Hûd Suresi 93. Ayette “Ey Kavmim! Elinizden Geleni Yapın, Ben de Yapıyorum; Kime Rezil Edici Azabın Geleceğini ve Kimin Yalancı Olduğunu Yakında Bileceksiniz” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hz. Şuayb kavmine uzun uzun tevhidi, ekonomik adaleti, ölçü ve tartıda dürüstlüğü, tövbeyi ve Allah’a karşı sorumluluğu anlatmıştı. Fakat Medyen halkı sonunda onu tehdit edecek noktaya geldi. Hûd 93’te Hz. Şuayb artık ‘Görevimi yaptım; siz tercih ettiğiniz yolu sürdürüyorsunuz, ben de Allah’ın bana yüklediği sorumluluğu sürdüreceğim. Sonucun kimin lehine olduğunu göreceğiz’ anlamında son derece kararlı bir tavır ortaya koyar. Bu söz, sıradan insanların birbirlerine keyfî biçimde ‘Allah seni cezalandıracak’ diye kehanet savurması değil, peygamberlik bağlamındaki özel bir uyarıdır.”
Ersan Karavelioğlu
Hûd Suresi 93. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Ey kavmim! Bulunduğunuz durum üzere yapacağınızı yapın; ben de yapıyorum. Kime kendisini rezil edecek bir azabın geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Bekleyin; ben de sizinle birlikte bekliyorum.”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Ve yâ kavmi‘melû alâ mekânetikum innî âmîl. Sevfe ta‘lemûne men ye’tîhi azâbun yuhzîhi ve men huve kâzib. Vertakibû innî meakum rakîb.”
Bir önceki ayette Hz. Şuayb, kavmine kendi aşiretinden çekindikleri hâlde Allah’a karşı sorumluluğu geri plana atmalarındaki çelişkiyi hatırlatmıştı. Hûd 93’te artık tartışma son bir kararlılık ve bekleyiş aşamasına ulaşır.
“Ey Kavmim! Bulunduğunuz Durum Üzere Yapacağınızı Yapın” Ne Anlama Gelir
Ayette:“i‘melû alâ mekânetikum”
denilir.
“Mekânet” kelimesi durum, konum, imkân veya kişinin bulunduğu hâl anlam alanına sahiptir. İfade genel olarak:
“Bulunduğunuz durum üzere yapacağınızı yapın.”
şeklinde anlaşılır.
Bu söz Hz. Şuayb’ın onların kötülüğünü onayladığı anlamına gelmez. Tam tersine uzun süren tebliğ ve uyarının ardından onların bilinçli tercihlerinin sonucuyla yüzleşeceklerini ifade eden ciddi bir meydan okumadır.
Anlam kabaca şudur:
“Siz seçtiğiniz yolu sürdürüyorsunuz; ben de Rabbimin bana yüklediği görevi sürdüreceğim. Sonuç ortaya çıktığında kimin doğru söylediği anlaşılacak.”
Hz. Şuayb Kavmine Günah İşlemeye İzin mi Veriyor
Hayır.Arapçada ve başka dillerde bazen emir kalıbı, gerçek bir izin vermekten çok uyarı, meydan okuma veya kişinin seçiminin sonucuyla yüzleşmesini ifade etmek için kullanılabilir.
Bir insan:
“Madem bütün uyarılara rağmen bunu yapmaya devam edeceksin, yap; sonucunu göreceksin.”
dediğinde karşısındakinin davranışını ahlaken onaylamış olmaz.
Hz. Şuayb’ın bütün önceki sözleri zaten açıktır. Ölçüyü doğru tutmalarını, insanların hakkını eksiltmemelerini, tövbe etmelerini ve Allah’a dönmelerini istemiştir.
Dolayısıyla Hûd 93:
“Artık günah helaldir.”
demek değildir.
Ayet, ısrarlı reddedişin ardından gelen son uyarı dilidir.
“Ben de Yapıyorum” Sözü Ne Anlama Gelir
Hz. Şuayb:“innî âmîl”
yani:
“Ben de yapıyorum, çalışıyorum.”
der.
Burada Hz. Şuayb kavminin yaptığı yanlışları kendisinin de yapacağını söylemiyor. O, kendi çizgisinde ve kendisine verilen görev doğrultusunda hareket etmeye devam edeceğini ifade ediyor.
Kavim kendi yolunda ısrar ediyor.
Hz. Şuayb da:
tebliğde, doğrulukta ve Allah’a bağlılıkta
kararlı kalıyor.
Böylece ayette iki farklı yön ortaya çıkar: Bir tarafta bilinçli direnç, diğer tarafta peygamberlik görevinin kararlılıkla sürdürülmesi.
Bu Ayet “Herkes Kendi Yoluna” Diyerek Ahlaki Göreceliliği mi Öğretiyor
Hayır.Hz. Şuayb:
“Sizin doğrularınız size, benim doğrularım bana; herkes eşit derecede haklıdır.”
demiyor.
Tam tersine kimin yalancı olduğunun ve kime azabın geleceğinin ortaya çıkacağını söylüyor.
Dolayısıyla burada:
“Hakikat diye bir şey yoktur.”
anlayışı bulunmaz.
İnsanların farklı seçimler yapabilmesi başka şeydir; bütün seçimlerin ahlaken eşit derecede doğru olması başka şeydir.
Kur’an insan iradesini kabul eder fakat ahlaki ölçüyü ortadan kaldırmaz.
Seçebilmek ≠ seçilen her şeyin doğru olması.
“Kime Rezil Edici Azabın Geleceğini Bileceksiniz” Ne Anlama Gelir
Ayette:“men ye’tîhi azâbun yuhzîhi”
denilir.
Genel anlamıyla:
“Kime kendisini rezil edecek, alçaltacak bir azap geleceğini göreceksiniz.”
Buradaki ifade Medyen halkına yönelik özel peygamberlik uyarısıdır.
Onlar Hz. Şuayb’ı:
zayıf, değersiz ve itibarsız
göstermeye çalışmışlardı.
Fakat ayet adeta onların değer ölçüsünü tersine çevirir. Şuayb’ı toplum içinde küçümsemeleri, kimin gerçekten aşağılayıcı bir sonuçla karşılaşacağını belirlemez.
İnsanların seni küçümsemesi, Allah katındaki değerini belirlemez.
Dünyevî İtibar Allah Katındaki Değerin Ölçüsü müdür
Hayır.Medyen halkı Hz. Şuayb’a:
“Sen bizim gözümüzde güçlü ve değerli değilsin.”
demişti.
Fakat Kur’an’ın anlatımı, toplumun değer yargısıyla ilahî değerlendirme arasında büyük fark olabileceğini gösterir.
Bir insan toplumda:
çok ünlü,
çok zengin,
çok güçlü
veya çok itibarlı
olabilir; fakat bu onun ahlaken doğru olduğunu garanti etmez. Aynı şekilde bir insan toplum tarafından küçümsenebilir ama haklı olabilir.
Popülerlik ≠ doğruluk.
İtibarsızlaştırılmak ≠ Allah katında değersizlik.
“Kimin Yalancı Olduğunu Yakında Bileceksiniz” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette:“ve men huve kâzib”
yani:
“Kimin yalancı olduğunu...”
denilir.
Kavim Hz. Şuayb’ın peygamberlik iddiasını ve uyarılarını reddetmiştir. Hz. Şuayb ise sonuç ortaya çıktığında kimin sözünün gerçeklikle örtüştüğünün anlaşılacağını belirtir.
Bu, sıradan günlük tartışmalardaki:
“Göreceksin, sonunda benim haklı olduğum çıkacak.”
inatlaşmasıyla aynı şey değildir.
Hz. Şuayb burada vahye dayanan peygamberlik uyarısıyla konuşmaktadır.
Bugün hiçbir sıradan insan kendi öngörüsünü aynı kesinlikle vahiy seviyesine yükseltemez.
Bir İnsan Bugün “Allah Seni Cezalandıracak, Göreceksin” Diyebilir mi
Bir insan genel olarak:“Zulüm Allah katında sorumluluk doğurur.”
diyebilir.
Fakat belirli bir kişi hakkında:
“Allah seni yarın kesin şu şekilde cezalandıracak.”
demek için vahiy bilgimiz yoktur.
Hûd 93, Hz. Şuayb’ın peygamberlik bağlamındaki sözüdür.
Bunu alıp kişisel tartışmalarda:
“Bana karşı geldin, Allah belanı verecek.”
şeklinde kullanmak çok tehlikeli olabilir.
Çünkü bazen insan kendi öfkesini Allah’ın hükmüymüş gibi sunabilir.
Kişisel öfke ≠ ilahî hüküm.
Beddua Etmek ile Peygamberlik Uyarısı Aynı Şey midir
Hayır.Hz. Şuayb’ın bu ayetteki sözü basit bir:
“İnşallah başınıza kötülük gelir.”
bedduası değildir.
Uzun bir peygamberlik tebliğinin ardından gelen vahye dayalı sonuç uyarısıdır.
Üstelik bir önceki ayetlerde Hz. Şuayb kavmini istiğfar ve tövbeye çağırmış, Allah’ın Rahîm ve Vedûd olduğunu söylemiştir.
Yani onun temel arzusu:
“Yok olun.”
değil,
“Dönün.”
olmuştur.
Bu nedenle peygamberlerin özel uyarılarını sıradan insanların kişisel öfkesiyle eşitlememek gerekir.

“Bekleyin” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette:“vertakibû”
denilir.
Bu kelime burada beklemek, sonucu gözetlemek ve ne olacağını görmek anlamındadır.
Hz. Şuayb kavmine:
“Bekleyin; sonuç ortaya çıkacak.”
demektedir.
Bu bekleyiş boş ve bilgisiz bir tahmin değildir. Peygamberlik bağlamında Allah’ın hükmünün sonucunun ortaya çıkmasını beklemektir.
Dolayısıyla buradan günümüzde:
“Ben rüyamda gördüm, bekleyin yakında şu olacak.”
gibi kehanet yetkisi çıkarılamaz.
Peygamberin vahiy bilgisi ile sıradan kişinin tahmini aynı seviyede değildir.

“Ben de Sizinle Birlikte Bekliyorum” Sözü Ne Anlama Gelir
Hz. Şuayb:“innî meakum rakîb”
yani:
“Ben de sizinle birlikte bekliyorum.”
der.
Buradaki “rakîb” kelimesi bağlama göre bekleyen, gözetleyen veya sonucu gözleyen anlamındadır.
Hz. Şuayb:
“Ben sonucu kendim üreteceğim.”
demiyor.
“Sonucun ortaya çıkmasını ben de bekliyorum.”
diyor.
Bu çok önemli bir tevazu içerir.
Peygamber görevini yapar; fakat ilahî hükmün gerçekleşmesini kendi kişisel gücüyle meydana getirdiğini iddia etmez.

Buradaki “Gözetlemek” İnsanları Sürekli İzlemek Anlamına mı Gelir
Hayır.Bu bağlamdaki “rakîb”, sonucu bekleme ve gelişmeleri gözleme anlamındadır. Buradan insanların özel hayatını sürekli takip etme yetkisi çıkarılamaz.
Hz. Şuayb daha önce:
“Ben sizin üzerinizde hafîz değilim.”
demişti.
Dolayısıyla kıssanın bütünlüğü, peygamberi insanların gizli hayatlarını sürekli denetleyen bir gözetim görevlisine dönüştürmez.
Sonucu beklemek başka, insan mahremiyetini sürekli izlemek başka şeydir.
Allah’ın kuşatıcı bilgisi de insanlara sınırsız gözetim hakkı vermez.

Hz. Şuayb Neden Artık Tartışmayı Sürdürmüyor
Çünkü tebliğ belli bir noktaya ulaşmıştır.Hz. Şuayb:
Allah’a kulluğu anlatmış,
ölçü ve tartıda adaleti açıklamış,
insanların hakkını eksiltmemelerini söylemiş,
kendi niyetinin ıslah olduğunu belirtmiş,
tövbeye çağırmış
ve geçmiş toplumların akıbetini hatırlatmıştır.
Kavim ise sonunda onu taşlamakla tehdit etmiştir.
Burada aynı cümleleri sonsuza kadar tekrar etmek zorunlu değildir.
İnsan bazen mesajı yeterince açık biçimde verdikten sonra karşı tarafın seçiminin sorumluluğunu ona bırakmak zorundadır.
Tebliğ ≠ insanı sonsuza kadar zorla ikna etmeye çalışma.

Bir İnsan Başkasını İkna Edemediğinde Başarısız mı Sayılır
Hayır.Hz. Şuayb’ın görevi kavminin iradesini ortadan kaldırmak değildir.
Daha önce:
“Ben yalnız gücüm yettiğince ıslah istiyorum.”
demişti.
Bu çok önemli bir ölçüdür.
İnsan doğruyu açıklayabilir, delil sunabilir ve güzel bir örnek olmaya çalışabilir. Fakat karşı tarafın mutlaka ikna olmasını garanti edemez.
Bir ebeveyn yetişkin çocuğunu her konuda kontrol edemez.
Bir öğretmen her öğrenciyi aynı ölçüde etkileyemez.
Bir arkadaş bütün tavsiyelerinin uygulanmasını sağlayamaz.
Sorumluluk çaba üzerindedir; sonuç üzerinde mutlak kontrolümüz yoktur.

“Yapacağınızı Yapın” Sözü Tehlikeye Karşı Tedbirsizlik mi Gösterir
Hayır.Hz. Şuayb’ın kararlılığı, sıradan insanların:
“Bana ne yaparsanız yapın, hiçbir güvenlik tedbiri almam.”
demesi gerektiği anlamına gelmez.
Peygamberlik bağlamındaki özel güven ve vahiy bilgisi, sıradan insanların koşullarıyla birebir aynı değildir.
Bugün ciddi biçimde tehdit edilen biri meşru güvenlik önlemleri alabilir, destek isteyebilir ve gerektiğinde tehlikeli ortamdan uzaklaşabilir.
Kararlılık ≠ gereksiz risk.
Cesaret ≠ tedbirsizlik.
Allah’a güvenmek insanın can güvenliğini umursamaması anlamına gelmez.

Sonucun Ortaya Çıkmasını Beklemek Pasiflik midir
Her zaman değil.Hz. Şuayb burada görevini terk etmiş değildir. Kendisine düşeni yapmış ve artık kontrolünde olmayan sonucu Allah’a bırakmıştır.
İnsan hayatında da bazı noktalarda aynı durum oluşabilir.
Elinizden gelen başvuruyu yaparsınız, gerekli delili sunarsınız, doğru sözü söylersiniz ve sonra sonucu beklersiniz. Beklemek bazen çaresizlik değil, kontrol alanınızın bittiğini kabul etmektir.
Fakat yapılabilecek şeyler hâlâ varken:
“Ben bekliyorum.”
diyerek sorumluluktan kaçmak başka bir durumdur.
Kur’an’daki tevekkül, eylemden sonra gelen ölçülü teslimiyetle birlikte düşünülmelidir.

Hûd 92 ve 93 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Hûd 92’de Hz. Şuayb:“Aşiretim sizin gözünüzde Allah’tan daha mı güçlü?”
diyerek kavmin güç merkezli düşüncesini sorgulamıştı.
Hûd 93’te ise:
“Siz yolunuzda hareket edin, ben de görevimi sürdüreceğim; sonucu göreceğiz.”
diyor.
Bu iki ayette çok güçlü bir dönüş vardır.
Kavim fiziksel ve toplumsal gücüne güvenmektedir.
Hz. Şuayb ise Allah’a güvenerek görevine devam etmektedir.
Bir sonraki ayette artık beklenen sonuç gerçekleşecek; Allah’ın emri geldiğinde Hz. Şuayb ve onunla birlikte iman edenlerin rahmetle kurtarıldığı, zulmedenleri ise korkunç bir sesin yakaladığı ve yurtlarında diz üstü/çökmüş hâlde kaldıkları bildirilecektir. Orada da çok önemli bir ayrımı korumak gerekir: Bu özel tarihsel kurtuluş, bugün her müminin bütün afet ve saldırılardan fiziksel olarak korunacağı anlamına gelmez.

Sonuç: Hûd Suresi 93. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hûd Suresi 93. ayet, Hz. Şuayb kıssasında uzun bir tartışmanın artık sonuç aşamasına geldiğini gösterir.Hz. Şuayb kavmine defalarca anlatmıştır.
Allah’a kulluğu açıklamıştır.
Ekonomik hileyi eleştirmiştir.
Ölçü ve tartıda adalet istemiştir.
İnsanların hakkını eksiltmemelerini söylemiştir.
Kendisine:
“Namazın mı sana bunları emrediyor?”
diye alay edildiğinde cevap vermiştir.
Kavmi:
“Seni zayıf görüyoruz.”
dediğinde geri çekilmemiştir.
Onu:
“Aşiretin olmasaydı seni taşlardık.”
diye tehdit ettiklerinde de hakikati değiştirmemiştir.
Şimdi:
“Yapacağınızı yapın; ben de yapıyorum.”
diyor.
Bu sözün ilk büyük dersi kararlılıktır.
İnsan bazen doğru bildiği şeyi bir süre savunur, sonra çevrenin baskısı arttığında geri çekilir.
Hz. Şuayb ise tehdit altında bile temel mesajını değiştirmiyor.
Fakat bu kararlılık kör inat değildir.
Çünkü daha önce delil açıklamış, kavminin itirazlarına cevap vermiş ve kendi niyetini de sorgulamaya açmıştır:
“Ben yalnız ıslah istiyorum.”
demiştir.
Gerçek kararlılık:
“Ne olursa olsun ben haklıyım.”
demek değil, delil ve ahlak üzerinde durduktan sonra baskı yüzünden doğru bildiğini satmamaktır.
İkinci büyük ders başarı ile ikna arasında fark olduğudur.
Bir insan:
“Kimseyi ikna edemedim, demek başarısız oldum.”
diye düşünebilir.
Hz. Şuayb’ın kıssası bunun her zaman doğru olmadığını gösterir.
Başarı bazen:
doğruyu dürüstçe anlatmak,
kendi çıkarın için sözü değiştirmemek,
şiddet tehdidi karşısında ahlakını korumak
ve sonucu zorla kontrol etmeye çalışmamaktır.
İnsanların seçimi ise onların sorumluluğudur.
Bu özellikle ebeveynlikte, öğretmenlikte ve insan ilişkilerinde çok değerlidir.
Sevdiğin insanı yönlendirebilirsin; onun yerine yaşayamazsın.
Üçüncü büyük ders, sonucu Allah’a bırakmanın ne anlama geldiğidir.
Hz. Şuayb:
“Ben de sizinle birlikte bekliyorum.”
diyor.
Yani:
“Sonucu kendi elimle zorla meydana getireceğim.”
demiyor.
Bu, tevekkülün çok güçlü bir örneğidir.
İnsan görevini yapar.
Ama dünyanın bütün sonuçlarını kendi kontrolünde sanmaz.
Bu anlayış insanı hem kibirden hem de aşırı kontrol yükünden koruyabilir.
Bazen yapılabilecek her şeyi yaptıktan sonra:
“Artık bekleyeceğim.”
demek gerekir.
Bu teslimiyet:
tembellik değil,
kontrol sınırını tanımaktır.
Dördüncü büyük ders peygamberlik uyarısını kişisel bedduaya çevirmemektir.
Hz. Şuayb'ın:
“Kime azap geleceğini göreceksiniz.”
demesi sıradan bir insanın:
“Bana karşı geldin, Allah seni cezalandıracak.”
demesiyle aynı değildir.
Hz. Şuayb peygamberdir.
Biz değiliz.
Bu farkı kaybettiğimizde kişisel kinimizi kolayca dinî dile çevirebiliriz.
Birisi bizi eleştirir.
Biz:
“Allah cezanı verecek.”
deriz.
Birisi bize haksızlık yapar.
Hemen:
“Bak gör, başına ne gelecek.”
deriz.
Oysa Allah’ın belirli bir kişiye dünyada ne zaman ve nasıl karşılık vereceğini bilmiyoruz.
Doğru tavır:
“Bu yaptığın haksızlık; hakkımı meşru yollarla arayacağım. Nihai hüküm Allah’a aittir.”
diyebilmektir.
Haksızlığı adlandırmak başka, gayb kehaneti yapmak başka şeydir.
Beşinci büyük ders dünyevî güç ile sonucun aynı şey olmadığıdır.
Medyen halkı güçlüdür.
Hz. Şuayb’ı tehdit edebiliyorlar.
Onu sosyal olarak zayıf görüyorlar.
Fakat Hz. Şuayb:
“Kimin yalancı olduğunu göreceksiniz.”
diyor.
Bu, güçlü olanın otomatik olarak kazanan olmadığına dair güçlü bir hatırlatmadır.
Fakat bunu da:
“Her iyi insan dünyada mutlaka görünür biçimde kazanır.”
şeklinde genellememek gerekir.
Bazı haklı insanlar dünyada ağır bedeller ödeyebilir.
Bazı zalimler uzun süre güçlü yaşayabilir.
Kur’an’ın ahiret anlayışı, adaletin yalnız dünya hayatındaki görünür sonuçlara indirgenmemesini sağlar.
Dünyevî galibiyet ≠ ilahî doğruluk.
Altıncı büyük ders beklemenin bazen ahlaki olgunluk olmasıdır.
İnsan hemen sonuç ister.
Hemen karşılığını görmek ister.
Biri haksızlık yaptıysa:
“Şimdi cezasını bulsun.”
der.
Biri sözümüzü dinlemediyse:
“Hemen anlasın.”
isteriz.
Ama hayat her zaman böyle çalışmaz.
Bazı sonuçlar zaman alır.
Bazı gerçekler geç anlaşılır.
Bazı hataların bedeli yıllar sonra ortaya çıkar.
Ve bazı adaletler bu dünyada tamamen gerçekleşmeyebilir.
Hz. Şuayb’ın:
“Bekleyin, ben de bekliyorum.”
sözü insanın sonucu zorla hızlandırma arzusunu sınırlar.
Adalet istemek doğrudur; adaleti intikam sabırsızlığına dönüştürmek başka şeydir.
Yedinci büyük ders tehdit karşısında kimliği korumaktır.
Medyen halkı Hz. Şuayb’a:
“Seni taşlardık.”
demişti.
Hz. Şuayb buna:
“O zaman sizin istediğinizi söyleyeyim.”
diye cevap vermiyor.
Bu bize çok güçlü bir karakter ölçüsü verir.
İnsan bazen baskı altında:
kabul görme,
işini kaybetmeme,
çevreden dışlanmama
veya güvenlik kaygısı
nedeniyle kendi temel değerlerinden vazgeçebilir.
Elbette gerçek tehdit durumunda can güvenliği ve zorlanma şartları dikkate alınır; herkes aynı kapasiteye sahip değildir. Korku insanîdir ve tehdit altında susmak otomatik olarak ahlaki çöküş anlamına gelmez.
Ama Hz. Şuayb’ın peygamberlik örneği, mümkün olduğunda hakikati baskının fiyatına satmamayı gösterir.
Sekizinci büyük ders “Ben de yapıyorum” sözünün çalışma ahlakıdır.
Hz. Şuayb yalnız konuşmuyor.
Kendi sorumluluğunu da yerine getiriyor.
Bu, Hûd 88’deki:
“Size yasakladığım şeyi kendim yapmak istemiyorum.”
sözüyle birleştiğinde çok güçlü bir bütün ortaya çıkar.
Gerçek ahlaki lider:
“Siz yapın.”
deyip kendisi kenara çekilmez.
Kendi payına düşeni yapar.
Toplumdan dürüstlük istiyorsa kendi hesabında dürüst olur.
Adalet istiyorsa kendi ilişkilerinde adil olmaya çalışır.
Emek istiyorsa kendisi de emek verir.
Örnek olmak, emir vermekten daha güçlü olabilir.
Dokuzuncu büyük ders ise insanın her tartışmayı sonsuza kadar sürdürmek zorunda olmadığıdır.
Bazen insanlar aynı noktayı tekrar tekrar tartışır.
Karşı taraf artık anlamak için değil, kavga etmek için konuşuyor olabilir.
Tehdit başlamış olabilir.
Deliller defalarca açıklanmış olabilir.
Böyle bir noktada:
“Söyleyeceğimi söyledim.”
deyip tartışmayı bitirmek mümkün olabilir.
Bu kaçmak değildir.
Bazen ruh sağlığını, güvenliği ve zamanı korumaktır.
Hz. Şuayb’ın Hûd 93’teki tavrı, tebliğ ile sonsuz tartışma arasındaki farkı düşündürür.
İnsan hakikati paylaşabilir.
Ama karşısındakinin iradesini zorla teslim almak zorunda değildir.
Hûd 93’ün bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür:
Görevini yap ama sonucu sahiplenme.
Kararlı ol ama peygamberlik uyarısını kişisel intikam diline çevirme.
İnsanları zorla ikna etmeye çalışma.
Kimin başına ne geleceği konusunda vahiy olmadan kesin kehanet üretme.
Doğru bildiğini baskı yüzünden değiştirme fakat güvenliği de küçümseme.
Ve yapabileceğini yaptıktan sonra, kontrol edemediğin sonucu Allah’a bırakmayı öğren.
Bir sonraki ayette artık Hz. Şuayb’ın söylediği “Bekleyin” ifadesinin ardından hükmün gerçekleştiği anlatılacaktır. Hûd 94, Allah’ın emri geldiğinde Hz. Şuayb’ın ve onunla iman edenlerin rahmetle kurtarıldığını, zulmedenleri ise korkunç bir sesin yakaladığını bildirecektir. Orada özellikle şu denge korunmalıdır: Bu tarihsel olayın ilahî azap olduğunu vahiyden biliyoruz; fakat bugünkü herhangi bir depremi, patlamayı veya başka bir felaketi kendiliğimizden aynı şekilde ilahî ceza ilan edemeyiz.
Ve belki Hûd Suresi 93. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Elimizden geleni yaptıktan sonra sonucu kontrol edemediğimizi kabul edebiliyor muyuz, yoksa herkesi zorla ikna etmeye mi çalışıyoruz? Bize haksızlık yapan kişiye “Allah seni kesin şöyle cezalandıracak” diyerek kendi öfkemizi ilahî hükme mi dönüştürüyoruz? Ve baskı karşısında, güvenliğimizi akıllıca korurken doğru bildiğimiz temel değerleri çıkar uğruna değiştirmemeyi başarabiliyor muyuz?
“Hûd 93’te Hz. Şuayb, ‘Yapacağınızı yapın; ben de görevimi yapıyorum. Kime aşağılayıcı azabın geleceğini ve kimin yalancı olduğunu göreceksiniz. Bekleyin, ben de sizinle birlikte bekliyorum’ der. Bu söz bize keyfî beddua yetkisi değil, kararlılık ve sorumluluk ölçüsü verir. Yapabileceğini yap, hakikati dürüstçe söyle, insanları zorla kontrol etmeye çalışma ve sonucunu Allah’a bırak. Çünkü gerçek tevekkül, görevini terk etmek değil; görevini yaptıktan sonra kendini sonucun mutlak sahibi sanmamaktır.”
Ersan Karavelioğlu