📖 Nahl Suresi 36. Ayette “Her Ümmete ‘Allah’a Kulluk Edin ve Tâğuttan Kaçının’ Diye Elçi Gönderdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,655
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 36. Ayette “Her Ümmete ‘Allah’a Kulluk Edin ve Tâğuttan Kaçının’ Diye Elçi Gönderdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Nahl Suresi 35. ayette insanların ‘Allah dileseydi ne biz ne de atalarımız O’ndan başkasına kulluk ederdik’ diyerek kaderi sorumluluktan kaçış bahanesine dönüştürmeleri eleştirilmişti. 36. ayet ise insanlık tarihindeki temel çağrıyı özetler: ‘Andolsun, biz her ümmete “Allah’a kulluk edin ve tâğuttan kaçının” diye bir elçi gönderdik.’ Ayetin merkezinde yalnız putlardan uzak durmak değil, Allah dışında mutlaklaştırılan ve insanı hakikatten uzaklaştıran sahte otoritelerden kurtulmak vardır. Ancak ‘tâğut’ kelimesini her siyasi rakibe, sevmediğimiz kişiye veya farklı düşünen insana gelişigüzel yapıştırmak doğru değildir. Tevhid, insanları kolayca tekfir etmek için değil; hiçbir yaratılmışı Allah’ın yerine koymamak, hiçbir insan otoritesini mutlaklaştırmamak ve vicdanı kullara teslim etmemek için vardır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 36. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası şöyledir:

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولًا أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ ۖ فَمِنْهُم مَّنْ هَدَى اللَّهُ وَمِنْهُم مَّنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُ ۚ فَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ

Okunuşu:

“Ve lekad beasnâ fî kulli ummetin rasûlen eni‘budullâhe vectenibû’t-tâğût. Fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhi’d-dalâle. Fe sîrû fi’l-ardı fenzurû keyfe kâne âkıbetu’l-mukezzibîn.”

Genel anlamı:

“Andolsun, biz her ümmete ‘Allah’a kulluk edin ve tâğuttan kaçının’ diye bir elçi gönderdik. Onlardan kimine Allah hidayet etti, kimine de sapıklık hak oldu. Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın.”

Ayet, insanlık tarihindeki peygamberlik çizgisinin ortak özünü çok kısa biçimde verir: Allah’a kulluk ve tâğuttan uzak durmak. Ardından insanların bu çağrı karşısındaki farklı tercihlerinden ve geçmiş toplumların sonuçlarından ibret almaktan söz eder.

2️⃣ “Her Ümmete Bir Elçi Gönderdik” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet, ilahî mesajın yalnız belirli bir kavme veya coğrafyaya ait olmadığını gösterir. İnsan topluluklarına farklı zamanlarda uyarıcılar, peygamberler ve elçiler gönderildiği bildirilir.

Bu, insanlık tarihine tevhid açısından çok geniş bir perspektif kazandırır. Kur’an’da adı geçen peygamberler bütün peygamberlerin tamamı değildir. Dolayısıyla tarihte ismini bilmediğimiz toplumlara da ilahî uyarının ulaştırılmış olması mümkündür.

Ancak bundan hareketle bugün geçmişte yaşamış her büyük filozofu, hükümdarı veya din kurucusunu “Kesin peygamberdi” diye ilan etmek doğru değildir. Kur’an bize genel ilkeyi verir; tek tek isimleri delilsiz biçimde peygamber ilan etme yetkisi vermez.

3️⃣ “Ümmet” Kelimesi Burada Ne Anlama Gelir ❓​

Buradaki “ümmet”, yalnız bugünkü anlamıyla Müslüman topluluğu ifade etmez. Daha geniş biçimde toplum, halk veya insan topluluğu anlamında kullanılır.

Bu nedenle ayetin:

“Her ümmete bir elçi gönderdik.”

ifadesi, insanlığın farklı dönemlerindeki toplulukları kapsayan geniş bir tarih perspektifidir.

Bu da bize tevhid çağrısının yalnız Arap toplumunun özel problemi olmadığını gösterir. İnsanın yaratılmış şeyleri mutlaklaştırma eğilimi tarih boyunca farklı biçimlerde ortaya çıkmıştır.

4️⃣ Bütün Peygamberlerin Temel Mesajı Aynı mıydı ❓​

Ayetin verdiği temel çerçeveye göre evet: Allah’a kulluk etmek ve tâğuttan kaçınmak.

Şeriat ayrıntılarında, toplumsal şartlarda ve bazı hükümlerde farklılıklar bulunmuş olabilir. Fakat temel inanç çizgisi:

Allah’ın birliği.

O’na kulluk.

sahte ilahların reddi.

ahlaki sorumluluk.

üzerine kuruludur.

Bu nedenle İslam peygamberlik tarihini birbirinden kopuk rakip din kurucuları şeklinde değil, aynı tevhid çağrısının farklı dönemlerdeki halkaları olarak görür.

5️⃣ “Allah’a Kulluk Edin” Ne Demektir ❓​

Allah’a kulluk yalnız belirli ibadetleri yerine getirmek değildir. Namaz, dua ve diğer ibadetler kulluğun önemli parçalarıdır; fakat kulluk daha geniştir.

İnsan:

Allah’ı nihai Rab kabul eder.

ahlaki sorumluluğunu O’nun huzurunda taşır.

başka hiçbir varlığa bağımsız ilahî güç vermez.

Kulluğun özünde tevhid vardır.

Bu nedenle Allah’a kulluk, insanın başka insanlara kul olmasını da reddeder. Bir patron, lider, hoca, aile büyüğü veya devlet yöneticisi saygı ve yetki sahibi olabilir; fakat mutlak itaat ve yanılmazlık sahibi değildir.

6️⃣ Allah’a Kulluk İnsanı İnsanlara Karşı Özgürleştirir mi ❓​

Tevhidin en güçlü sonuçlarından biri budur.

İnsan yalnız Allah’ı mutlaklaştırdığında, hiçbir insan otoritesi artık ilahî seviyeye çıkarılamaz.

Bir lider:

Hata yapabilir.

Bir âlim:

Yanılabilir.

Bir baba:

Haksız olabilir.

Bir patron:

Yetkisini kötüye kullanabilir.

Tevhid insana şunu hatırlatır: Yaratılmış hiçbir otorite mutlak değildir.

Bu, otoriteyi tamamen reddetmek değildir. Toplumda kurallar, yöneticiler ve uzmanlar gerekir. Ancak bunların hiçbiri Allah gibi sorgulanamaz konuma getirilemez.

7️⃣ “Tâğut” Ne Demektir ❓​

“Tâğut” kelimesi, sınırı aşmak anlamındaki kökten gelir ve bağlama göre Allah’ın dışında ibadet edilen, insanı hakikatten uzaklaştıran veya kendisini hak etmediği biçimde mutlak otorite konumuna çıkaran varlık ve güçleri ifade edebilir.

Klasik açıklamalarda:

Putlar.

şeytan.

sahte ilahlar.

insanı Allah’a karşı isyana sürükleyen bazı otoriteler.

gibi anlamlar üzerinde durulmuştur.

Ancak tâğut kavramını her sevmediğimiz insana yapıştırmak son derece sakıncalıdır.

Tâğut, siyasi hakaret kelimesi değildir.

8️⃣ Her Zalim Yöneticiye Otomatik Olarak “Tâğut” Denilebilir mi ❓​

Bu tür kavramlarda çok dikkatli olmak gerekir.

Bir yönetici gerçekten zalim olabilir. Haksız kararlar verebilir. Eleştirilebilir ve hukuken sorumlu tutulabilir. Ancak Kur’anî ve itikadî kavramları gündelik siyasi etiketlere çevirmek kolayca aşırılığa götürebilir.

Bir insanın:

Yanlış politika uygulaması.

otoriter olması.

hatta ağır zulüm işlemesi.

ile ona doğrudan teolojik bir kimlik hükmü vermek aynı şey değildir.

Zulme zulüm demek için “tâğut” etiketi kullanmak zorunda değiliz.

Haksızlığı somut olarak eleştirmek çoğu zaman daha doğru ve daha güçlüdür.

9️⃣ Sevmediğimiz Her Kişiyi “Tâğut” İlan Etmek Neden Tehlikelidir ❓​

Çünkü böyle yapıldığında kavram, teolojik anlamını kaybedip politik silaha dönüşür.

Bir grup kendi liderini:

“Hak.”

karşı tarafın liderini:

“Tâğut.”

ilan ederse, bir süre sonra normal siyasi anlaşmazlık din savaşı gibi sunulabilir.

Bu da:

Tekfir.

nefret.

şiddet.

gibi tehlikeli sonuçlara zemin hazırlayabilir.

Nahl 36’nın amacı insanlara rastgele düşman etiketi üretmek değil, Allah dışında mutlaklaştırılan sahte kulluk biçimlerinden uzaklaştırmaktır.

🔟 Modern Dünyada “Tâğut” Kavramından Nasıl Ders Çıkarılabilir ❓​

Doğrudan ayetin teolojik anlamını değiştirmeden, ahlaki tefekkür açısından insanın neyi mutlaklaştırdığı sorgulanabilir.

Para insan için araçtır. Fakat:

“Para için her şey yapılır.”

noktasına gelirse insan para karşısında vicdanını teslim etmiş olabilir.

Makam araçtır. Fakat:

“Makamımı korumak için her haksızlığı yaparım.”

diyorsa makam mutlaklaştırılmıştır.

Bir lider sevilebilir. Fakat:

“Ne yaparsa doğrudur.”

deniyorsa insan otoritesi gereğinden fazla büyütülmüştür.

Bunları doğrudan fıkhî anlamda “şirk” veya “tâğut” hükmüne dönüştürmeden, tevhidin insanı mutlaklaştırmalardan koruyan yönü olarak değerlendirmek daha sağlıklıdır.

1️⃣1️⃣ İnsan Kendi Arzusunu da Mutlaklaştırabilir mi ❓​

Evet, insan bazen kendi isteğini nihai ölçü hâline getirebilir.

“Ben istiyorsam doğrudur.”

“Bana fayda sağlıyorsa sorun yok.”


şeklindeki anlayış, vicdanı kişisel çıkarın emrine verebilir.

Ancak her arzuya:

“Sen kendi nefsine tapıyorsun.”

demek de doğru değildir. İnsanların arzuları ve zevkleri vardır; bunların kendisi otomatik olarak şirk değildir.

Asıl mesele, arzunun ahlakın ve hakikatin önüne geçirilmesidir.

Tevhid insanın kendisini bile mutlaklaştırmamasını öğretir.

1️⃣2️⃣ “Allah Kimine Hidayet Etti” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet:

“Onlardan kimine Allah hidayet etti.”

buyurur.

Hidayet, doğru yolu bulmak ve ona yönelmek anlamındadır. Kur’an’ın genel anlatımında hidayet Allah’a aittir; fakat bu, insanın hiçbir tercihinin olmadığı anlamına gelmez.

Allah:

Peygamber gönderir.

deliller sunar.

akıl verir.

insana düşünme imkânı tanır.

İnsan da bunlara karşı bir tavır geliştirir.

Dolayısıyla hidayeti:

“Allah rastgele kimi isterse seçer, diğerinin hiçbir şansı yoktur.”

şeklinde anlamak Kur’an’ın sorumluluk dilini eksik bırakır.

1️⃣3️⃣ “Kimine de Sapıklık Hak Oldu” Kadercilik mi Öğretiyor ❓​

Hayır.

Ayetin bağlamı, insanların peygamber çağrısı karşısındaki tavırlarıdır. İnsanlar uyarılmış, seçim yapmış ve bazıları reddedişte ısrar etmiştir.

Kur’an’ın başka ayetleriyle birlikte okunduğunda, dalâletin keyfî biçimde masum insanın üzerine zorla yüklenen bir kader olmadığı görülür.

İnsan:

Gerçeği sürekli reddedebilir.

Kibrinde ısrar edebilir.

Haksızlıkla kendisini katılaştırabilir.

Böylece yanlış yönelişi güçlenebilir.

Hidayetin Allah’tan olması insanın sorumluluğunu, insanın sorumluluğu da Allah’ın hidayetini ortadan kaldırmaz.

1️⃣4️⃣ Allah Birini Zorla Saptırır mı ❓​

Kur’an’ın genel adalet anlayışı içinde Allah’ın masum bir insanı hiçbir sebep yokken zorla kötülüğe sürükleyip sonra cezalandırdığı düşüncesi doğru değildir.

Allah zulmetmez.

İnsanların:

Tercihleri.

kibirleri.

ısrarları.

aldıkları tavırlar.

önemlidir.

Bu nedenle “Allah saptırır” ifadeleri, bağlamında insanın kendi yönelişiyle ilişkili biçimde anlaşılmalıdır.

İlâhî hüküm keyfî değil, adaletlidir.

1️⃣5️⃣ “Yeryüzünde Dolaşın” Emri Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet yalnız soyut düşünmeye çağırmaz; insanlara:

“Yeryüzünde dolaşın.”

der.

Bu ifade geçmiş toplumların bıraktığı izleri, tarihî kalıntıları ve insanlık tecrübesini gözlemlemeyi düşündürür.

İnsan geçmiş medeniyetlere bakar.

Bir zamanlar güçlü olan şehirlerin kalıntılarını görür.

İmparatorlukların yükselip düştüğünü öğrenir.

Böylece şu gerçeği fark eder:

Hiçbir insan uygarlığı mutlak değildir.

Bu, tarih bilincidir.

1️⃣6️⃣ Geçmiş Medeniyetlerin Yıkılması Otomatik Olarak İlâhî Ceza mıdır ❓​

Hayır.

Bu ayrım çok önemlidir.

Kur’an bazı geçmiş kavimler hakkında açıkça:

“Şu sebeple ilahî azap geldi.”

diyebilir.

Bunu vahiyden öğreniriz.

Fakat tarihte yıkılan her şehir, devlet veya uygarlık için:

“Allah cezalandırdı.”

diyemeyiz.

Bir devlet:

Ekonomik kriz.

savaş.

salgın.

kuraklık.

siyasi parçalanma.

teknolojik geri kalma.

gibi birçok nedenle çökmüş olabilir.

Bu nedenleri araştırmak ilahî iradeyi inkâr etmek değildir.

Tarihsel sebep ile ilahî hikmeti birbirine karıştırmamak gerekir.

1️⃣7️⃣ “Yalanlayanların Sonuna Bakın” Ne Demektir ❓​

Buradaki amaç turistik merak değildir. İnsan geçmişi görerek ibret almalıdır.

Bir toplum:

Gücünü mutlaklaştırmış.

adaletsizliği sistemleştirmiş.

uyarıları küçümsemiş.

olabilir.

Sonunda tarih sahnesinden silinmiş olabilir.

Ancak buradan:

“Her çöken toplum kesin inkârcıydı.”

sonucu çıkarılamaz.

Ayetin asıl mesajı, insanın kendi çağındaki kibir ve dokunulmazlık duygusunu kırmaktır.

Bugünün gücü, yarının garantisi değildir.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 35 ve 36. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Nahl 35’te insanlar:

“Allah dileseydi böyle yapmazdık.”

diyerek kaderi mazeret göstermişti.

Nahl 36 ise bu bahaneyi daha da zayıflatır:

Her ümmete elçi gönderildi.

Yani insan uyarılmıştır.

Temel mesaj açıklanmıştır:

Allah’a kulluk edin, tâğuttan kaçının.

Bundan sonra insanların farklı tavırları ortaya çıkar.

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 37. ayette, Peygamber’in insanların hidayetini çok istemesine rağmen hidayetin nihai olarak Allah’ın hükmünde olduğu hatırlatılacak ve şöyle buyurulacaktır: “Sen onların hidayete ermelerine çok düşkün olsan da Allah saptırdığı kimseyi hidayete erdirmez; onların yardımcıları da yoktur.” Bu ayeti ele alırken özellikle Peygamber’in insanlara duyduğu merhamet, tebliğ ile sonucu kontrol etmeyi ayırmak, ‘Allah saptırır’ ifadesini keyfî kadercilik olarak anlamamak, bir insanı zorla hidayete getirememe, aile ve sevdiklerimizi iman konusunda baskıyla kontrol etmeme ve hidayet meselesinde insanın sorumluluğu ile Allah’ın hükmü arasındaki denge üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Nahl Suresi 36. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Nahl Suresi 36. ayet insanlık tarihinin büyük dinî mesajını iki kısa ifadede toplar:

Allah’a kulluk edin.

Tâğuttan kaçının.


Bu iki ifade aslında birbirini tamamlar.

Allah’a kulluk ettiğinde, başka hiçbir şeyi mutlaklaştırmaman gerekir. İnsan:

Bir lidere saygı duyabilir.

Ama onu yanılmaz görmez.

Bir âlime güvenir.

Ama vahiy seviyesine çıkarmaz.

Bir devlete bağlı olabilir.

Ama devletin yaptığı her şeyi ahlaken doğru saymaz.

Bir aile büyüğünü sever.

Ama haksızlığına itaat etmek zorunda olduğunu düşünmez.

Tevhid tam da burada insanı kullara kulluktan özgürleştiren bir ilke hâline gelir.

Bir insanın:

Makamı.

serveti.

bilgisi.

gücü.

ne kadar büyük olursa olsun o yine yaratılmıştır.

Bu yüzden Nahl 36 yalnız eski putları kıran bir ayet değildir; insanın zihninde kurduğu mutlak otoriteleri de sorgulayan bir ayettir.

Fakat bu mesajı alırken diğer uca savrulmamak gerekir.

“Hiçbir otorite mutlak değil.”

demek:

Hiçbir kurala uymam.

Hiçbir uzmana güvenmem.

Hiçbir yöneticiye itaat etmem.

anlamına gelmez.

Toplum otorite olmadan işlemez.

Doktorun tıpta uzmanlığı vardır.

Mühendisin mühendislikte uzmanlığı vardır.

Hâkimin hukukî yetkisi vardır.

Devletin kanun uygulama yetkisi vardır.

Fakat bütün bunlar sınırlı ve hesap verilebilir otoritelerdir.

Tevhid anarşi öğretmez.

Tevhid:

Mutlaklaştırmaya karşı sınır koyar.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Nahl 36’nın “tâğut” kavramı özellikle modern dünyada çok dikkatli kullanılmalıdır. Çünkü ağır dinî kelimeler, siyasi çatışmalarda kolayca silaha dönüşebilir.

Bir insan benimle aynı partiye oy vermiyor.

Tâğutçu.

Bir lideri sevmiyorum.

Tâğut.

Bir hukuk sistemini eleştiriyorum.

Bütün içinde yaşayanlar tâğutun kulları.

Bu tür genellemeler Kur’an’ın kavramlarını sığlaştırabilir ve insanları tehlikeli biçimde tekfir atmosferine sürükleyebilir.

Bir sistemde yanlış varsa onu somutlaştırmak çok daha doğrudur:

Bu yasa adaletsiz.

Bu karar hak ihlali oluşturuyor.

Bu yönetici yolsuzluk yaptı.


Bunlar açık ve delille tartışılabilecek ifadelerdir.

Buna karşılık:

“Hepsi tâğut.”

demek çoğu zaman düşünmenin yerini etikete bırakabilir.

Nahl 36’nın mesajı etiket üretmek değil, kulluğu temizlemektir.

İnsan ilk önce kendi hayatına bakmalıdır:

Ben neyi Allah’ın önüne geçiriyorum?

Para mı?

Gurur mu?

Makam mı?

Bir insanın onayı mı?

Bir grubun aidiyeti mi?

Bu sorular ayetin çok daha derin öz eleştirisini ortaya çıkarır.

Çünkü insan bazen put kırmaktan söz ederken kendi egosunu putlaştırabilir.

Başkalarına:

“Siz tâğuta uyuyorsunuz.”

derken kendi sözünü sorgulanamaz hâle getirebilir.

Bu da büyük bir çelişkidir.

Tevhid başkasının kibrini değil, önce kendi kibrimizi kırmalıdır.

Nahl 36’nın başka büyük mesajı, insanlığın ortak ahlaki tarihine bakışıdır.

“Her ümmete bir elçi gönderdik.”

ifadesi, ilahî rahmetin belirli bir etnik gruba hapsedilmediğini gösterir.

Bu da dinî üstünlük kibrini kırmalıdır.

Bir millet:

“Allah yalnız bizi önemsedi.”

diyemez.

Bir ırk:

“Biz doğuştan seçilmiş ve üstünüz.”

şeklinde mutlak üstünlük iddiasına giremez.

Peygamberlik tarihi insanlığa yayılıyorsa, ilahî mesajın muhatabı da insanlığın kendisidir.

Bu, evrensel sorumluluk bilincidir.

Ayetin başka önemli mesajı hidayet konusundaki tevazudur.

Bir insan iman etmiş olabilir.

Bu onu:

“Ben kendi zekâmla hakikati buldum, diğerleri aptal.”

demeye götürmemelidir.

Kur’an:

“Allah hidayet etti.”

der.

Bu, mümine şükür öğretir.

Hidayet:

Kibir sebebi değil.

Şükür sebebidir.

Aynı zamanda başkasına karşı daha merhametli olmayı gerektirir.

Çünkü bir insanın:

Hangi ailede büyüdüğünü.

hangi dini nasıl tanıdığını.

hangi travmaları yaşadığını.

hangi sorularına yanlış cevaplar verildiğini.

bilmeyebiliriz.

Bu nedenle:

“Ben inanıyorum, o hâlde senden üstünüm.”

tavrı Nahl 36’nın ruhuyla bağdaşmaz.

Tevhid insanı üstünlük iddiasına değil, kulluk bilincine götürmelidir.

Nahl 36’nın “kimine sapıklık hak oldu” ifadesi de kaderciliğe dönüştürülmemelidir.

Bir baba:

“Çocuğum inanmayacaksa Allah öyle yazmıştır, hiçbir şey yapamam.”

dememeli.

Aksine:

Güzel örnek olur.

Sorularını dinler.

Bilmediğinde araştırır.

Baskı yapmadan anlatır.

Sonucu ise kontrol edemeyeceğini kabul eder.

Bu denge çok önemlidir.

Sen:

Çocuğuna sevgi verebilirsin.

Ama onun kalbini zorla yönetemezsin.

Arkadaşına din anlatabilirsin.

Ama onu zorla inandıramazsın.

Bir eş diğerini dine yaklaştırmak isteyebilir.

Ama tehdit ve baskıyla iman üretmeye çalışmak sağlıklı değildir.

Hidayet davet edilir; zorla üretilmez.

Bu da Nahl 35’teki “peygamberlere düşen açık tebliğdir” ilkesiyle tamamen uyumludur.

Nahl 36’nın başka önemli mesajı tarihi yalnız övünme malzemesi olarak değil, öğrenme alanı olarak görmektir.

İnsanlar tarih anlatırken çoğu zaman:

Bizim imparatorluğumuz.

bizim zaferimiz.

bizim kahramanımız.

üzerinde durur.

Elbette tarihî başarılarla gurur duyulabilir.

Fakat Kur’an’ın:

“Yeryüzünde dolaşın ve sonlarına bakın.”

çağrısı başka bir soru da sorar:

Nerede hata yaptılar?

Bir medeniyet neden çöktü?

Adaletsizlik mi arttı?

Yönetim mi bozuldu?

Ekonomik yapı mı zayıfladı?

Savaş mı tüketti?

Bilgi üretimi mi geriledi?

Tarih yalnız geçmişi yüceltmek için değil, bugünün hatalarını önlemek için de okunmalıdır.

Ancak burada da basit dinî sonuçlar çıkarmamak gerekir.

Bir imparatorluk çöktü diye:

“Demek Allah cezalandırdı.”

diyemeyiz.

Tarih çok nedenlidir.

Bazen:

Ekonomi.

askerî teknoloji.

demografi.

iklim.

salgın.

siyasi mücadele.

birlikte etkili olur.

Kur’an’ın ibret çağrısı, tarih biliminin yerine geçmek değil, tarihî gerçeklerden ahlaki ders çıkarabilmek içindir.

Bu bakış bilimsel tarih araştırmasıyla çelişmez.

Tam tersine:

Git.

Gör.

İncele.

Öğren.

der.

Nahl 36’nın başka büyük mesajı sahte mutlaklıklara karşı özgür insan yetiştirmektir.

Bir çocuk yalnız:

“Büyük ne derse doğrudur.”

diye yetişirse ileride yanlış otoritelere karşı savunmasız olabilir.

Daha sağlıklı eğitim:

Saygıyı öğretir.

Ama düşünmeyi de öğretir.

Anne-babaya saygı vardır.

Fakat anne-baba yanlış yapabilir.

Öğretmene saygı vardır.

Ama öğretmen de yanılabilir.

Devlete bağlılık olabilir.

Ama devlet görevlisi suç işleyebilir.

Âlime saygı vardır.

Ama âlimin yorumu vahiy değildir.

Bu dengeli yaklaşım tevhidin sosyal hayattaki en önemli sonuçlarından biridir:

Saygı var; ilahlaştırma yok.

Nahl 36’nın başka önemli mesajı insan onurudur.

Eğer herkes Allah’ın kuluysa:

Serveti düşük olan insan daha az insan değildir.

Temizlik görevlisiyle genel müdür insanlık değeri bakımından iki farklı tür değildir.

Doktorun meslekî bilgisi hastadan fazla olabilir; fakat bu hastayı değersiz yapmaz.

Bir profesörün akademik statüsü yüksek olabilir; ama bu ona garsona hakaret etme hakkı vermez.

Tevhid, toplumsal roller arasındaki farklılığı ortadan kaldırmaz; fakat insanlık değerinde sahte tanrısal hiyerarşileri reddeder.

Bu nedenle:

Bir insanın makamına saygı duyarken onun da insan olduğunu bilmek gerekir.

Ayetin başka güçlü mesajı insanın kendi grubunu mutlaklaştırmamasıdır.

Bir insan:

Partisini.

cemaatini.

mezhebini.

ülkesini.

kulübünü.

çok sevebilir.

Bu aidiyetlerin kendisi otomatik olarak kötü değildir.

Ama:

“Biz ne yaparsak doğrudur.”

noktasına gelindiğinde hakikat grup çıkarına teslim edilmiş olur.

Sağlıklı aidiyet:

“Ben buraya aidim ama yanlışsa yanlış derim.”

diyebilmektir.

İşte tevhid insanı tam bu noktada özgürleştirir.

Hakikat:

Partinin üstündedir.

Liderin üstündedir.

Kabilenin üstündedir.

Kendi egonun bile üstündedir.

Nahl 36’nın başka önemli boyutu şeytanın veya tâğutun insanı zorla kontrol eden mutlak güç olmamasıdır.

İslam düşüncesinde insan şeytanı:

“Beni mecbur etti.”

diye mazeret yapamaz.

Şeytan çağırabilir.

vesvese verebilir.

süsleyebilir.

Ama insanın bütün iradesini elinden alan bağımsız ilahî güç değildir.

Bu da tevhidin önemli sonucudur.

Kötü etki vardır.

Manipülasyon vardır.

Baskı vardır.

Ama bunların derecesi ve kişinin imkânı ölçüsünde sorumluluk değerlendirilir.

Bu yüzden bir insan:

“Şeytan yaptırdı.”

diyerek bütün sorumluluğunu silemez.

Nahl 36’nın başka önemli mesajı teknolojiyi de doğru yere koymaktır.

Bugün yapay zekâ, biyoteknoloji ve büyük veri gibi alanlar insanlara çok güçlü imkânlar veriyor.

Bunlara hayran olmak normaldir.

Ama:

“Teknoloji artık her şeyi çözer.”

demek yeni bir mutlaklaştırma olabilir.

Teknoloji:

Hastalığı tedavi edebilir.

İletişimi hızlandırabilir.

Üretimi artırabilir.

Ama:

Adalet.

merhamet.

hayatın nihai anlamı.

ahlaki sorumluluk.

gibi meseleleri kendi başına çözmez.

Araç güçlü olabilir; ilah değildir.

Bu da Nahl 36’nın tevhid perspektifinden modern dünyaya taşınabilecek önemli bir derstir.

Ayetin başka önemli mesajı insanın dünyayı dolaşarak öğrenmesidir.

Kur’an:

“Gidin, görün.”

diyor.

Bu çok canlı bir eğitim anlayışıdır.

Müzeye git.

Antik kenti gör.

Başka kültürü tanı.

Tarihi oku.

Arkeolojiyi incele.

İnsanların nasıl yaşadığını öğren.

Bu yaklaşım insanı dar çevresinden çıkarabilir.

Başka toplumları tanıdığında kendi kültürünün her uygulamasının evrensel olmadığını fark edebilirsin.

Bu da insanı daha mütevazı yapar.

Bilgi, yolculukla da büyür.

Ancak gördüğümüz her harabeye:

“Bunlar günahkârdı, Allah yıktı.”

diye bakmak yerine, önce tarihî gerçekliği öğrenmek gerekir.

İbret:

Bilgisiz hüküm değil.

Bilgiden doğan farkındalıktır.

Nahl Suresi 36. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Her ümmete ‘Allah’a kulluk edin ve tâğuttan kaçının’ diye bir elçi gönderdik” ifadesi, insanlık tarihindeki tevhid çağrısının temelini gösterir. Tâğut kavramını her siyasi rakibe veya sevmediğimiz insana rastgele yapıştırmak ayetin maksadını bozabilir. Büyük mesaj şudur: Yalnız Allah’ı mutlaklaştır; hiçbir insanı, lideri, kurumu, serveti veya gücü ilahî seviyeye çıkarma. Otoriteye saygı duy ama onu yanılmazlaştırma. Hidayeti kibir sebebi değil şükür sebebi say; tarihî toplumların sonuçlarından ders çıkar ama her çöküşü keyfî biçimde ilahî ceza ilan etme. Tevhid, insanı hem putlardan hem de kullara kör kulluktan özgürleştiren bir çağrıdır.”

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 37. ayette, Peygamber’in insanların hidayete ermesini çok istemesine rağmen sonucu kontrol edemeyeceği hatırlatılacak ve şöyle buyurulacaktır: “Sen onların hidayete ermelerine çok düşkün olsan da Allah saptırdığı kimseyi hidayete erdirmez; onların yardımcıları da yoktur.” Bu ayeti ele alırken özellikle Peygamber’in merhameti, insanın sevdiği kişiyi zorla değiştiremeyeceği, dinî baskının hidayet üretmemesi, ‘Allah’ın saptırması’ ifadesini keyfî kadercilik olarak anlamamak, insanın kendi yönelişinin rolü, ebeveynlerin çocuklarının imanını kontrol edememesi, tebliğ ile sonucu birbirinden ayırmak ve birinin hidayeti için çabalarken kendi psikolojisini tüketmemek üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Nahl Suresi 36. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Gerçekten yalnız Allah’a mı kulluk ediyoruz, yoksa hayatımızda başka şeyleri de sorgulanamaz hâle mi getirdik? Sevdiğimiz lider yanlış yaptığında “yanlış” diyebiliyor muyuz? Para kazanmak uğruna vicdanımızı susturuyor muyuz? Dinî bir otoritenin her sözünü vahiy gibi mi görüyoruz? Kendi grubumuzu hakikatin üzerine mi çıkarıyoruz? Tâğut kavramını başkalarına etiket olarak yapıştırırken kendi egomuzu mutlaklaştırdığımızı fark ediyor muyuz? Tarihte yıkılmış toplumlara bakıp yalnız “Onlar kötüydü” mü diyoruz, yoksa “Biz hangi aynı hataları yapıyoruz?” diye soruyor muyuz? Ve en önemlisi, tevhid gerçekten Allah’tan başka hiçbir şeyi mutlaklaştırmamaksa, insanın en büyük özgürlüğü kullara kulluktan kurtulup yalnız Allah’ın kulu olduğunu bilmek değil midir?

“Nahl 36, ‘Her ümmete “Allah’a kulluk edin ve tâğuttan kaçının” diye bir elçi gönderdik’ buyurarak peygamberlik tarihinin ortak özünü tevhid ve sahte ilahlardan uzaklaşma olarak özetler. Tâğut kavramı, siyasi rakiplere gelişigüzel yapıştırılacak bir hakaret değil; Allah dışında mutlaklaştırılan sahte kulluk ve otorite biçimlerine karşı bir uyarıdır. Ayetin büyük dersi şudur: Lidere saygı duy ama ilahlaştırma, âlimden öğren ama yanılmaz görme, parayı kullan ama ona kul olma, tarihten ders çıkar ama Allah adına keyfî hükümler verme. Çünkü gerçek tevhid yalnız putların önünde eğilmemek değil, hiçbir yaratılmışa vicdanını ve mutlak kulluğunu teslim etmemektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt