📖 Hûd Suresi 86. Ayette “Eğer Müminseniz Allah’ın Bıraktığı Sizin İçin Daha Hayırlıdır; Ben Sizin Üzerinizde Bir Gözetleyici Değilim” İfadesi | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hûd Suresi 86. Ayette “Eğer Müminseniz Allah’ın Bıraktığı Sizin İçin Daha Hayırlıdır; Ben Sizin Üzerinizde Bir Gözetleyici Değilim” İfadesi

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,228
2,736,269
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 86. Ayette “Eğer Müminseniz Allah’ın Bıraktığı Sizin İçin Daha Hayırlıdır; Ben Sizin Üzerinizde Bir Gözetleyici Değilim” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hz. Şuayb, Medyen halkına ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapmalarını, insanların hakkını eksiltmemelerini söylemişti. Hûd 86’da bu ekonomik ahlakın kalbine ulaşılır: Haksız yoldan elde edilen fazlalık yerine Allah’ın size helal olarak bıraktığı kazanç daha hayırlıdır. Ardından Hz. Şuayb, insanların vicdanlarını zorla kontrol eden bir bekçi olmadığını belirtir. Böylece ayet hem kazancın temizliğini hem de imanın zorlamayla değil sorumlulukla yaşanmasını öne çıkarır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 86. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Eğer müminseniz, Allah’ın bıraktığı sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin üzerinizde bir gözetleyici değilim.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Bakiyyetullâhi hayrun lekum in kuntum mu’minîn. Ve mâ ene aleykum bi-hafîz.”

Bir önceki ayette Hz. Şuayb, Medyen halkına ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapmalarını, insanların mallarını eksiltmemelerini ve yeryüzünde bozgunculuk yapmamalarını söylemişti. Hûd 86 ise bu çağrının ekonomik ve manevi sonucunu açıklar: Hileyle elde edilen fazlalık değil, adaletli alışverişten sonra elde kalan meşru kazanç daha hayırlıdır.

2️⃣ “Bakiyyetullah” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen:

“Bakiyyetullâh”

ifadesi kelime olarak “Allah’ın bıraktığı, Allah’ın size bıraktığı kalan” anlam alanına sahiptir.

Bu ayetin ticaret bağlamında yaygın açıklaması, insan ölçüyü ve tartıyı dürüstçe yaptıktan sonra elinde kalan helal ve meşru kazancın kastedilmesidir.

Yani tüccar müşterinin hakkından çalmayacak, teraziyi bozmayacak, başkasının malını eksiltmeyecek ve bütün bunlardan sonra kendisine kalan kazançla yetinecektir.

Ayetin mesajı şu şekilde özetlenebilir:

“Haksızlıkla artırdığınız para değil, adaletle kazandığınız ve Allah’ın size bıraktığı helal pay sizin için daha hayırlıdır.”

3️⃣ “Allah’ın Bıraktığı” Demek Kazancın Tamamı Allah’a mı Aittir ❓​

İslamî anlayışta nihai mülkiyet Allah’a nispet edilir; fakat bu, insanlar arasında meşru özel mülkiyetin yok sayılması anlamına gelmez.

İnsan:

mal sahibi olabilir,

ticaret yapabilir,

miras bırakabilir

ve meşru kâr elde edebilir.

Hûd 86’nın mesajı:

“Kazanç elde etmeyin.”

değildir.

Tam tersine:

“Kazancınızı başkasının hakkını eksilterek büyütmeyin.”

mesajıdır.

Helal ticaret ile tevhid arasında çelişki yoktur. Sorun mal sahibi olmak değil, başkasının hakkını kendi malına katmaktır.

4️⃣ Ayet “Az Kazanmak Her Zaman Çok Kazanmaktan Daha İyidir” mi Diyor ❓​

Hayır.

Mesele miktarın az veya çok olması değildir.

Bir insan çok para kazanabilir ve kazancı tamamen meşru olabilir. Başka biri az kazanabilir ama o az kazancın içinde bile hile bulunabilir.

Bu nedenle:

çok kazanç ≠ haram

ve:

az kazanç ≠ otomatik takvâ

değildir.

Ayetin karşılaştırdığı şey daha çok helal ile haksız fazlalık arasındadır.

Bir milyon liralık dürüst kazanç, bin liralık haram kazançtan ahlaken daha kötü değildir. Ölçü, miktar değil meşruiyettir.

5️⃣ “Daha Hayırlıdır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“hayrun lekum”

yani:

“sizin için daha hayırlıdır”

denilir.

Buradaki hayır yalnız kasadaki rakamla ölçülmez.

Helal kazanç:

vicdan rahatlığı,

hak yememiş olma,

toplumsal güven,

ahlaki temizlik

ve ahiret sorumluluğu

bakımından daha değerlidir.

Fakat bundan:

“Helal kazanan herkes dünyada kesin zengin olur.”

sonucu çıkarılamaz.

Bir insan dürüst olabilir ve maddi sıkıntı yaşayabilir. Başka biri haksız kazançla uzun süre zengin kalabilir.

Dünyevî refah, ahlaki doğruluğun otomatik göstergesi değildir.

6️⃣ Helal Kazanç Neden Haksız Fazlalıktan Daha Hayırlıdır ❓​

Çünkü haksız kazançta başkasının hakkı bulunabilir.

İnsan kısa vadede daha çok para kazanır ama aynı zamanda:

güveni bozar,

kul hakkına girer,

vicdanını köreltir

ve toplumdaki adaletsizliği büyütür.

Helal kazanç ise miktarı daha düşük olsa bile başkasının hakkını taşımadığı için daha temizdir.

Bu nedenle Hz. Şuayb’ın mesajı ekonomik olarak son derece nettir:

“Kazancı artırmak için ahlakı azaltmayın.”

Bir ticaretin başarısı yalnız ne kadar para bıraktığıyla değil, o paranın nasıl kazanıldığıyla değerlendirilmelidir.

7️⃣ “Bereket” Burada Ne Anlama Gelir ❓​

Hûd 86’da doğrudan “bereket” kelimesi geçmez; fakat helal kazancın daha hayırlı olması düşüncesi bereket kavramıyla ilişkilendirilebilir.

Ancak bereketi mekanik bir formül hâline getirmemek gerekir.

“Helal kazanırsan mutlaka paran katlanır.”

diye bir garanti yoktur.

Bereket bazen kazancın:

yeterli olması,

hayırlı yerde kullanılması,

insanı ahlaken bozmaması

ve başkasının hakkıyla kirlenmemesi

şeklinde düşünülebilir.

Bu nedenle helal kazanç, her zaman daha yüksek banka bakiyesi demek değildir; daha temiz bir hayat düzeni anlamına gelebilir.

8️⃣ “Eğer Müminseniz” İfadesi Neden Kullanılıyor ❓​

Ayette:

“in kuntum mu’minîn”

yani:

“Eğer müminseniz...”

denilir.

Bu ifade iman ile ekonomik davranış arasında doğrudan bağ kurar.

İnsan:

“Ben Allah’a inanıyorum.”

diyorsa bu inancın terazisine, hesabına ve ticaretine de yansıması beklenir.

İman yalnız dilde söylenen bir kimlik değildir.

İnsanın:

kazancında,

borcunda,

alışverişinde

ve başkasının hakkına yaklaşımında

da ahlaki sonuç üretmelidir.

İman, terazinin dışında bırakılan bir inanç değildir.

9️⃣ Ticarette Hile Yapmak İnsanı Otomatik Olarak Dinden Çıkarır mı ❓​

Hayır.

Bu konuda çok dikkatli olmak gerekir.

Bir Müslüman ağır bir ekonomik günah işleyebilir. Hile yapabilir, başkasının hakkını yiyebilir ve günaha girebilir.

Bu fiilin ağır olması, her durumda kişiyi otomatik olarak:

“Artık Müslüman değilsin.”

diye nitelendirme yetkisi vermez.

İslam düşüncesinde günah ile inkâr birbirinden ayrılır.

Bir insan günah işleyebilir ve yine de iman iddiasını sürdürebilir; fakat imanının ahlaki gereğiyle çelişmiş olur.

Bu nedenle ayetin:

“Eğer müminseniz...”

ifadesi güçlü bir uyarıdır, fakat onu gelişigüzel tekfir aracına çevirmemek gerekir.

🔟 Bir İnsan “Ben Dindarım” Deyip Ticarette Hile Yapıyorsa Ne Anlama Gelir ❓​

Bu, dinî kimliği ile davranışı arasında ciddi bir çelişki olduğunu gösterir.

İnsan namaz kılabilir.

Oruç tutabilir.

Dini konuşabilir.

Ama müşteriyi bilerek kandırıyorsa ibadetlerinin ahlaki etkisini sorgulaması gerekir.

Burada doğru yaklaşım:

“İbadetin değersiz.”

demek değildir.

Daha doğru soru şudur:

“İbadetin neden ticaretindeki davranışına yansımıyor?”

Çünkü ibadet insanı dürüstlüğe ve sorumluluğa yaklaştırmalıdır.

Dindarlığın görünürlüğü arttıkça ekonomik dürüstlüğün azalması ciddi bir ahlaki problemdir.

1️⃣1️⃣ Hûd 86 Kârı veya Ticari Büyümeyi Kötülüyor mu ❓​

Hayır.

Hz. Şuayb ticareti yasaklamıyor.

Kârı da yasaklamıyor.

Sorun, haksız kazancın meşru kârın içine karıştırılmasıdır.

Bir işletme büyüyebilir.

Yeni şubeler açabilir.

Yüksek kâr elde edebilir.

Çok kişiye iş sağlayabilir.

Bunların hiçbiri kendi başına dinen yanlış değildir.

Fakat büyüme uğruna:

müşteri aldatılırsa,

çalışan sömürülürse,

ortak kandırılırsa

ve sözleşmeler hileyle düzenlenirse

ahlaki problem ortaya çıkar.

Büyümek yanlış değildir; haksızlıkla büyümek yanlıştır.

1️⃣2️⃣ “Helal Olsun da Ne Kadar Az Olursa Olsun” Demek Çalışmayı Bırakmak mıdır ❓​

Hayır.

Helal kazanç anlayışı tembellik öğretmez.

İnsan:

daha iyi iş kurabilir,

daha fazla çalışabilir,

yeni pazar bulabilir,

teknolojisini geliştirebilir

ve gelirini artırabilir.

Ayetin söylediği şey:

“Az kazanmaya razı ol ve ilerleme.”

değildir.

Asıl ölçü şudur:

“Daha çok kazanmak için başkasının hakkını yeme.”

İnsan hem hırslı anlamda değil ama çalışkan, hem de ahlaklı olabilir.

Helallik ekonomik gelişmenin düşmanı değildir.

1️⃣3️⃣ “Ben Sizin Üzerinizde Bir Hafîz Değilim” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin ikinci kısmında Hz. Şuayb:

“Ve mâ ene aleykum bi-hafîz.”

der.

Yani:

“Ben sizin üzerinizde bir gözetleyici, koruyucu veya her davranışınızı zorla kontrol eden biri değilim.”

Buradaki “hafîz”, gözeten, koruyan, muhafaza eden anlam alanına sahiptir.

Hz. Şuayb’ın görevi insanlara Allah’ın mesajını ulaştırmak, uyarmak ve doğruyu göstermektir.

Fakat insanların kalbini ve iradesini zorla yönetmek onun görevi değildir.

Peygamber tebliğ eder; insanın vicdanını zorla sahiplenmez.

1️⃣4️⃣ Bu Söz “Kimse Kimsenin İşine Karışmasın” mı Demektir ❓​

Hayır.

Bu ayetten:

“Hiçbir toplumsal denetim olmasın, devlet ticareti kontrol etmesin, dolandırıcılığı kimse soruşturmasın.”

sonucu çıkarılamaz.

Hz. Şuayb’ın:

“Ben sizin üzerinizde hafîz değilim.”

sözü, onun insanların kalplerini ve bütün seçimlerini zorla kontrol eden mutlak bir bekçi olmadığını gösterir.

Toplumda ise meşru:

denetim,

hukuk,

tüketici koruması

ve ticari düzenleme

gerekebilir.

Bir terazinin doğru olup olmadığını devletin denetlemesi Hûd 86’ya aykırı değildir.

Vicdanı zorlamak başka, dolandırıcılığı denetlemek başka şeydir.

1️⃣5️⃣ Peygamber İnsanları İmana Zorlayabilir mi ❓​

Hayır.

Hz. Şuayb’ın görevi:

anlatmak,

uyarmak,

hakikati göstermek

ve insanları Allah’a çağırmaktır.

İmanın gerçek anlam taşıması için insanın iradesi gerekir.

Zorla:

“İnandım.”

dedirtmek, kalpte iman üretmez.

Bu nedenle:

“Ben sizin üzerinizde hafîz değilim.”

ifadesi peygamberin görevinin sınırını da gösterir.

Peygamber Allah’ın elçisidir; insanların iradelerini ele geçiren bir yönetici değildir.

Bu, Kur’an’daki tebliğ anlayışının temel ilkelerinden biridir.

1️⃣6️⃣ “Gözetleyici Değilim” Demek Hz. Şuayb’ın İnsanları Umursamadığı Anlamına mı Gelir ❓​

Tam tersine.

Bir önceki ayette Hz. Şuayb:

“Sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.”

demişti.

Yani onların iyiliğini önemsemektedir.

Fakat önemsemek ile kontrol etmek aynı şey değildir.

Bir insan başka bir insanı çok sevebilir ama onun bütün seçimlerini kontrol edemez.

Bir ebeveyn yetişkin çocuğuna nasihat edebilir ama onun hayatını zorla yönetemez.

Bir öğretmen öğrencisini yönlendirebilir ama onun yerine karar veremez.

Sevgi ≠ kontrol.

Hz. Şuayb’ın tutumu da bu dengeyi gösterir:

Uyarırım, doğruyu gösteririm; ama sizin iradenizi zorla sahiplenmem.

1️⃣7️⃣ “Hafîz Değilim” Sözü Mahremiyet Açısından da Bir Ders Taşır mı ❓​

Dolaylı olarak önemli bir ölçü verir.

Allah’ın insan üzerindeki bilgisi ve gözetimi ile insanların birbirini sürekli izleme yetkisi aynı değildir.

Bir insan:

“Ben senin ahlakını kontrol edeceğim.”

diyerek başkasının özel hayatını sınırsız biçimde gözetleyemez.

Elbette suç şüphesi, hukuki yetki ve meşru soruşturma gibi farklı alanlar olabilir; bunlar ayrı kurallara tabidir.

Fakat sıradan insanın:

başkasının telefonunu,

özel mesajlarını,

evini

ve mahrem alanını

sürekli kontrol etmeyi dinî görev sanması doğru değildir.

Allah’ın her şeyi bilmesi, insanlara sınırsız gözetleme yetkisi vermez.

1️⃣8️⃣ Hûd 85 ve 86 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 85’te Hz. Şuayb:

“Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın, insanların haklarını eksiltmeyin ve yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.”

demişti.

Hûd 86’da ise bunun ekonomik sonucu açıklanıyor:

“Allah’ın size bıraktığı daha hayırlıdır.”

Yani:

Hileyi bırak.

Başkasının hakkını ver.

Sonra sana kalan meşru kazançla yetin.

Ve bunu imanının bir gereği olarak gör.

Ardından Hz. Şuayb:

“Ben sizin üzerinizde bir hafîz değilim.”

diyerek insan iradesinin sınırını hatırlatır.

Bir sonraki ayette ise Medyen halkının Hz. Şuayb’a çok dikkat çekici bir itirazı gelecek ve ona, “Ey Şuayb! Atalarımızın taptıklarını bırakmamızı veya mallarımız üzerinde istediğimizi yapmamamızı sana namazın mı emrediyor?” diyeceklerdir. Böylece Hûd 87’de din ile ekonomi, ibadet ile mülkiyet özgürlüğü ve gelenek ile vahiy arasındaki gerilim açık biçimde gündeme gelecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 86. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 86. ayet kısa olmasına rağmen son derece güçlü iki ilkeyi bir araya getirir:

Helal kazanç.

ve:

İnsan iradesinin sınırı.

Birinci bölüm:

“Allah’ın bıraktığı sizin için daha hayırlıdır.”

der.

İkinci bölüm:

“Ben sizin üzerinizde hafîz değilim.”

der.

Birincisi ekonomik ahlakı düzeltir.

İkincisi dinî otoritenin sınırını hatırlatır.

Bu iki mesajın aynı ayette birleşmesi son derece anlamlıdır.

Hz. Şuayb insanlara:

“Dürüst olun.”

diyor.

Ama:

“Sizi her saniye gözetleyeceğim.”

demiyor.

Ahlakın gerçek değeri zaten burada ortaya çıkar.

Eğer tüccar yalnız zabıta veya denetçi geldiğinde teraziyi düzeltiyorsa gerçek dürüstlük oluşmamıştır.

Denetim gerekli olabilir.

Ama en sağlam sistem, insanın denetçi yokken de adil davranmasıdır.

Hûd 86’nın ilk büyük dersi şudur:

Gerçek ahlak, dış gözetim olmadan da doğru kalabilmektir.

Kamera yok.

Müşteri anlamıyor.

Kimse kontrol etmiyor.

Ama sen yine:

tam ölçüyorsun,

doğru tartıyorsun

ve müşterinin hakkını veriyorsun.

Neden?

Çünkü:

“Yakalanmayacağım.”

sorusu yerine:

“Bu doğru mu?”

sorusunu soruyorsun.

İşte iman ile ticari dürüstlük arasındaki bağ burada görünür.

Ayetin ikinci büyük dersi haksız fazlalık ile helal kalan arasındaki farktır.

İnsan bazen kasaya giren toplam rakama bakar.

Bugün:

100 kazandım.

Yarın:

Sonra:

Ve bunu başarı sayar.

Ama Kur’an başka bir soru sorar:

Bu 200’ün tamamı gerçekten senin hakkın mı?

Eğer 20’si eksik tartıdan geldiyse kasada olabilir ama ahlaken senin değildir.

Eğer müşteriye yalan söyleyerek 30 fazla aldıysan muhasebede kâr görünebilir ama Kur’an açısından aynı sorumluluk devam eder.

Bu nedenle gerçek kazanç:

kasada görünen rakamdan ibaret değildir.

Ayet:

“Allah’ın bıraktığı daha hayırlıdır.”

diyerek insanı kârın kalitesini düşünmeye çağırır.

Üçüncü büyük ders kanaat ile tembelliği ayırmaktır.

Kanaat:

“Hiç çalışmayayım.”

demek değildir.

Kanaat:

“Hakkım olmayanı almak zorunda değilim.”

diyebilmektir.

İnsan çok çalışabilir.

İşini büyütebilir.

Daha fazla kazanabilir.

Yeni yatırım yapabilir.

Daha iyi hayat yaşayabilir.

Bunların hiçbiri kanaate aykırı değildir.

Kanaatin sınırı şudur:

Daha fazlasını elde etmek için ahlakımı satmayacağım.

Bu son derece güçlü bir ekonomik karakterdir.

Çünkü insan çoğu zaman azla değil, sınır tanımayan daha fazla arzusuyla sınanır.

Medyen halkının problemi de yalnız yoksulluk değildir.

Hz. Şuayb onları daha önce bolluk içinde gördüğünü söylemişti.

Demek ki insan bazen muhtaç olduğu için değil, daha fazlasını istediği için haksızlık yapar.

Hûd 86 burada:

“Her şey senin olmak zorunda değil.”

der.

Dördüncü büyük ders, helal kazancın insanın iç huzuruyla ilişkisidir.

Haksız kazanç insanın cebini doldurabilir.

Ama beraberinde:

yakalanma korkusu,

hak sahibinin bedduasından duyulan endişe,

hukuki risk

ve vicdan rahatsızlığı

getirebilir.

Bununla birlikte:

“Helal kazanan herkes psikolojik olarak mutlaka huzurludur.”

diye mekanik bir garanti de veremeyiz.

İnsan başka sebeplerle sıkıntı yaşayabilir.

Ayetin asıl öğretisi şudur:

Huzurun temellerinden biri, başkasının hakkını taşımayan bir hayat kurmaktır.

Ayetin beşinci büyük dersi dindarlığın ekonomik sınavıdır.

Bir insanın dinî kimliği bazen oldukça görünür olabilir.

Ama Kur’an onu görünüşünden sonra terazisinin başına götürür.

Orada nasıl?

Kasada nasıl?

Borçta nasıl?

Ortaklıkta nasıl?

Bir müşteri ürün hakkında hiçbir şey bilmiyorsa nasıl davranıyor?

Asıl ahlaki sınav bazen burada ortaya çıkar.

Bu yüzden insan başkasına:

“Ne kadar dindarsın?”

diye bakmadan önce kendi hayatına:

“Kazancım ne kadar temiz?”

diye sorabilir.

Çünkü helal lokma, İslam ahlakının temel konularından biridir.

Ayetin altıncı büyük dersi dinî otoriteyi mutlaklaştırmamaktır.

Hz. Şuayb bir peygamberdir.

Allah’tan vahiy almaktadır.

Buna rağmen:

“Ben sizin üzerinizde hafîz değilim.”

diyor.

Bu söz sıradan dinî otoriteler için çok daha büyük bir tevazu ölçüsü olmalıdır.

Hiçbir hoca, şeyh, lider veya dinî kanaat önderi:

“Senin bütün hayatının sahibi benim.”

diyemez.

İnsanlar dinî rehberlik alabilir.

Bilene soru sorabilir.

Ama dinî otorite:

Allah’ın yerine geçmez.

Alim yanılabilir.

Hoca yanılabilir.

Yorum yanılabilir.

Vahiy ile insan yorumu aynı seviyede değildir.

Bu nedenle dinî otoriteye saygı ile onu yanılmazlaştırmak birbirinden ayrılmalıdır.

Yedinci büyük ders, insanı doğruya çağırırken kontrol bağımlılığına düşmemektir.

Bazen insan sevdiği birini düzeltmek ister.

Sürekli:

telefonunu kontrol eder,

nereye gittiğini sorar,

kimle konuştuğunu araştırır

ve her kararına müdahale eder.

Bunu:

“Senin iyiliğin için.”

diye açıklar.

Fakat iyilik isteği zamanla tahakküme dönüşebilir.

Hz. Şuayb’ın tavrı başka bir denge gösterir:

Doğruyu söyle.

Uyar.

Sebebini açıkla.

Ama insanın bütün varlığını kontrol etmeye çalışma.

Özellikle yetişkin insanların seçimlerinde sınır vardır.

Nasihat ≠ sahiplik.

Rehberlik ≠ tahakküm.


Sekizinci büyük ders toplumsal denetim ile vicdan gözetimini ayırmaktır.

Bu ayeti:

“Peygamber bile gözetmiyorsa devlet ticareti denetlemesin.”

şeklinde okumak doğru olmaz.

Terazinin doğru olması için standart gerekir.

Gıda güvenliği için kontrol gerekir.

Bankalar için denetim gerekir.

Dolandırıcılık için hukuk gerekir.

Bunlar insanların özel vicdanını zorla ele geçirmek değildir.

Bunlar başkasının hakkını koruyan toplumsal mekanizmalardır.

Dolayısıyla Hûd 86 bize hem:

kişisel ahlak

hem de:

meşru denetim

için alan bırakır.

İdeal toplum yalnız herkesin iyi olduğu toplum değildir.

Aynı zamanda kötüye kullanımı sınırlayacak adil kurumları bulunan toplumdur.

Dokuzuncu büyük ders imanın özgür iradeyle ilişkisidir.

Hz. Şuayb:

“Eğer müminseniz...”

diyor.

Bu ifade dinin ekonomik ahlakını imanla ilişkilendiriyor.

Fakat sonra:

“Ben üzerinizde hafîz değilim.”

diyor.

Yani iman:

zorla,

sürekli gözetimle

ve baskıyla

üretilen mekanik davranış değildir.

İnsan:

“Kimse görmese de Allah görüyor.”

bilinciyle dürüst oluyorsa bu başka bir ahlaki seviyedir.

İşte inanç, dışarıdaki polisi içerideki vicdana dönüştürebilir.

Fakat bu anlayış insanlara:

“Seni sürekli takip edeceğim.”

yetkisi vermez.

Allah’ın bilgisi sonsuzdur.

İnsanın gözetleme yetkisi ise sınırlı ve hukuka bağlıdır.

Hûd 86’nın bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür:

Haksız fazlalık yerine helal kalanı seç.

Kâr et ama başkasının hakkını kazancına katma.

İmanını yalnız sözde değil terazinde de göster.

Daha çok kazanmak için ahlakını küçültme.

İnsanları doğruya çağır ama onların vicdanının sahibi olduğunu sanma.

Ve dinî otoriteyi Allah’ın yerine koyma.


Bir sonraki ayette Medyen halkı Hz. Şuayb’a çok dikkat çekici ve hafif alaycı bir cevap verecektir:

“Ey Şuayb! Atalarımızın taptıklarını bırakmamızı veya mallarımız üzerinde dilediğimiz gibi davranmamamızı sana namazın mı emrediyor? Sen gerçekten çok yumuşak huylu ve aklı başında birisin!”

Bu ayetle birlikte tartışma artık daha da derinleşecektir. Çünkü karşımıza şu büyük soru çıkacaktır:

İnsan özel mülkiyet sahibiyse malı üzerinde gerçekten sınırsız hakka mı sahiptir, yoksa mülkiyetin de ahlaki sınırları var mıdır?

Ve belki Hûd Suresi 86. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Daha fazla para kazanma fırsatı ile başkasının hakkını koruma arasında kaldığımızda hangisini “daha hayırlı” görüyoruz? Kimse bizi denetlemediğinde de aynı dürüstlüğü sürdürebiliyor muyuz? Ve başkalarını düzeltmek isterken onları gözetim altında tutmak yerine, doğruyu anlatıp iradelerine ve sorumluluklarına alan bırakabilecek kadar ölçülü davranabiliyor muyuz?

“Hûd 86 bize iki büyük ölçü verir: ‘Allah’ın bıraktığı sizin için daha hayırlıdır’ ve ‘Ben sizin üzerinizde bir hafîz değilim.’ Yani başkasının hakkıyla büyüyen kazancı başarı sanma; helal kalanla yetinmeyi küçümseme. Aynı zamanda insanları doğruya çağır ama vicdanlarının sahibi olduğunu düşünme. Gerçek iman, yalnız çok kazanmak değil temiz kazanmak; yalnız doğruyu bilmek değil, kimse görmediğinde de doğru kalmak ve doğruyu anlatırken insan iradesini ezmemektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt