📖 Hûd Suresi 89. Ayette “Bana Karşı Düşmanlığınız, Nûh Kavminin, Hûd Kavminin veya Sâlih Kavminin Başına Gelenlerin Benzerini Başınıza Getirmesin;

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,233
2,736,269
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 89. Ayette “Bana Karşı Düşmanlığınız, Nûh Kavminin, Hûd Kavminin veya Sâlih Kavminin Başına Gelenlerin Benzerini Başınıza Getirmesin; Lût Kavmi de Sizden Uzak Değildir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hz. Şuayb, kavminin kendisine duyduğu öfkenin hakikati değerlendirmelerini bozmasından endişe eder. Bu yüzden onları geçmiş toplumların akıbetiyle uyarır: Bir insana duyduğunuz düşmanlık, onun söylediği doğruyu reddetmenizin gerekçesi olmasın. Hûd 89 aynı zamanda geçmiş kıssaların intikam dili için değil, ibret ve ahlaki öz eleştiri için anlatıldığını gösterir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 89. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Ey kavmim! Bana karşı düşmanlığınız, Nûh kavminin, Hûd kavminin veya Sâlih kavminin başına gelenlerin benzerinin sizin de başınıza gelmesine sebep olmasın. Lût kavmi de sizden uzak değildir.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ve yâ kavmi lâ yecrimennekum şikâkî en yusîbekum mislu mâ esâbe kavme Nûhin ev kavme Hûdin ev kavme Sâlih. Ve mâ kavmu Lûtin minkum bi-baîd.”

Bir önceki ayette Hz. Şuayb, “Ben yalnız gücüm yettiğince ıslah etmek istiyorum; başarım ancak Allah’ın yardımıyladır” demişti. Hûd 89’da ise kavmine, kendisine karşı duydukları kişisel düşmanlığın onları hakikatten daha da uzaklaştırmaması gerektiğini hatırlatır.

2️⃣ “Bana Karşı Düşmanlığınız Sizi Sürüklemesin” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “şikâkî”, ayrılık, karşıtlık, düşmanlık ve cepheleşme anlam alanına sahiptir. Hz. Şuayb’ın kavmi artık yalnız onun söylediklerini tartışmamakta, kendisine karşı bir cephe oluşturmaktadır.

Hz. Şuayb onları şu tehlikeye karşı uyarır:

“Bana kızdığınız için söylediğim her şeyi otomatik olarak reddetmeyin.”

Bu son derece önemli bir ahlaki ölçüdür. İnsan bazen bir kişiyi sevmediği için onun doğru söylediği şeyi de kabul etmek istemez. Oysa hakikat, konuşanın kişiliğinden bağımsız olarak değerlendirilmelidir.

Bir kişiden hoşlanmamak, söylediği her şeyi yanlış yapmaz.

3️⃣ Kişisel Öfke Hakikati Görmemizi Engelleyebilir mi ❓​

Evet.

İnsan zihni tarafsız çalışmayabilir. Bir kişiye kırgınsak, onun söylediklerini olduğundan daha kötü değerlendirebiliriz. Sevdiğimiz birinin yanlışını küçümserken sevmediğimiz birinin küçük hatasını büyütebiliriz.

Hûd 89 tam da bu psikolojik zaafa dokunur.

Hz. Şuayb’ın kavmi ekonomik hile, ölçü ve tartıda adalet gibi somut meselelerle yüzleşmek yerine, giderek Şuayb’ın kendisine karşı tavır geliştirmiştir.

Bu durumda tartışma:

“Söylediği doğru mu?”

sorusundan çıkıp:

“Bunu söyleyen Şuayb, o hâlde kabul etmeyiz.”

noktasına gelebilir.

Ayet bize kişiselleştirilmiş düşmanlığın düşünmeyi bozabileceğini öğretir.

4️⃣ Bir Fikri Söyleyen Kişiden Ayırmak Neden Önemlidir ❓​

Çünkü doğru söz, sevmediğimiz birinden de gelebilir; yanlış söz ise sevdiğimiz birinden gelebilir.

Bir insan:

çok sevdiğimiz bir akraba,

güvendiğimiz bir lider

veya hayran olduğumuz bir öğretmen

olabilir.

Ama bu onun her söylediğini otomatik olarak doğru yapmaz.

Aynı şekilde bize karşı olan bir kişi de bazen haklı bir eleştiri yapabilir.

Olgunluk, şu soruyu sorabilmektir:

“Bu sözü söyleyen kim?”

sorusundan önce:

“Bu söz doğru mu?”

sorusunu sorabilmek.

Hûd 89’un ruhu buna çok yakındır.

5️⃣ “Bana Karşı Düşmanlığınız” İfadesi Hz. Şuayb’ın Kişisel Alınganlığı mı ❓​

Hayır.

Hz. Şuayb burada:

“Beni sevmiyorsunuz, buna çok üzüldüm.”

gibi kişisel bir kırgınlığı merkeze koymuyor.

Asıl endişesi şudur:

Kendisine duydukları düşmanlık onları daha büyük bir ahlaki felakete sürüklemesin.

Bu yine peygamber merhametidir.

Kendisine kötü davranan insanlara bile:

“Bunun sonu sizin için kötü olmasın.”

diye uyarıda bulunur.

Yani mesele ego değil, kavmin akıbetidir.

6️⃣ Neden Nûh Kavmi Örnek Veriliyor ❓​

Hz. Nûh’un kavmi uzun süre uyarılmış, fakat büyük ölçüde inkâr ve direnç içinde kalmıştı. Hûd Suresi’nin önceki bölümlerinde bu kıssa ayrıntılı biçimde anlatılmıştı.

Hz. Şuayb’ın Nûh kavmini hatırlatması, kavmine:

“Geçmişte uyarıyı sürekli reddeden toplumların sonunu düşünün.”

mesajı verir.

Burada önemli olan, bugünkü toplumları kolayca:

“Siz de Nûh kavmisiniz.”

diye etiketlemek değildir.

Kur’an geçmişi ayna olarak sunar; hazır düşman etiketi olarak değil.

7️⃣ Neden Hûd Kavmi de Hatırlatılıyor ❓​

Âd kavmi güç ve toplumsal üstünlük duygusuyla ilişkilendirilen bir toplumdu. Hz. Hûd onları tevhide ve ahlaki sorumluluğa çağırmış, onlar ise güçlerine güvenerek uyarıyı reddetmişlerdi.

Medyen halkı da ekonomik imkân ve ticari güç sahibidir.

Bu nedenle Hz. Şuayb’ın Hûd kavmini anması şu mesajı düşündürür:

Güç, insanı ilahî ve ahlaki sorumluluktan muaf kılmaz.

Bir toplum:

zengin,

güçlü

ve başarılı

olabilir.

Bunlar onun ahlaken doğru olduğunun garantisi değildir.

8️⃣ Sâlih Kavminin Örneği Neden Veriliyor ❓​

Semûd kavmi de Hz. Sâlih’in uyarılarına rağmen direnmiş ve kendilerine verilen açık işarete karşı gelmişti.

Hûd Suresi’nde onların kıssası da daha önce anlatılmıştı.

Hz. Şuayb’ın bu örneği kullanması, Medyen halkına geçmişteki uyarıların boş tarih bilgisi olmadığını hatırlatır.

Bir toplum geçmişten ders almazsa aynı davranış biçimlerini farklı şekillerde tekrar edebilir.

Ancak bu:

“Tarih birebir aynı cezayı tekrar eder.”

şeklinde mekanik bir yasa değildir.

Asıl tekrar eden şey çoğu zaman ahlaki kalıplardır.

9️⃣ “Lût Kavmi de Sizden Uzak Değildir” Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifade birkaç açıdan anlaşılmıştır.

“Uzak değildir” sözü:

zaman bakımından yakınlık, coğrafi yakınlık veya ibret alınacak kadar yakın bir tarihsel hafıza

anlamı taşıyabilir.

Tefsirlerde farklı açıklamalar vardır.

Kesin olan şudur: Hz. Şuayb, Lût kavminin akıbetini Medyen halkı için uzak ve ilgisiz bir hikâye olarak görmemektedir.

Adeta şöyle der:

“Bu olay sizin için bilinmez, unutulmuş ve alakasız bir geçmiş değildir; ders alın.”

Buradan bugün gizli bir coğrafi hesap veya modern afet kehaneti çıkarılamaz.

🔟 “Uzak Değildir” İfadesi Aynı Azabın Medyen’e de Geleceğini mi Söylüyor ❓​

Hayır.

Ayet:

“Medyen de Lût kavmiyle tamamen aynı şekilde cezalandırılacak.”

demiyor.

Geçmiş toplumların akıbetleri örnek gösteriliyor; fakat cezanın biçimi birebir aynı olmak zorunda değildir.

Kur’an kıssalarında farklı toplumlar farklı şekillerde sonuçlarla karşılaşır.

Bu yüzden:

aynı günah = aynı fiziksel ceza

gibi matematiksel bir formül kurulamaz.

Asıl ortak nokta zulümde ve inkârda ısrarın ağır sonuçları olabileceği uyarısıdır.

1️⃣1️⃣ Geçmiş Kavimlerin Helaki Modern Toplumlara Doğrudan Uygulanabilir mi ❓​

Hayır.

Geçmiş kavimler hakkında özel ilahî hükmü vahiyden öğreniyoruz.

Bugün bir toplumda:

ahlaki sorunlar,

ekonomik hile,

yolsuzluk

veya başka kötülükler

bulunabilir.

Bunları eleştirebiliriz.

Ama:

“Bu toplum kesin şu eski kavim gibi helak olacak.”

diye vahiy düzeyinde hüküm veremeyiz.

İbret çıkarmak başka, gayb hakkında kesin kehanet üretmek başka şeydir.

Bu ayrım korunmalıdır.

1️⃣2️⃣ Bir Toplumu “Nûh Kavmi”, “Lût Kavmi” veya “Medyen” Diye Etiketlemek Doğru mudur ❓​

Genellikle böyle toplu etiketlerden kaçınmak gerekir.

Çünkü modern toplumlar milyonlarca farklı bireyden oluşabilir.

İçlerinde:

adil insanlar,

haksız insanlar,

çocuklar,

mazlumlar,

farklı görüştekiler

ve aynı kötülüğe karşı çıkan kişiler

bulunabilir.

Bir topluluğun tamamına:

“Siz filanca helak kavmisiniz.”

demek, vahyin vermediği toplu bir hükmü üstlenmek olabilir.

Kur’an kıssalarını başkalarını mahkûm etmek için değil, davranışlarımızı sınamak için okumak daha sağlıklıdır.

1️⃣3️⃣ Hz. Şuayb Geçmiş Kavimleri Anlatarak Korku mu Üretiyor ❓​

Amaç salt korku üretmek değildir.

Hz. Şuayb:

“Bana kızdınız diye kendinizi felakete sürüklemeyin.”

anlamında konuşmaktadır.

Bu, bir doktorun:

“Bu davranış devam ederse ciddi sonuçlar doğabilir.”

demesine benzetilebilir.

Uyarı, tehditten zevk almak değildir.

Bir insanın kötü bir sonuçla karşılaşmamasını istediğin için de onu uyarabilirsin.

Hz. Şuayb’ın önceki ayetlerdeki dili zaten bunu gösteriyordu: Kavminin iyiliğini istiyor ve ıslah peşinde olduğunu söylüyordu.

1️⃣4️⃣ Birine Duyulan Kin İnsanı Adaletsiz Yapabilir mi ❓​

Evet.

İnsan sevmediği kişi hakkında bazen:

kanıt aramaz,

en kötü ihtimali kabul eder

ve iyi yaptığı şeyleri bile görmek istemez.

Bu nedenle adaletin en zor biçimlerinden biri, sevmediğimiz kişiye karşı adil kalabilmektir.

Bir insanla ciddi fikir ayrılığımız olabilir.

Onun bazı davranışlarını yanlış bulabiliriz.

Ama bu:

iftira etmeyi,

yanlış bilgi yaymayı

veya ona yapılan her haksızlığı alkışlamayı

meşru yapmaz.

Düşmanlık, adalet yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Hûd 89’un bugüne taşıdığı en güçlü derslerden biri budur.

1️⃣5️⃣ “Beni Sevmiyorsanız Söylediklerimi de Reddedin” Mantığı Neden Tehlikelidir ❓​

Çünkü bu mantıkta hakikat kişilik savaşına dönüşür.

Bir bilim insanını sevmiyorsun diye verisi yanlış olmaz.

Bir siyasi rakibin doğru bir öneri getirebilir.

Bir aile üyesiyle aranız kötü olabilir ama söylediği bir konuda haklı olabilir.

Olgun düşünce:

kişiyi değerlendirmekle sözü değerlendirmeyi ayırmaya çalışır.

Bu her zaman kolay değildir.

Ama Hûd 89, kişisel karşıtlığın insanı yanlış karar vermeye sürükleyebileceğini açıkça düşündürür.

1️⃣6️⃣ Geçmişten Ders Almak ile Geçmişe Takılı Kalmak Arasında Fark Var mı ❓​

Evet.

Kur’an geçmiş kıssaları:

sürekli eski felaketlere korkuyla saplanıp kalmamız için değil, bugünkü davranışlarımızı düzeltmemiz için anlatır.

Geçmişten ders almak:

“Onlara ne olmuş?”

sorusunda kalmaz.

“Aynı ahlaki yanlışın bende hangi biçimi var?”

diye sorar.

Geçmişe takılı kalmak ise kıssayı yalnız dramatik ayrıntılar, gizemli teoriler veya düşman etiketleri üzerinden tüketebilir.

İbret, geçmişin bugünkü ahlaka dönüşmesidir.

1️⃣7️⃣ Geçmiş Kavimlerin Akıbetini Anlatmak Felaketlerden Sevinmek midir ❓​

Hayır.

Kur’an bu kıssaları:

“Bakın, ne güzel yok oldular.”

diye bir eğlence malzemesi olarak sunmaz.

Amaç:

uyarmak,

düşündürmek

ve insanı dönüşe çağırmaktır.

Bir toplumun felaketini anlatırken bile doğru tavır:

“Aynı yanlışlara düşmemek için ne öğrenebilirim?”

sorusudur.

Başkasının yıkımından ahlaki üstünlük üretmek kolaydır; kendini sorgulamak daha zordur.

Kur’an’ın kıssaları ikinci yolu teşvik eder.

1️⃣8️⃣ Hûd 88 ve 89 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 88’de Hz. Şuayb:

“Ben yalnız ıslah istiyorum, başarım ancak Allah’ın yardımıyladır.”

demişti.

Hûd 89’da ise:

“Bana karşı düşmanlığınız sizi geçmiş kavimlerin başına gelen sonuçlara sürüklemesin.”

diyor.

Bu iki ayet birlikte önemli bir tebliğ ahlakı gösterir.

Hz. Şuayb önce niyetini açıklıyor: ıslah.

Sonra geçmişten uyarıyor: ibret alın.

Bir sonraki ayette ise uyarının ardından kapıyı kapatmayacak; tam tersine “Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametli ve çok sevendir” diyecektir.

Bu çok önemlidir.

Yani sert uyarıdan hemen sonra rahmet ve tövbe kapısı gösterilecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 89. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 89. ayet, insan psikolojisinin çok güçlü bir zaafına dokunur:

Bir kişiye duyduğumuz öfke, söylediği doğruyu da reddetmemize neden olabilir.

Hz. Şuayb’ın kavmi artık sadece ekonomik adalet meselesini tartışmıyor.

Konu kişiselleşiyor.

Şuayb’a karşı cephe oluşuyor.

İşte Hz. Şuayb tam burada onları uyarıyor:

“Bana olan düşmanlığınız sizi daha büyük bir yanlışa sürüklemesin.”

Bu, aile ilişkilerinden siyasete, iş hayatından sosyal medyaya kadar son derece güncel bir ilkedir.

Bir insanı sevmiyor olabilirsin.

Ama bu, ona yapılan iftirayı doğru yapmaz.

Bir siyasetçiye karşı olabilirsin.

Ama doğru söylediği bir şeyi sırf o söyledi diye reddetmek zorunda değilsin.

Bir akrabanla kırgın olabilirsin.

Ama haklı olduğu yerde “Haklısın” diyebilmek seni küçültmez.

Bir dinî konuşmacının bazı görüşlerine katılmayabilirsin.

Ama söylediği her şeyin yanlış olduğunu peşinen kabul etmek de sağlıklı değildir.

Adalet, sevdiğimize göre şekil değiştiriyorsa adalet olmaktan çıkar.

Ayetin ikinci büyük dersi geçmiş kıssaların işlevini gösterir.

Hz. Şuayb:

Nûh,

Hûd,

Sâlih

ve Lût

kavimlerini hatırlatır.

Bu isimleri korku koleksiyonu olsun diye saymaz.

Hepsinin ortak mesajı şudur:

Uyarıyı küçümsemeyin, yanlışı normalleştirmeyin, gücünüze veya geleneğinize güvenip kendinizi hesap dışı sanmayın.

Geçmiş toplumların kıssaları bize:

“Siz onlardan daha iyisiniz.”

diyerek rahatlatmak için değil, “Aynı ahlaki körlük sizde var mı?” diye düşündürmek için anlatılır.

Ayetin üçüncü büyük dersi kişisel düşmanlığın ahlaki körlük üretmesidir.

İnsan bazen düşmanını yalnız yanlış yapan biri olarak değil, her şeyi yanlış olan biri gibi görür.

Bu noktada gerçeklik bozulur.

Birinin iyi yaptığı şeyi görmek bile zorlaşır.

Sonra insan karşı tarafın başına gelen her kötülüğe sevinmeye başlayabilir.

Bu son derece tehlikelidir.

Çünkü bir süre sonra:

adalet değil kin

karar vermeye başlar.

Hz. Şuayb'ın uyarısı bize:

“Bana karşı olduğunuz için kendinize zarar vermeyin.”

der.

Bu çok olgun bir cümledir.

Kendisine saldıran insanın bile iyiliğini düşünmektedir.

Ayetin dördüncü büyük dersi uyarının rahmetle birlikte olmasıdır.

Hûd 89 serttir.

Geçmiş kavimlerin sonu hatırlatılır.

Ama bir sonraki ayette:

“Bağışlanma dileyin ve tövbe edin; Rabbim Rahîm ve Vedûd’dur.”

denilecektir.

Bu sıralama çok önemlidir.

Kur’an sadece:

“Ceza var.”

demez.

Ardından:

“Dönüş yolu var.”

der.

Bu denge kaybolduğunda din dili iki uçtan birine savrulabilir.

Sadece korku anlatılırsa insan umutsuzluğa düşebilir.

Sadece rahmet anlatılıp sorumluluk yok sayılırsa ahlaki ciddiyet kaybolabilir.

Kur’an’ın dengesi:

Uyarı + tövbe + rahmet

şeklindedir.

Beşinci büyük ders, “Lût kavmi sizden uzak değildir” ifadesini modern kehanet aracına çevirmemektir.

Bu söz, Medyen halkına verilen tarihsel bir uyarıdır.

Buradan:

“Şu şehir şu tarihte yok olacak.”

gibi sonuçlar çıkaramayız.

Bugün bir deprem veya başka afet olduğunda:

“Bakın, ayet gerçekleşti.”

demek de doğru değildir.

Vahiy bize Lût kavminin özel durumunu bildirir.

Bugünkü insanların gizli ilahî dosyasını bildirmez.

Geçmişten ibret al; bugünün mağduruna kehanet yazma.

Altıncı büyük ders, geçmişin yakınlığını ahlaki yakınlık olarak da düşünmektir.

Bazen insan:

“Bunlar binlerce yıl önce olmuş.”

deyip kıssayı kendinden uzaklaştırır.

Ama insanın zaafları değişmeyebilir.

Kibir bugün de vardır.

Ekonomik hile bugün de vardır.

Toplu zorbalık bugün de vardır.

Bir peygambere yapılan alay bugün farklı biçimde hakikati söyleyen insanlara yöneltilebilir.

Geleneği körü körüne savunmak bugün de mümkündür.

Tarih uzak olabilir; insan zaafı yakın olabilir.

İşte kıssaların güncelliği buradadır.

Yedinci büyük ders kinin insanı kendi çıkarına bile aykırı davranmaya götürebilmesidir.

İnsan bazen:

“Yeter ki o kazanmasın.”

diye kendisi de kaybetmeye razı olur.

Siyasette bu olabilir.

Ailede olabilir.

İş ortaklığında olabilir.

İki kişi birbirine kızar ve sırf diğeri fayda görmesin diye ikisinin de zarar edeceği kararlar alabilir.

Hz. Şuayb:

“Bana olan düşmanlığınız sizi felakete götürmesin.”

diyerek tam da bu irrasyonelliği ortaya koyar.

Kin, insanın muhakemesini bozabilir.

Sekizinci büyük ders, eleştiriyi kişiselleştirmemektir.

Hz. Şuayb ekonomik haksızlığı eleştiriyor.

Kavim ise:

Şuayb’ın kişiliğine ve ibadetine

yöneliyor.

Bu, bugün de sık görülür.

Birisi:

“Bu hesap yanlış.”

der.

Karşı taraf:

“Sen kimsin?”

diye cevap verir.

Birisi:

“Burada haksızlık var.”

der.

Karşı taraf:

“Zaten sen bizi sevmiyorsun.”

der.

Bazen kişisel saldırı, içerikle yüzleşmekten kaçış yöntemidir.

Olgun tartışma ise tekrar asıl soruya döner:

“Söylenen doğru mu?”

Dokuzuncu büyük ders, uyarıyı intikam tehdidine çevirmemektir.

Hz. Şuayb’ın tonu:

“İnşallah başınıza gelir.”

değildir.

“Başınıza gelmesinden korkuyorum.”

dur.

Bu fark çok büyüktür.

Bir insanı uyarırken:

“Seni mahvolmuş görmek istiyorum.”

duygusuyla konuşmak başka,

“Bu yol sana zarar verebilir, dön.”

demek başka şeydir.

Peygamber ahlakı ikinci yoldadır.

Bu yüzden dinî uyarı, nefretin süslü biçimi olmamalıdır.

Uyarının hedefi insanın kaybı değil, dönüşüdür.

Hûd 89’un bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür:

Bir kişiye duyduğun öfkeyi hakikatin ölçüsü yapma.

Geçmiş kavimlerin kıssasını modern insanlara rastgele etiket olarak yapıştırma.

Güç, zenginlik ve gelenek seni hesaptan muaf kılmaz.

Alay veya düşmanlık, doğru sözü yanlış yapmaz.

Ve uyarıyı intikam arzusuna değil, insanın iyiliğini istemeye dönüştür.


Bir sonraki ayette Hz. Şuayb’ın bütün bu uyarıların ardından kavmine çok güçlü bir umut kapısı açtığını göreceğiz:

“Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir.”

Bu, Hûd 89’daki ağır tarihsel uyarının hemen ardından rahmetin kapısının hâlâ açık olduğunu gösterecektir.

Ve belki Hûd Suresi 89. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Bir kişiyi sevmediğimizde onun söylediği doğruyu da reddediyor muyuz? Karşı olduğumuz insanın başına kötü bir şey geldiğinde adalet duygumuz mu konuşuyor, yoksa kinimiz mi? Ve geçmiş kavimlerin kıssalarını başkalarını mahkûm etmek için kullanmak yerine, “Aynı körlük bende var mı?” diye kendimize bakabilecek kadar dürüst olabiliyor muyuz?

“Hûd 89’da Hz. Şuayb kavmine, ‘Bana karşı düşmanlığınız sizi Nûh, Hûd, Sâlih veya Lût kavimlerinin başına gelen sonuçlara sürüklemesin’ diye seslenir. Ayetin ölçüsü çok açıktır: Bir insana olan öfkeni hakikatin ölçüsü yapma. Sevmediğin kişi doğru söyleyebilir, sevdiğin kişi yanlış yapabilir. Geçmişten ibret al ama bugünün insanına gelişigüzel ilahî hüküm dağıtma. Çünkü gerçek adalet, yalnız dostumuza değil, karşımızdakine karşı da adil kalabildiğimiz yerde başlar.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt