Nahl Suresi 38. Ayette “Allah Ölen Kimseyi Diriltmez Diye Bütün Güçleriyle Allah Adına Yemin Ettiler” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Nahl Suresi 37. ayette Peygamber’in insanların hidayete ermesini ne kadar çok istese de onların kalplerini zorla değiştiremeyeceği anlatılmıştı. 38. ayette ise ölümden sonra dirilişi kesin biçimde reddedenlerin tavrı ele alınır: ‘Onlar, “Allah ölen kimseyi diriltmez” diye bütün güçleriyle Allah adına yemin ettiler. Hayır! Bu, Allah’ın gerçekleştirmeyi üzerine aldığı gerçek bir vaattir; fakat insanların çoğu bilmez.’ Ayet yalnız yeniden dirilişi savunmaz; aynı zamanda insanın bilmediği bir konuda Allah adına kesin hüküm vermesinin ne kadar ağır bir iddia olduğunu gösterir. Bir insanın ahireti anlamakta zorlanması başka, ‘Allah bunu kesinlikle yapmaz’ diyerek ilahî kudret ve vahiy hakkında kesin konuşması başkadır. Kur’an’ın cevabı nettir: Ölüm son nokta değildir; diriliş Allah’ın gerçek vaadidir.”
Ersan Karavelioğlu
Nahl Suresi 38. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin Arapçası şöyledir:وَأَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَا يَبْعَثُ اللَّهُ مَن يَمُوتُ ۚ بَلَىٰ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Okunuşu:
“Ve aksemû billâhi cehde eymânihim lâ yeb‘asullâhu men yemût. Belâ va‘den aleyhi hakkan ve lâkinne eksera’n-nâsi lâ ya‘lemûn.”
Genel anlamı:
“Onlar, ‘Allah ölen kimseyi diriltmez’ diye bütün güçleriyle Allah adına yemin ettiler. Hayır! Bu, Allah’ın gerçekleştirmeyi üzerine aldığı gerçek bir vaattir; fakat insanların çoğu bilmez.”
Ayetin merkezinde ba‘s, yani ölümden sonra yeniden diriltilme vardır. İnsanlar yalnız şüphelerini dile getirmemiş, Allah adına güçlü yemin ederek dirilişi imkânsız saymışlardır. Kur’an ise bu kesin inkâra “Belâ”, yani “Hayır, aksine!” diye cevap verir ve yeniden dirilişin ilahî bir vaat olduğunu bildirir.
“Bütün Güçleriyle Allah Adına Yemin Ettiler” Ne Demektir
Ayette geçen “cehde eymânihim” ifadesi, olabilecek en güçlü biçimde yemin etmeyi anlatır. İnsanlar görüşlerini sıradan bir tahmin olarak söylememiş, büyük bir kesinlik iddiasıyla savunmuşlardır.Buradaki dikkat çekici nokta şudur: Allah’a inanıyor olduklarını gösteren bir yemin kullanırken, aynı zamanda Allah’ın vahiy yoluyla bildirdiği dirilişi reddedebiliyorlar. Yani insanın dilinde “Allah” kelimesinin bulunması, söylediği her şeyin dinen doğru olduğu anlamına gelmez.
İnsan dinî bir ifade kullanabilir ama Allah hakkında yanlış konuşabilir. Bu nedenle dinî kelime kullanmak ile doğru bilgiye sahip olmak aynı şey değildir.
Allah Adına Yemin Etmek Neden Büyük Bir Sorumluluktur
Çünkü kişi Allah’ın adını kendi iddiasının doğruluğuna şahit göstermektedir. Bu nedenle dinî gelenekte yemin sıradan bir konuşma süsü olarak görülmemelidir.İnsan bilmediği konuda:
“Vallahi kesin böyledir.”
demekten kaçınmalıdır.
Özellikle Allah’ın:
Ne yaptığı.
Ne yapacağı.
Kimi sevdiği.
Kimi cezalandıracağı.
gibi konularda vahye dayanmadan kesin konuşmak çok daha ciddi bir iddiadır.
Allah’ın adını kendi kanaatimizin mührü hâline getirmemek gerekir.
“Allah Ölen Kimseyi Diriltmez” Sözü Neden Eleştiriliyor
Çünkü bu söz yalnız:“Ben ölümden sonra dirilişi anlamakta zorlanıyorum.”
demiyor.
Şunu söylüyor:
“Allah bunu yapmayacak.”
İkisi arasında büyük fark vardır.
Bir insan:
“Nasıl gerçekleşeceğini bilmiyorum.”
diyebilir.
Bu bilgi sınırını kabul etmektir.
Ama:
“Mümkün değildir.”
dediğinde, Allah’ın kudreti hakkında kesin hüküm vermektedir.
Kur’an insanın bilgisinin sınırlı olduğunu hatırlatır ve insanın anlamadığı bir şeyi Allah için imkânsız ilan etmesini eleştirir.
Ölümden Sonra Diriliş İslam’da Ne Anlama Gelir
İslam inancında ölüm insan varlığının nihai yok oluşu değildir. Dünya hayatı sona erer, ardından Allah’ın belirlediği zamanda insanlar yeniden diriltilir ve hesap için toplanırlar.Bu yeniden diriliş:
Dünyada aynı bedensel hayatın sıradan biçimde devam etmesi değildir.
Tıbbi müdahaleyle kalbi duran bir insanın yeniden hayata döndürülmesi de değildir.
Ahiretteki diriliş, Allah’ın yeni bir yaratılış ve hesap düzeni içinde insanları yeniden var etmesi anlamına gelir.
Bu nedenle Kur’an’daki ba‘s kavramı, modern tıptaki resüsitasyonla karıştırılmamalıdır.
Kalbi Durup Sonra Hayata Dönen İnsan “Ölüp Dirilmiş” Sayılır mı
Tıbbi açıdan kalp durması, dolaşımın durması veya klinik ölüm gibi kavramlar vardır. Modern tıp bazı durumlarda müdahaleyle dolaşımı yeniden sağlayabilir.Ancak Kur’an’ın anlattığı kıyamet sonrası diriliş bundan farklıdır.
Bir insanın kalbinin durup müdahaleyle tekrar çalışması:
Ahiret dirilişinin bilimsel kanıtı değildir.
Aynı şekilde böyle bir olay:
“Bakın Kur’an’daki yeniden diriliş tam olarak budur.”
diye sunulmamalıdır.
Dinî kavram ile tıbbi süreç birbirinden ayrılmalıdır.
Kur’an ahiret öğretir; yoğun bakım tıbbı ise dünya bedeninin biyolojik süreçlerini inceler.
Ölümden Döndüğünü Söyleyen İnsanların Deneyimleri Ahireti Kanıtlar mı
Yakın ölüm deneyimleri olarak adlandırılan olaylar insanlar tarafından anlatılabilir ve bilimsel olarak da incelenebilir. Bazı insanlar ışık, tünel, beden dışı his veya çeşitli görüntüler yaşadıklarını söyleyebilir.Bu deneyimleri yaşayan insanları küçümsemek gerekmez. Ancak bunları:
“Ahiretin kesin bilimsel kanıtı.”
şeklinde sunmak da doğru değildir.
Beyin, bilinç, ilaçlar, oksijensizlik ve psikolojik süreçler konusunda tıp araştırmaları devam eder. Ayrıca Kur’an’ın ahiret öğretisi tek tek kişilerin deneyimlerine bağlı değildir.
İman, doğrulanmamış kişisel hikâyelere muhtaç değildir.
İnsan Çürüyüp Toprağa Karıştıktan Sonra Nasıl Diriltilebilir
Bu, Kur’an’da dirilişi reddedenlerin temel sorularından biridir. İnsan bedeni zamanla çözünür, maddeleri doğadaki başka süreçlere katılır. İnsan buradan hareketle:“Artık yeniden yaratılması mümkün değil.”
diyebilir.
Fakat Kur’an’ın cevabı, ilk yaratılışı gerçekleştiren Allah’ın yeniden yaratmaya da kadir olduğudur.
Buradaki mantık şudur: Yoktan veya ilk yaratılışı meydana getiren kudret için yeniden yaratılış imkânsız değildir.
Ancak bunun fiziksel mekanizmasını bugün bilmek zorunda değiliz. Kur’an bize kıyamet sonrası biyolojinin teknik formülünü vermez.
Dirilişi Modern Bilimle Tam Olarak Açıklamak Gerekir mi
Hayır.Bilim dünya evrenindeki gözlenebilir süreçleri inceler. Deney, ölçüm ve gözlem üzerinden çalışır. Kıyamet sonrası hayat ise henüz dünya içinde tekrarlanabilir laboratuvar olayı değildir.
Bu nedenle:
“Diriliş kuantum fiziğiyle kesin kanıtlandı.”
veya:
“DNA sayesinde kıyamet artık bilimsel olarak ispatlandı.”
gibi iddialar gereksiz ve yanıltıcı olabilir.
Bilimsel teoriler değişebilir, gelişebilir veya yanlışlanabilir. Kur’an’ın ahiret öğretisini geçici bilimsel spekülasyonlara bağlamak inancı güçlendirmek yerine kırılganlaştırabilir.
Vahyi bilimsel sloganlara zorla dönüştürmemek gerekir.
“Belâ” Kelimesi Ayette Ne İşlev Görüyor
Ayette dirilişi reddedenlerin:“Allah öleni diriltmez.”
iddiasından hemen sonra:
“Belâ.”
gelir.
Buradaki “belâ”, olumsuz bir iddiayı güçlü biçimde reddeder:
“Hayır! Tam tersine, diriltecektir.”
Bu kısa kelime ayetin dönüm noktasıdır. İnsanlar kesinlikle olmayacağını iddia ederken vahiy aynı kesinlikle karşılık verir.
Ancak Kur’an’ın kesinliği ile insanın tahmini aynı değildir.
İnsan:
“Bence olmaz.”
diyebilir.
Allah ise vahiyde:
“Olacak.”
bildirir.
Mümin açısından belirleyici olan bu ilahî vaattir.

“Allah’ın Üzerine Gerçek Bir Vaat” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette:“Va‘den aleyhi hakkan.”
ifadesi geçer.
Bu, yeniden dirilişin Allah’ın gerçek ve gerçekleşecek vaadi olduğunu bildirir.
Burada:
“Birisi Allah’ı buna mecbur etti.”
anlamı yoktur.
Allah kendi vaadini bildirmiş ve bu vaadin gerçek olduğunu açıklamıştır.
İnsanlar birbirlerine söz verir ve sözlerini tutmayabilirler. Çünkü:
Güçleri yetmez.
Fikirleri değişir.
Ölebilirler.
Şartlar değişebilir.
Allah’ın vaadi ise insan sözü gibi güçsüzlük veya bilgi eksikliğine tabi değildir.
İlâhî vaat güvenilirlik taşır.

Allah’ın Vaadi Olması İnsanların Ne Zaman Diriltileceğini Bildiğimiz Anlamına Gelir mi
Hayır.Dirilişin gerçekleşeceği bildirilmiştir; fakat bunun tarihini insanların bildiği söylenmemiştir.
Bu nedenle:
“Kıyamet şu tarihte olacak.”
“Şu sayının içinde gizli tarih var.”
“Şu astronomik olay kesin kıyamet işaretidir.”
gibi iddialarda son derece dikkatli olunmalıdır.
Tarih boyunca çok sayıda kıyamet tarihi verilmiş ve hepsi boşa çıkmıştır.
Kur’an’ın mesajı:
Tarihi hesapla.
değil;
Hesaba hazır yaşa.
şeklindedir.

Kur’an’dan Gizli Kodlarla Kıyamet Tarihi Çıkarılabilir mi
Bunun için güvenilir bir dayanak yoktur.Ayetlerin harf sayılarını, kelimeleri veya matematiksel düzenleri kullanarak kesin kıyamet tarihi hesaplamak, vahyin açık öğretisinin ötesinde iddialar üretmeye yol açabilir.
Kur’an’ın matematiksel yapısı üzerine çalışmalar yapılabilir; fakat:
“Bu hesap kesin olarak kıyamet tarihini veriyor.”
denildiği anda çok daha ağır bir iddia ortaya çıkar.
İnsan kendi yöntemini Allah’ın bildirmediği gayb bilgisine dönüştürmemelidir.
Gayb merakı, kesin bilgi iddiasına dönüşmemelidir.

Dirilişe İnanmak Neden Ahlak Açısından Önemlidir
Çünkü ahiret inancı insan davranışlarının nihai olarak hesaba konu olduğunu bildirir.Dünyada bazı insanlar yaptıkları kötülüğün bütün karşılığını görmeden ölebilir. Bir diktatör binlerce insana zulmeder ve yatağında ölebilir. Bir mağdurun hakkı dünyada tam olarak teslim edilmeyebilir.
Eğer ölüm her şeyin mutlak sonu olsaydı, bazı adaletsizlikler nihai olarak cevapsız kalırdı.
Ahiret inancı:
Hesap kapanmadı.
der.
Bu, insanı dünyada adalet aramaktan vazgeçirmez; tam tersine dünyadaki adalet mücadelesini daha anlamlı hâle getirir.

Ahirete İnanmak İnsanların Dünyadaki Adaleti Ertelemesine Yol Açar mı
Açmamalıdır.Bir işçi hakkını alamıyor ve patron:
“Ahirette alırsın.”
diyorsa bu yanlış bir din kullanımıdır.
Bir kadın şiddet görüyor ve ona:
“Sabret, ahirette mükâfatını alırsın.”
deyip tehlikede bırakmak da doğru değildir.
Ahiret adaleti, dünyada yapılabilecek adaleti ertelemenin mazereti değildir.
Hak bugün verilebiliyorsa bugün verilmelidir.
Mahkeme gerekiyorsa mahkemeye gidilir.
Mağdur korunur.
Zarar önlenir.
Ahiret hesabı dünya sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

“İnsanların Çoğu Bilmez” İfadesi Her Çoğunluğun Yanlış Olduğu Anlamına mı Gelir
Hayır.Ayette belirli bir hakikat hakkında insanların çoğunun bilgiden yoksun oluşundan söz edilir. Buradan:
“Çoğunluk ne diyorsa kesin yanlıştır.”
sonucu çıkarılamaz.
Bazen çoğunluk doğru olabilir.
Bazen azınlık doğru olabilir.
Doğruluğun ölçüsü sayı değildir.
Çoğunluk kanıt değildir; azınlık olmak da kanıt değildir.
Bir görüşün değeri deliline, tutarlılığına ve gerçeğe uygunluğuna bakılarak değerlendirilmelidir.
Bu denge özellikle komplo teorilerinde önemlidir. Bir kişi:
“Herkes bana karşı olduğuna göre kesin ben haklıyım.”
diyemez.

Dirilişi Anlayamamak İmansızlık veya Kötülük Belirtisi midir
Bir insanın bir konuyu anlamakta zorlanması ile onu kibirle reddetmesi aynı şey değildir.Bir kişi:
“Ölümden sonra bedenin yeniden yaratılmasını zihnimde canlandıramıyorum.”
diyebilir.
Bu soru sorulabilir.
Dinî eğitimde böyle sorulara:
“Bunu nasıl sorarsın?”
diye tepki vermek yerine, Kur’an’ın gerekçeleri anlatılmalıdır.
Samimi soru iman düşmanlığı değildir.
Ayetin eleştirdiği tavır, yalnız anlamamak değil; güçlü yeminlerle:
“Allah bunu kesinlikle yapmaz.”
diye Allah adına hüküm vermektir.
Soru başka, kibirli kesinlik başka şeydir.

Nahl Suresi 37 ve 38. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Nahl 37’de Peygamber’in insanların hidayetini çok istemesine rağmen onları zorla değiştiremeyeceği bildirilmişti. Nahl 38’de ise insanların yanlış inançta ne kadar kesinleşebildikleri gösterilir: Allah adına yemin ederek dirilişi reddederler.Bir tarafta Peygamber’in merhameti ve tebliği vardır; diğer tarafta insanın kendi kesin inkârı. Kur’an ise bu inkâra:
“Hayır! Bu gerçek bir vaattir.”
diye cevap verir.
Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 39. ayette, dirilişin hikmetlerinden biri açıklanacak ve Allah’ın insanların ihtilaf ettikleri konuları onlara açıklayacağı ve inkâr edenlerin yalancı olduklarını anlayacakları bildirilecektir. Bu ayeti ele alırken özellikle ahirette hakikatin açığa çıkması, dünyadaki her ihtilafın aynı ahlaki değerde olmaması, farklı görüş sahibi insanı otomatik yalancı ilan etmemek, bilinçli yalan ile samimi yanılgıyı ayırmak, Allah’ın nihai hükmü ile insan mahkemesini karıştırmamak ve ahiret inancını dünyadaki fikir ayrılıklarını şiddetle çözme gerekçesine dönüştürmemek üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Nahl Suresi 38. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Nahl Suresi 38. ayet insanın çok güçlü bir zihinsel eğilimine dokunur:Bilmediğini imkânsız sanmak.
İnsan yalnız kendi deneyimiyle düşünür.
Bir insan doğar.
Büyür.
Yaşlanır.
Ölür.
Ceset zamanla çözünür.
İnsan bütün hayatı boyunca bunun tersini gözlemlemediği için:
“Demek ki ölümden sonra yeniden var olmak imkânsız.”
diyebilir.
Fakat burada çok önemli bir mantık hatası ortaya çıkabilir:
“Ben nasıl olduğunu bilmiyorum” ile “Bu imkânsızdır” aynı cümle değildir.
Bu yalnız din konusunda değil, bilim tarihinde de önemlidir. İnsanlık geçmişte birçok şeyi bilmediği için imkânsız sanmıştır. Sonra yeni bilgi ortaya çıkmıştır.
Bu, her bilinmeyen iddianın doğru olduğu anlamına gelmez.
Ama insanı şu tevazuya çağırır:
Bilgi sınırını bil.
Nahl 38’in karşı çıktığı şey tam olarak budur: İnsan kendi sınırlı bilgisinden Allah’ın kudreti hakkında mutlak sonuç çıkarıyor.
“Ben görmedim, o hâlde Allah da yapamaz.”
Bu, insanın bilgi sınırı ile Allah’ın kudretini birbirine karıştırmasıdır.
Ayetin başka önemli mesajı kesinlik dili konusunda dikkatli olmaktır.
İnsanlar günlük hayatta çok kolay:
“Kesin.”
der.
“Asla olmaz.”
der.
“Yüzde yüz.”
der.
Bazen bunlar yalnız konuşma biçimidir.
Ama önemli konularda kesinlik iddiası büyük sorumluluk taşır.
Özellikle din konusunda:
“Allah kesin şunu yapar.”
“Allah kesin bunu yapmaz.”
“Şu kişi kesin cennetlik.”
“Şu kişi kesin cehennemlik.”
gibi ifadeler vahye dayanmıyorsa insan haddini aşabilir.
Daha sağlıklı ifade bazen:
“Bildiğim kadarıyla...”
“Bu konuda şu görüş var...”
“Kesin hükmü Allah bilir.”
demektir.
Bu zayıflık değil bilgi ahlakıdır.
Nahl 38’in başka önemli mesajı Allah’ın adını tartışma kazanmak için kullanmamaktır.
Bir insan kendi görüşünü güçlü göstermek için:
“Vallahi Allah da böyle ister.”
diyor.
Peki nereden biliyor?
Belki kendi duygusunu Allah’a nispet ediyor.
Bu çok tehlikelidir.
Aile içinde bile görülebilir.
Bir baba:
“Allah senden bunu istiyor.”
diyor.
Oysa aslında kendi kişisel tercihini söylüyor olabilir.
Bir eş:
“Allah benim dediğimi yapmanı ister.”
diyor.
Belki dinî delil yok.
Bir lider:
“Allah bizim tarafımızda.”
diyor.
Bu da çok ağır bir iddiadır.
Allah’ın adını kendi otoritemizi büyütmek için kullanmamak gerekir.
Nahl 38’in başka önemli mesajı ölüm korkusuna bir cevap vermesidir.
İnsan ölümden korkar çünkü ölüm:
Ayrılık.
Bilinmezlik.
Kontrol kaybı.
demektir.
Kur’an ölümün gerçekliğini küçümsemez. Fakat:
“Ölüm her şeyin sonudur.”
düşüncesine karşı:
“Diriliş vardır.”
der.
Bu, müminin ölüm algısını tamamen değiştirebilir.
İnsan yine ölmek istemeyebilir.
Sevdiklerinden ayrılmak onu yine üzebilir.
Ama ölüm artık mutlak yokluk değildir.
Kapı kapanırken başka bir hayatın kapısı açılır.
Bu bakış, insanı hayatı küçümsemeye değil daha değerli görmeye yöneltmelidir.
Çünkü bugün yaptıklarımızın devam eden bir anlamı vardır.
Nahl 38’in başka büyük mesajı adaletin ölümle bitmediğidir.
Dünyada çok ağır adaletsizlikler vardır.
Bir çocuk öldürülür.
Fail bulunamaz.
Bir insan yıllarca zulüm görür.
Zalim hesap vermeden ölür.
Bir halkın hakkı yenir.
Bütün mağdurlar hakkını alamaz.
İnsan haklı olarak sorar:
“Bu kadar mı?”
Ahiret inancı:
“Hayır.”
der.
Ölüm faili mahkemeden kaçırmış olabilir.
Ama Allah’ın hesabından kaçırmaz.
Bu düşünce mağdur için büyük teselli olabilir.
Ancak bu teselliyi:
“Dünyada adalet arama.”
şeklinde kullanmak büyük hata olur.
Tam tersine, Allah adilse bizim de gücümüz ölçüsünde adalet sağlamamız gerekir.
Ahiret dünya adaletinin alternatifi değil, onun tamamlanmasıdır.
Ayetin başka önemli mesajı dirilişi yalnız bedensel merak konusu yapmamaktır.
İnsan:
Hangi yaşta dirileceğiz?
Boyumuz ne olacak?
Tam olarak hangi maddelerden beden yapılacak?
gibi sorular sorabilir.
Bunların bazıları hakkında rivayetler veya teolojik tartışmalar bulunabilir. Fakat Nahl 38’in asıl hedefi bu ayrıntılar değildir.
Asıl soru:
Diriliş olacak mı?
Kur’an:
Evet.
diyor.
Neden?
Hesap ve ilahî vaat açısından.
Bu nedenle insan, ahiretin teknik ayrıntılarında kaybolup ahlaki mesajı kaçırmamalıdır.
Diriliş merak konusu olmadan önce sorumluluk konusudur.
Nahl 38’in başka önemli mesajı bilim ile dini gereksiz savaşa sokmamaktır.
Bir bilim insanı:
“Laboratuvarda ölümden sonra ahireti ölçemiyorum.”
diyebilir.
Bu bilimin metodolojik sınırıdır.
Bundan:
“O hâlde ahiret yoktur.”
sonucu otomatik çıkmaz.
Aynı şekilde dindar insan da:
“Bilim ahireti kanıtladı.”
demek zorunda değildir.
İki alanın soruları farklı olabilir.
Bilim:
Dünya içindeki olaylar nasıl gerçekleşiyor?
sorusunu araştırır.
Vahiy:
İnsanın yaratılış amacı.
Allah.
ahlak.
ahiret.
gibi alanlarda bilgi verir.
Bazen kesişim alanları olabilir; fakat birini diğerinin yerine geçirmek doğru değildir.
İman bilimi düşman görmek zorunda değildir; bilim de metafizik hakkında metodunun ötesinde kesin hüküm vermek zorunda değildir.
Nahl 38’in başka önemli bir mesajı insanın ölüm gerçeği karşısında kibirden uzaklaşmasıdır.
Dünyada insan çok güçlü olabilir.
Milyarlarca doları olabilir.
Ordusu olabilir.
Şirketleri olabilir.
Milyonlarca takipçisi olabilir.
Ama ölüm geldiğinde bütün dünyevî unvanlar sınıra ulaşır.
Diriliş inancı ise bu eşitliği daha da güçlendirir:
Herkes yeniden Allah’ın huzurunda hesap verir.
Patron.
çalışan.
lider.
vatandaş.
zengin.
yoksul.
Bu, insanlık değerinde çok güçlü bir eşitlik mesajıdır.
Dünyadaki makam, ahirette dokunulmazlık sağlamaz.
Nahl 38’in başka önemli mesajı insanın ahireti reddederken bile bazen Allah kavramını kullanabilmesidir.
Ayetteki kişiler:
“Allah öleni diriltmez.”
diye Allah adına yemin ediyor.
Bu ilginçtir.
Demek ki mesele her zaman:
“Allah var mı yok mu?”
sorusundan ibaret değildir.
İnsan Allah’a inanabilir ama O’nun vahyinin bir kısmını reddedebilir.
Bu nedenle gerçek iman, yalnız:
“Allah vardır.”
demek değildir.
Allah’ın bildirdiği hakikatle ilişki kurmayı da içerir.
Bu, kişinin her şeyi hemen anlaması gerektiği anlamına gelmez.
Ama:
“Anlamıyorum, o hâlde Allah kesin bunu söylememiştir.”
diye kendi kavrayışını nihai ölçü hâline getirmek problem olabilir.
Nahl 38’in başka önemli mesajı insanların çoğunun bir şeyi bilmemesinin hakikati değiştirmemesidir.
Bir dönemde insanların çoğu bir şeyi bilmiyor olabilir.
Hakikat oy çokluğuyla oluşmaz.
Ama burada ters bir hata da yapılmamalıdır:
“Ben azınlıktayım, demek kesin ben haklıyım.”
Bu da mantıksızdır.
Komplo teorileri çoğu zaman tam bunu kullanır:
“Herkes karşı çıkıyor; demek gerçek bende.”
Hayır.
Gerçek:
Delille.
bilgiyle.
tutarlılıkla.
aranır.
Çoğunluk da azınlık da tek başına doğruluk ölçüsü değildir.
Nahl 38’in başka önemli mesajı diriliş vaadinin insan davranışına bugün yön vermesidir.
Ahiret yalnız gelecekte konuşulacak konu değildir.
Eğer gerçekten diriliş ve hesap varsa bugün:
Para kazanma biçimim önemlidir.
İnsanlara davranışım önemlidir.
Gizli yaptıklarım önemlidir.
Yetkim varken yaptığım şey önemlidir.
Kimse görmediğinde nasıl davrandığım önemlidir.
Çünkü ölüm bütün hesapları kapatmıyorsa, ahlak yalnız insanların gördüğü alana bağlı değildir.
Bu, insanın iç denetimini güçlendirebilir.
Kamera olmadığı için dürüst olmayan kişi yalnız dış denetimle ahlaklıdır.
Ahiret bilinci ise:
“Kimse görmese de yaptığımın anlamı var.”
der.
Ama bu düşünce insanı paranoyaya sürüklememelidir. Allah’ın bilgisi yalnız gizli kötülüğü değil, kimsenin bilmediği gizli iyiliği de kapsar.
Kimse görmeden birine yardım ettin.
Kimse teşekkür etmedi.
Allah bilir.
Ayetin başka büyük mesajı umut ile sorumluluğu birleştirmesidir.
Diriliş yalnız:
“Hesap var, kork.”
demek değildir.
Aynı zamanda:
“Ölüm son değil.”
demektir.
Sevdiğini kaybeden için umut.
Haksızlığa uğrayan için adalet.
İyilik yapan için karşılık.
Tövbe eden için Allah’ın rahmetini umma.
vardır.
Bu nedenle ahiret inancı sağlıklı biçimde anlatıldığında yalnız korku üretmez.
Hayata anlam ve geleceğe umut da verir.
Nahl Suresi 38. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Allah ölen kimseyi diriltmez” diye Allah adına güçlü yemin edenlerin sözü, insanın kendi sınırlı bilgisini ilahî kudretin sınırı sanmasının örneğidir. Kur’an buna ‘Hayır! Bu Allah’ın gerçek vaadidir’ diye cevap verir. Büyük mesaj şudur: Bilmediğin konuda Allah adına kesin konuşma; ‘anlamıyorum’ ile ‘imkânsız’ arasındaki farkı koru. Ölümden sonra dirilişi tıbbi canlandırma veya bilimsel spekülasyonlarla karıştırma, kıyamet tarihleri üretme ve ahiret inancını dünyadaki adaleti ertelemenin bahanesi yapma. Diriliş, insanın ölümle yok olmadığını, yapılan iyilik ve kötülüğün nihai olarak hesaba konu olduğunu ve Allah’ın vaadinin gerçekleşeceğini bildirir.”
Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 39. ayette, yeniden dirilişin hikmetlerinden biri açıklanacak ve insanların dünyada ihtilaf ettikleri konuların hakikatinin açığa çıkarılacağı bildirilecektir. Ayetin genel anlamı şöyledir: “Diriltecektir ki, hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara açıklasın ve inkâr edenler kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler.” Bu ayeti ele alırken özellikle ahirette ihtilafların açıklığa kavuşması, dünyadaki her fikir ayrılığının yalan olmadığı, samimi hata ile bilinçli yalanın ayrılması, başka görüşteki insanı gelişigüzel ‘yalancı’ ilan etmemek, nihai hükmün Allah’a ait olması ve ahiret hakikatini dünyadaki fikir ayrılıklarını şiddetle çözmenin gerekçesine dönüştürmeme üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Nahl Suresi 38. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bilmediğimiz bir şeyi sırf zihnimiz kavrayamıyor diye imkânsız mı ilan ediyoruz? Allah adına kesin konuşurken gerçekten vahye mi dayanıyoruz, yoksa kendi kanaatimizi mi kutsallaştırıyoruz? Ölümden sonra dirilişin nasıl gerçekleşeceğini tam bilmememiz, Allah’ın onu yapamayacağını söylemeye yeter mi? Ahirete inanırken dünya adaletini ihmal mi ediyoruz? Kıyametin tarihini bulmaya çalışırken bugün nasıl yaşadığımızı mı unutuyoruz? Ve en önemlisi, ölüm son değilse, bugün söylediğimiz sözlerin, verdiğimiz kararların, yaptığımız iyiliklerin ve başkalarına verdiğimiz zararların anlamı düşündüğümüzden çok daha büyük değil midir?
“Nahl 38, ‘Allah ölen kimseyi diriltmez diye bütün güçleriyle Allah adına yemin ettiler. Hayır! Bu, Allah’ın gerçekleştirmeyi üzerine aldığı gerçek bir vaattir’ buyurarak insanın kendi bilgi sınırını Allah’ın kudretine sınır koymak için kullanamayacağını öğretir. ‘Nasıl olduğunu bilmiyorum’ demek ile ‘Allah bunu yapamaz’ demek aynı şey değildir. Ayetin büyük dersi şudur: Allah adına bilgisizce kesin hüküm verme, dirilişi geçici bilimsel teorilere veya kıyamet tarihi hesaplarına bağlama ve ölümü mutlak yokluk sanma. Çünkü yeniden diriliş, Allah’ın gerçek vaadidir; insanın yaptığı iyilik de kötülük de ölümle anlamsızlaşmaz, nihai hesapta yeniden karşısına çıkar.”
Ersan Karavelioğlu