📖 İsrâ Suresi 17. Ayette “Nuh’tan Sonra Nice Nesilleri Helâk Ettik; Kullarının Günahlarını Bilip Görmek İçin Rabbin Yeter” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,766
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İsrâ Suresi 17. Ayette “Nuh’tan Sonra Nice Nesilleri Helâk Ettik; Kullarının Günahlarını Bilip Görmek İçin Rabbin Yeter” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Tarih yalnız geçmişte yaşamış insanların hikâyesi değildir; bugünün insanına bırakılmış büyük bir aynadır. Güçleriyle övünen toplumlar geçti, şehirler değişti, nesiller sona erdi; fakat adaletin, sorumluluğun ve Allah’ın bilgisinden hiçbir şeyin kaçamayacağı gerçeği değişmedi. İnsan başkalarının sonuna bakarken önce kendi yolunun nereye götürdüğünü düşünmelidir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İsrâ Suresi 17. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 17. ayeti, Hz. Nuh'tan sonraki dönemlerde de nice nesillerin ve toplumların ağır bozulmaları sonucunda helâkle karşılaştığını hatırlatmakta ve Allah'ın kullarının günahlarından tamamen haberdar olduğunu bildirmektedir.

Ayetin anlamı şöyledir:

“Nuh’tan sonra nice nesilleri helâk ettik. Kullarının günahlarından haberdar olup onları görmek için Rabbin yeter.”
İsrâ Suresi, 17:17
Bir önceki ayette bir toplumun refah ve güç sahibi kesimlerinin ilahi ölçülerden uzaklaşarak bozgunculuğa sürüklenmesinin ağır sonuçları anlatılmıştı.

17. ayette ise bunun tarihte tek bir örnek olmadığı hatırlatılmaktadır.

Toplumlar gelir.

Toplumlar gider.


Ama Allah'ın adaletinden ve bilgisinden hiçbir şey kaybolmaz.

2️⃣ “Nuh’tan Sonra Nice Nesilleri Helâk Ettik” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet Hz. Nuh'tan sonraki insanlık tarihinde birden fazla neslin ve toplumun büyük bozulmalar sonucunda ağır ilahi karşılıklarla karşılaştığını bildirmektedir.

Kur’an'ın farklı bölümlerinde geçmiş toplumlara ilişkin çeşitli örnekler anlatılır.

Fakat burada tek tek isimler sayılmamaktadır.

Asıl vurgu sayıdadır:

“Nice nesiller...”

Yani insanlık tarihi boyunca aynı ahlaki hastalıklar farklı toplumlarda tekrar edebilmiştir.

Kibir.

Zulüm.

Hakikati reddetmek.

Peygamberlerin uyarılarını küçümsemek.

Bozgunculuk.

Bunlar toplumların kendi geleceklerini tehlikeye atmasına neden olmuştur.

Tarih değişir; insanın temel zaafları tekrar edebilir.

3️⃣ Ayetteki “Nesiller” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Buradaki ifade belirli dönemlerde yaşayan insan topluluklarını ve kuşakları anlatmaktadır.

Bir nesil ortaya çıkar.

Yaşar.

Şehirler kurar.

Güç kazanır.

Sonra yerini başka bir nesle bırakır.

Bu açıdan ayet insana önemli bir gerçek hatırlatır:

Hiçbir nesil dünyada kalıcı değildir.

Bugün dünyayı dolduran insanlar birkaç nesil sonra burada olmayacaktır.

Bizden önce milyarlarca insan yaşadı.

Bugün onların çoğunun adı bile bilinmiyor.

Bu gerçek, insanın dünyadaki gücü konusunda daha mütevazı olmasını sağlamalıdır.

4️⃣ Neden Özellikle Hz. Nuh’tan Sonrası Hatırlatılıyor ❓​

Hz. Nuh'un kıssası Kur’an'da insanlığın büyük tarihsel uyarılarından biri olarak yer alır.

Onun toplumu uzun süre uyarılmış, fakat büyük bir kesim hakikate karşı direnmiştir.

Sonunda tufanla ağır bir sonuç yaşanmıştır.

İsrâ Suresi'nin 17. ayeti ise bununla tarihin bitmediğini gösterir.

Hz. Nuh'tan sonraki toplumlarda da benzer ahlaki bozulmalar görülmüştür.

Bu yüzden mesaj şudur:

Geçmişte bir toplumun başına gelenlerden ders alınmazsa aynı ahlaki hatalar başka nesillerde yeniden ortaya çıkabilir.

İbretin amacı sadece geçmişi bilmek değil, geçmişteki yanlışı tekrar etmemektir.

5️⃣ Helâk Ne Demektir ❓​

Helâk, genel anlamıyla yok oluş, ağır yıkım veya bir toplumsal yapının sona ermesi anlamına gelir.

Kur’an'daki bazı kıssalarda belirli toplumların ilahi bir azapla ortadan kaldırıldığı açıkça anlatılır.

Ancak bu kavramı her felakete otomatik biçimde uygulamak doğru değildir.

Bir toplumun başına savaş geldi diye:

“Kesin helâk edildi.”

denilemez.

Bir deprem yaşandı diye:

“Allah onları günahlarından dolayı yok etti.”

şeklinde hüküm kurulamaz.

Kur’an'ın belirli geçmiş toplumlar hakkında açıkça verdiği bilgi başka, bizim güncel olaylar hakkındaki tahminimiz başkadır.

Vahyin kesin söylediği yerde kesin konuşuruz; bilmediğimiz yerde Allah adına hüküm vermeyiz.

6️⃣ Allah Toplumları Neden Helâk Etmiştir ❓​

Kur’an'ın geçmiş toplumlarla ilgili anlatılarında helâk, genellikle uzun süre devam eden inkâr, zulüm, bozgunculuk ve uyarılara rağmen yanlışta ısrar ile ilişkilendirilir.

Bu, keyfî bir ilahi öfke değildir.

Önce uyarı vardır.

Peygamber vardır.

Doğru yol gösterilir.

Tövbe ve dönüş imkânı vardır.

Fakat bazı toplumlar bütün bunlara rağmen kötülüğü sistematik hâle getirmiştir.

Bu nedenle önceki ayette:

“Biz bir peygamber göndermedikçe azap etmeyiz.”

ilkesi hatırlatılmıştı.

İlahi hüküm, uyarı ve sorumluluk sonrasında gelir.

7️⃣ Geçmiş Toplumların Helâki Bugün Bize Neden Anlatılıyor ❓​

Çünkü Kur’an tarih kitabı olmak için tarih anlatmaz.

Tarih üzerinden ahlaki eğitim verir.

Bir toplumun nasıl bozulduğunu anlatır.

Sonra bugünkü insana:

“Sen aynı yolu mu izliyorsun?”

diye düşündürür.

Bu nedenle geçmiş kavimlerin hikâyeleri yalnız:

“Onlar ne yaptı?”

sorusuyla okunmamalıdır.

Asıl soru:

“Onların yaptığı yanlışlardan bizde ne kadar var?”

olmalıdır.

Kibir varsa ders almalıyız.

Zulüm varsa durdurmalıyız.

Haksızlık varsa düzeltmeliyiz.

İbret, geçmişin suçunu saymak değil, bugünün yanlışını fark etmektir.

8️⃣ “Rabbin Kullarının Günahlarından Haberdardır” Ne Anlama Gelir ❓​

Allah insanın yaptığı hiçbir şeyi bilmezlikten gelmez.

Açık olanı bilir.

Gizliyi bilir.

İnsanın başkalarının yanında yaptığını bilir.

Kimse görmediğinde yaptığını da bilir.

Bu bilgi insanın üzerinde sürekli korku üretmek için değil, sorumluluk bilinci oluşturmak için düşünülmelidir.

Bir insan:

“Kimse görmedi.”

diyebilir.

Ama mümin bilir ki:

İnsanlardan gizlemek, Allah'tan gizlemek değildir.

Aynı durum iyilik için de geçerlidir.

Kimse görmese bile Allah bilir.

Bu nedenle Allah'ın bilgisi hem uyarı hem tesellidir.

9️⃣ Allah’ın Günahları Bilmesi İnsan Mahremiyetini Ortadan mı Kaldırır ❓​

Hayır.

Allah'ın her şeyi bilmesi ile insanların birbirinin özel hayatını araştırması birbirine karıştırılmamalıdır.

Allah yaratıcıdır ve kullarını bütünüyle bilir.

İnsan ise başkasının gizli hayatını araştırma hakkına otomatik olarak sahip değildir.

Bir insan:

“Allah her şeyi biliyor, o hâlde ben de herkesin özelini araştırabilirim.”

diyemez.

Allah'ın ilmi insanlara sınırsız gözetleme yetkisi vermez.

İnsanların mahremiyetine, onuruna ve haklarına saygı göstermek gerekir.

Ayetin amacı başkalarının günahını avlamak değil, insanın kendi sorumluluğunu hatırlamasıdır.

🔟 “Rabbin Görmek İçin Yeter” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Allah'ın görmesi insanın görmesine benzemez.

İnsan sınırlıdır.

Bir duvarın arkasını göremez.

Uzakta olanı göremeyebilir.

Karanlıkta zorlanır.

Allah'ın bilgisi ve görmesi ise yaratılmışların sınırlılıklarına tabi değildir.

Ayetin anlamı:

Hiçbir davranış Allah'ın bilgisinin dışında kalmaz.

Bu özellikle zulme uğrayan insan için güçlü bir tesellidir.

Belki insanlar yaşanan haksızlığı görmedi.

Belki delil bulunamadı.

Belki zalim güçlüydü.

Ama:

Allah gördü.

Bu, mazlum için çok büyük bir güven kaynağıdır.

1️⃣1️⃣ İnsanların Görmediği Günahlar da Hesaba Girer Mi ❓​

Allah'ın bilgisi açısından gizli ve açık ayrımı yoktur.

Fakat insan hata yaptığında tövbe kapısı da vardır.

Bir insan gizlice günah işlemiş olabilir.

Sonra gerçekten pişman olur.

Yanlışı bırakır.

Allah'a döner.

Allah'tan bağışlanma ister.

Kul hakkı varsa mümkün olduğunca telafi eder.

Bu nedenle:

“Allah biliyor, artık hiçbir umut yok.”

sonucu doğru değildir.

Tam tersine Allah'ın bilgisiyle birlikte Allah'ın rahmeti de unutulmamalıdır.

Günahı gizlemek kurtuluş değildir; samimi tövbe dönüş yoludur.

1️⃣2️⃣ Allah’ın Her Şeyi Görmesi Gizli İyilikler İçin Ne Anlama Gelir ❓​

Bu, mümin için çok güzel bir müjdedir.

Bir iyiliği kimse bilmeyebilir.

Birine gizlice yardım etmiş olabilirsin.

Kimse duymadan borcunu kapatmış olabilirsin.

Ailene yıllarca sessizce emek vermiş olabilirsin.

Birinin kalbini kırmamak için öfkeni tutmuş olabilirsin.

İnsanlar bunları unutabilir.

Hatta hiç öğrenmeyebilir.

Ama Allah bilir.

İyiliğin değerini insanların alkışı belirlemez.

Bu nedenle insan, insanların görmediği yerde de iyilik yapmaya devam edebilir.

1️⃣3️⃣ Her Büyük Medeniyet Bir Gün Mutlaka Günahları Nedeniyle mi Çöker ❓​

Böyle kesin bir genelleme yapmak doğru değildir.

Devletlerin ve medeniyetlerin çöküşünde birçok tarihsel sebep olabilir.

Ekonomi.

Savaş.

İklim.

Yönetim sorunları.

Teknolojik değişimler.

İç çatışmalar.

Bunların hepsi rol oynayabilir.

Kur’an bazı belirli toplumların helâkini açıkça ahlaki ve ilahi sebeplerle açıklar.

Fakat her tarihsel çöküş için:

“Kesin Allah'ın cezasıydı.”

demek bizim sahip olmadığımız bir bilgi iddiasıdır.

Yine de ahlaki bozulmanın toplumların dayanıklılığını ciddi biçimde zayıflatabileceğini söylemek mümkündür.

Hukuksuzluk ve adaletsizlik toplumları içeriden çürütebilir.

1️⃣4️⃣ Bugünkü Felaketleri Geçmiş Kavimlerin Helâkiyle Eşleştirmek Doğru mudur ❓​

Kesin biçimde eşleştirmek doğru değildir.

Bugün bir şehirde deprem olabilir.

Başka yerde sel yaşanabilir.

Bir ülkede savaş çıkabilir.

Bu olaylara bakıp:

“İşte Allah bunları günahları yüzünden helâk etti.”

demek doğru olmaz.

Çünkü o olayın ilahi hikmetini kesin olarak bilmiyoruz.

Ayrıca felaketlerde:

Çocuklar.

İyi insanlar.

Masum insanlar.

da zarar görebilir.

Felaket yaşamak suçluluk belgesi değildir.

İnsan yardım etmek yerine mağdurları suçlamaya başlarsa ahlaki açıdan çok yanlış bir noktaya gidebilir.

1️⃣5️⃣ Geçmiş Toplumların Sonunu Bilmek İnsanı Korkutmalı mı, Eğitmeli mi ❓​

İkisi arasında dengeli bir yaklaşım gerekir.

Ayet insanda sorumluluk duygusu oluşturmalıdır.

Ama amaç sürekli felaket bekleyen korkulu bir hayat değildir.

Asıl amaç:

Kibirlenmemek.

Zulmetmemek.

Hak yememek.

Uyarılardan ders almak.

Tövbeyi ertelememek.

toplumsal bozulmaya katılmamaktır.

Korku insanı doğru davranışa yönelttiğinde anlamlıdır; umutsuzluğa dönüştüğünde sağlıklı değildir.

Kur’an'ın uyarıları insanı hareket etmeye çağırır.

1️⃣6️⃣ Toplumlar Geçmişteki Helâk Örneklerinden Nasıl Ders Çıkarmalıdır ❓​

Bir toplum öncelikle kendi içinde adaleti korumalıdır.

Güçlü ile zayıf arasında hukukun ölçüsünü değiştirmemelidir.

Yolsuzluğu normalleştirmemelidir.

İnsan hayatını değersizleştirmemelidir.

Eleştiriyi tamamen düşmanlık olarak görmemelidir.

Zenginlik ve gücü dokunulmazlık sanmamalıdır.

Ve yanlış ortaya çıktığında düzeltme mekanizmaları oluşturmalıdır.

Toplumların geleceğini koruyan yalnız güçlü ordular değil, güçlü adalet duygusudur.

Geçmişten çıkarılacak en büyük derslerden biri budur.

1️⃣7️⃣ İsrâ Suresi 15, 16 ve 17. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

Bu üç ayet birbirini tamamlayan çok güçlü bir yapı oluşturur.

15. ayette:

Kişisel sorumluluk, hidayet, sapma ve uyarılmadan azap edilmeme ilkesi anlatılır.

16. ayette:

Bir toplumun özellikle refah ve güç sahibi kesimlerinin bozulmasının ağır toplumsal sonuçları açıklanır.

17. ayette ise:

Bu gerçeğin tarihte birçok nesilde tekrarlandığı hatırlatılır.

Böylece üç farklı düzey ortaya çıkar:

Birey.

Toplum.

Tarih.


İnsan kendi davranışından sorumludur.

Toplumların ortak davranışları dünyevi sonuçlar üretir.

Tarih ise bu sonuçların örnekleriyle doludur.

Kur’an bireysel ahlakı toplumsal sorumluluktan ayırmaz.

1️⃣8️⃣ İsrâ Suresi 17. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:

Kimse görmüyor diye yanlışını küçük sanma; herkes görüyor diye iyiliğini de büyük sanma. Allah gerçeğin tamamını bilir.

Bu ölçü insanın hayatını çok değiştirebilir.

İnsanların alkışladığı şey Allah katında yanlış olabilir.

İnsanların fark etmediği bir davranış Allah katında çok değerli olabilir.

Bu yüzden mümin yalnız toplumun bakışına göre yaşamamalıdır.

Asıl soru şudur:

“Allah benim ne yaptığımı biliyor; ben bunun hesabını verebilir miyim?”

Bu soru insanı gösterişten de gizli kötülükten de koruyabilir.

1️⃣9️⃣ İsrâ Suresi 17. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 17. ayeti, Hz. Nuh'tan sonra da birçok neslin ağır bozgunculukları sonucunda helâke uğradığını ve Allah'ın kullarının günahlarını eksiksiz biçimde bildiğini ve gördüğünü hatırlatmaktadır.

Bu ayetin ilk büyük mesajı, tarihin bir ibret alanı olmasıdır.

İnsan geçmişi yalnız merak için okumamalıdır.

Geçmişin hangi davranışlarının toplumları yükselttiğini, hangi davranışlarının onları zayıflattığını düşünmelidir.

Kur’an tarih anlatırken bugünkü insana ayna tutar.

Geçmişin en büyük değeri, gelecekte aynı hatayı tekrar etmemeyi öğretmesidir.

İkinci büyük mesaj, hiçbir toplumun sonsuz olmamasıdır.

Geçmişte çok güçlü medeniyetler vardı.

Bugün yoklar.

Bir zamanlar dünyaya hükmeden devletler vardı.

Bugün yalnız tarih kitaplarında bulunuyorlar.

Bu gerçek insanın kibirlenmemesi için yeterlidir.

Güç geçer; insanın yaptığı ise hesabında kalır.

Üçüncü büyük mesaj, nesillerin birbirinin yerine geçmesidir.

Bugünkü kuşak bir gün geçmiş kuşak olacaktır.

Bizim çocuklarımız ve onların çocukları yaşayacaktır.

Bu nedenle insan yalnız bugünü düşünmemelidir.

Nasıl bir toplum bırakıyoruz?

Nasıl bir ahlak bırakıyoruz?

Nasıl kurumlar bırakıyoruz?

Bu sorular önemlidir.

Her nesil gelecek nesle yalnız mal değil, bir toplum düzeni ve ahlak mirası da bırakır.

Dördüncü büyük mesaj, uyarılara kulak vermektir.

Geçmiş toplumların çoğunda sorun yalnız hata yapmak değildi.

İnsan hata yapabilir.

Asıl problem uyarıya rağmen kibirle ısrar etmekti.

Yanlışı kabul etmemek.

Dönmemek.

Peygamberleri küçümsemek.

Bu nedenle insanın en büyük erdemlerinden biri gerektiğinde:

“Ben yanlış yaptım.”

diyebilmesidir.

Bu cümle bazen bir hayatı kurtarabilir.

Beşinci büyük mesaj, Allah'ın bilgisidir.

Allah kulunun açık ve gizli davranışlarını bilir.

Bu, insan için büyük bir sorumluluk oluşturur.

Ama aynı zamanda büyük bir huzur da verebilir.

Çünkü insanların seni yanlış anlaması Allah'ın seni yanlış anlayacağı anlamına gelmez.

İçinden geçen gerçek niyeti Allah bilir.

İnsanların görmediği gerçeği Allah görür.

Altıncı büyük mesaj, mazlum için tesellidir.

Bir insan büyük haksızlığa uğramış olabilir.

Suçlu ceza almamış olabilir.

İnsanlar onun yaşadığını bilmiyor olabilir.

Ama Allah bilir.

Bu yüzden mümin nihai adaletin kaybolmadığına inanır.

Dünyadaki sessizlik Allah'ın görmediği anlamına gelmez.

Bu inanç mazlumun umudunu koruyabilir.

Yedinci büyük mesaj, zalim için uyarıdır.

Bir kişi güçlü olabilir.

Delilleri saklayabilir.

İnsanları susturabilir.

Hukuktan kaçabilir.

Fakat Allah'ın bilgisinden kaçamaz.

Bu nedenle dünyada cezasız kalmak nihai kurtuluş değildir.

İnsan mahkemesinden kaçmak mümkündür; Allah'ın huzurundaki hesaptan kaçmak mümkün değildir.

Sekizinci büyük mesaj, gizli iyiliklerin değeridir.

İyilik yapmak için sürekli görülmeye ihtiyaç yoktur.

Kimsenin bilmediği sadaka.

Gizli dua.

Sessiz fedakârlık.

Bir kalbi kırmamak için gösterilen sabır.

Bunların hiçbiri kaybolmaz.

Bu nedenle ayet yalnız günahkârı uyarmakla kalmaz; iyilik yapan fakat görülmeyen insanı da teselli eder.

Dokuzuncu büyük mesaj, toplumların ahlaki çürümesine dikkat etmektir.

Bir toplum dışarıdan güçlü görünürken içeriden bozulabilir.

Yolsuzluk yaygınlaşmışsa...

Adalet zayıflamışsa...

Haklı ile haksızın ölçüsü değişmişse...

Güçlüler kendilerini hesap dışı görmeye başlamışsa...

ciddi bir toplumsal tehlike vardır.

Bir toplumun geleceği yalnız ekonomik büyüklükle değil, adaletinin sağlamlığıyla da ilgilidir.

Onuncu büyük mesaj, bugünkü felaketleri ilahi ceza ilan etmemektir.

Bu ayet geçmişte Allah'ın açıkça bildirdiği helâklerden söz etmektedir.

Bize düşen bundan ders çıkarmaktır.

Fakat bir deprem mağduruna:

“Siz günahkârdınız.”

demek ne ilmî ne de ahlaki bir yaklaşım olur.

Biz Allah'ın o olay hakkındaki özel hükmünü bilmiyoruz.

Felaket karşısında ilk görevimiz hüküm dağıtmak değil, merhamet göstermektir.

On birinci büyük mesaj, insanın kendi hayatına bakmasıdır.

Geçmiş kavimlerin günahlarını anlatmak kolaydır.

Ama asıl soru:

Ben haksızlık yapıyor muyum?

Ben kibirli miyim?

Ben kul hakkı yiyor muyum?

Ben uyarıldığımda değişiyor muyum?

olmalıdır.

Çünkü geçmiş toplumların kitabını okuyacağız ama kendi amel kitabımızdan hesaba çekileceğiz.

On ikinci büyük mesaj, Allah'ın bilgisi karşısında samimiyettir.

İnsanların gözünde iyi görünmenin bir sınırı vardır.

Allah gerçeği biliyorsa görüntüyle hakikat arasındaki fark sonunda ortaya çıkar.

Bu nedenle dindarlık yalnız dışarıdaki imaj olmamalıdır.

Kalp.

Niyet.

Gizli davranış.

Açık davranış.

bir bütün hâline gelmelidir.

Samimiyet, insanın yalnızken de inandığı değerlere sadık kalabilmesidir.

İsrâ Suresi'nin 17. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur:

Geçmiş toplumların hatalarını okurken kendi hatalarımı da görüyor muyum?

Gücün ve refahın kalıcı olduğunu mu sanıyorum?

Kimse görmediğinde yaptığım şeyler, insanların yanında yaptıklarımla aynı ahlaka sahip mi?

Allah'ın gördüğünü bildiğim hâlde kul hakkını küçümsüyor muyum?

Gizli iyiliklerimin insanlar tarafından bilinmemesi beni rahatsız ediyor mu?

Bir felaketi gördüğümde yardım etmek yerine insanları suçlamaya mı başlıyorum?

Uyarıldığımda hatamı kabul edebiliyor muyum?

Gelecek nesillere nasıl bir ahlaki miras bırakıyorum?


Bu sorular ayetin yalnız geçmişe ait olmadığını açıkça gösterir.

İsrâ Suresi'nin 17. ayeti insanı tarih, toplumsal sorumluluk, ilahi bilgi, adalet, samimiyet ve kişisel muhasebe konusunda düşünmeye çağırmaktadır.

Sonuç olarak bu ayet bize şunu öğretmektedir:

Geçmiş toplumların sonundan ibret al.

Gücün kalıcı olduğunu sanma.

Uyarılara karşı kibirlenme.

Kimse görmüyor diye yanlışını güvenli sayma.

Kimse bilmiyor diye iyiliğini değersiz görme.

Her felaketi Allah adına ceza ilan etme.

Mazlumun hakkının Allah'ın bilgisinden kaybolmadığını bil.

Ve tarihin başkaları hakkında anlattığı dersleri kendi hayatına çevirmeyi unutma.


Çünkü nice nesiller geldi ve geçti.

Bugünkü nesil de bir gün geçmiş olacaktır.

Asıl soru, dünyada ne kadar uzun kaldığımız değil; bize verilen zamanda nasıl bir iz ve nasıl bir hesap bıraktığımızdır.

⠀

🌿 Son Söz​

“Nice insanlar kendilerini vazgeçilmez sandı, nice toplumlar güçlerinin hiç bitmeyeceğini düşündü; bugün çoğunun yalnız adı kaldı. Tarih insana sessizce şunu söylüyor: Dünya kimsenin kalıcı mülkü değildir. Bu yüzden gücümüzle değil adaletimizle, servetimizle değil onu nasıl kullandığımızla, insanların bizi nasıl gördüğüyle değil Allah’ın hakkımızda bildiği gerçekle ilgilenelim. Çünkü insanlardan saklanan şey unutulabilir; fakat Allah’ın bilgisinden hiçbir iyilik de hiçbir haksızlık da kaybolmaz.”
Ersan Karavelioğlu
⠀
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt