Hûd Suresi 80. Ayette “Keşke Size Karşı Koyacak Bir Gücüm Olsaydı veya Sağlam Bir Desteğe Sığınabilseydim” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hz. Lût, misafirlerine yönelen saldırgan kalabalık karşısında bütün ahlaki uyarılarını yapmış fakat kavminin ısrarını kıramamıştı. Hûd 80’de söylediği söz, bir peygamberin çaresizlik anındaki son derece insani arzusunu gösterir: ‘Keşke size karşı koyacak bir gücüm olsaydı veya sağlam bir desteğe sığınabilseydim.’ Bu cümle Allah’a güvenmemek değildir. Tam tersine, insanın zulmü önlemek için meşru güç, toplumsal destek ve koruyucu imkân aramasının tevekkülle çelişmediğini gösteren çok önemli bir örnektir.”
Ersan Karavelioğlu
Hûd Suresi 80. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Lût dedi ki: ‘Keşke size karşı koyacak bir gücüm olsaydı veya sağlam bir desteğe sığınabilseydim!’”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Kâle lev enne lî bikum kuvveten ev âvî ilâ ruknin şedîd.”
Bir önceki ayette Hz. Lût’un kavmi, onun gösterdiği temiz ve meşru yolu reddetmiş ve “Bizim ne istediğimizi sen çok iyi biliyorsun” diyerek niyetlerini açıkça ortaya koymuştu. Hûd 80’de Hz. Lût artık yalnız ahlaki öğütle bu kalabalığı durduramayacağını görür ve fiilî koruma gücüne duyduğu ihtiyacı dile getirir.
“Keşke Size Karşı Koyacak Bir Gücüm Olsaydı” Ne Anlama Gelir
Ayette Hz. Lût:“lev enne lî bikum kuvveten”
der. Bunun anlamı, “Keşke size karşı koyabilecek bir gücüm bulunsaydı” şeklindedir.
Buradaki “kuvvet” yalnız fiziksel kas gücü anlamına gelmek zorunda değildir. İnsan sayısı, toplumsal destek, koruyucu otorite ve saldırgan kalabalığı durdurabilecek fiilî imkânlar da bu anlam alanı içinde düşünülebilir.
Hz. Lût'un temel kaygısı kendisine üstünlük sağlamak değildir. O, misafirlerine yönelik saldırıyı önlemek istemektedir.
Dolayısıyla ayetin merkezinde güç sevgisi değil, koruyucu güce duyulan ihtiyaç vardır.
Hz. Lût Neden Kendini Güçsüz Hissetti
Çünkü karşısında tek bir saldırgan kişi değil, topluca hareket eden bir kalabalık bulunmaktadır.Hz. Lût onlara sözle ulaşmaya çalışmıştır. Allah’tan sakınmalarını istemiş, yaptığı şeyin yanlış olduğunu hatırlatmış, misafirlerine zarar vermemeleri için çağrıda bulunmuş ve “İçinizde aklı başında biri yok mu?” diye seslenmiştir.
Ancak bütün bunlara rağmen kalabalık geri çekilmemektedir.
İşte Hûd 80, insanın bazı durumlarda yalnız doğruyu söylemesinin fiilî tehlikeyi durdurmaya yetmeyebileceğini açık biçimde gösterir.
Bazen adaletin korunması için yalnız nasihat değil, koruyucu güç ve etkili kurumlar da gerekir.
Peygamberin Güç İstemesi Tevekkülsüzlük müdür
Hayır.Bu ayetin en önemli derslerinden biri tam olarak budur.
Hz. Lût:
“Allah var, hiçbir korumaya ihtiyacım yok.”
demiyor.
Tam tersine saldırıyı durdurabilecek bir gücü arzuluyor.
Bu, insanlardan yardım almanın veya maddi tedbirlere başvurmanın Allah’a güvenmeye aykırı olmadığını gösterir.
Tevekkül:
sebebi reddetmek değil, sebebi mutlaklaştırmamaktır.
İnsan kapısını kilitler, güvenlik görevlisi çağırır, polise başvurur, hukuki koruma ister ve gerektiğinde çevresinden yardım alır. Bunların hiçbiri başlı başına Allah’a güvenmemek değildir.
Meşru insan yardımı ≠ şirk.
Allah’a Güveniyorsak İnsanlardan Neden Yardım İsteyelim
Çünkü Allah dünyayı sebeplerle birlikte yaratmıştır.Hasta olduğumuzda doktora gideriz. Yangında itfaiyeyi çağırırız. Suç karşısında güvenlik güçlerine başvururuz. Hukuki sorun yaşadığımızda avukat veya mahkemeden yardım isteriz.
Bütün bunları yaparken:
“Bu insanlar Allah’tan bağımsız mutlak güce sahip.”
demeyiz.
Onları yaratılmış sebepler olarak görürüz.
Hz. Lût’un:
“Keşke gücüm olsaydı.”
sözü de bize çok açık biçimde insanın somut korumaya ihtiyaç duyabileceğini gösterir.
Allah’a sığınmak ile meşru destek aramak birbirine rakip değildir.
“Sağlam Bir Desteğe Sığınabilseydim” Ne Anlama Gelir
Ayetteki ifade:“ev âvî ilâ ruknin şedîd”
şeklindedir.
Kelime anlamıyla “sağlam, güçlü bir dayanağa sığınmak” demektir.
“Rukn”, dayanak, güçlü taraf veya insanın arkasını yaslayabileceği sağlam destek anlam alanına sahiptir. “Şedîd” ise güçlü ve sağlam demektir.
Tefsirlerde bunun Hz. Lût’un kendisini koruyacak güçlü bir aile, aşiret, toplumsal çevre veya insan desteği arzusuna işaret ettiği açıklanmıştır.
Yani Hz. Lût, saldırgan kalabalık karşısında:
“Keşke yalnız olmasaydım ve arkamda güçlü bir koruma bulunsaydı.”
diye düşünmektedir.
“Rukn-i Şedîd” Doğrudan Allah mı Demektir
Burada dikkatli olmak gerekir.İslamî gelenekte Hz. Lût’un gerçekte en güçlü dayanağının Allah olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca Hz. Lût’un zaten Allah’ın koruması altında bulunduğuna dikkat çeken rivayet ve yorumlar vardır.
Fakat ayetin doğrudan bağlamında, Hz. Lût’un sözünün dünyevî ve toplumsal bir koruma arzusunu ifade ettiği yönündeki açıklama güçlüdür.
Bu iki düşünce birbirine zıt değildir.
Hz. Lût Allah’a iman etmektedir ve aynı zamanda insani destek istemektedir.
Aslında ayetin dengesi tam burada güzeldir:
Allah nihai dayanak olabilir; fakat bu, yaratılmış destekleri gereksiz kılmaz.
Hz. Lût Allah’ın Kendisini Koruyacağını Unutmuş muydu
Ayet bunu söylemez.Onun:
“Keşke güçlü bir desteğim olsaydı.”
demesini:
“Allah’ı unuttu.”
şeklinde yorumlamak haksız olur.
Bir insan tehlike anında:
“Keşke yanımda biri olsa.”
diyebilir.
Bu, Allah’a inanmadığı anlamına gelmez.
Bir kadın tehdit altında:
“Keşke polis burada olsaydı.”
diyebilir.
Bir kişi saldırıya uğradığında:
“Keşke arkadaşlarım yanımda olsaydı.”
diyebilir.
Bunlar tamamen insani ifadelerdir.
Yardıma ihtiyaç hissetmek iman eksikliği değildir.
Güç İstemek Dinen Kötü Bir Şey midir
Hayır. Güç kendi başına ne iyi ne kötüdür; ahlaki değeri büyük ölçüde nasıl ve ne için kullanıldığına bağlıdır.Hz. Lût gücü insanları ezmek için istemiyor. Misafirlerini korumak ve saldırıyı durdurmak için istiyor.
Bu bize önemli bir ayrım öğretir:
Koruyucu güç ile tahakküm gücü aynı değildir.
Polisin bir saldırganı durdurabilecek güce sahip olması gerekir. Devletin suç mağdurunu koruyacak kurumu bulunmalıdır. Bir ebeveyn çocuğunu tehlikeden koruyabilecek imkânlara sahip olmak ister.
Sorun güç sahibi olmak değil, gücü haksızlık üretmek için kullanmaktır.
Hûd 80 “Güçlü Olan Haklıdır” mı Diyor
Tam tersine.Kavim sayıca ve fiilî olarak daha güçlü görünmektedir. Ancak bu onların haklı olduğunu göstermemektedir.
Hz. Lût daha zayıf konumda görünmektedir ama ahlaki olarak doğru olanı savunmaktadır.
Bu, son derece önemli bir ilkedir:
Güç ≠ haklılık.
Bir kişinin daha çok parası olması onu daha haklı yapmaz. Bir devletin daha büyük ordusu olması her eylemini ahlaken doğru hâle getirmez. Bir işverenin çalışan üzerinde ekonomik gücü bulunması, istediği her şeyi yapmasına izin vermez.
Haklılık güçten değil, adaletten doğar.

Güçsüz Olmak da Otomatik Olarak Haklılık mı Sağlar
Hayır.Nasıl güç haklılığın kanıtı değilse güçsüzlük de tek başına haklılık kanıtı değildir.
Bir insan mağdur olabilir ve başka bir konuda yanlış yapabilir. Bir azınlık grubunda bulunmak insanı otomatik olarak her konuda doğru yapmaz. Aynı şekilde güçlü konumda olmak da kişiyi otomatik zalim yapmaz.
Kur’an’ın ahlakı bizi kimlik veya güç durumundan önce somut fiile ve adalete bakmaya çağırır.
Hûd 80’de Hz. Lût haklıdır çünkü misafirlerini saldırıdan korumaya ve insanları kötülükten vazgeçirmeye çalışmaktadır.
Haklılığının sebebi yalnız zayıf olması değildir.

Ayet Güçlü Aile veya Aşiret Desteğini mi Övüyor
Ayet, güçlü bir sosyal desteğin gerçek hayatta insanı koruyabileceğini kabul eder; fakat buradan aşiretçilik veya nepotizm övgüsü çıkmaz.Bir insanın:
ailesi,
dostları,
komşuları,
hukuki kurumları
ve güvenilir sosyal çevresi
zor zamanlarda önemli destek olabilir.
Bu insan tabiatının ve toplumsal hayatın gerçekliğidir.
Fakat:
“Benim akrabam, o hâlde suç işlese de korurum.”
anlayışı başka şeydir.
Dayanışma ile suç örtbas etmek birbirinden ayrılmalıdır.
Dayanışma ≠ nepotizm.
Koruma ≠ haksızlığı gizlemek.

Sağlam Destek Aramak Bize Toplumsal Kurumların Önemini Gösterir mi
Evet.Hûd 80’i modern dünyaya taşıdığımızda çok önemli bir gerçek ortaya çıkar:
İnsanların güvenliği yalnız bireysel kahramanlığa bırakılamaz.
Sağlıklı bir toplumda:
mahkemeler işler,
güvenlik kurumları hukuka bağlı çalışır,
mağdurlar korunur,
acil yardım mekanizmaları bulunur
ve insanlar tehdit altında kaldığında başvurabilecekleri güvenilir kurumlar olduğunu bilir.
Hz. Lût’un:
“Keşke sağlam bir desteğe sığınabilseydim.”
sözü, adeta kurumsal güvenliğin yokluğunun ne kadar ağır olabileceğini düşündürür.
Adalet, yalnız iyi insanların varlığına değil, iyi kurumların varlığına da ihtiyaç duyar.

Bir İnsan Tehdit Altındaysa Sadece Dua Etmesi Yeterli midir
Dua son derece değerlidir; fakat kişinin alabileceği gerçek tedbirler varsa onları terk etmek gerekmez.Ciddi biçimde tehdit edilen bir insan güvenli yere geçebilir, ilgili kurumlara başvurabilir, delilleri koruyabilir ve güvendiği kişilere haber verebilir.
“Allah beni korur.”
diyerek açık tehlikenin içinde kalmak zorunlu değildir.
Hz. Lût'un kendisi bile güç ve destek arzulamaktadır.
Bu nedenle bir mağdura:
“Sadece sabret, kimseye anlatma.”
demek özellikle şiddet ve istismar durumlarında çok zararlı olabilir.
Sabır, tehlikenin içinde çaresizce kalmak demek değildir.
Sabır ≠ istismara razı olmak.

Yardım İstemek İnsanın Onurunu Azaltır mı
Hayır.Bazı insanlar:
“Kimseye muhtaç görünmemeliyim.”
düşüncesiyle yardım istemekten kaçınır.
Fakat insan yaratılışı gereği sınırlıdır.
Herkes hayatının bir döneminde başkasına ihtiyaç duyar.
Çocukken aileye, hastayken sağlık çalışanına, hukuki problemde uzmana, acil durumda güvenlik veya kurtarma ekiplerine ihtiyaç duyabiliriz.
Hz. Lût gibi büyük bir peygamber bile:
“Keşke güçlü bir desteğim olsaydı.”
diyebiliyorsa yardım ihtiyacını kabul etmek utanılacak bir şey değildir.
Bağımsızlık değerlidir; mutlak bağımsızlık ise insan için gerçekçi değildir.

Bu Ayet Bireysel Şiddete Başvurma İzni Veriyor mu
Hayır.Hz. Lût:
“Keşke gücüm olsaydı.”
diyor diye herkesin kendi başına saldırganlara karşı sınırsız şiddet uygulayabileceği sonucu çıkarılamaz.
Modern toplumda güvenliği korumak için meşru hukuk ve yetkili kurumlar vardır.
Meşru müdafaanın hukukî şartları ayrı bir konudur; bu ayet bireysel intikamı kutsamaz.
Hz. Lût'un amacı:
intikam almak değil, saldırıyı önlemektir.
Bu ayrım çok önemlidir.
Savunma ≠ intikam.
Koruma ≠ linç.
Güç kullanabilmek ≠ sınırsız güç kullanma hakkı.

“Keşke Gücüm Olsaydı” Demek Çaresizliğin İtirafı mıdır
Bir yönüyle evet; fakat bu aşağılayıcı bir çaresizlik değildir.Hz. Lût bulunduğu anda mevcut imkânlarının yetersiz olduğunu fark ediyor.
Bu, gerçeklikle yüzleşmektir.
İnsan bazen:
“Bunu tek başıma çözemiyorum.”
demek zorundadır.
Bu cümle başarısızlık değil, bazen olgunluk göstergesidir.
Çünkü insan sınırını kabul ettiğinde doğru yardım mekanizmasına yönelebilir.
Asıl tehlike, kapasitesi yetmediği hâlde:
“Ben her şeyi tek başıma hallederim.”
diyerek hem kendisini hem başkalarını daha büyük riske atmaktır.

Hûd 79 ve 80 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Hûd 79’da kavim:“Bizim ne istediğimizi biliyorsun.”
diyerek yanlış niyetindeki ısrarını açıkça ortaya koymuştu.
Hûd 80’de Hz. Lût bunun karşısında:
“Keşke size karşı koyacak gücüm veya sağlam bir desteğim olsaydı.”
diyor.
Böylece kıssada çok önemli bir aşamaya geliyoruz.
Sözlü uyarı yapılmıştır.
Temiz alternatif gösterilmiştir.
Takvâ hatırlatılmıştır.
Misafirlerin dokunulmazlığı anlatılmıştır.
Ancak saldırgan grup geri çekilmemektedir.
Bu durumda koruyucu güç ihtiyacı ortaya çıkar.
Bir sonraki ayette ise dramatik bir dönüş yaşanacaktır. Elçiler artık kimliklerini açık edecek ve Hz. Lût’a “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz; onlar sana asla ulaşamayacaklar” diyerek güvence vereceklerdir. Ardından gecenin bir bölümünde ailesiyle yola çıkması emredilecek ve yaklaşan hüküm hakkında ayrıntılı talimat verilecektir.

Sonuç: Hûd Suresi 80. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hûd Suresi 80. ayet, yalnız:“Hz. Lût keşke güçlü olsaydı.”
diyen kısa bir cümle değildir.
Ayet, güç, yardım, güvenlik, toplumsal destek ve tevekkül arasındaki ilişkiyi son derece derin biçimde düşündürür.
Hz. Lût haklıdır.
Ama o anda sayıca güçlü değildir.
Karşısındaki kalabalık haksızdır.
Ama fiilî üstünlük onlardadır.
Bu bize ilk olarak şunu öğretir:
Dünyadaki güç dengesi, ahlaki doğruluğun göstergesi değildir.
Tarihte zalimler bazen çok güçlü olmuştur.
Mazlumlar bazen çok zayıf kalmıştır.
Bir insan mahkemeye ulaşamamış olabilir.
Bir toplumda haksızlık yapanlar uzun süre nüfuz sahibi olabilir.
Bu durum:
“Demek Allah onları onaylıyor.”
anlamına gelmez.
Dünyevî güç ilahî onay belgesi değildir.
Aynı şekilde dünyevî güçsüzlük de Allah’ın bir insanı değersiz gördüğünün kanıtı değildir.
Hz. Lût bir peygamberdir ve bu ayette açıkça güç eksikliği yaşamaktadır.
Demek ki:
Güçsüzlük ≠ Allah’ın terk etmesi.
Ayetin ikinci büyük dersi, ahlaki doğruluğun bazen koruyucu kuruma ihtiyaç duymasıdır.
İnsan:
“Doğru olan zaten kendini korur.”
diyebilir.
Her zaman öyle değildir.
Doğruyu savunan insanın da:
hukuka,
güvenliğe,
kuruma
ve dayanışmaya
ihtiyacı olabilir.
Bir çocuk zorbalığa uğruyorsa:
“Doğru ol, yeter.”
demek yetmez.
Okulun müdahale etmesi gerekir.
Bir çalışan tacize uğruyorsa:
“Sabret.”
demek yetmez.
İş yerinde güvenli şikâyet mekanizması gerekir.
Bir kadın veya erkek ciddi şiddet tehdidi altındaysa:
“Dua et.”
demek yetmez.
Güvenli alan, hukuki koruma ve etkili kurum gerekir.
İşte Hûd 80'in:
“Keşke sağlam bir desteğe sığınabilseydim.”
cümlesi bugün bize tam da bunu düşündürür.
İyi niyet kurumsal güvenliğin yerine geçmez.
Ayetin üçüncü büyük dersi yardım istemenin meşruiyetidir.
Bazı insanlarda yanlış bir dindarlık anlayışı vardır:
“Allah’a güveniyorsan insandan hiçbir şey istemezsin.”
Bu doğru değildir.
İnsanlardan normal ve meşru yardım istemek kulluğa aykırı değildir.
Doktordan tedavi istersin.
Öğretmenden bilgi istersin.
Dostundan destek istersin.
Polisten koruma istersin.
Bunların hepsi yaratılmış sebeplerdir.
Sorun, bu sebepleri:
Allah’tan bağımsız mutlak güç
gibi görmektir.
Hz. Lût:
“Keşke desteğim olsaydı.”
diyerek aslında insanların birbirine destek olmasının hayatın doğal bir parçası olduğunu da gösterir.
Bu nedenle yardım isteyen insanı:
“Zayıfsın.”
diye aşağılamamak gerekir.
Bazen yardım istemek, insanın yapabileceği en güçlü ve en akıllı hareket olabilir.
Hûd 80’in dördüncü büyük dersi yalnızlık ile zulüm arasındaki ilişkidir.
Zalim çoğu zaman mağdurun yalnız olmasını ister.
Çünkü yalnız insanı baskılamak daha kolaydır.
Bu yüzden sağlıklı toplumlarda dayanışma çok önemlidir.
Bir mağdur:
“Kimse bana inanmaz.”
diye korkmamalıdır.
Bir çocuk:
“Söylersem beni suçlarlar.”
diye susmak zorunda kalmamalıdır.
Bir çalışan:
“Şikâyet edersem işimi kaybederim.”
diye haksızlığa mahkûm edilmemelidir.
Bir insan için en büyük korumalardan biri bazen:
“Yalnız değilsin.”
cümlesidir.
Hz. Lût’un “rukn-i şedîd” arzusu bu nedenle yalnız askerî veya fiziksel güç düşüncesi değildir; aynı zamanda yalnız kalmama ihtiyacını düşündürür.
Bir toplumda zayıfın yanında durabilecek insanlar varsa zulmün alanı daralır.
Hûd 80'in beşinci büyük dersi gücü şeytanlaştırmamaktır.
Bazen dinî veya ahlaki söylemde:
“Güç kötüdür.”
gibi bir düşünce oluşabilir.
Oysa Hz. Lût güç istiyor.
Demek ki güç kendiliğinden kötü değildir.
Sorulması gereken:
“Bu güç ne için kullanılacak?”
sorusudur.
Güç bir çocuğu korumak için kullanılabilir.
Bir mazlumu kurtarmak için kullanılabilir.
Bir saldırıyı durdurmak için kullanılabilir.
Hukuku uygulamak için kullanılabilir.
Aynı güç:
zulmetmek,
susturmak,
işkence etmek
ve insan hakkını yok etmek
için de kullanılabilir.
Bu yüzden ahlakın görevi gücü tamamen yok etmek değil, gücü adaletle sınırlandırmaktır.
Güç + ahlak = koruma olabilir.
Güç − ahlak = zulme dönüşebilir.
Hz. Lût'un istediği birinci tür güçtür.
Ayetin altıncı büyük dersi kahramanlık anlayışımızı düzeltmesidir.
Modern kültürde kahraman çoğu zaman tek başına yüz kişiye karşı duran biri gibi anlatılır.
Gerçek hayat böyle değildir.
Bazen en doğru davranış:
yardım çağırmak,
geri çekilmek,
güvenli alana geçmek
ve daha güçlü destekle dönmektir.
Bunu korkaklık sanmamak gerekir.
Hz. Lût:
“Ben tek başıma hepinizi hallederim.”
demiyor.
Gerçek kapasitesini görüyor.
Bu, olağanüstü bir gerçekçiliktir.
İnsan:
“Burada desteğe ihtiyacım var.”
diyebiliyorsa kendisini ve başkalarını daha iyi koruyabilir.
Cesaret, tehlikeyi inkâr etmek değil; doğru tedbiri alarak doğru olanı savunmaktır.
Ayetin yedinci büyük dersi toplumsal dayanışmanın ahlaki sorumluluğudur.
Hz. Lût’un:
“Keşke sağlam bir desteğe sığınabilseydim.”
sözü bize başka bir soru yöneltir:
Biz başkaları için böyle bir destek olabiliyor muyuz?
Bir arkadaş zor durumdayken:
“Beni ilgilendirmez.”
mi diyoruz?
Bir insan haksızlığa uğradığında kalabalık karşısında yalnız mı bırakıyoruz?
Bir çalışan iş yerinde ezilirken:
“Bana dokunmuyor.”
deyip geçiyor muyuz?
Belki herkes Hz. Lût olmak zorunda değildir; ama bir başkasının ihtiyaç duyduğu “sağlam destek” olmaya çalışabiliriz.
Bazen bir telefon görüşmesi.
Bazen tanıklık.
Bazen hukuki destek.
Bazen yalnız:
“Ben sana inanıyorum ve yanındayım.”
demek bile insanın yalnızlık hissini azaltabilir.
Fakat dayanışmanın da sınırı vardır.
Arkadaşımız suç işlemişse:
“Dostum olduğu için onu saklarım.”
demek doğru değildir.
Gerçek destek, insanı yanlışından korumak değil, doğruya taşımaktır.
Bu yüzden dayanışma ile suç ortaklığı arasında açık çizgi bulunmalıdır.
Ayetin sekizinci büyük dersi Allah’ın yardımı ile insan yardımının aynı anda var olabilmesidir.
Hz. Lût insani güç arzuluyor.
Bir sonraki ayette ise beklemediği gerçek ortaya çıkacak:
Misafirleri sıradan insanlar değildir.
Onlar Allah’ın elçileridir.
Ve kendisine:
“Onlar sana asla ulaşamayacaklar.”
diyeceklerdir.
Bu çok güzel bir denge oluşturur.
Hz. Lût insani çözüm düşünüyor.
Allah ise onun bilmediği başka bir koruma hazırlamıştır.
Buradan:
“O hâlde bizim hiçbir şey yapmamıza gerek yok, mucize bekleyelim.”
sonucu çıkmaz.
Çünkü Hz. Lût zaten elinden geleni yapmıştır.
Kavmine konuşmuştur.
Misafirlerini korumaya çalışmıştır.
Güç arzulamıştır.
İnsan sorumluluğunu yerine getirir; sonucu Allah’a bırakır.
Tevekkülün anlamlarından biri tam olarak budur.
Ayetin dokuzuncu büyük mesajı ise çaresizlik hissini mutlak gerçek sanmamaktır.
Hz. Lût o anda kendisini oldukça sıkışmış hissediyor.
Kendi gözünden tablo şöyle:
Kalabalık dışarıda.
Misafirler içeride.
Kendisinin yeterli gücü yok.
Güçlü bir toplumsal desteği görünmüyor.
Ve:
“Keşke...”
diyor.
Fakat o anda bilmediği bir şey vardır:
Aslında yalnız değildir.
Bu kıssadan:
“Her problemin mutlaka mucizevi çözümü vardır.”
gibi gerçek dışı bir garanti çıkaramayız.
Ama çok değerli bir psikolojik ders çıkarabiliriz:
Şu anda göremediğin imkânlar bulunabilir.
Bugün çözüm göremiyorsan yardım iste.
Uzman ara.
Başka yol araştır.
Bir gece daha düşün.
Güvenilir insanlarla konuş.
Çıkış görememek ile çıkışın hiç olmaması aynı şey değildir.
Ve belki Hûd Suresi 80. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Zor durumda kaldığımızda yardım istemeyi zayıflık mı sanıyoruz, yoksa insanın sınırlılığını kabul edebiliyor muyuz? Gücü yalnız başkalarını kontrol etmek için mi istiyoruz, yoksa savunmasız olanı korumak için kullanılacak bir emanet olarak mı görüyoruz? Ve çevremizde baskı altında kalan biri olduğunda, onun çaresizce aradığı “sağlam destek” olabilecek kadar adil ve cesur davranabiliyor muyuz?
“Hûd 80’de Hz. Lût, ‘Keşke size karşı koyacak bir gücüm olsaydı veya sağlam bir desteğe sığınabilseydim’ der. Bu söz tevekkülsüzlük değil, tehlike karşısında koruyucu gücün ve dayanışmanın değerini gösterir. Allah’a güven ama sebepleri terk etme; yardım iste ama yaratılmışı mutlaklaştırma; güç sahibi ol ama gücü zulme değil korumaya yönelt. Ve biri haksızlık karşısında yalnız kaldığında, mümkünse onun aradığı ‘sağlam destek’ ol. Çünkü gerçek güç yalnız yenebilmek değil, gücünü başkasının hakkını korumak için kullanabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu