📖 Hûd Suresi 79. Ayette “Sen Bizim Senin Kızlarında Bir Hakkımız Olmadığını Biliyorsun; Ne İstediğimizi de Çok İyi Biliyorsun” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,222
2,736,269
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 79. Ayette “Sen Bizim Senin Kızlarında Bir Hakkımız Olmadığını Biliyorsun; Ne İstediğimizi de Çok İyi Biliyorsun” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hz. Lût kavmine temiz ve meşru yolu göstermiş, Allah’tan sakınmalarını istemiş ve misafirlerinin dokunulmazlığına saygı göstermeleri için yalvarmıştı. Hûd 79’da gelen cevap, meselenin bir yanlış anlamadan ibaret olmadığını gösterir: Kavim Hz. Lût’un teklifini bilinçli biçimde reddediyor ve ne istediklerini açıkça söylüyor. Ayetin en güçlü ahlaki derslerinden biri şudur: Bir şeyi çok istemek, ona hakkımız olduğu anlamına gelmez; arzu, başkasının bedenini, onurunu veya iradesini ortadan kaldıran bir yetki üretmez.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 79. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Dediler ki: ‘Sen bizim senin kızlarında bir hakkımız olmadığını elbette biliyorsun. Bizim ne istediğimizi de çok iyi biliyorsun.’”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Kâlû lekad alimte mâ lenâ fî benâtike min hakkın ve inneke le ta‘lemu mâ nurîd.”

Bir önceki ayette Hz. Lût, evine yönelen kalabalığa “İşte kızlarım; onlar sizin için daha temizdir. Allah’tan sakının, misafirlerim konusunda beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında biri yok mu?” diye seslenmişti. Hûd 79’da kavmin cevabı gelir ve onların Hz. Lût’un gösterdiği temiz ve meşru yolu kabul etmek istemedikleri açıkça ortaya çıkar.

2️⃣ “Sen Bizim Senin Kızlarında Bir Hakkımız Olmadığını Biliyorsun” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“mâ lenâ fî benâtike min hakk”

ifadesi geçer.

Buradaki “hakk” kelimesi yalnız modern hukuk dilindeki “yasal hak” anlamına indirgenmemelidir. Tefsirlerde bu ifade, onların Hz. Lût’un kızlarına veya kavmin kadınlarına yönelik bir isteklerinin, taleplerinin ya da kendilerini ilgilendiren bir yönlerinin bulunmadığı şeklinde açıklanmıştır.

Dolayısıyla sözün genel anlamı:

“Sen bizim onlarla ilgilenmediğimizi zaten biliyorsun.”

şeklinde anlaşılabilir.

Kavim, Hz. Lût’un onları yönlendirdiği meşru alternatifi açıkça reddetmektedir.

3️⃣ Buradaki “Hak” Kelimesi Gerçekten Hukuki Bir Hak mı ❓​

Şart değildir.

Kur’an’daki kelimeler her zaman modern hukuk terminolojisindeki dar anlamlarıyla kullanılmaz. “Hakk” bağlama göre gerçeklik, pay, talep, uygunluk veya kişinin bir şey üzerindeki ilişkisi gibi farklı anlam alanlarına sahip olabilir.

Bu ayette kavmin:

“Kızların üzerinde hukuken hiçbir mülkiyet hakkımız yok.”

gibi teknik bir hukuk cümlesi kurduğu düşünülmemelidir.

Bağlam daha doğal olarak onların:

“Bizim ilgilendiğimiz şey bu değil; ne istediğimizi biliyorsun.”

demelerine işaret eder.

Bu nedenle ayeti anlamada kelimenin sözlük ihtimallerinden önce cümlenin bağlamına bakmak gerekir.

4️⃣ “Kızların” İfadesi Burada Kimleri Gösteriyor ❓​

Bir önceki ayette geçen “kızlarım” ifadesinde olduğu gibi burada da tefsirlerde farklı açıklamalar vardır.

Bazı müfessirler Hz. Lût’un kendi öz kızlarının kastedildiğini söyler. Başka bir yaklaşım ise peygamberin kavmin kadınlarını manevi bir baba konumundan hareketle “kızlarım” diye nitelendirdiğini ifade eder.

Hûd 79 bu tartışmayı ayrıca açıklamaz.

Fakat her iki yorumda da ortak nokta değişmez: Hz. Lût kavmini meşru ve temiz ilişkiye yönlendirmiş, onlar ise bu yolu açıkça reddetmiştir.

Dolayısıyla ayetin temel ahlaki yapısı, “kızlar” kelimesinin hangi tefsir yorumuyla açıklandığından daha nettir.

5️⃣ “Bizim Ne İstediğimizi Çok İyi Biliyorsun” Sözü Neden Önemlidir ❓​

Ayetin ikinci yarısı son derece çarpıcıdır:

“ve inneke le ta‘lemu mâ nurîd”

yani:

“Ne istediğimizi çok iyi biliyorsun.”

Bu cümle, olayın basit bir iletişim problemi olmadığını gösterir.

Hz. Lût:

“Belki ne yaptıklarını bilmiyorlar.”

diyebileceği bir durumla karşı karşıya değildir.

Kavim kendi niyetini bilinçli biçimde ortaya koymaktadır.

Bu nedenle ayetin merkezinde yalnız yanlış davranış değil, ısrarlı ve bilinçli bir yönelim vardır.

Bir davranışın ahlaki ağırlığını artıran unsurlardan biri de, insanın ne yaptığını bilerek ve uyarıya rağmen devam etmesidir.

6️⃣ Hûd 79 Kötülüğün Bilinçli Hâle Gelmesini mi Gösteriyor ❓​

Evet.

Hz. Lût bir önceki ayette açıkça:

Allah’tan sakının, misafirlerime zarar vermeyin, temiz yolu seçin

anlamında çağrıda bulunmuştu.

Kavmin cevabı ise:

“Biz ne istediğimizi biliyoruz.”

şeklindedir.

Bu, önemli bir ahlaki eşiği gösterir.

İnsan bazen gerçekten bilmeden yanlış yapar. Öğrendiğinde geri döner.

Bazen hata yapar ama pişman olur.

Bazen de doğru alternatif önüne konduğu hâlde:

“Hayır, ben yine bunu istiyorum.”

der.

Hûd 79’daki tablo üçüncü duruma daha yakındır.

Bilgisizlik ile bilinçli ısrar aynı ahlaki kategori değildir.

7️⃣ Bir Şeyi Çok İstemek Onu Doğru Yapar mı ❓​

Hayır.

Bu ayetin modern hayata taşınabilecek en güçlü ilkelerinden biri budur.

Kavim:

“Ne istediğimizi biliyorsun.”

diyor.

Fakat istemek tek başına hak üretmez.

Bir insan çok para isteyebilir; bu ona başkasının parasını alma hakkı vermez. Bir kişi başka bir insanla ilişki kurmak isteyebilir; bu, karşı tarafın rızasını ortadan kaldırmaz. Bir şirket daha çok kâr isteyebilir; bu, çalışanların hakkını çiğneme yetkisi vermez.

Arzu gerçektir; fakat ahlaki yetki değildir.

İnsanın ahlakı tam da burada başlar: İstediğim her şeyi yapabilir miyim, yoksa arzumu sınırlandırmam gereken yerler var mı?

8️⃣ Arzu ile Hak Arasındaki Fark Neden Bu Kadar Önemlidir ❓​

Çünkü ahlakın önemli bir bölümü, insanın kendi isteği ile başkasının hakkı çatıştığında ortaya çıkar.

Bir insan:

“Ben bunu istiyorum.”

diyebilir.

Karşısındaki ise:

“Ben istemiyorum.”

diyebilir.

İşte burada ikinci kişinin sınırı önem kazanır.

Birinin:

bedeni,

malı,

özel hayatı,

emeği

ve kişisel alanı

başkasının arzusuyla otomatik olarak kullanıma açılmaz.

Hûd 79’un bağlamında da kavmin isteği, misafirlerin güvenliğini ve dokunulmazlığını tehdit eden bir istektir.

Bu nedenle çok temel bir ahlaki ilke ortaya çıkar:

Bir şeyi istemen, başkasını o isteğin nesnesi hâline getirme hakkı vermez.

9️⃣ Bu Ayette Rıza Meselesi Var mı ❓​

Hûd 79’daki olay açık bir tehdit ortamı içinde gelişmektedir.

Hz. Lût misafirlerini korumaya çalışmakta, kavim ise onun evine topluca yönelmektedir. Bir önceki ayette:

“Misafirlerim konusunda beni rezil etmeyin.”

demesi de tehdidin niteliğini açıkça gösterir.

Bu nedenle sahnede özgürce kurulmuş karşılıklı bir ilişkiden değil, baskı ve sınır ihlalinden söz edilmektedir.

Modern ahlak diliyle ifade edersek, rıza son derece temel bir meseledir.

Bir insanın:

“Hayır” deme hakkı,

beden sınırı

ve güvenliği

korunmalıdır.

Cinsel saldırının mağduru erkek olduğunda da bu ilke değişmez.

🔟 Hûd 79 Sadece Rıza Dışı Saldırıyı mı Eleştiriyor ❓​

Hûd 79’un özel sahnesinde saldırı, baskı ve misafirlere yönelik tehdit çok belirgindir. Bununla birlikte Kur’an’ın Lût kavmi hakkındaki bütün ayetleri birlikte okunduğunda, İslam’ın klasik tefsir ve fıkıh geleneği meseleyi yalnız zorla saldırıyla sınırlamamış; erkek erkeğe cinsel fiilleri de ayrıca ahlaki ve dinî açıdan değerlendirmiştir.

Bu iki noktayı birbirine karıştırmamak gerekir.

Birincisi, Hûd 79’un doğrudan sahnesi zorbalık ve tehdit içerir.

İkincisi, Lût kıssasının daha geniş İslamî yorumunda cinsel ahlak konusunda daha genel hükümler de çıkarılmıştır.

Fakat bunların hiçbiri günümüzde belirli bir yönelime sahip insanları aşağılamayı, hakaret etmeyi veya onlara şiddet uygulamayı meşrulaştırmaz.

Dinî ahlak değerlendirmesi başka, insanlık onurunu ortadan kaldırmak başka şeydir.

1️⃣1️⃣ Cinsel Yönelim ile Cinsel Fiil Aynı Şey midir ❓​

Hayır.

Bir insanın iç dünyasında belirli bir yönelim veya çekim bulunması ile onun gerçekleştirdiği davranış aynı kategori değildir.

İnsan her hissettiği şeyden otomatik olarak ahlaken sorumlu tutulmaz. Ahlaki değerlendirme daha çok:

iradi davranış, niyet, tercih ve başkasına verilen zarar

üzerinden yapılır.

Bu nedenle bir kişiyi yalnız içsel yönelimi nedeniyle:

“Lût kavmi.”

diye etiketlemek hem teolojik hem insani açıdan son derece sorunlu olabilir.

Ayrıca bir insanın özel hayatı hakkında delilsiz varsayımlarda bulunmak da doğru değildir.

İç dünyayı Allah bilir; insanlar somut davranışları adaletle değerlendirir.

1️⃣2️⃣ “Ne İstediğimizi Biliyorsun” Sözü Pişmanlık İçeriyor mu ❓​

Hayır.

Aksine ayetin tonunda kararlılık ve ısrar vardır.

Kavim:

“Yanlış anlaşıldık.”

demiyor.

“Pişmanız.”

demiyor.

“Bilmiyorduk.”

demiyor.

Hz. Lût’un teklifine:

“Sen bizim ne istediğimizi biliyorsun.”

şeklinde cevap veriyor.

Bu durum ahlaki açıdan önemlidir.

Çünkü yanlışın en tehlikeli aşamalarından biri insanın onu artık:

yanlış olarak görmemesi değil, yanlış olduğunu bilse bile önemsememesi

olabilir.

İnsan bazen vicdanını sustura sustura kendi davranışına alışabilir.

Bu nedenle ahlaki duyarlılığı canlı tutmak önemlidir.

1️⃣3️⃣ İnsan Yanlışa Alışınca Vicdanı Körelebilir mi ❓​

Evet, davranışların tekrarı insanın hassasiyetini değiştirebilir.

İlk kez yapılan yanlış insanı rahatsız eder.

İkinci kez daha az rahatsız eder.

Sürekli tekrarlandığında:

“Herkes yapıyor.”

düşüncesi devreye girebilir.

Sonra insan kendisini savunmak için yeni gerekçeler üretmeye başlayabilir.

Bu süreç yalnız cinsel ahlakta değil, hayatın birçok alanında görülebilir.

Yalan söylemek, rüşvet almak, çalışanı ezmek, özel bilgileri yaymak veya bir insana sürekli hakaret etmek başlangıçta rahatsızlık verebilir; fakat davranış normalleştikçe vicdanın tepkisi zayıflayabilir.

Tekrar, yanlışı doğru yapmaz; sadece yanlışa alışmamıza neden olabilir.

1️⃣4️⃣ Kalabalığın İsteği Bir Şeyi Meşru Hâle Getirir mi ❓​

Hayır.

Hûd 78’de kalabalığın Hz. Lût’un evine doğru koştuğunu görmüştük. Hûd 79’da ise bu kalabalık kendi isteğini açıkça ifade etmektedir.

Bu bize önemli bir ilke öğretir:

Kalabalığın ortak arzusu, ahlaki hak üretmez.

Bin kişi bir insanın mahremiyetini ihlal etmek istese de o kişinin mahremiyet hakkı ortadan kalkmaz.

Bir toplumda çoğunluk bir azınlığa haksızlık yapmak istese de haksızlık doğru hâle gelmez.

Bir sosyal medya linçinde yüz bin kişi aynı kişiye saldırsa da iftira gerçeğe dönüşmez.

Çoğunluk, doğruluğun tek ölçüsü değildir.

Ahlak bazen kalabalığa rağmen sınırı koruyabilmektir.

1️⃣5️⃣ Hûd 79 Bize Kişisel Sınırlar Hakkında Ne Öğretir ❓​

Ayetin doğrudan konusu tarihsel Lût kıssasıdır; fakat buradaki ilke modern kişisel sınırlar açısından da güçlüdür.

Bir insan:

“Seni seviyorum.”

diyebilir.

Bu, diğer kişinin ilişkiyi kabul etmek zorunda olduğu anlamına gelmez.

Bir aile büyüğü:

“Senin iyiliğini düşünüyorum.”

diyebilir.

Bu, yetişkin bir kişinin bütün hayatını kontrol etme hakkı vermez.

Bir işveren:

“Maaşını ben veriyorum.”

diyebilir.

Bu, çalışanın özel hayatına sınırsız müdahale yetkisi vermez.

Bir arkadaş:

“Merak ettim.”

diyebilir.

Bu, telefonunuzu izinsiz karıştırma hakkı vermez.

İstek, sevgi, merak veya güç; sınırları otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

1️⃣6️⃣ “Biz Ne İstediğimizi Biliyoruz” Demek Özgürlük Savunusu Sayılabilir mi ❓​

İnsanın ne istediğini bilmesi tek başına kötü değildir.

Kendi tercihlerini tanımak sağlıklı olabilir.

Fakat özgürlüğün ahlaki sınırı başkasının hakkıdır.

İnsan:

“Ben özgürüm.”

diyerek başkasına saldıramaz.

“Ben bunu istiyorum.”

diyerek başkasının rızasını yok sayamaz.

“Benim hayatım.”

diyerek başka birinin bedenine, malına veya güvenliğine zarar verme hakkı kazanmaz.

Dolayısıyla özgürlük:

“İstediğimi yaparım.”

değil,

“Kendi hayatımı yönetirken başkasının hakkını da tanırım.”

şeklinde düşünülmelidir.

Hûd 79’un bağlamında kavmin problemi tam da budur: Kendi isteğini başkasının dokunulmazlığının önüne koymak.

1️⃣7️⃣ Hz. Lût’un Kavmi İçin Modern İnsanlara Toplu Etiket Yapıştırmak Doğru mudur ❓​

Hayır.

Kur’an belirli tarihsel bir toplum hakkında vahiy ile konuşur.

Biz bugün bir kişinin:

inancı,

cinsel yönelimi,

milliyeti

veya yaşam tarzı

nedeniyle ona:

“Sen Lût kavmisin.”

diyerek toplu ilahî hüküm dağıtamayız.

Bir davranış hakkında dinî kanaat ifade edilebilir. Kur’an’ın cinsel ahlak anlayışı açıklanabilir. Ancak insanların haysiyeti korunmalıdır.

Bir insanın:

hakarete uğramaması,

şiddete maruz bırakılmaması,

hukuk önünde korunması

ve temel güvenliğinin sağlanması

ahlaki bir gerekliliktir.

Bir davranışı yanlış görmek, o insanın bütün insanlık haklarını yok etmek değildir.

1️⃣8️⃣ Hûd 78 ve 79 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 78’de Hz. Lût:

“Allah’tan sakının, misafirlerim konusunda beni rezil etmeyin; içinizde aklı başında biri yok mu?”

diye çağrıda bulunmuştu.

Ayrıca temiz ve meşru alternatifi göstermişti.

Hûd 79’da kavim bu çağrıyı reddediyor ve:

“Sen ne istediğimizi biliyorsun.”

diyor.

Böylece olayın yanlış anlaşılma olmadığı ortaya çıkıyor.

Hz. Lût:

uyarıyor,

alternatif gösteriyor

ve sınır koyuyor.

Kavim ise:

“Biz yine kendi istediğimizi istiyoruz.”

diyor.

Bir sonraki ayette Hz. Lût’un çaresizliği daha da açık ifade edilecek ve o, “Keşke size karşı koyacak bir gücüm olsaydı veya sağlam bir desteğe sığınabilseydim” diyecektir. Böylece Hûd 80, peygamberin bir toplumsal tehdit karşısında yardım ve güçlü destek arzulamasının insanî ve meşru yönünü gösterecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 79. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 79. ayet, Lût kavminin tutumundaki en önemli noktalardan birini açık eder:

Ne yaptıklarını ve ne istediklerini biliyorlar.

Bu nedenle kıssa artık:

“Belki yanlış anladılar.”

seviyesinde değildir.

Hz. Lût açıkça konuşmuştur.

Allah’tan sakınmalarını istemiştir.

Misafirlerinin dokunulmazlığını hatırlatmıştır.

Temiz ve meşru yolu göstermiştir.

Kavmin cevabı ise:

“Bizim ne istediğimizi biliyorsun.”

olmuştur.

Burada ayetin ilk büyük dersi arzu ile hak arasındaki farktır.

İnsan istediği her şeye sahip olamaz.

Bu yalnız dinî bir ilke değildir; toplumsal hayatın temelidir.

Bir insanın isteği karşısında başka insanların da:

iradesi,

hakkı,

güvenliği

ve sınırları

vardır.

Eğer:

“Ben istiyorum.”

cümlesi tek başına yeterli olsaydı hukuk diye bir şeye ihtiyaç kalmazdı.

Herkes istediğini alırdı.

Güçlü olan zayıfı ezerdi.

Zengin olan fakirin hakkını yok sayardı.

Kalabalık olan azınlığı ortadan kaldırırdı.

Oysa medeniyetin temel şartlarından biri şudur:

İnsan kendi isteğini sınırlandırmayı öğrenir.

İşte ahlak budur.

Çocuk küçükken:

“İstiyorum.”

der.

Yetişkinlik ise bazen:

“İstiyorum ama hakkım değil.”

diyebilmektir.

Bu nedenle Hûd 79’un cümlesi son derece günceldir.

Birinin telefonunu görmek istiyorsun.

Ama izni yok.

Bakmazsın.

Birinin özel fotoğrafını paylaşmak istiyorsun.

Ama rızası yok.

Paylaşmazsın.

Bir çalışanından daha fazla iş istiyorsun.

Ama onun yasal ve insani sınırları var.

Sınırı korursun.

Bir insanla ilişki kurmak istiyorsun.

Ama o istemiyor.

Hayır cevabını kabul edersin.

Ahlak çoğu zaman insanın istediğini elde ettiği yerde değil, elde edebileceği hâlde kendisini sınırlandırdığı yerde görünür.

Ayetin ikinci büyük dersi bilinçli yanlış meselesidir.

İnsan hatayı bilmeden yapabilir.

Bu durumda eğitim önemlidir.

Fakat insan kendisine doğru açıklandıktan sonra:

“Biliyorum ama yine yapacağım.”

diyorsa başka bir aşamaya geçmiştir.

Bu yalnız Lût kıssasına özgü değildir.

Bir şirket, ürününün insanlara zarar verdiğini öğrenir ama kâr için saklamaya devam eder.

Bir yönetici bir kararın insanları mağdur ettiğini bilir ama çıkarı için sürdürür.

Bir kişi yalanının bir başkasına zarar verdiğini fark eder ama kendi itibarını korumak için devam eder.

Burada cehalet değil bilinçli tercih devreye girer.

İnsan ahlakının büyük sınavlarından biri tam da budur:

Doğruyu öğrendiğimde değişebiliyor muyum?

Yoksa egom:

“Biliyorum ama vazgeçmem.”

mi diyor?

Hûd 79’un üçüncü büyük dersi kalabalık baskısıdır.

Bu ayette bireysel bir istek değil, toplumsal bir hareket vardır.

Kötülük grup hâline geldiğinde insanın vicdanı daha kolay susturulabilir.

“Herkes yapıyor.”

cümlesi insanlık tarihinin en tehlikeli mazeretlerinden biridir.

Herkes bir öğrenciyle dalga geçiyor diye sen de etmek zorunda değilsin.

Herkes bir kişinin özel videosunu paylaşıyor diye sen de paylaşmak zorunda değilsin.

Herkes yolsuzluğa göz yumuyor diye sen de susmak zorunda değilsin.

Herkes bir gruba hakaret ediyor diye sen de insanlığını kaybetmek zorunda değilsin.

Hûd 78’de Hz. Lût:

“İçinizde reşîd biri yok mu?”

diye sormuştu.

Hûd 79 bu sorunun ne kadar ağır olduğunu gösteriyor; çünkü kalabalık yanlışta kararlı görünmektedir.

İşte böyle anlarda tek bir reşîd insanın değeri çok büyür.

Ayetin dördüncü büyük dersi rıza ve dokunulmazlık meselesidir.

Lût kavminin misafirleri üzerinde bağımsız bir hak iddiası yoktur.

İnsan bedeni:

ganimet,

eşya

veya kalabalığın kullanımına açık nesne

değildir.

Bu temel ilke modern dünyada çok geniş bir uygulama alanına sahiptir.

Cinsel ilişkide rıza önemlidir.

Tıbbi işlemde bilgilendirilmiş onay önemlidir.

Kişisel veride izin önemlidir.

Fotoğraf ve görüntü paylaşımında mahremiyet önemlidir.

Bir insanın özel mesajını izinsiz yayınlamak da “Ben istedim.” diye meşru olmaz.

Teknoloji değişir.

Ama temel ahlaki soru değişmez:

“Karşımdaki insanın sınırına saygı duyuyor muyum?”

Ayetin beşinci büyük dersi, cinsel ahlak tartışmalarında insan onurunu korumaktır.

Lût kıssası İslam’ın klasik cinsel ahlak öğretisinde önemlidir.

Bunu gizlemek veya metni zorlayarak başka bir şey söylemeye çalışmak gerekmez.

Fakat aynı dürüstlükle şunu da söylemek gerekir:

Kur’an kıssası nefret suçu ruhsatı değildir.

Bir insanın dinî açıdan yanlış gördüğümüz bir davranışı olabilir.

Ama onun:

can güvenliği,

insanlık onuru

ve hukuki hakları

devam eder.

Bir Müslüman:

“Bu fiili dinen doğru görmüyorum.”

diyebilir.

Ama aynı anda:

“Bu nedenle sana saldırılmasına, aşağılanmana veya hukuksuzluğa uğramana razı değilim.”

de diyebilir.

Bu iki cümle çelişmez.

Aksine ahlaki tutarlılık gösterebilir.

İnsanların davranışlarını değerlendirmek ile onların insanlığını yok etmek aynı şey değildir.

Bu nedenle Lût kıssasını okurken hem Kur’an'ın ahlaki değerlendirmesini ciddiye almak hem de bugünün insanına yönelik linç ve nefret dilinden uzak durmak gerekir.

Ayetin altıncı büyük dersi, arzuyu kutsallaştırmamaktır.

Modern kültürde bazen:

“Kendini ifade et, içinden ne geliyorsa yap.”

gibi sloganlar duyulur.

Kendini tanımak önemlidir.

Duygularını bastırmadan anlamak da önemlidir.

Ama insanın içinde ortaya çıkan her istek ahlaki emir değildir.

Öfkelendiğinde birine vurmak isteyebilirsin.

Bu, vurmayı doğru yapmaz.

Kıskandığında partnerinin bütün özel mesajlarını okumak isteyebilirsin.

Bu, mahremiyet ihlalini doğru yapmaz.

Para istediğinde hile yapmak isteyebilirsin.

Bu, hileyi doğru yapmaz.

İnsan olmak sadece arzuya sahip olmak değil, arzuyu değerlendirebilmek demektir.

Ahlak:

“Ne istiyorum?”

sorusunun ardından:

“İstediğim şey doğru mu?”

sorusunu sorabilmektir.

Hûd 79 tam olarak bu ikinci sorunun yokluğunu gösterir.

Kavim:

ne istediğini biliyor.

Ama istemenin kendisini haklılaştırmasına izin veriyor.

Ayetin yedinci büyük dersi meşru alternatifin reddidir.

Hz. Lût onları temiz olana çağırmıştır.

Kavim:

“Biz onu istemiyoruz.”

diyor.

Bu, günümüz insanının da yaşayabileceği bir ahlaki sınavdır.

Bazen doğru yol vardır ama daha zahmetlidir.

Haksız kazanç daha kolaydır.

Meşru kazanç daha yavaştır.

İftira hızlı sonuç verir.

Doğruyu ispatlamak daha zahmetlidir.

Öfkeyle saldırmak kolaydır.

Sabırla çözüm aramak daha zordur.

İnsan bazen:

doğru yolu bildiği hâlde kolay veya arzulu olanı seçer.

İşte karakter burada ortaya çıkar.

Doğruyu bilmek yetmez; doğruyu seçmek gerekir.

Ayetin sekizinci büyük mesajı insanın kendi kendisini kandırmamasıdır.

Lût kavmi burada en azından niyetini gizlemiyor:

“Ne istediğimizi biliyorsun.”

Bu kötü niyeti haklı çıkarmaz ama bize başka bir soruyu düşündürür:

Biz yanlışlarımızı kaç tane güzel kelimenin arkasına saklıyoruz?

Kontrolcülüğe:

“Seni koruyorum.”

diyoruz.

Kıskançlığa:

“Seni çok seviyorum.”

diyoruz.

İntikama:

“Adalet istiyorum.”

diyoruz.

Kibre:

“Özgüvenliyim.”

diyoruz.

İsrafa:

“Hayatımı yaşıyorum.”

diyoruz.

Bazen ahlaki gelişimin ilk adımı, davranışımıza verdiğimiz güzel isimleri kaldırıp gerçekte ne yaptığımıza bakmaktır.

İnsan kendisine dürüst olduğunda değişme ihtimali artar.

Hûd 79’un bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür:

İstemek hak doğurmaz.

Arzu rızanın yerine geçmez.

Kalabalık doğruluğun ölçüsü değildir.

Bilerek yapılan yanlış ile bilmeden yapılan hata aynı değildir.

Bir davranışı dinen eleştirmek, insana hakaret veya şiddet ruhsatı vermez.

Doğru alternatif önüne geldiğinde onu sırf arzuna uymadığı için reddetmek ahlaki sorumluluğu ortadan kaldırmaz.


Bir sonraki ayette Hz. Lût’un içinde bulunduğu ağır sıkışmışlık çok daha açık hâle gelecektir. O:

“Keşke size karşı koyacak bir gücüm olsaydı veya sağlam bir desteğe sığınabilseydim!”

diyecektir.

Bu cümle bize çok önemli bir başka dengeyi gösterecek: Peygamber bile tehlike karşısında güç ve destek arzulayabilir. İnsanlardan meşru yardım istemek Allah’a güvenmemek değildir; tevekkül, bütün insani destekleri reddetmek anlamına gelmez.

Ve belki Hûd Suresi 79. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Bir şeyi çok istediğimizde “Ben istiyorum” cümlesini yeterli gerekçe mi sanıyoruz, yoksa karşımızdaki insanın hakkını ve rızasını da hesaba katıyor muyuz? Yanlış olduğu bize söylendiğinde geri dönebiliyor muyuz, yoksa “Ne istediğimi biliyorum” diyerek arzumuzu ahlakın üzerine mi çıkarıyoruz? Ve kalabalık aynı yanlışa yöneldiğinde, biz de kalabalığa mı karışıyoruz, yoksa istek ile hak arasındaki sınırı koruyabilecek kadar reşîd davranabiliyor muyuz?

“Hûd 79’da kavim Hz. Lût’a, ‘Sen bizim ne istediğimizi biliyorsun’ der. Ayetin en güçlü derslerinden biri şudur: İnsan ne istediğini bilebilir ama istediği her şey üzerinde hak sahibi değildir. Arzunu tanı ama onu putlaştırma; başkasının rızasını ve dokunulmazlığını kendi isteğinin altında ezme; kalabalığın arzusunu ahlak sanma; bir davranışı yanlış görürken insanın onurunu da koru. Çünkü olgunluk yalnız ne istediğini bilmek değil, gerektiğinde ‘İstiyorum ama buna hakkım yok’ diyebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt