Hûd Suresi 91. Ayette “Ey Şuayb! Söylediklerinin Çoğunu Anlamıyoruz; Seni Aramızda Zayıf Görüyoruz. Aşiretin Olmasaydı Seni Taşlardık” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hz. Şuayb kavmine delille konuşmuş, ekonomik haksızlığı eleştirmiş, tövbeye çağırmış ve onların iyiliğini istediğini açıkça söylemişti. Medyen halkının Hûd 91’de verdiği cevap ise tartışmayı fikirden güce taşır: ‘Seni zayıf görüyoruz; aşiretin olmasaydı seni taşlardık.’ Böylece ayet önemli bir gerçeği gösterir: Bir fikre cevap verememek, o fikri söyleyen kişiyi tehdit etmeyi haklı kılmaz; fiziksel ve toplumsal güç de hakikatin ölçüsü değildir.”
Ersan Karavelioğlu
Hûd Suresi 91. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Dediler ki: ‘Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Seni aramızda gerçekten zayıf görüyoruz. Eğer aşiretin olmasaydı seni mutlaka taşlardık. Sen bizim yanımızda güçlü ve itibarlı biri değilsin.’”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Kâlû yâ Şuaybu mâ nefkahu kesîran mimmâ tekûlu ve innâ lenerâke fînâ daîfâ. Ve lev lâ rahtuke le-racemnâke ve mâ ente aleynâ bi-azîz.”
Bir önceki ayette Hz. Şuayb onları istiğfar ve tövbeye, Allah’ın rahmetine ve sevgisine yöneltmişti. Hûd 91’de ise kavmin cevabı artık yalnız fikir ayrılığı değildir; küçümseme, sosyal güç değerlendirmesi ve açık şiddet tehdidi devreye girmiştir.
“Söylediklerinin Çoğunu Anlamıyoruz” Ne Anlama Gelir
Ayette:“mâ nefkahu kesîran mimmâ tekûl”
denilir.
“Fıkh” kökünden gelen ifade, anlamak, kavramak ve bir sözün ne demek istediğini idrak etmek anlamındadır. Kavim görünüşte Hz. Şuayb’a:
“Söylediklerinin çoğunu anlayamıyoruz.”
demektedir.
Fakat bağlama bakıldığında bunun yalnızca masum bir zihinsel karışıklık olmadığını düşünmek gerekir. Çünkü Hz. Şuayb’ın temel çağrısı oldukça açıktır: Allah’a kulluk edin, ölçü ve tartıda hile yapmayın, insanların hakkını eksiltmeyin.
Bu nedenle bazı tefsirlerde onların bu sözünün küçümseyici bir reddediş niteliğinde olduğu açıklanmıştır.
Gerçekten Anlamamak ile Anlamak İstememek Aynı Şey midir
Hayır.Bir insan gerçekten anlamamış olabilir. Soru sorabilir, açıklama isteyebilir ve hâlâ ikna olmayabilir. Bu, onu otomatik olarak kötü niyetli yapmaz.
Hûd 91’de ise “anlamıyoruz” sözünün hemen ardından:
“Seni zayıf görüyoruz, aşiretin olmasaydı seni taşlardık.”
denilmesi önemli bir bağlam verir. Burada yalnız entelektüel belirsizlik değil, düşmanca bir tavır da bulunmaktadır.
Bu nedenle ayeti:
“Bir insan seni anlamadıysa kötüdür.”
şeklinde okuyamayız.
Sahici soru ile düşmanca küçümsemeyi ayırmak gerekir.
Bir Fikri Anlamamak O Fikrin Yanlış Olduğunu Gösterir mi
Hayır.Bir şeyi anlamamamız:
“Bu kesin yanlıştır.”
demek için yeterli değildir.
Karmaşık bir bilimsel konuyu anlamayabiliriz. Bu, bilimin yanlış olduğunu göstermez. Bir hukuk metni bize zor gelebilir. Bu, hukuki hükmün otomatik olarak anlamsız olduğu anlamına gelmez.
Aynı şekilde dinî bir görüşü anlamadığımızda da önce:
“Burada ne söyleniyor?”
diye araştırmak gerekir.
Elbette anlamadığımız bir şeye hemen inanmak zorunda olduğumuz sonucu da çıkmaz. Sağlıklı tavır soru sormak, delili incelemek ve gerekirse ‘Henüz ikna olmadım’ diyebilmektir.
Anlamamak ≠ yanlışlığın kanıtı.
Hz. Şuayb’ın Söyledikleri Gerçekten Karmaşık mıydı
Ayetin önceki bölümlerine baktığımızda temel mesajının oldukça anlaşılır olduğu görülür.Hz. Şuayb kavmine ekonomik hileyi bırakmalarını, insanların hakkını eksiltmemelerini, Allah’a kulluk etmelerini ve tövbe etmelerini söylüyordu.
Dolayısıyla kavmin:
“Çoğunu anlamıyoruz.”
demesi, Hz. Şuayb’ın mesajının teknik olarak anlaşılmaz olduğunu kanıtlamaz.
İnsan bazen bir mesajı anlamak yerine kabul etmek istemediği için karmaşıklaştırabilir.
Özellikle mesaj ekonomik çıkarlarına dokunuyorsa bu direnç daha da artabilir.
Ekonomik Çıkar İnsanların Hakikati Kabul Etmesini Zorlaştırabilir mi
Evet.Hz. Şuayb’ın çağrısı yalnız soyut inanç tartışması değildir. Doğrudan insanların para kazanma biçimine dokunmaktadır.
Ölçüyü düzeltmek, teraziyi doğru tutmak ve insanların hakkını eksiltmemek bazı kişilerin haksız kazancını azaltabilir.
İşte tam burada fikir tartışması çıkar tartışmasına dönüşebilir.
İnsan bazen doğruyu reddetmesinin sebebini açıkça:
“Bu benim kazancımı azaltacak.”
diye söylemez.
Bunun yerine mesajı küçümseyebilir, konuşanı değersizleştirebilir veya tartışmayı başka yere çekebilir.
Hûd 91 bu psikolojiyi çok güçlü biçimde düşündürür.
“Seni Aramızda Zayıf Görüyoruz” Ne Anlama Gelir
Ayette:“ve innâ lenerâke fînâ daîfâ”
denilir.
Yani:
“Biz seni aramızda zayıf görüyoruz.”
Buradaki “zayıflık” ifadesi hakkında tefsirlerde farklı açıklamalar vardır. Bazı yorumlarda fiziksel bir zayıflıktan söz edilmişse de ayetin hemen devamında aşiret korumasının gündeme gelmesi, sosyal ve toplumsal güçsüzlük boyutunun özellikle önemli olduğunu gösterir.
Kavim adeta:
“Senin arkamda büyük bir güç yok.”
demektedir.
Bu, onların hakikati değerlendirmek yerine güç dengesi hesabı yaptığını gösterir.
Zayıf Olmak Bir İnsanın Söylediğini Değersizleştirir mi
Hayır.Bir insanın:
az parası olması,
arkasında güçlü çevre bulunmaması,
toplumda yüksek makam taşımaması
veya fiziksel olarak güçlü olmaması
onun söylediği gerçeği değiştirmez.
Hz. Şuayb’ın kavmi ise:
“Seni zayıf görüyoruz.”
diyerek adeta sözün değerini söyleyen kişinin güç durumuyla ölçmektedir.
Bu ciddi bir mantık hatasıdır.
Güçlü olmak ≠ haklı olmak.
Zayıf olmak ≠ haksız olmak.
Hakikat, kas gücü veya toplumsal nüfuzla ölçülmez.
“Aşiretin Olmasaydı Seni Taşlardık” Ne Anlama Gelir
Ayette:“ve lev lâ rahtuke le-racemnâk”
denilir.
“Raht”, kişinin yakın akraba veya kabile çevresini ifade eden bir kelimedir. Medyen halkı Hz. Şuayb’a, onu koruyan toplumsal bağ bulunmasaydı kendisine ağır şiddet uygulayacaklarını açıkça söylemektedir.
“Racm” kelimesi bağlama göre taşlamak ve ağır saldırıda bulunmak anlamında kullanılır. Buradaki tehdit son derece ciddidir.
Kavim artık:
“Sana katılmıyoruz.”
noktasında değildir.
“Seni fiziksel olarak susturabiliriz.”
noktasına gelmiştir.
Bu, tartışmanın ahlaki çöküşüdür.
Şiddet Tehdidi Bir Argümana Cevap Sayılır mı
Hayır.Bir insanın söylediğine cevap veremiyorsanız onu tehdit etmek, söylediğini yanlışlamaz.
“Sus, yoksa seni döverim.”
demek delil değildir.
“Bunu söylersen işinden ederim.”
demek delil değildir.
“Biz çoğunluğuz, seni sustururuz.”
demek de delil değildir.
Şiddet bazen konuşanı susturabilir; fakat hakikati çürütemez.
Hûd 91’in çok güçlü mesajlarından biri budur.
İnsan tartışmayı kazanamadığında karşı tarafın sesini zorla kesmeye yöneliyorsa, aslında fikir yerine gücünü kullanmaya başlamış demektir.

Kabile Koruması Neden Bu Kadar Önemliydi
Eski toplumlarda güçlü bir aile veya aşiret ağı, insanın güvenliği bakımından çok önemli olabiliyordu. Merkezi hukuk sistemlerinin bugünkü biçimiyle bulunmadığı ortamlarda kişinin arkasındaki toplumsal grup, saldırganları caydırabilirdi.Medyen halkının:
“Aşiretin olmasaydı seni taşlardık.”
demesi, Hz. Şuayb’ın güvenliğinin bir ölçüde bu toplumsal korumaya bağlı görüldüğünü ortaya koyar.
Bu bize başka bir önemli ders verir:
Toplumsal destek gerçek bir ihtiyaç olabilir.
İnsanın ailesinden, dostlarından veya meşru kurumlardan yardım istemesi iman eksikliği değildir.

İnsanlardan Koruma İstemek Allah’a Güvensizlik midir
Hayır.Hz. Şuayb’ın aşiretinin onu koruması veya saldırganların bu korumayı hesaba katması, yaratılmış sebeplerin gerçek hayattaki yerini gösterir.
Bugün de tehlike altında olan insan:
güvendiği yakınlarına haber verebilir, hukuki yardım alabilir veya meşru güvenlik kurumlarına başvurabilir.
Bunların hiçbiri:
“Allah’a güvenmiyorum.”
anlamına gelmez.
Allah’a güven ile yaratılmış sebepleri kullanmak birbirine rakip değildir.
Tevekkül ≠ sosyal ve hukuki desteği reddetmek.

Aşiret Koruması Her Zaman İyi Bir Şey midir
Hayır.Bir insanın yakınını haksız saldırıdan koruması başka şeydir; yakınını suç işlediği hâlde adaletten kaçırması başka şeydir.
Medyen kıssasında aşiret desteği Hz. Şuayb’a karşı saldırıyı caydırıyor olabilir. Bu, koruyucu bir işlevdir.
Fakat:
“Benim akrabam suçlu olsa da korurum.”
anlayışı adalet değildir.
Gerçek dayanışma yakınımızın haksızlığa uğramasını engeller, ama onun başkasına yaptığı haksızlığı da örtmez.
Akrabalık ≠ hukuki dokunulmazlık.

Bu Ayet Modern Hukuk Kurumları Açısından Ne Düşündürür
Hûd 91 doğrudan modern devlet teorisi öğretmez; fakat ayetin sahnesi bize güçlü bir ahlaki soru düşündürür.Bir insanın güvenliği yalnız:
“Arkasında güçlü ailesi var mı?”
sorusuna bağlıysa zayıf ve yalnız insanlar çok savunmasız hâle gelir.
Adil bir toplumda insanın yaşama ve güvenlik hakkı, aşiretinin gücüne bağlı olmamalıdır.
Kişi:
zengin olmasa,
siyasi bağlantısı bulunmasa
ve güçlü ailesi olmasa da
hukuk tarafından korunmalıdır.
Bu nedenle kişisel nüfuzun yerine herkesi koruyan adil kurumların gelişmesi, toplumsal adalet açısından son derece değerlidir.

“Sen Bizim Yanımızda Aziz Değilsin” Ne Anlama Gelir
Ayette:“ve mâ ente aleynâ bi-azîz”
denilir.
Buradaki “azîz”, güçlü, değerli, itibarlı veya dokunulmaz konumda görülen kişi anlamına gelebilir.
Bu kullanım, Allah’ın isimlerinden el-Azîz ile aynı bağlamda değildir. Kelimenin anlamı cümleye göre değerlendirilir.
Kavmin söylediği şey kabaca:
“Sen bizim gözümüzde güçlü ve itibarlı biri değilsin.”
anlamındadır.
Bu söz, Hz. Şuayb’ı psikolojik olarak küçültmeye yönelik de okunabilir.
Fakat bir peygamberin insanların gözündeki sosyal itibarı, Allah katındaki değerini belirlemez.

Toplumun Bizi Değerli Görmemesi Gerçek Değerimizi Belirler mi
Hayır.İnsanların değerlendirmesi önemlidir; çünkü toplum içinde yaşıyoruz. Fakat toplumsal itibar, insanın bütün değerini belirleyen nihai ölçü değildir.
Bir toplum:
dürüst insanı küçümseyebilir,
zengin olduğu için haksız kişiyi yüceltebilir
veya gücü ahlakla karıştırabilir.
Bu nedenle insanın değeri yalnız:
takipçi sayısı,
makamı,
serveti
ve çevresinin büyüklüğü
ile ölçülemez.
Hz. Şuayb’ın kavmi onu değersiz görüyor olabilir; ama bu onların değerlendirmesidir.
Toplumsal popülerlik ≠ hakikatin ölçüsü.

Tehdit Altındaki İnsan “Cesur Olacağım” Diye Tek Başına Direnmek Zorunda mıdır
Hayır.Bir insan ciddi şiddet tehdidi altındaysa yardım istemesi, güvenli yere geçmesi ve meşru koruma yollarını kullanması akıllıca olabilir.
Hûd 91’in anlattığı tehdit ortamı bize şunu hatırlatır:
Cesaret, gereksiz yere kendini tehlikeye atmak değildir.
Bazen cesaret:
tehdidi ciddiye almak, destek istemek ve güvenliği sağlamak
demektir.
İnsan:
“Korkarsam imanım zayıf görünür.”
diye gerçek tehlikeyi küçümsememelidir.
Korku insanîdir.
Tedbir de sorumluluğun bir parçasıdır.

Hûd 90 ve 91 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Hûd 90’da Hz. Şuayb kavmine:“Rabbinizden bağışlanma dileyin, O’na tövbe edin; Rabbim Rahîm ve Vedûd’dur.”
demişti.
Yani onlara rahmet kapısını göstermişti.
Hûd 91’de kavmin cevabı ise:
“Seni zayıf görüyoruz; aşiretin olmasaydı seni taşlardık.”
oluyor.
Bu iki ayet arasındaki karşıtlık çok çarpıcıdır.
Hz. Şuayb:
rahmetten söz ediyor.
Kavmi:
şiddet tehdidinden söz ediyor.
Hz. Şuayb:
dönüş kapısını açıyor.
Kavmi:
konuşanı susturmaya yöneliyor.
Bir sonraki ayette Hz. Şuayb onların bu sözündeki büyük çelişkiye dikkat çekecek ve “Ey kavmim! Benim aşiretim sizin gözünüzde Allah’tan daha mı güçlü ve değerli ki O’nu arkanıza atılmış bir şey gibi bıraktınız?” diyecektir. Böylece Hûd 92’de mesele, insanlardan korkarken Allah’ın sınırlarını önemsememek üzerinden derinleşecektir.

Sonuç: Hûd Suresi 91. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hûd Suresi 91. ayet, bir tartışmanın nasıl bozulabileceğini çok çarpıcı biçimde gösterir.Başlangıçta konu neydi?
Ölçü ve tartıda adalet.
İnsanların hakkını eksiltmemek.
Haksız kazancı bırakmak.
Tövbe etmek.
Fakat kavmin cevabı giderek şu noktaya gelir:
“Seni zayıf görüyoruz.”
ve ardından:
“Aşiretin olmasaydı seni taşlardık.”
Bu, fikirden güce geçiştir.
Artık soru:
“Şuayb haklı mı?”
değildir.
Soru:
“Şuayb’ı susturacak gücümüz var mı?”
hâline gelmiştir.
İşte Hûd 91’in ilk büyük mesajı budur:
Hakikat tartışmasını güç gösterisine çevirmek, haklılık değildir.
Bir insan çok güçlü olabilir ve yanlış olabilir.
Başka biri yalnız olabilir ve doğru olabilir.
Kalabalık sayıca fazla olabilir ama hakikati temsil etmeyebilir.
Güç, insanı susturabilir.
Ama sözün doğruluğunu değiştiremez.
İkinci büyük mesaj, “anlamıyorum” ile “reddediyorum” arasındaki farkı bilmektir.
Bir insan:
“Bu görüşü anlamadım.”
diyebilir.
Bu dürüst bir cümledir.
Sonra soru sorar.
Açıklama ister.
Araştırır.
Belki sonunda yine kabul etmez.
Bunda başlı başına ahlaki sorun yoktur.
Ama:
“Anlamıyorum, dolayısıyla saçma.”
demek başka bir şeydir.
Daha da ötesi:
“Anlamıyorum, o hâlde söyleyeni susturalım.”
demek çok daha tehlikelidir.
Hûd 91 bize anlamamanın şiddet gerekçesi olamayacağını öğretir.
Üçüncü büyük mesaj, insanın sosyal gücü ile fikirlerinin doğruluğunu birbirinden ayırmaktır.
Bugün de insanlar bazen konuşanın:
kaç takipçisi olduğuna,
hangi makamda bulunduğuna,
ne kadar zengin olduğuna
ve kimleri tanıdığına
bakabilir.
Sonra:
“Bu kadar güçlü biri söylüyorsa doğrudur.”
diye düşünebilir.
Bu sağlıklı değildir.
Güçlü kişi yanılabilir.
Ünlü kişi yanlış bilgi verebilir.
Çok takip edilen kişi de hatalı olabilir.
Aynı şekilde kimsenin tanımadığı bir insan çok doğru bir tespit yapabilir.
Doğrunun değeri, konuşanın sosyal statüsünden bağımsız incelenmelidir.
Dördüncü büyük mesaj şiddetin düşünsel yenilgi olabileceğidir.
Bir tartışmada karşı tarafın cevabı:
“Seni öldürürüz.”
oluyorsa artık fikir tartışmasından çıkılmıştır.
Şiddet, karşı argümanın yerine konulmuştur.
Bu tarih boyunca pek çok yerde görülmüştür.
İnsanlar bazen eleştiriye cevap vermek yerine eleştireni susturmaya çalışmıştır.
Fakat:
kitabı yasaklamak,
konuşanı tehdit etmek,
işinden etmek
veya fiziksel saldırı uygulamak
bir düşüncenin yanlışlığını kanıtlamaz.
Şiddet, delil değildir.
Beşinci büyük mesaj koruyucu sosyal bağların değeridir.
Hz. Şuayb’ın aşireti, kavmin saldırısını caydıran bir unsur olarak görülüyor.
Bu bize insanın yalnız yaşamaması gerektiğini hatırlatır.
Güvenilir aile, arkadaş ve toplumsal destek ağı özellikle kriz anlarında çok değerlidir.
Ama modern toplumun hedefi yalnız:
“Güçlü akrabası olan kurtulur.”
olmamalıdır.
Asıl hedef:
“Her insan hukuk tarafından korunur.”
olmalıdır.
Bir kimsesizin canı, büyük aşireti olan kişinin canından daha değersiz değildir.
Adalet, kişinin kaç akrabası bulunduğuna göre değişmemelidir.
Altıncı büyük mesaj aşiretçilik ile dayanışmayı ayırmaktır.
Yakınımızı haksız saldırıdan korumak güzeldir.
Ama yakınımız haksızlık yaptığında:
“Bizden olduğu için arkasındayız.”
demek başka şeydir.
Gerçek dayanışma:
kişiyi değil adaleti merkeze alır.
Dostumuz mağdursa yanında dururuz.
Dostumuz zalimse onu zulmünden vazgeçirmeye çalışırız.
Kabile, aile, parti veya grup bağı ahlakın üstüne çıkarılmamalıdır.
Yedinci büyük mesaj, değersizleştirme dilinin şiddete zemin hazırlayabilmesidir.
Kavim önce Hz. Şuayb’a:
“Söylediklerini anlamıyoruz.”
diyor.
Sonra:
“Zayıfsın.”
diyor.
Sonra:
“Bizim gözümüzde değerli değilsin.”
diyor.
Ve sonunda:
“Aşiretin olmasaydı seni taşlardık.”
diyor.
Bu sıralama düşündürücüdür.
Bir insan önce değersizleştirilir.
Sonra itibarı yok edilmeye çalışılır.
Ardından ona zarar vermek daha kolay görülmeye başlanabilir.
Bu nedenle toplumda insanları:
insanlık değerinden düşüren dil
tehlikelidir.
Bir fikri sert biçimde eleştirebiliriz.
Ama kişiyi zarar verilmesi normal bir nesneye dönüştürmemeliyiz.
Sekizinci büyük mesaj “zayıf” kelimesinin insan değerine dönüşmemesidir.
Bir kişi fiziksel olarak zayıf olabilir.
Yaşlı olabilir.
Engelli olabilir.
Ekonomik olarak güçsüz olabilir.
Toplumsal desteği az olabilir.
Bunların hiçbiri o kişinin insanlık değerini azaltmaz.
Ayrıca fiziksel veya psikolojik bir rahatsızlığı:
“Allah katında değersizlik”
gibi yorumlamak da doğru değildir.
Hûd 91’de kavmin problemi, Hz. Şuayb’ı zayıf görmesi kadar zayıflığı ona karşı şiddet uygulamak için fırsat saymasıdır.
Ahlaki toplum ise tam tersini yapar:
Zayıf olanı ezilecek kişi değil, hakkı daha dikkatle korunacak insan olarak görür.
Dokuzuncu büyük mesaj, düşünce farklılığı ile tehdit arasındaki sınırı korumaktır.
Bir insan Hz. Şuayb’a:
“Sana katılmıyorum.”
deseydi bu başka bir mesele olurdu.
Ama:
“Aşiretin olmasa seni taşlarız.”
demek fikir ayrılığı değildir.
Bu artık tehdittir.
Bugün de:
“Senin fikrini yanlış buluyorum.”
demek meşru olabilir.
Ama:
“Bunu söylediğin için sana zarar vereceğim.”
demek başka bir ahlaki ve hukuki alana girer.
Eleştiri özgürlüğü, şiddet özgürlüğü değildir.
Hûd 91’in bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür:
Anlamadığını küçümsemeden önce anlamaya çalış.
Bir insanın zayıf olması onu haksız yapmaz.
Güçlü olmak seni haklı yapmaz.
Bir fikre karşı şiddet tehdidi delil değildir.
İnsan desteğini küçümseme ama aşiretçiliği adaletin önüne geçirme.
Ve bir insanın sosyal statüsünü, söylediği sözün doğruluk ölçüsü hâline getirme.
Bir sonraki ayette Hz. Şuayb kavminin asıl çelişkisini doğrudan yüzlerine söyleyecektir: Onlar Şuayb’ın aşiretinden çekinmekte, fakat Allah’ın sınırlarını aynı ciddiyetle hesaba katmamaktadır. Hz. Şuayb bu nedenle onlara, “Aşiretim sizin gözünüzde Allah’tan daha mı değerli?” diye soracaktır. Burada mesele insanlardan korkmak değil, insan gücünü Allah’ın önüne koyacak kadar ölçüyü bozmak olacaktır.
Ve belki Hûd Suresi 91. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bir insanın sözünü değerlendirirken deliline mi bakıyoruz, yoksa arkasında ne kadar güç bulunduğuna mı? Bize ters gelen bir görüşe cevap vermek yerine konuşanı küçültmeye ve susturmaya mı yöneliyoruz? Ve toplumda arkasında güçlü ailesi, parası veya çevresi bulunmayan insanların da aynı güvenlik ve hukuk hakkına sahip olduğunu gerçekten kabul ediyor muyuz?
“Hûd 91’de Medyen halkı Hz. Şuayb’a, ‘Seni zayıf görüyoruz; aşiretin olmasaydı seni taşlardık’ der. Bu söz, tartışmanın fikirden tehdide dönüştüğü noktadır. Zayıflık haksızlık değildir, güç de haklılık değildir. Bir sözü çürütemiyorsan söyleyeni susturmak sana hakikat kazandırmaz. Adil toplum, yalnız güçlü çevresi olanı değil, hiçbir dayanağı bulunmayan insanı da koruyabilen toplumdur.”
Ersan Karavelioğlu