📖 Hûd Suresi 90. Ayette “Rabbinizden Bağışlanma Dileyin, Sonra O’na Tövbe Edin; Şüphesiz Rabbim Çok Merhametlidir, Çok Sevendir” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,232
2,736,269
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 90. Ayette “Rabbinizden Bağışlanma Dileyin, Sonra O’na Tövbe Edin; Şüphesiz Rabbim Çok Merhametlidir, Çok Sevendir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hz. Şuayb, kavmine geçmiş toplumların akıbetini hatırlatarak ciddi bir uyarıda bulunmuştu. Fakat hemen ardından kapıyı kapatmıyor; tam tersine istiğfar, tövbe, rahmet ve sevgi kapısını gösteriyor. Hûd 90 bu bakımdan Kur’an’ın önemli dengesini ortaya koyar: İnsan yanlışından sorumludur fakat yaşadığı sürece dönüş ihtimali küçümsenmez. Allah’ın uyarısı insanı umutsuzluğa sürüklemek için değil, tövbeye çağırmak içindir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 90. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Vestağfirû rabbekum summe tûbû ileyh. İnne rabbî rahîmun vedûd.”

Bir önceki ayette Hz. Şuayb kavmine Nûh, Hûd, Sâlih ve Lût kavimlerinin başına gelenleri hatırlatmıştı. Eğer kıssa yalnız korkutmak amacı taşısaydı burada hemen azabın anlatılması beklenebilirdi. Fakat Hz. Şuayb önce dönüş yolunu gösterir.

Bu çok önemli bir Kur’anî dengedir: Uyarının amacı insanı umutsuz bırakmak değil, yanlışından vazgeçmeye çağırmaktır.

2️⃣ “Rabbinizden Bağışlanma Dileyin” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“vestağfirû rabbekum”

yani:

“Rabbinizden mağfiret isteyin.”

denilir.

İstiğfar, insanın yaptığı yanlışın farkına vararak Allah’tan bağışlanma istemesidir. Ancak gerçek istiğfar yalnız dilde:

“Estağfirullah.”

demekle sınırlı değildir.

İnsan bilerek bir haksızlığa devam ediyor, insanların hakkını eksiltiyor ve hiçbir şeyi değiştirmeyi düşünmüyorsa yalnız kelime tekrarının tövbenin bütün anlamını taşıdığı söylenemez.

Hz. Şuayb’ın kavmine yaptığı çağrı ekonomik hileleri de içerdiği için istiğfarın burada ahlaki yüzleşmeyle birlikte düşünülmesi gerekir.

3️⃣ İstiğfar ile Tövbe Aynı Şey midir ❓​

Birbirine çok yakın kavramlardır fakat bu ayette arka arkaya kullanılmaları anlamlıdır.

Hz. Şuayb önce:

“Bağışlanma dileyin.”

sonra:

“O’na tövbe edin.”

der.

İstiğfar daha çok işlenen yanlış için Allah’tan mağfiret istemeyi, tövbe ise yanlıştan dönüp yönünü Allah’a çevirmeyi vurgular.

Bu nedenle ayetin mesajını şöyle düşünebiliriz:

Yanlışını kabul et, bağışlanma iste ve sonra davranışını değiştirerek Allah’a dön.

Tövbe yalnız geçmiş hakkında üzülmek değildir; geleceğin yönünü de değiştirmektir.

4️⃣ Gerçek Tövbe Sadece “Pişmanım” Demek midir ❓​

Pişmanlık tövbenin çok önemli bir parçasıdır; fakat insanın değiştirebileceği bir yanlış devam ediyorsa tövbenin davranış boyutu da vardır.

Bir tüccar müşterilerini yıllarca eksik tartıyla kandırmışsa:

“Allah’ım beni affet.”

demesi değerlidir, fakat imkânı varsa hileyi bırakması da gerekir.

Bir insan sürekli yalan söylüyorsa tövbe yalnız geçmişteki yalanlara üzülmek değil, bundan sonra doğruluğa yönelmektir.

Birisi başkasının hakkını gasp etmişse, mümkün olan yerde hakkı sahibine vermek veya zararı telafi etmek de tövbenin ciddiyetini gösterir.

Tövbe, yanlışın adını değiştirmek değil yönünü değiştirmektir.

5️⃣ Kul Hakkı Varsa Sadece Allah’tan Af Dilemek Yeterli midir ❓​

İnsan Allah’a karşı işlediği günah için O’ndan bağışlanma ister. Fakat başka bir insanın hakkı söz konusuysa mesele yalnız insan ile Allah arasındaki alanda kalmaz.

Çalınan mal, ödenmeyen borç, eksik verilen ücret veya hileyle alınan para gibi durumlarda mümkünse hakkın sahibine iade edilmesi veya zararın giderilmesi gerekir.

Bu özellikle Hz. Şuayb kıssasında önemlidir; çünkü onun kavmine yönelik temel eleştirilerinden biri insanların mallarını eksiltmeleridir.

Dolayısıyla:

“Tövbe ettim, dolayısıyla borcum artık yok.”

denilemez.

Allah’tan bağışlanma istemek ile insanlara karşı dünyevî sorumlulukları yerine getirmek birbirinin alternatifi değildir.

6️⃣ Tövbe Edince İnsanlara Karşı Bütün Sorumluluklar Otomatik Olarak Silinir mi ❓​

Hayır.

Samimi tövbe insanın Allah ile ilişkisinde çok büyük bir dönüş olabilir; fakat dünyevî sonuçlar ayrıca devam edebilir.

Bir insan suç işlemiş ve sonra gerçekten pişman olmuş olabilir. Bu tövbenin değersiz olduğu anlamına gelmez. Fakat tövbe:

mahkeme sürecini, borcu, tazmin yükümlülüğünü veya zarar gören kişinin hakkını

otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

Aynı şekilde birinin:

“Tövbe ettim.”

demesi toplumun ona aynı dakika içinde eski güvenini vermek zorunda olduğu anlamına da gelmez.

Bağışlanma ile güvenin yeniden kurulması aynı süreç değildir.

Güven zaman ve tutarlı davranış gerektirebilir.

7️⃣ “Sonra O’na Tövbe Edin” İfadesindeki “O’na Dönüş” Ne Anlama Gelir ❓​

Tövbenin Arapçadaki temel anlamlarından biri dönmektir.

İnsan yanlış bir yöne gitmiştir ve yönünü değiştirerek Allah’a döner.

Bu yüzden tövbe yalnız:

“Kötü bir şeyi bırakmak”

değildir.

Aynı zamanda:

“Doğru olana yönelmek”

tir.

Hileyi bırakıyorsa dürüstlüğe yönelir. Zulmü bırakıyorsa adalete yönelir. Kibri bırakıyorsa tevazuya yönelir.

Kur’an’ın tövbe anlayışında insanın geçmişi kader değildir.

İnsan yanlış yapmış olabilir; fakat yanlışında kalmak zorunda değildir.

8️⃣ Çok Günah İşleyen Bir İnsan İçin Tövbe Kapısı Kapanmış mıdır ❓​

Yaşayan ve dönüş imkânı bulunan bir insan hakkında bizim:

“Sen artık affedilmezsin.”

diye kesin hüküm vermemiz doğru değildir.

Hûd 90 özellikle bunun güçlü örneklerinden biridir. Hz. Şuayb uzun süredir ölçü ve tartıda hile yapan, peygamberi küçümseyen ve uyarılara direnen insanlara bile:

“Rabbinizden bağışlanma dileyin ve O’na dönün.”

demektedir.

Bu, günahın önemsiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine ağır yanlışın ardından bile dönüş çağrısının hâlâ yapılabildiğini gösterir.

İnsanları tövbeye çağırırken umut kapısını bizim kapatmamamız gerekir.

9️⃣ Yaşlılıkta veya Hastalıkta Yapılan Tövbe Geçersiz midir ❓​

Hayır.

Bir insanın yaşlı olması veya hastalanması tek başına tövbesini geçersiz kılmaz.

Bazen kişi hastalıkla ölümün gerçekliğini daha güçlü hisseder ve hayatını sorgulamaya başlar. Korku, insanı samimi bir dönüşe yöneltebilir.

Burada önemli olan tövbenin gerçekliğidir.

İnsan hayattayken ve iradesini kullanabiliyorken:

“Sen yalnız korktuğun için tövbe ediyorsun, Allah kabul etmez.”

diye kesin hüküm veremeyiz.

Tövbenin kabulünün nihai hükmü Allah’a aittir.

🔟 Hûd 90 Neden Ağır Bir Uyarının Hemen Ardından Geliyor ❓​

Bu sıralama Kur’an’ın rahmet anlayışını anlamak için çok önemlidir.

Hûd 89’da geçmiş kavimlerin akıbeti hatırlatılmıştı.

Hûd 90’da ise:

“Bağışlanma isteyin ve tövbe edin.”

deniliyor.

Yani uyarının amacı:

“Artık bittiniz.”

demek değildir.

Asıl hedef:

“Böyle devam etmeyin; dönün.”

mesajıdır.

Gerçek dinî uyarı insanın felaketinden zevk almak yerine onun kurtuluşunu istemelidir.

Peygamber:

“Başınıza gelsin de görün.”

demiyor.

“Dönün.”

diyor.

1️⃣1️⃣ “Şüphesiz Rabbim Rahîm’dir” Ne Anlama Gelir ❓​

“Rahîm”, Allah’ın çok merhametli oluşunu ifade eden temel isimlerinden biridir.

Allah’ın rahmeti yalnız insanlara maddi rahatlık vermesi anlamına gelmez. Bağışlama, yol gösterme, tövbe kapısını açık tutma ve insana yeniden yönelme imkânı verme de rahmetin tezahürleri arasında düşünülür.

Hûd 90’da “Rahîm” isminin özellikle tövbe çağrısından sonra gelmesi son derece anlamlıdır.

Hz. Şuayb kavmine:

“Dönün, çünkü Rabbiniz merhametlidir.”

demektedir.

Burada din yalnız korkuya değil, ümide de dayanır.

1️⃣2️⃣ Allah Merhametliyse Neden Önceki Ayetlerde Azap Uyarısı Vardır ❓​

Rahmet ile adalet birbirini ortadan kaldırmak zorunda değildir.

Bir anlayış:

“Allah merhametliyse hiçbir yanlışın sonucu olmamalı.”

diyebilir.

Başka bir anlayış ise:

“Adalet varsa merhamete yer yok.”

diyebilir.

Kur’an bu iki uç arasında daha kapsamlı bir tablo sunar.

Allah insanı uyarır, dönüş imkânı verir ve bağışlanmaya çağırır; fakat sürekli zulümde ısrar etmek de önemsizleştirilmez.

Merhamet, adaletin yokluğu değildir; adalet de merhametsizlik değildir.

Hûd 90’ın güzelliği, ağır uyarının hemen yanında dönüş kapısını göstermesidir.

1️⃣3️⃣ “Vedûd” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda Allah:

“Vedûd”

olarak nitelenir.

“Vedûd”, çok seven, sevgisi güçlü olan ve sevgiyle muamele eden anlam alanına sahiptir.

Bu kelime sıradan insani romantik sevgi biçimlerinin aynısını Allah’a taşımak anlamına gelmez. Allah’ın sıfatları yaratılmışların sınırlı duygusal yapısıyla birebir özdeşleştirilmez.

Buradaki temel mesaj şudur:

Allah yalnız bağışlayabilecek kudrete sahip değildir; kulunun dönüşünü rahmet ve sevgiyle karşılayan Rab olarak tanıtılır.

Bu, tövbe anlayışını yalnız korkuya dayalı olmaktan çıkarır.

1️⃣4️⃣ Allah’ın “Vedûd” Olması Ne Kadar Önemlidir ❓​

Çok önemlidir; çünkü insanın Allah tasavvurunu doğrudan etkiler.

Eğer insan Allah’ı yalnız:

hata kollayan ve ilk yanlışta insanı yok etmeyi bekleyen bir güç

olarak düşünürse tövbe ilişkisi korkudan ibaret hâle gelebilir.

Hûd 90 ise:

Rahîm ve Vedûd

isimlerini birlikte getirir.

İnsan yanlış yaptığında Allah’tan kaçması değil, Allah’a dönmesi istenir.

Bu son derece güçlü bir manevi ilkedir:

Günah Allah’tan uzaklaşmak için mazeret değil, Allah’a dönmek için sebep olmalıdır.

1️⃣5️⃣ Allah’ın Sevgisini Kazanmak İçin Kusursuz Olmak mı Gerekir ❓​

Kur’an’ın tövbe öğretisi buna işaret etmez.

Eğer yalnız hiç hata yapmayan insanlar Allah’ın rahmetine yaklaşabilseydi tövbenin anlamı büyük ölçüde ortadan kalkardı.

İnsan hata yapabilir.

Önemli olan hatayı:

savunmak,

normalleştirmek

ve kibirle sürdürmek

yerine onu fark edip dönüş yoluna girmesidir.

Bu, günahı küçümsemek değildir.

Tam tersine günahın ciddiyetini kabul ederken insanı umutsuzluğa teslim etmemektir.

Kusursuzluk tövbenin şartı değildir; samimi dönüş tövbenin özüdür.


1️⃣6️⃣ Tövbe Ettikten Sonra Bir Daha Hiç Günah İşlememek mi Gerekir ❓​

İnsan tövbe ederken samimi biçimde yanlışı bırakmaya niyet etmelidir. Fakat insan oluşu nedeniyle ileride başka bir hata yapabilir, hatta bazen aynı zaafa yeniden düşebilir.

Bu durumda:

“Bir kere tekrar ettin, önceki bütün tövben sahteydi.”

diye otomatik hüküm vermek doğru değildir.

İnsan gerçekten tövbe etmiş, sonra yeniden zayıflamış olabilir.

Yeniden dönmesi gerekir.

Tövbe bir defalık slogan değil, insanın hayat boyunca Allah’a tekrar tekrar yönelme bilincidir.

Ancak tövbeyi:

“Nasıl olsa sonra tövbe ederim.”

diyerek önceden planlanmış günaha ruhsat yapmak da samimiyetle bağdaşmaz.

1️⃣7️⃣ Tövbe Geçmişi Unutmak mı Demektir ❓​

Hayır.

Bazen geçmişi hatırlamak insanın yeniden aynı yanlışa düşmesini önleyebilir.

Ancak geçmişin insanı sürekli ezmesine de izin vermemek gerekir.

Samimi biçimde yanlışını kabul eden, mümkün olan zararı telafi eden ve hayatını değiştirmeye çalışan insanın bütün kimliği tek bir eski günaha indirgenmemelidir.

İnsan:

“Ben hata yaptım.”

diyebilir.

Bu başka şeydir.

“Ben yalnızca hatamdan ibaretim ve asla değişemem.”

demek başka şeydir.

Kur’an’ın tövbe çağrısı ikinci düşünceyi kırar.

Geçmiş ders olabilir; ebedî kimlik olmak zorunda değildir.

1️⃣8️⃣ Hûd 89 ve 90 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 89’da Hz. Şuayb:

“Bana karşı düşmanlığınız sizi geçmiş toplumların başına gelen sonuçlara sürüklemesin.”

diye uyarmıştı.

Hûd 90’da ise hemen:

“Rabbinizden bağışlanma dileyin ve O’na dönün.”

diyor.

Bu iki ayet birlikte okununca Kur’an’ın çok dengeli bir tebliğ yöntemi ortaya çıkar:

Önce yanlışın ciddiyetini gizleme, ardından dönüş yolunu göster.

İnsan yalnız korkutulmaz.

Yalnız rahatlatılmaz da.

Sorumluluk hatırlatılır ve rahmet kapısı açılır.

Bir sonraki ayette ise Medyen halkı Hz. Şuayb’ın söylediklerine çok farklı bir cevap verecek ve “Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz; seni aramızda zayıf görüyoruz. Eğer aşiretin olmasaydı seni mutlaka taşlardık; sen bizim yanımızda güçlü biri değilsin” diyeceklerdir. Böylece tartışma, delilden uzaklaşıp güç, tehdit ve kabile koruması meselesine dönüşecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 90. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 90. ayet yalnızca kısa bir:

“Tövbe edin.”

çağrısı değildir.

Bu ayet, insan ile Allah arasındaki ilişkiye dair son derece güçlü bir tablo ortaya koyar.

Önce:

“Bağışlanma dileyin.”

der.

Yani yanlışını inkâr etme.

Sonra:

“O’na tövbe edin.”

der.

Yani yalnız üzülme; yönünü değiştir.

Sonra:

“Rabbim Rahîm’dir.”

der.

Yani dönüş kapısını umutsuzlukla kapatma.

Ve sonunda:

“Vedûd’dur.”

der.

Yani Allah ile ilişkiyi yalnız korku üzerinden kurma.

Bu sıralama, tövbenin psikolojisini olağanüstü biçimde anlatır.

İlk büyük ders yanlışla yüzleşme cesaretidir.

İnsan çoğu zaman yanlışını kabul etmek istemez.

Çünkü:

itibarı zarar görebilir,

özür dilemesi gerekebilir,

para kaybedebilir

veya kendisi hakkında kurduğu olumlu imaj sarsılabilir.

Bu yüzden hata yaptıktan sonra en kolay yol bazen inkârdır.

“Ben öyle demedim.”

“Herkes yapıyor.”

“O da bana yaptı.”

“Aslında suç onun.”


Bu cümleler insanı kısa süre koruyor gibi görünür; fakat dönüşü zorlaştırır.

Tövbenin ilk ahlaki gücü şudur:

İnsan gerçeğe bakabilmelidir.

“Ben yanlış yaptım.”

Bu cümle insanı küçültmez.

Doğru kullanıldığında insanı düzeltmeye başlar.

İkinci büyük ders, özrün davranış değişikliğine dönüşmesidir.

Bir insan sürekli:

“Özür dilerim.”

diyebilir.

Fakat aynı davranışı hiçbir çaba göstermeden tekrar tekrar sürdürüyorsa karşı taraf bir süre sonra sözden çok davranışa bakacaktır.

Allah ile ilişkide de tövbenin yönü sadece kelimeden ibaret değildir.

Hz. Şuayb’ın kavmi ölçü ve tartıda insanları aldatıyorsa gerçek dönüş:

teraziyi düzeltmeyi

de gerektirir.

Bir insan ailesine sürekli hakaret ediyorsa tövbe:

dilini değiştirmeye çalışmayı

da gerektirir.

Bir işveren hakkı gasp ediyorsa:

hakkı vermeyi

gerektirir.

Tövbenin en güçlü delillerinden biri değişmeye başlayan hayattır.

Üçüncü büyük ders telafidir.

Bazı yanlışların etkisi insanın:

“Pişmanım.”

demesiyle ortadan kalkmaz.

Birinin parasını aldıysan para hâlâ onun olabilir.

İtibarını haksız yere zedelediysen ortaya çıkan zarar devam ediyor olabilir.

Bir çalışanın ücretini eksik verdiysen onun ailesi bunun sonucunu yaşamış olabilir.

Bu nedenle ahlaki dönüş mümkün olduğu ölçüde onarımı da düşünmelidir.

Her zarar tamamen telafi edilemeyebilir.

Geçmiş geri getirilemez.

Fakat insan elinden geleni yapabilir.

Samimi tövbe, mümkün olan yerde onarmaktan kaçmaz.

Dördüncü büyük ders umutsuzluğun dinî erdem olmadığıdır.

İnsan bazen ağır bir hata yaptıktan sonra:

“Allah beni artık istemez.”

diye düşünebilir.

Hûd 90 tam böyle bir düşüncenin karşısına:

Rahîm ve Vedûd

isimlerini koyar.

Düşünün:

Hz. Şuayb bunu zaten doğru yaşayan insanlara değil, kendisine karşı çıkan ve insanları ekonomik olarak mağdur eden bir topluluğa söylüyor.

Yani rahmet çağrısı, yalnız kusursuzlara değil dönmeye ihtiyacı olanlara yöneliyor.

Tövbe zaten hatasız insanın değil, hata yapmış insanın kapısıdır.

Bu nedenle:

“Çok geç.”

hükmünü yaşayan insanlara gelişigüzel vermemek gerekir.

Beşinci büyük ders Allah’ın merhametini günaha ruhsat yapmamaktır.

Ayet:

“Allah merhametlidir.”

diyor.

Fakat bundan:

“O hâlde ne yaparsam yapayım önemli değil.”

sonucu çıkmaz.

Çünkü aynı ayet:

“Bağışlanma isteyin ve tövbe edin.”

diyor.

Rahmet insanın kötülüğü önemsememesi için değil, kötülükten dönebilecek cesareti bulması için hatırlatılır.

Bu çok önemli bir dengedir.

Rahmet ≠ sorumsuzluk.

Allah'ın bağışlayıcılığı, günahı helal hâle getirmez.

Aynı şekilde günahın ciddiyeti de Allah’ın rahmetini ortadan kaldırmaz.

Altıncı büyük ders Allah sevgisinin insan sevgisiyle karıştırılmamasıdır.

“Vedûd” kelimesi Allah için kullanıldığında onu yaratılmışların değişken, ihtiyaç sahibi ve bağımlı sevgisiyle birebir düşünmemek gerekir.

İnsan sevgisi bazen:

karşılık bekler,

kırılır,

değişir

ve ihtiyaçlara bağlı olabilir.

Allah ise İslam inancında yaratılmışlardan bağımsızdır.

Dolayısıyla Allah’ın sevgisini:

insan psikolojisinin büyütülmüş biçimi

gibi düşünmek doğru değildir.

Ama ayetin verdiği güven açıktır:

Allah’a dönüş soğuk ve umutsuz bir kapıya yönelmek değildir.

Yedinci büyük ders insanları geçmişleriyle sonsuza kadar hapsetmemektir.

Bir insan gerçekten değişebilir.

Bu, herkesin:

“Değiştim.”

sözüne sorgusuz güvenmek gerektiği anlamına gelmez.

Özellikle ağır zarar vermiş bir kişinin güveni tekrar kazanması zaman alabilir.

Sınırlar korunabilir.

Tedbir alınabilir.

Ama aynı zamanda:

“Sen geçmişte bunu yaptın, artık hayat boyu başka biri olamazsın.”

demek de tövbe fikriyle uyuşmaz.

Affetmek ile yeniden güvenmek aynı şey değildir; değişim ihtimalini kabul etmek ile tedbirsizlik de aynı şey değildir.

Sekizinci büyük ders din dilinde umut ve sorumluluğu birlikte tutmaktır.

Sadece azap anlatırsan insan:

“Ben zaten bittim.”

diyebilir.

Sadece rahmet anlatıp sorumluluğu tamamen silersen insan:

“Nasıl olsa sorun yok.”

diyebilir.

Hz. Şuayb’ın yöntemi ikisini dengeler.

Bir ayet önce:

“Geçmiş kavimlerin başına gelenlere dikkat edin.”

der.

Bir ayet sonra:

“Bağışlanma dileyin; Rabbiniz Rahîm ve Vedûd’dur.”

der.

İşte Kur’an’ın dengesi budur:

Yanlışı küçümseme, insanı da umutsuzluğa terk etme.

Dokuzuncu büyük ders ise tövbenin insanın kişiliğini yeniden kurabilmesidir.

İnsan bazen kendisini hatalarıyla tanımlar:

“Ben yalancıyım.”

“Ben zaten kötü biriyim.”

“Ben düzelemem.”


Kur’an’ın tövbe dili bu kimlikleri kırabilir.

Daha doğru cümle şudur:

“Ben yanlış yaptım ve düzeltmeye çalışıyorum.”

Bu iki ifade arasında büyük fark vardır.

Birincisi insanı geçmişe zincirler.

İkincisi sorumluluğu kabul eder ama geleceğe kapı bırakır.

Tövbe insanın:

“Ben hiçbir şey yapmadım.”

diye geçmişi inkâr etmesi değildir.

Tam tersine:

“Yaptığımı kabul ediyorum ama orada kalmak istemiyorum.”

diyebilmesidir.

Hûd 90’ın bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür:

Hatanı kabul et ama umutsuzluğa düşme.

Bağışlanma iste ama davranışını değiştirmeyi unutma.

Kul hakkı varsa mümkün olduğunca telafi et.

Allah’ın rahmetini günaha ruhsat yapma.

Günahın büyüklüğünü de Allah’ın rahmetinden büyük sanma.

Geçmişten ders al ama geçmişi değişmez kimliğin hâline getirme.


Ve belki Hûd Suresi 90. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Bir yanlış yaptığımızda gerçekten “Ben nerede hata yaptım?” diye yüzleşebiliyor muyuz, yoksa hemen savunmaya mı geçiyoruz? Allah’tan bağışlanma isterken zarar verdiğimiz insanın hakkını da düşünüyor muyuz? Ve başkasının ağır bir geçmişini gördüğümüzde, onun sorumluluğunu küçümsemeden gerçekten değişebilme ihtimaline de yer bırakabiliyor muyuz?

“Hûd 90’da Hz. Şuayb, ağır uyarıların ardından kavmine ‘Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin; Rabbim Rahîm’dir, Vedûd’dur’ der. Kur’an’ın dengesi burada çok güzeldir: Yanlışın ciddi olabilir ama dönüş kapısını kendi ellerinle kapatma. Tövbe yalnız ‘affet’ demek değil, yön değiştirmek; yalnız pişman olmak değil, mümkünse bozduğunu onarmaktır. Allah’ın rahmetini sorumsuzluğa, günahını da umutsuzluğa dönüştürme. Çünkü gerçek tövbe, insanın geçmişini inkâr etmeden geleceğinin yönünü değiştirebilmesidir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt