu Allah’ın hükmü sanma, grup aidiyetini ahlakın üstüne çıkarma, cenneti tekeline alma ve cehennem tehdidini insanlara şiddet aracı yapma. Çünkü gerçek kulluk ‘Ben kesin kurtuldum’ rahatlığı değil; Allah’ın rahmetini umut ederken kendi sorumluluğunu da ciddiyetle taşımaktır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt