📖 Hûd Suresi 83. Ayette “Rabbin Katında İşaretlenmiş Taşlardı; Bunlar Zalimlerden Uzak Değildir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 2 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    2

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,225
2,736,269
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 83. Ayette “Rabbin Katında İşaretlenmiş Taşlardı; Bunlar Zalimlerden Uzak Değildir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hûd 82’de Lût kavmi üzerine yağdırılan taşlardan söz edilmişti. Hûd 83, bu taşların ‘Rabbin katında işaretlenmiş’ olduğunu bildirir ve ardından son derece güçlü bir uyarıyla biter: ‘Bunlar zalimlerden uzak değildir.’ Fakat bu ifade, bugün hoşlanmadığımız herhangi bir insan veya toplum için ‘Yakında başlarına taş yağacak’ kehaneti üretme yetkisi vermez. Ayetin asıl yönü, zulmün Allah katında sahipsiz ve hesapsız olmadığını hatırlatmaktır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 83. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Rabbin katında işaretlenmiş taşlardı. Bunlar zalimlerden uzak değildir.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Musevvemeten inde rabbik. Ve mâ hiye mine’z-zâlimîne bi-baîd.”

Bir önceki ayette Lût kavminin bulunduğu yerleşimin altının üstüne getirildiği ve üzerlerine siccîlden, yani pişmiş balçık olarak çevrilen taşların yağdırıldığı anlatılmıştı. Hûd 83 ise bu hükmün rastlantısal olmadığını vurgular ve kıssayı geleceğe dönük güçlü bir ahlaki uyarıyla tamamlar.

2️⃣ “Musevvemeten” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki önemli kelimelerden biri:

“musevvemeten”

dir.

Bu kelime genel olarak işaretlenmiş, belirlenmiş, ayırt edilmiş veya belli bir amaç için tayin edilmiş anlam alanına sahiptir.

Buradaki vurgu, Lût kavminin üzerine gelen hükmün:

tesadüfî,

kontrolsüz

veya rastgele

olmadığını düşündürür.

Taşlar, ayette ilahî hükmün belirlenmiş unsurları olarak anlatılmaktadır.

Ancak “işaretlenmiş” kelimesinin tam olarak fiziksel olarak nasıl bir işaret anlamına geldiği ayette açıklanmaz.

Bu yüzden:

“Her taşın üzerinde mutlaka kişinin adı yazılıydı.”

gibi ayrıntıları Kur’an’ın açık sözü gibi sunmamak gerekir.

3️⃣ Taşların Üzerinde Gerçekten İsimler mi Yazıyordu ❓​

Kur’an Hûd 83’te böyle bir ayrıntı vermez.

Tefsirlerde “musevveme” kelimesinin:

belirli işaretlere sahip taşlar,

azap için hazırlanmış taşlar

veya kime ulaşacağı Allah tarafından belirlenmiş taşlar

şeklinde farklı açıklamaları bulunabilir.

Fakat Kur’an:

“Üzerlerinde falanca kişinin adı yazıyordu.”

demez.

Dinî anlatıyı daha çarpıcı hâle getirmek için metnin söylemediği ayrıntıları kesinleştirmek doğru değildir.

Kur’an’ın söylediği: Taşların işaretlenmiş/belirlenmiş olmasıdır. İşaretin fiziksel biçimi ise açıklanmamıştır.

4️⃣ “Rabbin Katında” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“inde rabbik”

yani:

“Rabbin katında”

denilir.

Bu tür ifadeleri Allah’ı fiziksel bir mekânın içinde düşünerek anlamamak gerekir.

İslam’ın temel Allah tasavvurunda Allah, yaratılmış varlıklar gibi:

bir odada duran,

bir yönde sınırlanan

veya mekân tarafından kuşatılan

bir varlık değildir.

Buradaki ifade, taşların ve hükmün Allah’ın bilgisi, iradesi ve belirlemesi altında olduğunu anlatır.

Dolayısıyla:

“Rabbin katında” ≠ Allah’ın fiziksel deposunda duran taşlar

şeklinde anlaşılmaz.

Asıl mesaj:

Hüküm Allah’ın bilgisi ve tasarrufu dışına çıkmamıştır.

5️⃣ Bu Ayet İlahi Hükmün Rastgele Olmadığını mı Anlatıyor ❓​

Evet, ayetin en güçlü yönlerinden biri budur.

Hûd 82’de çok ağır bir yıkım anlatılır.

Hûd 83 ise bunun kontrolsüz bir felaket olmadığını vurgulayan:

“Rabbin katında işaretlenmiş”

ifadesini kullanır.

Kur’an’ın teolojik çerçevesinde Allah:

eksik bilgiyle,

öfke krizine girerek

veya kimin ne yaptığını bilmeden

hüküm veren biri değildir.

İlahî hüküm bilgi ve adaletle ilişkilendirilir.

Bu nedenle Allah’ın cezalandırmasını insanın kontrolsüz intikamıyla aynı kategoriye koymamak gerekir.

İlahî adalet ≠ insanın öfkeyle intikam alması.

6️⃣ “Bunlar Zalimlerden Uzak Değildir” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin son kısmı:

“ve mâ hiye mine’z-zâlimîne bi-baîd”

şeklindedir.

Genel anlamıyla:

“Bunlar zalimlerden uzak değildir.”

Bu ifade güçlü bir uyarıdır.

Lût kavminin kıssası anlatıldıktan sonra Kur’an adeta okuyucuya:

“Bu hükmü yalnız eski bir toplumun hikâyesi sanıp geçmeyin; zulüm Allah katında önemsiz değildir.”

mesajı verir.

Ancak bu ifadeyi:

“Her zalimin başına aynı fiziksel şekilde taş yağacaktır.”

şeklinde mekanik bir yasa hâline getirmemek gerekir.

Ayetin uyarısı ahlaki ve teolojiktir; aynı cezanın her çağda aynı fiziksel biçimde tekrarlanacağını garanti etmez.

7️⃣ “Uzak Değildir” Zaman Olarak mı, Mekân Olarak mı Anlaşılmalı ❓​

İfadenin güçlü uyarı dili, yalnız kilometre veya saat hesabına indirgenmemelidir.

“Uzak değildir” sözü:

ilahî adaletin gerçekleşmesini imkânsız veya önemsiz sanmayın

anlamında uyarıcı bir ifade olarak anlaşılabilir.

Tefsirlerde bu cümlenin dönemin zalimlerine, özellikle vahyin ilk muhatapları arasındaki inkârcı ve zalim kesimlere yönelik bir tehdit anlamı taşıdığı yönünde açıklamalar bulunmuştur.

Ancak bundan:

“Ayet şu tarihten tam şu kadar gün sonra şu şehre ceza geleceğini söylüyor.”

gibi bir zaman hesabı çıkarılamaz.

“Uzak değil” ≠ gizli afet takvimi.

8️⃣ Bu Ayetten Kıyamet veya Afet Tarihi Hesaplanabilir mi ❓​

Hayır.

Kur’an burada:

gün,

ay,

yıl

veya sayısal bir takvim

vermiyor.

“Uzak değildir” ifadesinden:

deprem tarihi,

kıyamet tarihi,

şehirlerin yok oluş takvimi

veya gizli numerolojik hesaplar

çıkarmak doğru değildir.

İnsanlar tarih boyunca kıyamet için çeşitli tarihler üretmiş, fakat bu tür hesaplar defalarca yanlış çıkmıştır.

Kur’an’ın gayb anlayışında kıyametin kesin zamanı insanlara verilmiş bir hesap problemi değildir.

Bu ayet de böyle bir kod sağlamaz.

9️⃣ Ayetteki “Zalimler” Kimlerdir ❓​

Bağlamda ilk ve doğrudan referans Lût kavminin zulümde ısrar eden kesimidir.

“Zulüm” Kur’an’da geniş anlamlı bir kavramdır. Haksızlık, sınırı aşma ve hakkı çiğneme gibi anlamlar taşır; bazı bağlamlarda şirk için de kullanılabilir.

Ancak her kullanımın bağlamına bakmak gerekir.

Hûd 78–83 arasındaki sahnede:

misafirlerin güvenliğine saldırı,

rıza ve beden sınırlarının ihlali,

toplu zorbalık,

peygamberin uyarısına bilinçli direnç

ve devam eden kötülükler

bir arada anlatılmaktadır.

Bu nedenle burada “zalim” kelimesini sıradan bir insanın her küçük hatasına yapıştırmak doğru olmaz.

🔟 Her Günah İşleyen İnsan Bu Ayetteki “Zalimler” ile Aynı mıdır ❓​

Hayır.

İnsan hata yapabilir.

Günah işleyebilir.

Sonra pişman olabilir ve dönebilir.

Lût kavminin anlatısında ise tek seferlik bir hata değil, ısrar, toplumsallaşmış kötülük ve açık uyarıya direnç vardır.

Bu yüzden:

“Bir günah işledin, Hûd 83 artık seni tehdit ediyor.”

şeklinde korku üretmek doğru değildir.

Kur’an’ın tövbe anlayışı, yaşayan insan için dönüş ihtimalini ciddiye alır.

Günah ≠ otomatik geri dönülmez mahkûmiyet.

Aynı şekilde bir insanın vesvesesi, istenmeyen düşüncesi veya zihninden geçen şeyler de onu Lût kavminin suçlarıyla aynı konuma getirmez.

1️⃣1️⃣ Her Gayrimüslim “Zalim” Sayılır mı ❓​

Hayır.

Kur’an’daki “zalim” kelimesi bağlama göre değerlendirilmelidir.

Farklı dine mensup olmak ile:

insanlara saldırmak,

haklarını çiğnemek,

zulüm yapmak

veya sistematik haksızlık etmek

aynı şey değildir.

Bir Müslüman da insanlara zulmedebilir.

Bir gayrimüslim de insanlar arası ilişkilerde adil davranabilir.

Teolojik değerlendirme ayrı bir alandır; somut insanî ve hukuki zulüm ayrı bir alandır.

Bu nedenle:

“Müslüman değil, o hâlde ona her türlü ‘zalim’ etiketi uygundur.”

şeklinde bir yaklaşım hem bağlamı hem adalet ilkesini zedeler.

Kimlik, somut fiilin analizinin yerine geçmemelidir.

1️⃣2️⃣ “Bunlar Zalimlerden Uzak Değildir” Sözü Bize Bugünkü Zalimleri Tehdit Etme Yetkisi Verir mi ❓​

İnsan zulmü eleştirebilir ve:

“Zulüm Allah katında hesapsız kalmaz.”

diyebilir.

Fakat:

“Sen üç gün içinde şu şekilde öleceksin.”

veya:

“Başına kesin taş yağacak.”

gibi özel kehanetler üretemez.

Hz. Lût’un kıssasında azabın şekli vahiy ile bildirilmiştir.

Bizim günümüzdeki kişiler hakkında böyle bir özel vahiy bilgimiz yoktur.

Dolayısıyla ayetin uyarısı:

ahlaki ciddiyettir, kişisel kehanet yetkisi değildir.

İnsan Allah adına bilmediği ayrıntıları söylememelidir.

1️⃣3️⃣ Bir Zalimin Dünyada Hiç Ceza Görmemesi Bu Ayetle Çelişir mi ❓​

Hayır.

Hûd 83:

“Her zalim dünyada mutlaka Lût kavmi gibi görünür bir felaketle cezalandırılacaktır.”

demiyor.

Bazı zalimler dünyada hesap verir.

Bazıları uzun süre güçlü kalır.

Bazıları hukuki sorumluluktan bile kaçabilir.

Kur’an’ın ahiret öğretisi burada önem kazanır; dünyevî adaletin eksik kaldığı yerde nihai hesap fikri vardır.

Bu nedenle:

“Bak, adam çok güçlü ve başına hiçbir şey gelmedi; demek yaptığı yanlış değil.”

sonucu doğru değildir.

Aynı şekilde:

“Başına kötü bir şey geldi, demek zalimdi.”

sonucu da doğru değildir.

Dünyevî başarı ≠ ilahî onay.

Dünyevî felaket ≠ otomatik ilahî mahkûmiyet.


1️⃣4️⃣ Günümüzde Bir Deprem veya Felaketten Sonra Bu Ayet Okunup “Zalimlere Yakındı” Denebilir mi ❓​

Ayet okunabilir ve insan kendi hayatı için ibret çıkarabilir; fakat afete uğrayan insanların:

“İşte zalimlerdi, Hûd 83 gerçekleşti.”

diye suçlanması doğru değildir.

Modern bir afette:

çocuklar,

yaşlılar,

salih insanlar,

farklı inançlardan kişiler

ve hiçbir özel suçu olmayan insanlar

zarar görebilir.

Biz bu insanların gizli ahiret dosyasını bilmiyoruz.

Bu nedenle bir afette doğru yaklaşım:

mağdura yardım etmek, fiziksel sebepleri araştırmak, ihmali ortaya çıkarmak ve gelecekte zararı azaltmaktır.

Afet mağdurunun üzerine bir de dinî suçlama yüklemek merhametsizlik olabilir.

1️⃣5️⃣ İlahi Adalete İnanmak İnsan Hukukunu Gereksiz mi Kılar ❓​

Tam tersine.

“Allah zaten zalimi cezalandırır.”

deyip insan hukukunu terk edemeyiz.

Bir suç varsa:

delil toplanır,

mağdur korunur,

mahkeme işler

ve hukuki sorumluluk belirlenir.

İnsan:

“Ahirette hesap verir.”

deyip dünyadaki mağdurun hakkını görmezden gelemez.

Ahiret adaleti, dünya adaletini gereksiz hâle getirmez.

Hz. Lût’un kıssasında bile peygamber saldırıyı önlemeye çalışmış, insanları uyarmış ve misafirlerini korumaya uğraşmıştır.

Yani:

“Allah nasıl olsa halleder.”

deyip pasif kalmamıştır.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Bireysel İntikamı veya Linci Meşrulaştırır mı ❓​

Kesinlikle hayır.

Taşların Allah tarafından gönderildiğinin anlatılması:

“Ben de Allah adına taş atabilirim.”

anlamına gelmez.

Kur’an’daki özel ilahî azap ile insanın kendi öfkesini birbirinden ayırmak gerekir.

İnsan:

yanılabilir,

delili yanlış değerlendirebilir,

öfkeyle aşırıya gidebilir

ve masum birine zarar verebilir.

Bu yüzden bireysel linç ve özel infaz adalet değildir.

İlahî hüküm ≠ insanların kendine verdiği sınırsız cezalandırma yetkisi.

Hûd 83’ü okuyan insanın görevi başkasına taş aramak değil, zulümden sakınmaktır.

1️⃣7️⃣ Ayetin Mesajı Sadece Cinsel Ahlakla mı İlgilidir ❓​

Hayır.

Lût kıssasının cinsel ahlak boyutu önemlidir ve bunu yok saymak doğru olmaz. Ancak Hûd 83’teki:

“zalimler”

ifadesi kıssanın daha geniş ahlaki çerçevesi içinde okunmalıdır.

Burada:

insan bedeninin sınırını ihlal etmek,

rıza dışı yönelmek,

misafire saldırmak,

kalabalık zorbalığı yapmak,

uyarıya rağmen ısrar etmek

ve kötülüğü toplumsallaştırmak

gibi unsurlar bulunur.

Dolayısıyla kıssadan yalnız başkalarının cinsel hayatını konuşmak için sonuç çıkarıp kendi:

zulmümüzü,

kibrimizi,

zorbalığımızı

ve başkasının sınırına saygısızlığımızı

görmezden gelmek eksik bir okumadır.

Kur’an kıssası yalnız “onlar ne yaptı?” diye değil, “ben ne yapıyorum?” diye de okunmalıdır.

1️⃣8️⃣ Hûd 82 ve 83 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 82 olayın gerçekleşmesini anlatmıştı:

yerleşim altüst edilmiş ve üzerlerine siccîlden taşlar yağdırılmıştı.

Hûd 83 ise bu taşları:

“Rabbin katında işaretlenmiş”

diye nitelendirir ve:

“Bunlar zalimlerden uzak değildir.”

uyarısıyla bitirir.

Böylece kıssa yalnız geçmişte yaşanmış bir felaket anlatısı olarak kapanmaz.

Okuyucuya şu mesaj bırakılır:

Zulüm, Allah’ın adaletinden bağımsız değildir.

Ancak bu genel ahlaki uyarıdan:

aynı fiziksel cezanın her zalime dünyada mutlaka geleceği

sonucu çıkarılmaz.

Bir sonraki ayette ise Lût kıssasından tamamen yeni bir peygamber kıssasına geçilecek ve Medyen halkına kardeşleri Şuayb’ın gönderildiği anlatılacaktır. Böylece Hûd 84 ile birlikte yeni bir ana tema başlayacaktır: Ticarette dürüstlük, ölçü ve tartıda adalet, insanların mallarını eksiltmeme ve ekonomik zulümden kaçınma.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 83. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 83. ayet, Lût kıssasının sonuna çok kısa fakat son derece güçlü iki mesaj yerleştirir:

“Rabbin katında işaretlenmiş.”

ve:

“Zalimlerden uzak değildir.”

İlk ifade bize ilahî hükmün rastgele olmadığını hatırlatır.

İkinci ifade ise zulmün hesapsız olmadığı konusunda uyarır.

Bu iki cümle birlikte okunduğunda insanın Allah’ın adaleti karşısındaki sorumluluğu görünür hâle gelir.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir sınır vardır.

Allah’ın adaletine inanmak ile:

Allah adına istediğimiz insana özel ceza tarihi vermek

aynı şey değildir.

Biz:

“Zulüm yanlıştır.”

diyebiliriz.

“Allah zulmü sevmez.”

diyebiliriz.

“Zalim insan dünyada hukuken hesap vermelidir.”

diyebiliriz.

“Nihai hesap Allah’a aittir.”

diyebiliriz.

Ama:

“Sen şu tarihte şu şekilde cezalandırılacaksın.”

diyemeyiz.

Çünkü bu gayb bilgisidir.

Hûd 83 bize Allah'ın hükmünü hatırlatır; bize peygamberlik yetkisi vermez.

Ayetin ikinci büyük mesajı, insanın kendisini “zalim” kelimesinden otomatik olarak muaf görmemesidir.

Lût kavminin kıssasını okurken:

“Onlar çok kötü insanlardı.”

deyip rahatlamak kolaydır.

Daha zor olan soru şudur:

“Ben gücümü nasıl kullanıyorum?”

Bir çalışan benden çekiniyor mu?

Bir aile bireyinin sınırını sürekli ihlal ediyor muyum?

Birinin özel mesajını izinsiz paylaşıyor muyum?

Güçsüz birinin hakkını görmezden geliyor muyum?

Bir kalabalık bir kişiyi linç ederken ben de eğleniyor muyum?

Birinin:

“Hayır.”

dediği yerde durabiliyor muyum?

Çünkü zulüm yalnız tarih kitaplarında yaşayan devasa suçlardan oluşmaz.

Bazen zulüm:

gücü kötü kullanmanın günlük biçimlerinde

başlar.

Bu, Lût kavminin özel ilahî hükmünü bizim her davranışımıza eşitlemek değildir.

Ama kıssanın ahlaki aynasını kendimize çevirmektir.

Ayetin üçüncü büyük mesajı Allah’ın adaletini insan intikamından ayırmaktır.

İnsan intikamında çoğu zaman:

öfke,

ego,

eksik bilgi

ve tarafgirlik

vardır.

İlahî adalet ise İslamî anlayışta eksiksiz bilgiye dayanır.

Bu yüzden insan:

“Ben Allah adına öfkelendim.”

diyerek kendi öfkesini kutsallaştırmamalıdır.

Birini sevmediğinde kolayca:

“Allah bunun cezasını verecek.”

demek, bazen dinî dilin içine kişisel kinimizi gizlemek olabilir.

Daha sağlıklı tavır:

“Bu davranışı yanlış görüyorum; hukuki veya ahlaki olarak karşı çıkıyorum. Nihai hesabı Allah bilir.”

diyebilmektir.

Bu cümlede hem ahlaki netlik hem tevazu vardır.

Hûd 83’ün dördüncü büyük mesajı zulmün güçlü görünmesine aldanmamaktır.

Zalim bazen yıllarca güçlü kalabilir.

İnsan:

“Demek yaptığı yanına kâr kaldı.”

diyebilir.

Ama Kur’an’ın ahiret perspektifi, dünya hayatını bütün hesabın tamamı olarak görmez.

Bazı adaletler dünyada gerçekleşir.

Bazıları eksik kalır.

Bu nedenle ilahî hesap fikri insana:

“Hiçbir haksızlık sonsuza kadar gerçeğin dışına kaçamaz.”

ümidi verebilir.

Fakat bu inanç bizi pasif hâle getirmemelidir.

Tam tersine:

adalet için çalışmayı

teşvik etmelidir.

Bir mağdur varsa ona yardım et.

Suç varsa meşru makamlara bildir.

Yolsuzluk varsa delille ortaya çıkar.

Şiddet varsa güvenliği sağla.

İlahi adalete inanmak, dünyevî sorumluluğu terk etmek değildir.

Ayetin beşinci büyük mesajı afetleri ahlaki teşhis aracı yapmamaktır.

Lût kavminin felaketinin özel azap olduğunu biliyoruz.

Ama bugün depremde hayatını kaybeden insan hakkında bunu bilmiyoruz.

Bu ayrımı korumamak büyük bir ahlaki problem doğurabilir.

İnsan zaten:

evini,

yakınını,

sağlığını

veya bütün hayat düzenini

kaybetmiş olabilir.

Bir de ona:

“Demek günahkârdınız.”

demek, acısına yeni bir zulüm ekleyebilir.

Doğru yaklaşım şudur:

Afette önce insanı kurtar.

Sonra:

neden bu kadar bina yıkıldı,

hangi ihmaller vardı,

zemin nasıldı,

şehir planlaması doğru muydu

gibi gerçek soruları araştır.

Allah adına bilmediğin bir dosya yazma.

Mağdura merhamet, sebeplere bilim, ihmale adalet gerekir.

Hûd 83’ün altıncı büyük mesajı, “musevveme” kelimesini sansasyonel hikâyeye çevirmemektir.

İnsan dinî metinde gizemli bir kelime görünce ayrıntı üretmeye yatkın olabilir.

Taşların üzerinde isimler mi vardı?

Renkleri nasıldı?

Uzaydan mı geldi?

Özel bir madde miydi?

Kur’an bunları söylemiyorsa:

“Bilmiyoruz.”

demek eksiklik değildir.

Tam tersine ilmî ahlaktır.

Bir dinî metni savunmanın en güçlü yollarından biri, metnin söylemediğini ona söylettirmemektir.

Kur’an'a güveniyorsak onu hayal gücüyle süslemek zorunda değiliz.

Kesin bilgiye kesin, ihtimale ihtimal, bilinmeyene bilinmiyor demek dürüstlüktür.

Ayetin yedinci büyük mesajı, “zalim” kelimesinin siyasî veya mezhebî sopa hâline getirilmemesidir.

İnsan kendi grubuyla anlaşmayan herkese:

“Zalim.”

derse kelimenin ahlaki ağırlığını kaybeder.

Biri seni eleştirdi diye zalim olmayabilir.

Farklı dine mensup diye zalim olmayabilir.

Farklı siyasî görüşte diye zalim olmayabilir.

Gerçek zulüm:

hak ihlali, haksızlık, baskı ve sınır çiğneme

ile değerlendirilmelidir.

Bu özellikle dinî dilin adaletli kalması açısından önemlidir.

Ahlaki kavramları düşman etiketi hâline getirmek, kavramların kendisine haksızlıktır.

Hûd 83’ün sekizinci büyük dersi, Lût kıssasının sonunda kendi hayatımıza dönme çağrısıdır.

Kıssa bitti.

Ama soru bitmedi.

Biz başkasının beden sınırına saygı duyuyor muyuz?

Gücümüz olduğunda ölçüyü koruyor muyuz?

Kalabalık yanlış yaptığında katılıyor muyuz?

Misafirin, yabancının ve savunmasız insanın güvenliğini önemsiyor muyuz?

Bir yanlış bize açıklandığında:

“Ne istediğimi biliyorum.”

diyerek ısrar mı ediyoruz, yoksa geri dönebiliyor muyuz?

İşte Kur’an kıssasının canlılığı burada başlar.

Geçmiş yalnız geçmiş olarak okunursa tarih olur.

Geçmiş kendi ahlakımıza ayna olduğunda ibret olur.

Hûd 83’ün bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür:

Allah’ın hükmü rastgele değildir.

Zulüm Allah katında önemsiz değildir.

Her zalim dünyada aynı biçimde cezalandırılacak diye bir mekanik formül yoktur.

Modern afet mağdurlarını bu ayetle suçlayamayız.

İlahî azabı bireysel şiddete ruhsat yapamayız.

“Zalim” kelimesini herkese gelişigüzel yapıştıramayız.

Ve bilmediğimiz gayb ayrıntılarını Allah adına kesinleştiremeyiz.


Hûd Suresi’nin anlatımı şimdi yeni bir toplumsal soruna geçmeye hazırlanır. Bir sonraki ayette Medyen halkına Hz. Şuayb’ın gönderildiği anlatılacak ve mesele artık ölçü, tartı, ticaret, ekonomik adalet ve insanların mallarını eksiltmemek üzerinden ilerleyecektir. Bu geçiş son derece anlamlıdır: Kur’an ahlakı yalnız cinsel davranışlarla ilgilenmez; çarşıdaki tartıya, ticaretteki dürüstlüğe ve ekonomik zulme de aynı ciddiyetle bakar.

Ve belki Hûd Suresi 83. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Bu ayeti okuyunca aklımıza hemen “Hangi insan cezalandırılacak?” sorusu mu geliyor, yoksa “Ben kime haksızlık ediyorum?” diye kendimize bakabiliyor muyuz? İlahi adalete inanırken Allah adına bilmediğimiz hükümleri dağıtmaktan kaçınabiliyor muyuz? Ve zulüm güçlü görünse bile, adaleti terk etmeden fakat intikamı da kutsallaştırmadan doğru olanın yanında durabiliyor muyuz?

“Hûd 83, Lût kavmine gönderilen taşların Rabbin katında işaretlenmiş olduğunu bildirir ve ‘Bunlar zalimlerden uzak değildir’ diye uyarır. Bu söz bize kehanet yetkisi değil, ahlaki sorumluluk verir. Zulmü küçümseme ama her felaketi ilahî ceza ilan etme; Allah’ın adaletine inan ama kendi öfkeni Allah’ın hükmü sanma; başkasını ‘zalim’ diye damgalamadan önce kendi gücünü nasıl kullandığına bak. Çünkü Kur’an’ın kıssaları yalnız geçmişin suçlularını göstermek için değil, bugünün insanına kendi sınırlarını hatırlatmak için de anlatılır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt