📖 Hûd Suresi 69. Ayette “Elçilerimiz İbrahim’e Müjdeyle Geldiler. ‘Selâm’ Dediler. O da ‘Selâm’ Dedi ve Çok Geçmeden Kızartılmış Bir Buzağı Getirdi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,221
2,736,268
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 69. Ayette “Elçilerimiz İbrahim’e Müjdeyle Geldiler. ‘Selâm’ Dediler. O da ‘Selâm’ Dedi ve Çok Geçmeden Kızartılmış Bir Buzağı Getirdi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Semûd kıssasının ağır sonundan sonra Hûd Suresi’nin anlatımı bir anda Hz. İbrahim’in evine geçer. Bu kez sahnenin merkezinde azap değil, müjde, selâm ve misafirperverlik vardır. Hz. İbrahim karşısındakilerin kim olduğunu henüz tam anlamadan onlara ikramda bulunur. Ayet böylece peygamber ahlakının önemli bir yönünü gösterir: İnsanlara değer vermek için önce onlardan bir karşılık beklemek gerekmez; iyilik, bazen karşındakinin kim olduğunu bile bilmeden yapılan ikramda ortaya çıkar.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 69. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Andolsun, elçilerimiz İbrahim’e müjde ile geldiler. ‘Selâm’ dediler. O da ‘Selâm’ dedi. Çok geçmeden kızartılmış bir buzağı getirdi.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ve lekad câet rusulunâ İbrâhîme bi’l-buşrâ kâlû selâmen kâle selâm. Fe mâ lebise en câe bi-iclin hanîz.”

Hûd 68’de Semûd kıssası tamamlanmıştı. Hûd 69 ile tamamen yeni bir sahne açılır. Bu kez karşımızda Hz. İbrahim ve Allah’ın gönderdiği elçiler vardır. Gelenlerin beraberinde bir müjde vardır; fakat aynı elçilerin ilerleyen ayetlerde Hz. Lût’un kavmine ilişkin ağır bir görevle geldikleri de anlaşılacaktır.

2️⃣ “Elçilerimiz İbrahim’e Geldiler” İfadesindeki Elçiler Kimdir ❓​

Ayette:

“rusulunâ”

yani:

“elçilerimiz”

denilir.

Bağlamdan ve Kur’an’ın başka yerlerindeki paralel anlatımlardan bunların melekler olduğu anlaşılır.

Buradaki “elçi” kelimesini yalnız insan peygamber anlamında düşünmemek gerekir. Allah’ın mesajını ve görevini yerine getiren melekler de bağlama göre elçi olarak adlandırılabilir.

Ancak Kur’an bu ayette onların:

tam sayısını,

tek tek isimlerini

ve görünüşlerinin bütün ayrıntılarını

vermez.

Tefsir ve rivayetlerde farklı isim ve sayı aktarımları bulunabilir; fakat Kur’an’ın açıkça söylemediği ayrıntıları kesin vahiy bilgisi hâline getirmemek gerekir.

3️⃣ Meleklerin Hz. İbrahim’e Geliş Amacı Neydi ❓​

Ayet ilk olarak onların:

“bi’l-buşrâ”

yani:

“müjde ile”

geldiklerini söyler.

Bu müjdenin ne olduğu ilerleyen ayetlerde daha açık hâle gelecektir. Hz. İbrahim’in eşi Sâre’ye İshak’ın ve onun ardından Yakub’un müjdelenmesi anlatılacaktır.

Aynı elçilerin Hz. Lût’un kavmi hakkında yaklaşan ilahî hükümle ilgili görevleri de vardır.

Dolayısıyla gelişlerinin iki farklı yönü ortaya çıkar:

Hz. İbrahim’in ailesi için müjde, Hz. Lût’un kavmine ilişkin ise ilahî hüküm.

Kur’an böylece aynı elçilik sahnesinde rahmet ile adaletin farklı muhataplara nasıl yöneldiğini gösterecektir.

4️⃣ “Müjde” Kelimesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki “buşrâ”, insanın sevineceği bir haber, güzel haber ve müjde anlamına gelir.

Müjde yalnız:

“İstediğin şey gerçekleşecek.”

anlamında sıradan bir iyi haber değildir. Burada Allah’ın Hz. İbrahim’e verdiği çok özel bir lütuf söz konusudur.

Hz. İbrahim ileri yaşında çocuk sahibi olacağına dair haber alacaktır.

Bu yüzden müjde:

ümit kesilmiş görünen bir yerde Allah’ın lütfunun ortaya çıkması

boyutunu taşır.

Fakat buradan:

“Yeterince inanırsan dünyada istediğin her şey kesin gerçekleşir.”

şeklinde bir formül çıkarılamaz.

Hz. İbrahim’e verilen bu müjde özel vahiy haberidir.

5️⃣ Bir Mümin Her İstediğinin Gerçekleşeceğini Beklemeli midir ❓​

Hayır.

Hz. İbrahim’in aldığı özel müjdeyi bütün insanların bütün arzularına uygulanacak garantiye dönüştürmek doğru değildir.

Bir insan:

çocuk isteyebilir,

iş isteyebilir,

şifa isteyebilir,

evlilik isteyebilir

veya başka bir hayır için dua edebilir.

Dua etmek değerlidir.

Ümit etmek değerlidir.

Ama:

“Ben dua ettim, dolayısıyla Allah bunu mutlaka benim istediğim biçimde vermek zorundadır.”

denemez.

Ümit ≠ Allah üzerinde hak iddiası.

Hz. İbrahim’in müjdesi vahiy ile kesinleştirilmiş özel bir haberdir; bizim kişisel beklentilerimiz ise dua, umut ve tevekkül alanındadır.

6️⃣ Meleklerin “Selâm” Demesi Ne Anlama Gelir ❓​

Elçiler Hz. İbrahim’e:

“selâmen”

diyor.

Yani:

“Selâm.”

Bu kelime güvenlik, esenlik, barış ve iyilik dileği taşıyan çok güçlü bir selamlaşmadır.

Sahne dikkat çekicidir.

Gelenler konuşmaya:

tehdit,

emir

veya üstünlük gösterisiyle

başlamıyor.

Selâmla başlıyorlar.

Bu, Kur’an’ın insan ilişkilerinde selâma verdiği anlam açısından güzel bir örnektir.

Selâm sadece ağızdan çıkan bir kelime değil, özünde:

“Benden sana zarar değil, esenlik gelsin.”

mesajı taşır.

7️⃣ Hz. İbrahim’in “Selâm” Diye Karşılık Vermesi Neden Önemlidir ❓​

Hz. İbrahim:

“kâle selâm”

yani:

“O da ‘Selâm’ dedi.”

diye cevap verir.

Karşılıklı selamlaşma burada basit bir sosyal ayrıntı değildir. Misafirlik ilişkisinin ilk adımı güven ve nezaket üzerinden kurulur.

Kur’an’ın başka yerlerinde selâma karşılık verme konusunda daha genel hükümler de vardır. Hûd 69 ise Hz. İbrahim’in misafirperverliği içinde doğal bir selamlaşma sahnesi sunar.

Buradan çıkarılabilecek temel ahlaki ölçü şudur:

İletişimin başlangıcı düşmanlık varsayımı değil, güven ve nezaket olabilir.

Bu özellikle günümüzde herkesin birbirine şüpheyle yaklaştığı ortamlarda önemli bir ahlak dersidir.

8️⃣ Selâm Vermek Sadece Tanıdığımız İnsanlara mı Özgüdür ❓​

Hz. İbrahim gelen kişilerin gerçek kimliğini o anda tam olarak bilmiyor görünmektedir. Buna rağmen karşılıklı selâmlaşma gerçekleşir.

Bu durum bize nezaketin yalnız yakın dostlara gösterilen bir ayrıcalık olmadığını düşündürür.

İnsan tanımadığı kişiye de:

saygılı,

ölçülü

ve güvenli

davranabilir.

Elbette günümüz dünyasında güvenlik tedbirleri de önemlidir. Tanımadığımız herkese sınırsız güvenmek zorunda değiliz.

Nezaket ≠ tedbirsizlik.

İnsan hem kibar hem dikkatli olabilir.

9️⃣ Hz. İbrahim Neden Hemen Yemek Hazırladı ❓​

Ayet:

“fe mâ lebise”

der.

Bu ifade, Hz. İbrahim’in çok gecikmeden, fazla oyalanmadan ikram hazırladığını gösterir.

Yani misafirler geldikten sonra:

“Bakalım bunlardan bana ne fayda gelir?”

diye beklememiştir.

Kur’an onun misafirperverliğini davranışla gösterir.

Selâmı aldı.

Sonra ikram hazırladı.

Bu çok güzel bir ahlaki sıralamadır:

Sözde nezaket, davranışta ikrama dönüşür.

İyilik yalnız güzel söz söylemek değildir; gerektiğinde somut davranışa da dönüşür.

🔟 “Kızartılmış Bir Buzağı” İfadesindeki “Hanîz” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“bi-iclin hanîz”

ifadesi geçer.

“İcl”, buzağı demektir.

“Hanîz” ise kızartılmış, pişirilmiş veya ateşle hazırlanmış et anlam alanına sahiptir. Tefsirlerde pişirme biçimiyle ilgili farklı açıklamalar bulunabilir.

Bu nedenle Türkçe meallerde:

“kızartılmış buzağı”, “pişirilmiş buzağı” veya benzer ifadeler görülebilir.

Ayette asıl vurgu mutfak tekniğinin ayrıntısından çok Hz. İbrahim’in misafirlerine değerli ve hazırlanmış bir yemek getirmesi üzerindedir.

Kur’an burada yemek tarifi vermiyor; cömertlik örneği gösteriyor.

1️⃣1️⃣ Hz. İbrahim’in Bir Buzağı İkram Etmesi Büyük Bir Cömertlik miydi ❓​

Evet, anlatım bunu düşündürür.

Bir buzağı tek veya birkaç misafir için küçük bir ikram değildir. Hz. İbrahim’in misafirlerine elindekinin değerli bir kısmından ikram ettiği anlaşılır.

Bu, misafirperverliğin:

“Artanı önüne koymak”

değil, konuğa değer verdiğini hissettirmek olduğunu gösterir.

Ancak ayetten:

“Her misafire mutlaka çok pahalı yemek hazırlanmalıdır.”

sonucu çıkarılamaz.

İnsan imkânına göre ikram eder.

Gerçek misafirperverlik:

gösteriş veya borca girme yarışı değil, gönülden paylaşmadır.

1️⃣2️⃣ Misafir İçin Maddi Gücümüzü Aşacak Harcama Yapmalı mıyız ❓​

Hayır.

Hz. İbrahim’in cömertliği onun kendi şartlarında değerlendirilmelidir.

Bir insanın:

borçlanarak,

ailesinin temel ihtiyacını aksatarak

veya başkaları görsün diye aşırı masraf yaparak

misafir ağırlaması dinî zorunluluk değildir.

Cömertlik ile israf arasındaki fark korunmalıdır.

Bir bardak çay bile samimiyetle verildiğinde kıymetlidir.

Bazen sade bir sofra, gösterişli fakat insanı maddi sıkıntıya sokan sofradan daha sağlıklı olabilir.

İkramın değeri yalnız fiyatıyla ölçülmez.

1️⃣3️⃣ Misafirperverlik Neden İbrahimî Ahlakın Önemli Bir Parçası Olarak Görülür ❓​

Çünkü Hz. İbrahim’in misafirlere karşı davranışı Kur’an’da dikkat çekici biçimde anlatılır.

O:

önce kimlik sorgusu yapmıyor,

karşılık beklemiyor

ve uzun süre bekletmiyor.

Misafirin ihtiyacını düşünerek ikram hazırlıyor.

Bu tutum insanın kendinden başkasını görebilmesi anlamına gelir.

Misafirperverlik yalnız yemek vermek değildir.

Bir kişiye:

yer açmak,

güven vermek,

iyi davranmak

ve onu insan olarak değerli hissettirmek

de misafirperverliğin parçasıdır.

Bu nedenle Hz. İbrahim’in sofrası, yalnız yiyecek değil ahlak anlatır.

1️⃣4️⃣ Hz. İbrahim Gelenlerin Melek Olduğunu Başta Biliyor muydu ❓​

Ayetlerin devamındaki anlatım, Hz. İbrahim’in onların olağanüstü kimliğini başlangıçta açık biçimde bilmediğini düşündürür.

Çünkü Hûd 70’te yemek için ellerini uzatmadıklarını görünce onları yadırgayacak ve onlardan korku duyacaktır. Ardından onlar:

“Korkma.”

deyip gerçek görevleri hakkında açıklama yapacaktır.

Dolayısıyla Hz. İbrahim’in ikramı özellikle dikkat çekicidir.

O:

“Bunlar melek, onlara hizmet edersem bana büyük sevap gelir.”

diye ikram etmiyor.

Karşısındakileri misafir gördüğü için ikram ediyor.

Bu, iyiliğin samimiyeti açısından çok güçlüdür.

1️⃣5️⃣ Bu Ayet “Tanımadığın Herkesi Evine Al” mı Diyor ❓​

Hayır.

Kur’an kıssasından böyle bir güvenlik kuralı çıkarılamaz.

Hz. İbrahim’in yaşadığı tarihsel ve toplumsal ortam ile modern şehir hayatının şartları aynı değildir.

Bugün insan:

kapısını açarken,

kişisel güvenliğini korurken,

çocuklarını gözetirken

ve yabancılarla iletişim kurarken

makul tedbirler alabilir.

Bu tevekkülsüzlük değildir.

Misafirperverlik ≠ güvenlik sınırlarını kaldırmak.

Ayetin ana mesajı insanların kimliğini kontrol etmeden herkesi eve almak değil, cömertlik ve ikram ruhudur.

1️⃣6️⃣ Meleklerin İnsan Görünümünde Gelmesi Ne Öğretir ❓​

Kur’an anlatısında Hz. İbrahim onların melek olduğunu ilk anda fark etmemektedir. Bu, meleklerin Allah’ın izniyle insanlara insan suretinde görünebilmesi çerçevesinde anlaşılmıştır.

Ancak buradan günümüzde herhangi bir yabancı hakkında:

“Belki bu kişi aslında melektir.”

şeklinde kesin mistik iddialar üretmemeliyiz.

Daha da önemlisi, birinin:

“Bana bir melek geldi ve yeni bir dinî hüküm söyledi.”

iddiası bağlayıcı vahiy oluşturmaz.

Hz. İbrahim peygamberdir.

Bizim rüya, sezgi veya olağanüstü deneyimlerimiz yeni vahiy kaynağı değildir.

Peygamberlik kıssası ≠ modern bireysel vahiy yetkisi.

1️⃣7️⃣ Ayet Bize İyilik Yaparken Karşılık Beklememeyi mi Öğretiyor ❓​

Hz. İbrahim’in davranışı bu yönde güçlü bir örnek sunar.

O misafirlere ikram etmeden önce:

“Bana ne vereceksiniz?”

diye sormuyor.

Bu, gerçek cömertliğin temel özelliklerinden biridir.

İnsan:

yardım eder,

ikram eder,

paylaşır.

Ama karşılığında:

övgü,

sadakat,

oy,

itaat

veya sosyal medya gösterisi

beklemek zorunda değildir.

Elbette karşılıklı ilişkilerde teşekkür güzel bir şeydir. Fakat iyiliği tamamen:

“Ben bunu yaptım, şimdi bana borçlusun.”

mantığına dönüştürmek, cömertliğin ruhunu zedeleyebilir.

İyilik, insanı satın alma yöntemi değildir.

1️⃣8️⃣ Hûd 68 ile 69 Arasındaki Geçiş Neden Dikkat Çekicidir ❓​

Hûd 68’de Semûd’un kıssası:

“Sanki orada hiç yaşamamış gibiydiler.”

cümlesiyle kapanmıştı.

Hûd 69’da ise:

selâm, müjde ve ikram

ile yeni bir sahne açılır.

Bu geçiş Kur’an anlatısının önemli özelliklerinden biridir.

Bir tarafta:

zulüm,

inkâr

ve hüküm

vardır.

Diğer tarafta:

iman,

müjde,

selâm

ve misafirperverlik

vardır.

Kur’an böylece insan hayatının yalnız azap kıssalarından oluşmadığını gösterir. İlahi mesajın içinde rahmet, aile, gelecek nesiller ve güzel insan ilişkileri de vardır.

Bir sonraki ayette ise bu sıcak misafirlik sahnesine bir anda farklı bir duygu girecek: Hz. İbrahim, misafirlerin ellerinin yemeğe uzanmadığını görünce onları yadırgayacak ve içinde onlardan korku hissedecektir. Elçiler de ona “Korkma” diyerek kimliklerini ve Hz. Lût’un kavmiyle ilgili görevlerini açıklamaya başlayacaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 69. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 69. ayet ilk bakışta basit bir misafirlik sahnesi gibi görünebilir.

Melekler gelir.

Selâm verir.

Hz. İbrahim selâmı alır.

Yemek getirir.

Fakat bu birkaç cümlenin içinde çok güçlü bir ahlak dünyası vardır.

İlk olarak selâm vardır.

İletişimin başlangıcı:

“Sen kimsin?”

değil,

“Selâm.”

dır.

Bu, insan ilişkilerinde çok temel bir yaklaşımı gösterir.

Modern dünyada insanlar çoğu zaman birbirine ilk anda:

şüpheyle,

kimlik etiketiyle

veya hangi gruptan olduğu üzerinden

bakabiliyor.

Sen hangi millettensin?

Hangi görüştesin?

Hangi mezheptensin?

Hangi siyasi taraftasın?

Bunları bilmeden önce bile insanın karşımızdaki hakkında zihninde hazır hükümleri olabiliyor.

Hz. İbrahim’in sahnesinde ise önce insanî nezaket vardır.

Bu, bütün fikir ayrılıklarının yok edilmesi anlamına gelmez.

İnsan farklı düşünebilir.

Hatta ciddi teolojik ihtilaflar yaşayabilir.

Ama farklılık:

kabalığın zorunlu gerekçesi

değildir.

Bir insana selâm vermek için onunla her konuda aynı düşünmek zorunda değilsin.

Saygılı davranmak için bütün fikirlerini onaylamak zorunda değilsin.

Nezaket ≠ fikir birliği.

Bu ayrım özellikle günümüzün kutuplaşmış toplumlarında çok değerlidir.

İkinci büyük mesaj misafirperverliktir.

Hz. İbrahim konuşmakla yetinmiyor.

Kur’an:

“Çok geçmeden bir buzağı getirdi.”

diyor.

İyilik hızla davranışa dönüşüyor.

Bu, ahlakın yalnız sözlerden oluşmadığını gösterir.

İnsan:

“Ben çok merhametliyim.”

diyebilir.

Asıl soru:

Bir ihtiyaçla karşılaştığında ne yaptığıdır.

“Ben çok cömertim.”

diyebilir.

Asıl soru:

Paylaşma zamanı geldiğinde elini açıp açmadığıdır.

“Misafiri severim.”

diyebilir.

Asıl soru:

Misafir geldiğinde onun rahatını düşünüp düşünmediğidir.

Ahlaki değer, çoğu zaman fiilde görünür.

Üçüncü önemli mesaj cömertliğin doğallığıdır.

Hz. İbrahim’in uzun uzun hesap yaptığı anlatılmıyor.

“Kaç kişiler?”

“Ne kadar yiyecekler?”

“Bunun bana maliyeti ne?”


gibi bir ticari zihniyet öne çıkmıyor.

Bu, insanın maddi hesabı tamamen terk etmesi gerektiği anlamına gelmez.

Aile bütçesi önemlidir.

İsraf etmeme sorumluluğu vardır.

Ama insan bütün ilişkilerini yalnız:

maliyet ve kazanç

üzerinden kurarsa hayat çok fakirleşir.

Bazı şeylerin ekonomik karşılığı yoktur.

Bir dostun kapısını açmanın.

Bir yaşlıya çay vermenin.

Bir yolcuya su ikram etmenin.

Bir yabancıya yön göstermenin.

Bunların değeri her zaman para cinsinden ölçülmez.

İnsanlık bazen küçük ikramlarda yaşar.

Hz. İbrahim’in buzağı getirmesi aynı zamanda misafire değer verme işaretidir.

Fakat bunu bugünün insanına:

“Misafire pahalı sofra kurmazsan İbrahimî ahlakın yok.”

şeklinde çevirmek yanlış olur.

İmkânlar değişir.

Hz. İbrahim elindekinden cömertçe vermiştir.

Bir başkasının elinde ise yalnız çay ve ekmek olabilir.

Asıl mesele:

gösteriş değil gönüldür.

İnsan bazen misafir ağırlamak için borca girer.

Çevresine:

“Ne kadar zengin sofra kurdu.”

dedirtebilmek için gereksiz harcama yapar.

Sonra aylarca borç öder.

Bu, misafirperverliğin özünden uzaklaşabilir.

Misafire ikram:

statü yarışı değildir.

Bazen sıcak bir çorba, bütün gösterişli sofralardan daha değerlidir.

Ayetin dördüncü önemli mesajı karşılık beklememektir.

Hz. İbrahim henüz karşısındakilerin melek olduğunu bilmiyor.

Bu çok önemlidir.

Eğer baştan bilseydi:

“Bunlar Allah’ın melekleri, onlara olağanüstü ikram yapayım.”

diye düşünülebilirdi.

Fakat kıssanın akışı onun gelenleri misafir olarak ağırladığını gösterir.

Yani iyiliğin değeri, karşıdakinin statüsüne bağlı değildir.

Bu, bugün bize çok güçlü bir soru yöneltir:

Biz kime daha iyi davranıyoruz?

Güçlü birine mi?

Zengine mi?

Makam sahibine mi?

Bize faydası dokunacak kişiye mi?

Yoksa bize hiçbir şey veremeyecek insana da aynı insanlıkla yaklaşabiliyor muyuz?

Bir garson güçlü müşteriye çok iyi, yoksul görünümlü müşteriye kötü davranıyorsa burada gerçek nezaket sorgulanabilir.

Bir insan patronuna son derece saygılı ama çalışanına kaba davranıyorsa karakteri hakkında önemli bir şey görürüz.

Ahlak, yalnız senden güçlü olana nasıl davrandığınla ölçülmez; senden hiçbir şey beklemeyen insana nasıl davrandığınla da ölçülür.

Hz. İbrahim’in misafirliği tam burada güçlü bir örnektir.

Ayetin beşinci büyük mesajı müjdenin beklenmedik zamanda gelebilmesidir.

Hz. İbrahim bu misafirleri ağırlarken henüz konuşmanın nereye gideceğini bilmiyor.

Sonraki ayetlerde ailesiyle ilgili olağanüstü bir müjde ortaya çıkacaktır.

Hayatta da bazen insanın kapısına gelen şey ilk anda ne taşıdığını belli etmeyebilir.

Elbette bundan:

“Her yabancı kesin sana müjde getirir.”

gibi romantik bir genelleme çıkaramayız.

Fakat insanın her şeyi önceden kontrol edemediğini hatırlayabiliriz.

Bazı güzel gelişmeler planlamadığımız yerden gelebilir.

Bu, insanı:

ümitsizliğe teslim olmamaya

çağırabilir.

Ancak ümit ile hayal arasında denge gerekir.

Hz. İbrahim’in aldığı müjde vahiy destekli kesin haberdir.

Bizim umudumuz ise kesin gayb bilgisi değildir.

Bu nedenle insan dua eder, ümit eder ve çalışır; ama:

“Benim istediğim kesin olacak.”

diye Allah adına söz vermez.

Ayetin altıncı büyük mesajı ise din ile gündelik hayatın birbirinden kopuk olmamasıdır.

Bazen din yalnız:

ibadet,

teoloji

ve büyük ahiret meseleleri

üzerinden düşünülür.

Oysa Hûd 69’da peygamberin:

misafir karşılaması

anlatılıyor.

Bu çok önemlidir.

Din sadece büyük meydan konuşmaları değildir.

Bazen:

selâm vermek,

sofra hazırlamak,

misafiri rahat ettirmek

ve güzel yüz göstermek

de dinî ahlakın parçasıdır.

İnsan namazında çok dikkatli olabilir ama evine gelen kişiye sürekli bağırıyorsa bir ahlak problemi vardır.

Çok dinî bilgiye sahip olabilir ama misafire küçümseyerek davranıyorsa bilgi davranışa tam yansımamış olabilir.

Kur’an bize peygamberleri yalnız:

vahiy alırken

göstermiyor.

Onları:

aile içinde,

misafir karşısında,

korku yaşarken

ve insanlarla konuşurken

de gösteriyor.

Böylece peygamberlik örnekliği soyut bir teori olmaktan çıkar.

Hayatın içine girer.

Hûd 69’un selâm sahnesi ayrıca insanın diliyle yaydığı atmosferi düşündürür.

Bir insan girdiği yere:

gerilim,

hakaret

ve korku

taşıyabilir.

Bir başkası ise:

sakinlik,

saygı

ve güven

taşıyabilir.

Selâm kelimesinin ruhu bize şunu sorar:

“İnsanlar benim yanımda güvende hissediyor mu?”

Bu yalnız fiziksel güvenlik değildir.

Bir arkadaş sana özel bir şey anlattığında onun sırrını taşıyabiliyor musun?

Bir çalışan hata yaptığında onu herkesin önünde aşağılıyor musun?

Bir çocuk sana soru sorduğunda onunla alay ediyor musun?

İnsan senin yanında sürekli:

“Acaba şimdi beni küçük düşürecek mi?”

diye korkuyorsa, çokça “selâm” demek tek başına yetmeyebilir.

Selâmın kelimesi ile selâmın ahlakı birleşmelidir.

Ayetin bir başka ince dersi hızlı iyiliktir.

Kur’an:

“çok geçmeden”

diyor.

Bazen iyilik yapmak isteriz ama sürekli erteleriz.

Bir yakını ziyaret edeceğiz.

“Sonra.”

deriz.

Birinin ihtiyacına yardım edeceğiz.

“Bir ara.”

deriz.

Özür dileyeceğiz.

“Uygun zaman gelince.”

deriz.

Bazı iyiliklerin değeri zamanında yapılmasıyla artar.

Aç insana yarın verilen yemek, bugünkü ihtiyacını karşılamaz.

Zor durumda olan insana aylar sonra:

“Keşke yardım etseydim.”

demek çok geç olabilir.

Hz. İbrahim’in davranışında bu yüzden yalnız cömertlik değil, geciktirmeyen cömertlik vardır.

Ancak bunu insanı sürekli başkalarının hizmetine koşmak zorunda bırakan sağlıksız bir beklentiye de çevirmemeliyiz.

İnsan kendi:

sağlığını,

maddi sınırlarını

ve özel hayatını

koruyabilir.

Cömertlik kendini tüketmek değildir.

Gerçek ahlak başkasına iyilik yaparken kendi meşru sınırlarını da tanır.

Hûd 69’un melekler boyutunda ise başka önemli bir sınır vardır.

Kur’an’da meleklerin Hz. İbrahim’e geldiğini biliyoruz.

Bu, bugün:

“Benim evime de insan görünümünde melek geldi.”

diyen herkesin iddiasını doğrulamamız gerektiği anlamına gelmez.

Bir insan olağanüstü bir tecrübe yaşadığını düşünebilir.

Rüya görebilir.

Bir olaydan manevi anlam çıkarabilir.

Fakat bunları:

yeni dinî hüküm

hâline getiremez.

Hz. İbrahim peygamberdir.

Peygamberlik vahyi ile sıradan insanın kişisel deneyimi aynı şey değildir.

Bu ayrım korunmazsa herkes kendi hissini:

“Allah bana söyledi.”

diyerek başkalarına dayatabilir.

Dinî güvenlik açısından bu çok önemlidir.

Hûd 69 böylece yalnız eski bir misafirlik olayını değil, insan ilişkilerinin çok temel bir ahlakını anlatır:

Önce selâm.

Sonra ikram.

Gösterişsiz cömertlik.

Karşılık beklemeyen iyilik.

Ve gelecek olan müjde.

Fakat bir sonraki ayette sahnenin duygusu değişecektir.

Hz. İbrahim yemek getirecek ama misafirlerin ellerini yemeğe uzatmadığını fark edecektir.

Bu davranış ona alışılmadık gelecek ve içinde bir korku oluşacaktır.

Sonra melekler:

“Korkma.”

diyecek ve Hz. Lût’un kavmine gönderildiklerini açıklayacaktır.

Böylece Hûd 69’daki sıcak sofra, Hûd 70’te bilinmeyen karşısındaki insani korku ve ilahî açıklama sahnesine dönüşecektir.

Ve belki Hûd Suresi 69. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

İnsanlara değer verirken onların makamına ve bize sağlayacakları faydaya mı bakıyoruz, yoksa insan oldukları için mi iyi davranıyoruz? Selâmı yalnız dilimizle mi söylüyoruz, yoksa insanların yanımızda gerçekten güvende hissedebileceği bir karakter mi oluşturuyoruz? Misafirperverliği gösterişe ve masrafa mı dönüştürüyoruz, yoksa imkânımız ölçüsünde samimi, sade ve gönülden bir ikramı yaşatabiliyor muyuz?

“Hûd 69’da Hz. İbrahim’in kapısına gelen elçiler önce ‘Selâm’ der; İbrahim selâmı karşılar ve fazla gecikmeden misafirlerine ikram getirir. Ayet bize şunu öğretir: Nezaket sadece sözde kalmamalı, iyilik davranışa dönüşmelidir. Misafirin makamına göre değil, insanlığına göre değer ver; cömertliği gösterişe dönüştürme; selâmı yalnız ağzından değil karakterinden de hissettir. Çünkü İbrahimî misafirperverliğin özü pahalı sofrada değil, karşılık beklemeden açılan gönüldedir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt