📖 Hûd Suresi 92. Ayette “Ey Kavmim! Benim Aşiretim Sizin Gözünüzde Allah’tan Daha mı Güçlü ki O’nu Arkanıza Atılmış Bir Şey Gibi Bıraktınız?” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,232
2,736,269
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 92. Ayette “Ey Kavmim! Benim Aşiretim Sizin Gözünüzde Allah’tan Daha mı Güçlü ki O’nu Arkanıza Atılmış Bir Şey Gibi Bıraktınız?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Medyen halkı Hz. Şuayb’a, ‘Aşiretin olmasaydı seni taşlardık’ diyerek onu aslında kabile koruması yüzünden öldürmediklerini söylemişti. Hz. Şuayb Hûd 92’de onların ahlaki çelişkisini ortaya çıkarır: Bir insanın ailesinden ve toplumsal gücünden çekiniyorsunuz ama Allah’ın sınırlarını aynı ciddiyetle önemsemiyorsunuz. Ayet aile ve toplumsal desteği küçümsemez; insan korkusunun Allah’a karşı sorumluluğun önüne geçirilmesini eleştirir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 92. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Şuayb dedi ki: ‘Ey kavmim! Benim aşiretim sizin gözünüzde Allah’tan daha mı güçlü ve değerli ki O’nu arkanıza atılmış bir şey gibi bıraktınız? Şüphesiz Rabbim yaptıklarınızı kuşatmıştır.’”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Kâle yâ kavmi e rahtî e‘azzu aleykum minallâhi vettehaztumûhu verâekum zihriyyâ. İnne rabbî bimâ ta‘melûne muhît.”

Bir önceki ayette Medyen halkı Hz. Şuayb’a, “Aşiretin olmasaydı seni taşlardık” demişti. Hûd 92’de Hz. Şuayb onların kendi sözlerinden hareket ederek çok güçlü bir soru yöneltir: “Demek sizi benden uzak tutan Allah’a karşı sorumluluğunuz değil, aşiretimden çekinmeniz mi?”

2️⃣ “Aşiretim Sizin Gözünüzde Allah’tan Daha mı Güçlü?” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“e rahtî e‘azzu aleykum minallâh”

denilir.

Buradaki “raht”, Hz. Şuayb’ın yakın aile veya kabile çevresini; “e‘azzu” ise daha güçlü, daha değerli, daha itibarlı veya karşı gelinmesi daha zor görülen şeyi ifade eder.

Hz. Şuayb’ın sorusu retoriktir. Kavminin gerçekten:

“Şuayb’ın aşireti Allah’tan daha güçlüdür.”

şeklinde teorik bir inanç cümlesi kurduğunu söylemek zorunda değiliz.

Eleştiri onların davranışındaki önceliğe yöneliktir. Hz. Şuayb’a zarar vermekten Allah’tan sakındıkları için değil, onun kabilesinden çekindikleri için vazgeçmektedirler.

Yani sözlerinin fiilî anlamı şu hâle gelmiştir:

“Ailenin tepkisini hesaba katıyoruz ama Allah’ın hükmünü aynı şekilde hesaba katmıyoruz.”

3️⃣ İnsanlardan Çekinmek Her Zaman Yanlış mıdır ❓​

Hayır.

İnsan sosyal bir varlıktır ve başkalarının tepkisini hesaba katması normaldir. Hukuki yaptırımdan çekinmek, toplumdaki itibarını önemsemek veya ailesine zarar vermek istememek kendi başına yanlış değildir.

Sorun, ahlakın yalnızca dış baskıya bağlı hâle gelmesidir.

Bir insan:

“Kamera varsa çalmam, kamera yoksa alırım.”

diye düşünüyorsa sorun yalnız suç işlememesi değildir; henüz dürüstlüğü içselleştirmemiş olmasıdır.

Medyen halkının durumu da buna benzer bir ahlaki çelişki gösterir. Hz. Şuayb’ın aşireti olmasa şiddete başvuracaklarını söylemektedirler.

Bu durumda onları sınırlayan şey adalet bilinci değil, karşılık görme korkusudur.

4️⃣ Ayet Aile ve Aşiret Desteğini Kötülüyor mu ❓​

Hayır.

Bir önceki ayette Hz. Şuayb’ın aşireti onun güvenliği açısından gerçek bir caydırıcı unsur olarak görünüyordu. Bu, toplumsal desteğin değerini gösterir.

Aile insanı koruyabilir. Dost çevresi zor zamanda destek olabilir. Hukuki kurumlar insanı saldırıya karşı savunabilir.

Bunların hiçbiri küçümsenmez.

Hûd 92’nin eleştirisi:

“Neden Şuayb’ın ailesinden çekiniyorsunuz?”

değildir.

Asıl soru:

“Neden aileden çekindiğiniz kadar Allah’ın sınırlarını önemsemiyorsunuz?”

sorusudur.

İnsan desteği değerlidir; fakat ahlaki ölçünün yerine geçmemelidir.

5️⃣ Akrabadan Korkup Allah’ın Hakkını Önemsememek Nasıl Bir Çelişkidir ❓​

Hz. Şuayb’ın kavmi çok somut bir çelişki içindedir.

Onlar:

“Şuayb’ın aşireti tepki verir.”

dediğinde geri durmaktadır.

Ama aynı insanlar Hz. Şuayb’ın:

“İnsanların mallarını eksiltmeyin, hile yapmayın, Allah’a karşı sorumluluğunuzu unutmayın.”

uyarısını önemsememektedir.

Yani görünür insan gücü, görünmeyen ahlaki sorumluluktan daha etkili hâle gelmiştir.

Bu yalnız Medyen’e özgü değildir.

Bugün de insan:

patron görüyorsa çalışıp görmüyorsa savsaklayabilir, polis varsa kurala uyup yoksa ihlal edebilir, çevresi eleştiriyorsa yanlışından vazgeçip kimse görmüyorsa tekrar edebilir.

Hûd 92 insanı şu soruyla yüzleştirir:

“Doğruyu gerçekten doğru olduğu için mi yapıyorum, yoksa yakalanmaktan korktuğum için mi?”

6️⃣ Ahlak İçin Hukuki Yaptırım Gereksiz midir ❓​

Hayır.

Ayetin amacı:

“İnsan Allah’tan korksun, artık polis, mahkeme veya denetim olmasın.”

demek değildir.

Hukuk gereklidir.

Çünkü herkesin vicdanı aynı seviyede olmayabilir ve başkalarının hakkını koruyabilmek için toplumsal kurallar gerekir.

Bir kişi yalnız vicdanıyla hareket etmiyorsa hukuk mağduru korumalıdır.

Fakat ideal ahlak, insanın yalnız cezadan korktuğu için değil, adaletin doğru olduğuna inandığı için de sınırlarını korumasıdır.

Bu iki alan birbirinin düşmanı değildir.

İyi toplum hem adil kurumlara hem de ahlaki vicdana ihtiyaç duyar.

7️⃣ “Allah’ı Arkanıza Atılmış Bir Şey Gibi Bıraktınız” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“vettehaztumûhu verâekum zihriyyâ”

ifadesi kullanılır.

Bu güçlü bir deyimsel anlatımdır. Genel anlamıyla Allah’ın emrini ve O’na karşı sorumluluğu arkaya atmak, önemsememek, hesaba katmamak veya değersizleştirmek anlamına gelir.

Burada Allah’ın fiziksel olarak insanların arkasında bulunduğu gibi bir anlam yoktur.

İfade mekânsal değil, ahlaki bir ilgisizliği anlatır.

Türkçede:

“Bir şeyi arka plana atmak.”

dediğimizde de onu fiziksel olarak arkamıza koyduğumuzu söylemeyiz.

Hûd 92’deki kullanım da buna benzer güçlü bir anlatımdır.

8️⃣ Allah’ı “Arkaya Atmak” Allah’a Zarar Vermek midir ❓​

Hayır.

İnsanın Allah’ı önemsememesi Allah’ın büyüklüğünden hiçbir şey eksiltmez.

Allah İslam inancında kullarının ibadetine ihtiyaç duyan bir varlık değildir.

İnsan Allah’ın emrini arkasına attığında Allah’a değil, öncelikle kendisine zarar verir.

Adaleti terk eder.

Vicdanını zayıflatır.

Haksızlığa alışır.

İlişkilerini bozar.

Ahiret sorumluluğunu artırır.

Dolayısıyla insanın isyanı Allah’ın egemenliğini küçültmez; insanın kendi ahlaki durumunu bozar.

9️⃣ Ayet “İnsanlardan Hiç Korkmayın” mı Diyor ❓​

Hayır.

Korku doğal bir duygudur.

Bir saldırgandan korkabilirsiniz.

İşinizi kaybetmekten endişe edebilirsiniz.

Bir davada güçlü kişilerden çekinebilirsiniz.

Bunlar insan olmanın parçasıdır.

Ayetin eleştirdiği şey korkunun varlığı değil, korkunun ahlaki ölçüyü değiştirmesidir.

İnsan:

“Güçlü biri istedi diye haksızlık yapmalıyım.”

noktasına gelirse problem oluşur.

Korkunun bulunması iman eksikliği değildir; korkuya rağmen mümkün olduğu ölçüde adaleti korumaya çalışmak önemlidir.

🔟 Toplumun Ne Dediğini Önemsemek Yanlış mıdır ❓​

Hayır.

İnsanın itibarı önemlidir. Başkalarının tavsiyelerini dikkate almak da değerlidir.

Fakat toplumsal onay hakikatin son ölçüsü olamaz.

Bazen toplum yanlış bir davranışı normalleştirebilir.

Bir ticari sektörde herkes hile yapıyorsa:

“Herkes yapıyor.”

demek davranışı doğru hâle getirmez.

Bir aile içinde yanlış bir gelenek nesiller boyunca sürüyorsa:

“Bizim ailede böyle.”

demek onun ahlaki olarak doğru olduğunu kanıtlamaz.

Hûd 92'nin uyarısı tam burada güncelleşir:

İnsanların onayını Allah’a karşı sorumluluğun üzerine koyma.

1️⃣1️⃣ Dinî Ahlak Sadece “Allah Görüyor” Korkusuna mı Dayanır ❓​

Kur’anî ahlak yalnız korkuya indirgenmez.

Daha önce Hûd 90’da Allah’ın Rahîm ve Vedûd, yani merhametli ve sevgi sahibi olduğu vurgulanmıştı.

Dolayısıyla insanın Allah’la ilişkisi yalnız:

“Ceza alırım.”

düşüncesinden oluşmaz.

Sevgi, şükür, sorumluluk, saygı, umut ve kulluk bilinci de vardır.

Fakat Hûd 92’nin özel bağlamında Medyen halkının problemi, Allah’a karşı sorumluluğu hesaba katmamalarıdır.

Ayet onları ahlaki ciddiyete çağırır.

1️⃣2️⃣ İnsanların Tepkisini Allah’ın Rızasından Önde Tutmak Günümüzde Nasıl Görünebilir ❓​

Bu çok farklı şekillerde ortaya çıkabilir.

Bir insan iş yerinde patronu görürken dürüst, görmediğinde hileli davranabilir. Aile içinde insanların ayıplamasından korktuğu için belirli bir yanlışı yapmazken hiç kimsenin bilmeyeceği yerde aynı yanlışı rahatça yapabilir. Sosyal medyada iyi görünmek için yardım yaparken gerçek hayatta kendisine muhtaç birini görmezden gelebilir.

Buradaki ortak problem görüntü ile gerçek arasındaki farktır.

İnsan:

“Kim görecek?”

sorusuyla değil,

“Doğru olan ne?”

sorusuyla yaşamaya başladığında ahlak daha derin bir seviyeye ulaşır.

Hûd 92’nin çağrısı tam olarak bu vicdani derinliği düşündürür.

1️⃣3️⃣ “Allah’tan Korkmak” Sürekli Panik İçinde Yaşamak mıdır ❓​

Hayır.

Kur’an’daki takvâ ve Allah’a karşı sorumluluk bilinci, sürekli psikolojik dehşet içinde yaşamak şeklinde anlaşılmamalıdır.

Takvâ insanın:

“Yaptığım şeyin Allah katında bir anlamı var.”

bilincini taşımasıdır.

Bu bilinç:

adaleti,

dürüstlüğü,

merhameti

ve sınırları

desteklemelidir.

Bir insanın sürekli panik, kaygı veya korku yaşaması ise ayrıca psikolojik bir mesele olabilir. Böyle bir durumda kişiye:

“İmanın az.”

demek doğru değildir.

Takvâ ≠ kronik korku hâli.

1️⃣4️⃣ “Rabbin Yaptıklarınızı Kuşatmıştır” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet:

“inne rabbî bimâ ta‘melûne muhît”

cümlesiyle biter.

Yani:

“Şüphesiz Rabbim yaptıklarınızı kuşatmıştır.”

Buradaki “muhît”, Allah’ın insanların yaptıklarını bütünüyle bilmesi, hiçbir şeyin O’nun bilgisi ve hükmü dışında kalmaması anlamını taşır.

İnsanlardan bazı şeyler saklanabilir.

Bir ticari hile denetçiden gizlenebilir.

Bir yalan uzun süre ortaya çıkmayabilir.

Bir haksızlık delil yetersizliği nedeniyle mahkemede ispatlanamayabilir.

Fakat Kur’an’ın teolojik perspektifinde Allah’tan hiçbir fiil gizli değildir.

Bu, insanın vicdanını yalnız dış denetime bağlamamasını sağlar.

1️⃣5️⃣ “Allah Kuşatmıştır” Demek Allah Fiziksel Olarak İnsanları Çevreliyor mu ❓​

Hayır.

Allah hakkında kullanılan “muhît” ifadesini yaratılmış bir nesnenin başka bir nesneyi fiziksel olarak çevrelemesi gibi düşünmemek gerekir.

Buradaki kuşatıcılık Allah’ın:

bilgisinin,

kudretinin

ve hükmünün

hiçbir şey tarafından aşılmamasını anlatır.

Allah mekân tarafından kuşatılan bir varlık değildir.

Dolayısıyla:

“Allah yaptıklarınızı kuşatmıştır.”

demek:

“Allah yaptığınız hiçbir şeyi bilmezlikten gelmez ve hiçbir şey O’nun bilgisinin dışında değildir.”

anlamındadır.

1️⃣6️⃣ Allah’ın Her Şeyi Bilmesi İnsanlara Birbirini Gözetleme Hakkı Verir mi ❓​

Hayır.

Bu ayrım çok önemlidir.

Allah’ın sınırsız bilgisi, insanların birbirinin mahremiyetine sınırsız biçimde müdahale edebileceği anlamına gelmez.

Bir insan:

“Allah zaten biliyor, ben de telefonunu gizlice kontrol edebilirim.”

diyemez.

Allah’ın bilgisi ile insanın yetkisi aynı şey değildir.

İnsan hukuk ve ahlak içinde hareket eder.

Özel hayat, mahremiyet ve delil ilkeleri önemlidir.

Suç şüphesi varsa yetkili makamların hukuka uygun soruşturması ayrı bir meseledir; sıradan kişinin merakını ilahî gözetimle meşrulaştırması ayrı bir meseledir.

Allah’ın her şeyi bilmesi, insana sınırsız gözetim yetkisi vermez.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Dinî Otoriteye İnsanları Kontrol Etme Yetkisi Verir mi ❓​

Hayır.

Hz. Şuayb:

“Rabbim yaptıklarınızı kuşatmıştır.”

diyor.

“Ben yaptığınız her şeyi kuşatırım.”

demiyor.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Dinî lider:

nasihat edebilir,

öğretebilir,

uyarabilir

ve delil gösterebilir.

Ama insanların gizli hayatlarının sınırsız denetçisi değildir.

Nitekim Hz. Şuayb daha önce:

“Ben sizin üzerinizde hafîz değilim.”

demişti.

Yani Kur’an’ın bu kıssasında çok güzel bir denge vardır:

Allah’ın bilgisi sınırsızdır; insan otoritesinin sınırları vardır.

1️⃣8️⃣ Hûd 91 ve 92 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 91’de Medyen halkı Hz. Şuayb’a:

“Aşiretin olmasaydı seni taşlardık.”

demişti.

Hûd 92’de Hz. Şuayb onların kendi cümlesini ahlaki bir aynaya dönüştürüyor:

“Aşiretim sizin gözünüzde Allah’tan daha mı güçlü?”

Yani siz:

insandan çekiniyor, Allah’ın sınırını önemsemiyorsunuz.

Bu iki ayet birlikte, dış baskı ile iç ahlak arasındaki farkı gösterir.

Bir sonraki ayette Hz. Şuayb artık kavmine son derece kararlı bir biçimde “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın, ben de yapacağım; yakında kime rezil edici azabın geleceğini ve kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. Bekleyin, ben de sizinle birlikte bekliyorum” diyecektir. Böylece Hûd 93’te tartışma, uzun tebliğin ardından sonuçların ortaya çıkmasını bekleme aşamasına geçecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 92. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 92. ayet, insanın ahlaki davranışını neyin yönettiği konusunda çok derin bir soru sorar.

Medyen halkı Hz. Şuayb’a:

“Aşiretin olmasaydı seni taşlardık.”

demişti.

Bu cümle aslında onların ahlaki sistemini ele verir.

Hz. Şuayb’a zarar vermiyorlar.

Ama neden?

Çünkü:

“Bu haksızdır.”

diye düşünmüş değiller.

“Şuayb’ın aşireti var.”

diye düşünüyorlar.

Tam burada Hz. Şuayb’ın sorusu gelir:

“Benim aşiretim sizin gözünüzde Allah’tan daha mı güçlü?”

Ayetin ilk büyük dersi ahlakın yalnız dış korkuya dayanmaması gerektiğidir.

İnsan yalnız polis gördüğünde kurala uyuyorsa henüz hukukun ruhunu benimsememiş olabilir.

Yalnız patron geldiğinde çalışıyorsa görev bilinci zayıftır.

Yalnız toplum ayıpladığı için haksızlıktan kaçınıyorsa vicdanını büyük ölçüde dışarıya teslim etmiş olabilir.

Dinî ahlak ise insana daha derin bir soru sorar:

Kimse görmese ne yaparsın?

Çünkü dışarıdaki bütün denetçiler bir gün ortadan kalkabilir.

Kamera olmayabilir.

Patron gitmiş olabilir.

Polis görünmeyebilir.

Müşteri hileyi anlamayabilir.

Ama kişinin kendi vicdanı ve Allah’a karşı sorumluluğu devam eder.

İşte iç ahlak burada başlar.

İkinci büyük ders, insan korkusunu tamamen yok saymamak fakat doğru yere yerleştirmektir.

Bir insan güçlü birinden çekinebilir.

Bu gerçekçidir.

Hz. Şuayb'ın kavmi de aşiretten çekiniyor.

Problem çekinmeleri değil, Allah’ın adaletini ve sınırını tamamen arka plana atmalarıdır.

İnsan:

“Patron kızar.”

diye düşünürken:

“Bu yaptığım adil mi?”

sorusunu da düşünmelidir.

“Ailem ne der?”

sorusunu sorarken:

“Doğru olan ne?”

sorusunu da sormalıdır.

Toplumsal ilişkiler önemlidir; fakat vicdan tamamen toplumsal onaya teslim edilmemelidir.

Üçüncü büyük ders, aile ve aşiret bağlarının gerçek yerini belirlemektir.

Hz. Şuayb’ın aşireti onu korumaktadır.

Bu iyi bir işlevdir.

Ama bu:

“Aşireti güçlü olan daha değerlidir.”

anlamına gelmez.

Modern hukuk açısından özellikle önemli olan budur.

Bir insanın:

güçlü ailesi,

siyasi bağlantısı,

serveti

veya geniş çevresi

olmadığı için daha az korunması kabul edilemez.

Adaletin hedefi, Hz. Şuayb’ı korumak için aşirete ihtiyaç duyulan bir düzenden, her insanı hukukla koruyan bir düzene doğru ilerlemektir.

Bir kişinin can güvenliği:

“Arkasında kim var?”

sorusuna bağlı olmamalıdır.

İnsan olduğu için korunmalıdır.

Dördüncü büyük ders, toplumsal itibarı ahlakın yerine koymamaktır.

İnsan bazen yanlış yapmaktan değil, yanlışının duyulmasından korkar.

Bu iki şey aynı değildir.

Birisi:

“Kimse öğrenmesin.”

diye panik yapabilir ama:

“Ben neden bunu yaptım?”

diye hiç düşünmeyebilir.

Hûd 92 insanın odağını:

“İnsanlar ne der?”

sorusundan:

“Allah katında ve ahlaken bu ne anlama geliyor?”

sorusuna taşır.

Bu, insanların ne düşündüğünü tamamen önemsememek anlamına gelmez.

Ama itibar ahlakın yerine geçmemelidir.

Beşinci büyük ders riya ve görüntü dindarlığıyla da ilişkilendirilebilir.

İnsan toplum içinde çok düzgün görünebilir.

Çünkü herkes onu izliyordur.

Ama özel alanda tamamen başka biri olabilir.

İbadeti görünür olabilir fakat ticarette hile yapabilir.

Merhametten konuşabilir fakat evinde insanlara kötü davranabilir.

Adaleti savunabilir fakat kendi çıkarı söz konusu olduğunda ölçüsünü değiştirebilir.

Hûd 92’nin:

“Rabbim yaptıklarınızı kuşatmıştır.”

cümlesi görüntü ile gerçek arasındaki bu farkı hatırlatır.

Allah'a göre ahlak sahne performansı değildir.

Altıncı büyük ders Allah’ın bilgisini korku aracına indirgememektir.

“Allah görüyor” cümlesi bazen çocuklara veya yetişkinlere sadece tehdit biçiminde söylenebilir.

Oysa Allah’ın bilgisi aynı zamanda güven de verebilir.

İnsan haksızlığa uğrar ve kimse ona inanmazsa:

Allah biliyor.

İyilik yapar ama kimse görmezse:

Allah biliyor.

Haksız bir suçlamaya uğrar ve kendini anlatamazsa:

Allah biliyor.

Dolayısıyla Allah’ın kuşatıcı bilgisi sadece suçluya yönelik uyarı değil, mazlum için de teselli olabilir.

Bu denge çok değerlidir.

Yedinci büyük ders insan gözetimi ile ilahî bilginin ayrılmasıdır.

Allah bütün fiilleri bilir.

Ama bu:

devletin,

ailenin,

eşin,

işverenin

veya dinî liderin

insan hayatındaki her şeyi bilmesi gerektiği anlamına gelmez.

Modern teknolojide bu mesele daha da önemlidir.

Telefonlar, kameralar, konum sistemleri ve dijital hesaplar insanı kolayca sürekli izlenebilir hâle getirebilir.

Güvenlik için bazı meşru denetimler gerekebilir.

Fakat:

“Her şeyi bilmek mümkün, o hâlde her şeyi izlemek de doğrudur.”

sonucu çıkmaz.

Teknolojik imkân, otomatik ahlaki hak üretmez.

Yapabiliyor olmak, yapmaya yetkili olmak değildir.

Sekizinci büyük ders, insanların gücüyle Allah’ın otoritesini karıştırmamaktır.

Hz. Şuayb’ın kavmi aşirete gerçek bir dünyevî güç atfediyor.

Bu doğrudur; aşiret onları caydırıyor.

Hz. Şuayb da:

“Aşiretim hiçbir güç değildir.”

demiyor.

Eleştirisi başka:

“O gücü hesaba katıyorsunuz da Allah’a karşı sorumluluğu neden hesaba katmıyorsunuz?”

Bu ayrım bize Kur’an'ın sebepler anlayışını da gösterir.

İnsan gücü gerçektir.

Polis gücü gerçektir.

Ekonomik güç gerçektir.

Siyasi güç gerçektir.

Ama hiçbiri mutlak değildir.

Yaratılmış gücü tanımak başka, onu nihai ölçü yapmak başka şeydir.

Dokuzuncu büyük ders vicdanın yalnız ceza sistemiyle kurulamayacağıdır.

Toplumda bütün yasalar mükemmel olsa bile insan yeni hile yolları bulabilir.

Her davranışa kamera koyamazsın.

Her sözleşmenin başına polis dikemezsin.

Her insanı yirmi dört saat denetleyemezsin.

Bu nedenle medeniyet yalnız dış denetimle yaşayamaz.

İnsanların iç dünyasında da:

dürüstlük,

sorumluluk,

utanma,

vicdan

ve başkasının hakkına saygı

gelişmelidir.

Hûd 92'nin ekonomik kıssanın tam ortasında gelmesi bu yüzden anlamlıdır.

Hz. Şuayb yalnız teraziyi düzeltmeye çalışmıyor.

Teraziyi tutan insanı da düzeltmeye çalışıyor.

Çünkü insan değişmezse eski terazinin yerine yeni bir hile aracı bulabilir.

Hûd 92’nin bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür:

İnsanlardan çekinmeyi Allah’a karşı sorumluluğun yerine koyma.

Aile ve toplumsal desteği kullan ama onları ahlakın üstüne çıkarma.

Doğruyu yalnız yakalanmamak için değil, doğru olduğu için yapmaya çalış.

Allah’ın kuşatıcı bilgisini insanlara sınırsız gözetim yetkisi olarak yorumlama.

Ve arkasında güçlü bir ailesi bulunmayan insanın hakkını da, güçlü olanın hakkı kadar değerli gör.


Bir sonraki ayette Hz. Şuayb’ın uzun açıklama ve uyarılarının ardından çok kararlı bir aşamaya geçtiğini göreceğiz. Kavmine, “Bulunduğunuz durum üzere yapacağınızı yapın, ben de görevimi yapıyorum; kime alçaltıcı azabın geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Bekleyin, ben de sizinle birlikte bekliyorum” diyecektir. Bu ifade ele alınırken de önemli bir ayrımı korumak gerekecek: Bu, sıradan insanların birbirlerine ‘Göreceksin, Allah seni cezalandıracak’ diye keyfî kehanet savurması için bir ruhsat değildir; peygamberlik bağlamında gelen özel bir meydan okuma ve vahiy uyarısıdır.

Ve belki Hûd Suresi 92. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Yanlış bir şey yapmaktan gerçekten yanlış olduğu için mi, yoksa insanların tepkisinden korktuğumuz için mi kaçınıyoruz? Kimse görmediğinde de aynı teraziyi koruyabiliyor muyuz? Bir insanın arkasında güçlü ailesi veya çevresi yoksa onun hakkını daha kolay çiğniyor muyuz? Ve Allah’ın her şeyi bildiğine inanırken, bu inancı başkalarının mahremiyetine müdahale bahanesi yapmak yerine kendi vicdanımızı düzeltmek için kullanabiliyor muyuz?

“Hûd 92’de Hz. Şuayb kavmine, ‘Aşiretim sizin gözünüzde Allah’tan daha mı güçlü ki O’nu arkanıza attınız? Rabbim yaptıklarınızı kuşatmıştır’ diye seslenir. Ayetin sorusu bugün de canlıdır: Doğruyu insanların tepkisinden korktuğun için mi, gerçekten doğru olduğuna inandığın için mi yapıyorsun? Aileyi, hukuku ve toplumsal desteği küçümseme; fakat onları vicdanının yerine koyma. Çünkü gerçek ahlak, yalnız insanların baktığı yerde değil, kimsenin görmediği anda da teraziyi doğru tutabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt