📖 Hûd Suresi 88. Ayette “Ben Sizi Menettiğim Şeyleri Kendim Yapmak İstemiyorum; Gücüm Yettiğince Yalnız Islah Etmek İstiyorum. Başarım Ancak Allah | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hûd Suresi 88. Ayette “Ben Sizi Menettiğim Şeyleri Kendim Yapmak İstemiyorum; Gücüm Yettiğince Yalnız Islah Etmek İstiyorum. Başarım Ancak Allah

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,231
2,736,269
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 88. Ayette “Ben Sizi Menettiğim Şeyleri Kendim Yapmak İstemiyorum; Gücüm Yettiğince Yalnız Islah Etmek İstiyorum. Başarım Ancak Allah’ın Yardımıyladır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Medyen halkı Hz. Şuayb’a, ‘Namazın mı bize atalarımızın dinini bırakmamızı ve mallarımız üzerinde istediğimiz gibi davranmamamızı emrediyor?’ diye alaycı biçimde karşılık vermişti. Hûd 88’de Hz. Şuayb savunmasını yalnız sözle değil, kendi hayatındaki tutarlılıkla yapar: ‘Size yasakladığım şeyi gizlice kendim yapmak istemiyorum. Gücüm yettiğince ıslah etmek istiyorum.’ Ardından başarının nihai kaynağını kendisine değil Allah’a bağlar. Gerçek dinî rehberlik, başkasını kontrol etmekten önce insanın kendi sözüyle hayatı arasındaki mesafeyi azaltmasıdır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 88. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Şuayb dedi ki: ‘Ey kavmim! Söyleyin bana; eğer ben Rabbimden açık bir delil üzere isem ve O bana kendi katından güzel bir rızık vermişse ne dersiniz? Size yasakladığım şeylerde size aykırı davranıp onları kendim yapmak istemiyorum. Ben gücüm yettiğince yalnızca ıslah etmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımıyladır. Yalnız O’na tevekkül ettim ve yalnız O’na yöneliyorum.’”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Kâle yâ kavmi eraeytum in kuntu alâ beyyinetin min rabbî ve razekanî minhu rizkan hasenâ. Ve mâ urîdu en uhâlifekum ilâ mâ enhâkum anh. İn urîdu ille’l-ıslâha mesteta‘t. Ve mâ tevfîkî illâ billâh. Aleyhi tevekkeltu ve ileyhi unîb.”

Bu ayet, Hz. Şuayb kıssasının en güçlü ahlak ilkelerinden bazılarını aynı yerde birleştirir: delil, temiz rızık, söz-eylem tutarlılığı, ıslah, insan kapasitesinin sınırı, tevekkül ve Allah’a dönüş.

2️⃣ “Rabbimden Açık Bir Delil Üzere İsem” Ne Anlama Gelir ❓​

Hz. Şuayb:

“in kuntu alâ beyyinetin min rabbî”

diyor.

“Beyyine”, açık delil, açıklık ve hakikati ortaya koyan güçlü kanıt anlam alanına sahiptir. Hz. Şuayb’ın konuşması sıradan bir kişisel zevke dayanmamaktadır; o, kendisinin Rabbinden gelen bir açıklık ve vahiy üzere bulunduğunu ifade eder.

Bu nedenle kavmine verdiği ekonomik ve ahlaki ölçüler:

“Ben böyle düşünüyorum, siz de bana uyun.”

seviyesinde değildir.

Peygamberlik bağlamında konuşmaktadır.

Fakat bu ayrım bugün bizim için çok önemlidir. Günümüzde hiçbir dinî konuşmacı kendi kişisel yorumunu:

“Ben de Hz. Şuayb gibi doğrudan Rabbimden beyyine üzerindeyim.”

diye peygamberlik kesinliğine çıkaramaz.

Vahiy ile insan yorumu aynı şey değildir.

3️⃣ Dinî Bir Görüşü Savunurken Delil Neden Önemlidir ❓​

Çünkü sadece:

“Ben böyle inanıyorum.”

demek, karşı tarafın da bunu doğru kabul etmesi için yeterli olmayabilir.

Dinî konuşmada:

ayet,

sünnet,

dil,

bağlam,

akıl

ve ilmî yöntem

önemlidir.

Hz. Şuayb peygamberdir ve vahiy almaktadır. Biz ise peygamber değiliz. Bu yüzden kendi yorumlarımızı daha ihtiyatlı taşımalıyız.

Bir insan:

“Benim yorumum budur.”

diyebilir.

Ama:

“Benim yorumuma karşı çıkan kesin Allah’a karşı çıkmıştır.”

demek çok daha ağır bir iddiadır.

Dinî kesinlik, kişisel özgüvenle üretilmez.

4️⃣ “Allah Bana Güzel Bir Rızık Verdi” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette Hz. Şuayb:

“ve razekanî minhu rizkan hasenâ”

yani:

“O bana kendi katından güzel bir rızık verdi.”

der.

“Rızkan hasenen” ifadesi hakkında tefsirlerde farklı açıklamalar bulunmuştur. Bunun helal ve temiz maddi rızık, peygamberlik nimeti veya daha geniş biçimde Allah’ın verdiği güzel nimetler olarak anlaşılabileceği belirtilmiştir.

Bağlam ekonomik olduğu için helal ve temiz rızık anlamı özellikle dikkat çekicidir.

Hz. Şuayb adeta şunu söylemektedir:

“Ben size hileyi bırakın derken kendim haksız kazançla yaşamıyorum. Rabbim bana temiz rızık vermiştir.”

Bu, onun çağrısının kişisel çıkar arayışı olmadığını göstermeye yardımcı olur.

5️⃣ “Güzel Rızık” Çok Para Demek midir ❓​

Hayır.

Kur’an’daki “güzel rızık” kavramını:

çok para, büyük ev veya sürekli maddi büyüme

ile eşitlemek doğru değildir.

Bir kazanç az olabilir ama helal olabilir.

Bir kazanç çok olabilir ve yine tamamen helal olabilir.

Başka bir servet ise çok büyük görünmesine rağmen haksız yollarla oluşmuş olabilir.

Dolayısıyla:

çokluk ≠ güzel rızık

ve:

azlık ≠ bereketsizlik

değildir.

Ayetin temel ölçüsü rakamdan önce temizlik ve meşruiyettir.

6️⃣ Servet Allah’ın Bir İnsanı Daha Çok Sevdiğinin Kanıtı mıdır ❓​

Hayır.

Hz. Şuayb’ın:

“Allah bana güzel rızık verdi.”

demesi, bütün zenginlerin Allah tarafından daha çok sevildiği anlamına gelmez.

Kur’an’ın genel öğretisinde maddi bolluk bazen nimet, bazen imtihan olabilir. Fakirlik de otomatik olarak Allah’ın gazabı değildir.

Bir insanın şirketi büyüyebilir.

Çok para kazanabilir.

İşleri iyi gidebilir.

Bunların hiçbiri tek başına:

“Allah benden kesin razı.”

sonucunu vermez.

Ahlaki değerlendirme yine:

nasıl kazandığına ve nasıl kullandığına

bakmayı gerektirir.

7️⃣ “Size Yasakladığım Şeyi Kendim Yapmak İstemiyorum” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin en çarpıcı ifadelerinden biri:

“ve mâ urîdu en uhâlifekum ilâ mâ enhâkum anh”

cümlesidir.

Genel anlamı:

“Size yasakladığım şeylere yönelip onları kendim yapmak istemiyorum.”

şeklindedir.

Hz. Şuayb şunu söylüyor:

“Size teraziyi doğru tutun deyip ben gizlice terazimi bozmuyorum.”

Bu, dinî ve ahlaki rehberlikte söz-eylem tutarlılığının ne kadar önemli olduğunu gösterir.

İnsan başkasından istediği ahlakı mümkün olduğunca kendi hayatında da yaşamalıdır.

8️⃣ “Söylediğini Kendin Yap” İlkesi Neden Bu Kadar Önemlidir ❓​

Çünkü insanlar sadece söze değil, sözü söyleyen kişinin davranışına da bakar.

Bir baba çocuğuna:

“Yalan söyleme.”

deyip sürekli yalan söylüyorsa sözü zayıflar.

Bir yönetici:

“İsraf etmeyin.”

deyip kendisi sınırsız savurganlık içindeyse güven kaybeder.

Bir dinî konuşmacı:

“Kul hakkı yemeyin.”

deyip çalışanlarının hakkını vermiyorsa ciddi bir ahlaki çelişki ortaya çıkar.

Hz. Şuayb’ın sözü bu nedenle son derece güçlüdür:

“Ben sizi menettiğim şeyi kendim yapmak istemiyorum.”

Bu, gerçek liderliğin temel ölçülerinden biridir.

9️⃣ Bir Hoca Kendi Söylediğini Yapmıyorsa Söylediği Her Şey Yanlış mı Olur ❓​

Hayır.

Bu konuda önemli bir ayrım gerekir.

Bir insan:

“Sigara zararlıdır.”

deyip kendisi sigara içiyor olabilir.

Onun davranışındaki çelişki, sigaranın zararı hakkındaki doğru bilgiyi yanlış yapmaz.

Benzer şekilde bir dinî konuşmacı faiz, hile veya yalan hakkında doğru bir hüküm anlatıp kendisi buna aykırı davranırsa hüküm sırf onun kötü örnekliği nedeniyle yanlış hâle gelmez.

Fakat konuşmacının sorumluluğu ve güvenilirliği ağır biçimde zarar görebilir.

Kişinin tutarsızlığı gerçeği yanlış yapmaz; fakat gerçeği temsil etme ahlakını zedeler.

Bu ayrımı korumak gerekir.

🔟 Dinî İkiyüzlülük ile İnsanî Zayıflık Aynı Şey midir ❓​

Her zaman değil.

Bir insan doğruyu bilir ama zaman zaman ona uymakta zorlanabilir.

Mesela:

“Öfkemi kontrol etmeliyim.”

der ve bir gün yine öfkelenebilir.

Bu, onun otomatik olarak sahtekâr olduğu anlamına gelmez.

Asıl problem, insanın başkasına yasakladığı şeyi bilinçli biçimde kendisine ayrıcalık hâline getirmesidir.

Yani:

“Siz yapmayın ama ben yapabilirim.”

anlayışı çok daha ağır bir çelişkidir.

Hz. Şuayb’ın sözü bu ayrıcalık mantığını reddeder.

Ahlak, başkaları için ayrı kendimiz için ayrı cetvel kullanmamaktır.

1️⃣1️⃣ “Ben Yalnız Islah Etmek İstiyorum” Ne Anlama Gelir ❓​

Hz. Şuayb:

“in urîdu ille’l-ıslâh”

der.

Yani:

“Ben yalnız ıslah istiyorum.”

“Islah”, düzeltmek, bozulan şeyi onarmak, barışı ve doğruluğu tesis etmeye çalışmak anlam alanına sahiptir.

Hz. Şuayb’ın amacı:

kavmini aşağılamak,

mallarını ele geçirmek,

liderlik kazanmak

veya onları kendisine bağımlı hâle getirmek

değildir.

Kendi ifadesiyle hedefi ıslah, yani toplumdaki bozulmayı düzeltmektir.

Özellikle bağlamda bu ıslah, tevhid ve ekonomik adalet ile ilgilidir.

1️⃣2️⃣ “Islah Ediyorum” Diyen Herkes Gerçekten Islahçı mıdır ❓​

Hayır.

Bir insan kendi faaliyetini:

“Ben toplumu düzeltiyorum.”

diye adlandırabilir.

Ama isim tek başına yeterli değildir.

Gerçek ıslah:

adalet,

doğruluk,

insan hakkı

ve somut fayda

ile değerlendirilmelidir.

Bir yönetici:

“Toplumu düzeltmek için özgürlükleri tamamen kaldırıyorum.”

diyebilir.

Bir dinî lider:

“Sizin iyiliğiniz için bütün özel hayatınızı kontrol ediyorum.”

diyebilir.

Bu iddialar kendiliğinden doğru değildir.

İyi niyet iddiası, kullanılan her yöntemi meşru yapmaz.

Hz. Şuayb’ın ıslahı vahye ve adalete bağlıdır; sıradan insanların “ıslah” iddiaları ise eleştirilebilir ve denetlenebilir.

1️⃣3️⃣ “Gücüm Yettiğince” Sözü Neden Çok Önemlidir ❓​

Hz. Şuayb:

“mesteta‘t”

yani:

“gücüm yettiğince”

der.

Bu, peygamberin bile insanî sınırları dikkate alan olağanüstü ölçülü bir ifadesidir.

Hz. Şuayb:

“Ben bütün toplumu tek başıma mutlaka düzelteceğim.”

demiyor.

“Gücüm yettiğince.”

diyor.

Bu ifade insanı iki aşırılıktan korur.

Birincisi:

“Her şeyi ben düzeltmeliyim.”

yüküdür.

İkincisi ise:

“Her şeyi düzeltemiyorum, o hâlde hiçbir şey yapmayayım.”

tembelliğidir.

Sağlıklı tavır:

Yapabileceğin kadarını doğru biçimde yapmaktır.

1️⃣4️⃣ İnsan Dünyadaki Bütün Kötülükleri Düzeltmekle Sorumlu mudur ❓​

Hayır.

Hiçbir insan bütün dünyanın yükünü tek başına taşıyamaz.

İnsan:

ailesinde,

işinde,

çevresinde

ve ulaşabildiği alanda

iyilik için çaba gösterebilir.

Ama bütün sorunları çözemediği için kendisini sürekli suçlaması sağlıklı değildir.

Hz. Şuayb’ın:

“gücüm yettiğince”

sözü burada son derece rahatlatıcıdır.

Sorumluluk vardır.

Fakat sorumluluk kapasiteyle ilişkilidir.

Elinden geleni yaparsın.

Sonra yapamadığın şeyin mutlak kontrolünü kendine yüklemezsin.

1️⃣5️⃣ Islah İsteyen İnsan Başkalarını Zorlayabilir mi ❓​

Islah kavramı sınırsız zorlama yetkisi vermez.

Hz. Şuayb kavmine:

anlatıyor,

uyarıyor,

delil sunuyor

ve yanlışlarının sonuçlarını açıklıyor.

Bir önceki ayette de:

“Ben sizin üzerinizde hafîz değilim.”

demişti.

Dolayısıyla ıslah:

“Ben sizin iyiliğinizi biliyorum, artık her kararınızı ben vereceğim.”

anlamına gelmez.

İnsan başkasına nasihat edebilir.

Toplum meşru hukukla zararlı davranışları sınırlayabilir.

Ama kişisel “iyilik” iddiası, insanları sınırsız biçimde kontrol etme ruhsatına dönüşmemelidir.

Islah ≠ tahakküm.

1️⃣6️⃣ “Benim Başarım Ancak Allah’ın Yardımıyladır” Ne Anlama Gelir ❓​

Hz. Şuayb:

“ve mâ tevfîkî illâ billâh”

der.

Bu cümle:

“Benim başarıya ulaşmam ancak Allah’ın yardımıyladır.”

anlamındadır.

“Tawfîk”, insanın doğru olanı yapabilmesi, çabasının yerli yerine ulaşması ve hayırlı sonuçlara erişebilmesi anlam alanına sahiptir.

Hz. Şuayb burada:

“Bu toplum düzelirse benim zekâm sayesinde düzelir.”

demiyor.

Kendi rolünü küçümsemiyor ama başarının nihai kaynağını kendisine mal etmiyor.

Bu, liderlikte kibri sınırlayan çok güçlü bir ilkedir.

1️⃣7️⃣ “Başarım Allah’tandır” Demek Çalışmayı Gereksiz mi Kılar ❓​

Hayır.

Ayetin kendisi bunun tam tersini gösterir.

Hz. Şuayb:

“Gücüm yettiğince ıslah etmek istiyorum.”

dedikten sonra:

“Başarım ancak Allah’ın yardımıyladır.”

diyor.

Yani önce çaba, sonra tevfik bilinci vardır.

Bu nedenle:

“Allah isterse olur, ben hiçbir şey yapmayayım.”

anlayışı Hûd 88’in ruhuyla bağdaşmaz.

Çalış.

Plan yap.

Bilgi edin.

Doğru yöntem kullan.

Sonra başarıyı yalnız egona bağlama.

Tevekkül, emeğin alternatifi değil; emeğin kibirden arındırılmasıdır.

1️⃣8️⃣ “O’na Tevekkül Ettim ve O’na Yöneliyorum” Ne Anlama Gelir ❓​

Hz. Şuayb ayeti iki güçlü ifadeyle tamamlar:

“Aleyhi tevekkeltu ve ileyhi unîb.”

Yani:

“Yalnız O’na tevekkül ettim ve yalnız O’na yöneliyorum.”

Tevekkül, sonucu Allah’a bırakırken gereken sebepleri kullanmaktır. İnâbe ise insanın yönünü tekrar tekrar Allah’a çevirmesidir.

Bu iki kavram birlikte çok güçlü bir denge kurar:

Çalış ama kendini mutlak güç sanma.

Mücadele et ama sonucu tamamen kontrol ettiğini düşünme.

Yanlış yaparsan Allah’a dön.

Başarı kazanırsan kendini ilahlaştırma.


Bir sonraki ayette Hz. Şuayb kavmini, kendisine duydukları düşmanlığın onları Nûh, Hûd veya Sâlih kavimlerinin başına gelen sonuçlara sürüklememesi konusunda uyaracak ve Lût kavminin kendilerinden çok uzak olmadığını hatırlatacaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 88. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 88. ayet, dinî rehberliğin nasıl olması gerektiğini anlatan en güçlü ayetlerden biridir.

Hz. Şuayb kavmine:

“Ben haklıyım, çünkü ben güçlüyüm.”

demiyor.

“Ben haklıyım, çünkü sizden daha zenginim.”

demiyor.

Önce:

“Rabbimden bir beyyine üzerindeysem...”

diyor.

Yani delil.

Sonra:

“Allah bana güzel rızık verdiyse...”

diyor.

Yani temiz kazanç.

Ardından:

“Size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum.”

diyor.

Yani tutarlılık.

Sonra:

“Gücüm yettiğince ıslah istiyorum.”

diyor.

Yani iyi niyet ve kapasite sınırı.

Ardından:

“Başarım ancak Allah’ın yardımıyladır.”

diyor.

Yani tevazu.

Ve sonunda:

“O’na tevekkül ettim ve O’na yöneliyorum.”

diyor.

Yani Allah’a dayanma ve dönüş.

Bu dizilim olağanüstü bir liderlik ahlakıdır.

İlk büyük ders söz ile hayat arasındaki tutarlılıktır.

İnsanların güvenini en hızlı yıkan şeylerden biri çifte standarttır.

Bir yönetici:

“Tasarruf yapın.”

derken kendisi sınırsız harcıyorsa insanlar yalnız harcamaya değil, söze de güvenmemeye başlar.

Bir baba:

“Çocuğum telefonla çok vakit geçirmesin.”

deyip kendisi bütün gün ekrana bakıyorsa sözü zayıflar.

Bir dinî lider:

“Dünya malına bağlanmayın.”

deyip insanların parasını kendi lüksü için kullanıyorsa çok ağır bir çelişki doğar.

Hz. Şuayb bu sorunu daha en başında kapatır:

“Ben size yasakladığımı gizlice kendim yapmak istemiyorum.”

Bu, insanın önce kendisine bakmasını gerektirir.

Başkası için koyduğun ölçü, sana da uygulanabiliyor mu?

Ahlaki dürüstlüğün büyük sınavlarından biri budur.

İkinci büyük ders, doğru söyleyen kişinin kusursuz olmak zorunda olmadığıdır.

Burada dikkatli bir denge gerekir.

Hz. Şuayb peygamberdir ve çok yüksek bir ahlaki örnektir. Fakat sıradan insanlardan söz ettiğimizde hiç hata yapmayan kişiler ararsak kimse nasihat veremez.

Bir insan öfkesini kontrol etmekte zorlanabilir ama:

“Öfkeyle hareket etmeyin.”

dediğinde söz yine doğru olabilir.

Bir kişi geçmişte borç konusunda hata yapmış olabilir ama bugün:

“Borçlarınıza sadık olun.”

demesi yanlış değildir.

Asıl mesele hatayı meşrulaştırmamak ve kendimize sürekli ayrıcalık tanımamaktır.

İnsan:

“Ben de bu konuda zorlanıyorum ve düzeltmeye çalışıyorum.”

diyebilir.

Bu samimiyet çoğu zaman kusursuzluk görüntüsünden daha değerlidir.

Tutarlılık, hiç düşmemek değil; doğruyu kendimiz için de doğru kabul etmektir.

Üçüncü büyük ders ıslahın niyetidir.

Hz. Şuayb’ın hedefi insanların malını almak değildir.

Kendisine taraftar toplamak değildir.

Kavmini kendisine bağımlı hâle getirmek değildir.

“Ben yalnız ıslah istiyorum.”

der.

Bugün de toplumu düzeltme iddiasıyla ortaya çıkan herkes için aynı soru sorulmalıdır:

Gerçekten neyi düzeltmek istiyorsun ve kimin yararına?

Çünkü “reform” kelimesi güzel olabilir ama yapılan her reform iyi değildir.

Bir şirket:

“Yeniden yapılanma.”

diyebilir ama bütün yükü zayıf çalışanlara bindirebilir.

Bir yönetici:

“Toplumu düzene sokuyorum.”

diyebilir ama eleştiriyi tamamen susturmak isteyebilir.

Bir aile büyüğü:

“Aileyi koruyorum.”

diyebilir ama yetişkinlerin bütün seçimlerini kontrol etmeye çalışabilir.

Bu yüzden güzel niyet iddiası sonuç ve yöntem sorgulamasını ortadan kaldırmaz.

Gerçek ıslah:

adaleti artırıyor mu, zararı azaltıyor mu, insanın hakkını koruyor mu?

sorularıyla değerlendirilmelidir.

Dördüncü büyük ders, Hz. Şuayb’ın olağanüstü tevazu taşıyan:

“Gücüm yettiğince.”

ifadesidir.

Bu iki kelime insanın omzundan çok ağır bir yük kaldırabilir.

Sen bütün dünyayı düzeltemezsin.

Bütün insanları ikna edemezsin.

Bütün haksızlıkları tek başına bitiremezsin.

Bütün akrabalarını değiştiremezsin.

Bütün arkadaşlarını doğru tercihe zorlayamazsın.

Ama:

yapabildiğin kadarını yapabilirsin.

Bir kişiye yardım edebilirsin.

Kendi işinde dürüst olabilirsin.

Bir haksızlığa katılmayabilirsin.

Birinin hakkını koruyabilirsin.

Çocuğuna doğru örnek olabilirsin.

İşte:

“Gücüm yettiğince.”

ahlakı budur.

Bu söz insanı tembelliğe değil, ölçülü sorumluluğa çağırır.

Her şeyi yapamıyorum diye hiçbir şey yapmamak gerekmez.

Aynı şekilde:

“Her şeyi ben düzeltmeliyim.”

diye tükenmek de gerekmez.

Beşinci büyük ders tevfik ile emek arasındaki dengedir.

Hz. Şuayb:

“Başarım ancak Allah’ın yardımıyladır.”

diyor.

Bu cümle iki türlü yanlış anlaşılabilir.

Birincisi:

“Benim hiçbir rolüm yok.”

İkincisi:

“Her şeyi ben başardım.”

Hz. Şuayb ikisini de reddeder.

O çalışıyor.

Konuşuyor.

İnsanları uyarıyor.

Ekonomik adaleti anlatıyor.

Risk alıyor.

Yani emek var.

Ama sonuç ortaya çıktığında:

“Bunu tamamen ben yaptım.”

demiyor.

Bu, modern hayatta da çok önemli bir dengedir.

Başarılı bir iş insanı:

çalışmış olabilir,

iyi kararlar vermiş olabilir,

zekâsını kullanmış olabilir.

Bunların hepsi gerçektir.

Ama aynı zamanda:

doğduğu şartlar,

karşılaştığı insanlar,

sağlığı,

zamanlaması

ve kontrol edemediği fırsatlar

da rol oynamış olabilir.

Başarı yalnız ego tarafından üretilmez.

Bu anlayış insanın çalışmasını azaltmaz; kibrini azaltır.

Altıncı büyük ders, tevekkülün pasiflik olmamasıdır.

Hz. Şuayb bütün ayet boyunca aktif.

Tebliğ ediyor.

Eleştiriyor.

Ekonomik modeli sorguluyor.

Kendi tutarlılığını açıklıyor.

Islah etmeye çalışıyor.

Sonra:

“Allah’a tevekkül ettim.”

diyor.

İşte Kur’an’daki tevekkül budur.

Önce hiçbir şey yapmayıp:

“Allah’a bıraktım.”

demek değildir.

İnsan yapabileceğini yapar.

Sonra kontrol edemediği sonucu Allah’a bırakır.

Tevekkül, sorumluluktan kaçış değil kontrol takıntısından kurtuluştur.

Yedinci büyük ders Allah’a dönüşün sürekliliğidir.

Hz. Şuayb:

“O’na yöneliyorum.”

der.

Bu yöneliş yalnız günah işledikten sonra değildir.

Başarıdan sonra da Allah’a dönülür.

Zorlukta da dönülür.

Karar verirken de dönülür.

İnsan bazen yalnız başına büyük bir başarı kazandığını düşündüğünde Allah’ı unutur.

Bazen de hata yaptığında:

“Artık dönemem.”

der.

İnâbe iki yanılgıyı da kırar:

Başardığında Allah’ı unutma, düştüğünde Allah’tan kaçma.

Sekizinci büyük ders dinî liderlikte kişisel çıkar meselesidir.

Hz. Şuayb’ın ekonomik sistemi eleştirmesi kendisine para kazandırmak için değildir.

Bu, dinî rehberlik açısından çok güçlü bir ölçüdür.

Bir kişi insanlara:

“Dünya malından uzak durun.”

deyip insanların mallarını kendi adına topluyorsa sorgulanabilir.

Bir dinî yapı:

“Bize verdiğiniz para sizi kesin kurtarır.”

gibi vaatler üretiyorsa dikkat gerekir.

Dinî emek karşılığında ücret almak başlı başına yanlış değildir. Öğretmen, imam, akademisyen veya başka bir din hizmetlisi emek karşılığı meşru ücret alabilir.

Sorun kurtuluşu satmak, manevî otoriteyi ekonomik sömürüye çevirmek veya insanların inancını kişisel servet aracı yapmak olduğunda ortaya çıkar.

Hz. Şuayb’ın:

“Size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum.”

sözü dinî otoriteye çok ciddi bir şeffaflık ölçüsü koyar.

Dokuzuncu büyük ders, reformcunun kendisini kurtarıcı sanmamasıdır.

Hz. Şuayb peygamber olduğu hâlde:

“Ben sizi kurtarırım.”

demiyor.

“Ben ıslah için gücüm yettiğince uğraşırım; tevfik Allah’tandır.”

diyor.

Bu çok derin bir liderlik anlayışıdır.

İnsanlara hizmet etmek isteyen kişi kendisini onların efendisi değil, sorumluluk taşıyan biri olarak görmelidir.

Bir toplum tek kişinin omzunda değildir.

Bir kurum tek yöneticinin zekâsıyla var olmaz.

Bir aile tek kişinin kontrolüyle sağlıklı hâle gelmez.

İnsan katkı sunar.

Ama kendisini vazgeçilmez ilan etmez.

Gerçek liderlik, “Ben olmazsam her şey biter” kibri değildir.

Hûd 88’in bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür:

Delile dayan.

Helal ve temiz rızkı küçümseme.

Başkalarına yasakladığını kendin için ayrıcalık hâline getirme.

Islah etmek istiyorsan önce niyetini ve yöntemini sorgula.

Gücünün sınırını bil ama yapabileceğini de terk etme.

Çalış, fakat başarıyı yalnız kendine mal etme.

Allah’a güven ve tekrar tekrar O’na yönel.


Bir sonraki ayette Hz. Şuayb’ın kavmine yönelik uyarısı daha da sertleşecek ve onlara, “Bana karşı düşmanlığınız sizi Nûh kavminin, Hûd kavminin veya Sâlih kavminin başına gelenlerin benzerine sürüklemesin; Lût kavmi de sizden uzak değildir” diyecektir. Burada özellikle önemli bir ayrım ortaya çıkacaktır: Bir insanın bir peygambere duyduğu kişisel öfke, hakikati değerlendirmesinin önüne geçmemelidir. Bir kişiden nefret etmek, onun söylediği her şeyi yanlış yapmaz.

Ve belki Hûd Suresi 88. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Başkalarına söylediğimiz ahlaki ölçüleri kendimiz için de geçerli sayıyor muyuz? Toplumu düzeltmek istediğimizi söylerken gerçekten ıslah mı arıyoruz, yoksa güç ve kontrol mü? Yapabildiğimiz kadar çaba gösterip yapamadığımız yerde Allah’a güvenebiliyor muyuz? Ve başarı geldiğinde “Ben yaptım” kibrine kapılmadan, Hz. Şuayb gibi “Benim tevfikim ancak Allah iledir” diyebilecek kadar tevazu taşıyabiliyor muyuz?

“Hûd 88, Hz. Şuayb’ın ahlakını birkaç güçlü cümlede özetler: ‘Size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Gücüm yettiğince yalnız ıslah istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımıyladır; O’na tevekkül ettim ve O’na yöneliyorum.’ Gerçek rehberlik önce kendinde başlar; gerçek ıslah güç tutkusuna dönüşmez; gerçek tevekkül çalışmayı bırakmaz. Söylediğinle yaşadığın arasındaki mesafeyi azalt, yapabileceğini yap, yapamadığını Allah’a bırak ve başarı geldiğinde onu yalnız kendi egona yazma.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt