📖 Hûd Suresi 74. Ayette “İbrahim’in Korkusu Geçip Kendisine Müjde Gelince Lût Kavmi Hakkında Bizimle Tartışmaya Başladı” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,221
2,736,268
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 74. Ayette “İbrahim’in Korkusu Geçip Kendisine Müjde Gelince Lût Kavmi Hakkında Bizimle Tartışmaya Başladı” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hz. İbrahim’in korkusu giderilmiş, kendisine İshak ve ardından Yakub müjdelenmişti. Fakat onun dikkati yalnız kendi sevincinde kalmadı; meleklerin Hz. Lût’un kavmine ilişkin ağır bir hüküm için gönderildiğini öğrenince başkalarının akıbeti konusunda kaygı duymaya başladı. Hûd 74’teki ‘tartışma’, Allah’a karşı kibirli bir başkaldırı değil; Hz. İbrahim’in merhametini, insanların kurtulmasını istemesini ve ilahî hükmün mahiyetini anlamaya yönelik ısrarını gösteren bir konuşmadır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 74. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“İbrahim’in korkusu geçip kendisine müjde gelince Lût kavmi hakkında bizimle tartışmaya başladı.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Fe lemmâ zehebe an İbrâhîme’r-rev‘u ve câethü’l-buşrâ yucâdilunâ fî kavmi Lût.”

Hûd 70’te Hz. İbrahim misafirlerin yemeğe dokunmaması üzerine korkmuş, melekler ona “Korkma, biz Lût kavmine gönderildik” demişti. Hûd 71–73 arasında İshak ve Yakub müjdesi verilmiş, Hz. İbrahim’in ailesine Allah’ın rahmeti ve bereketi hatırlatılmıştı. Hûd 74’te ise sahnenin yönü yeniden Hz. Lût’un kavmine döner. Hz. İbrahim kendi aldığı müjdenin sevincinde kaybolmaz; başka insanların karşılaşacağı ağır sonuçla ilgilenmeye başlar.

2️⃣ “İbrahim’in Korkusu Geçince” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“fe lemmâ zehebe an İbrâhîme’r-rev‘”

yani:

“İbrahim’in korkusu geçince...”

denilir.

Bu ifade bir önceki sahneyi tamamlar. Hz. İbrahim bilinmeyen misafirlerin olağandışı davranışından korkmuştu. Meleklerin kimliği ve görevleri açıklanınca belirsizlik ortadan kalktı ve korkusu geçti.

Burada çok önemli bir insanlık dersi vardır: Korku kalıcı olmak zorunda değildir. İnsan bir durumda korkabilir, daha sonra yeni bilgiyle rahatlayabilir. Hz. İbrahim’in korkması onun imanına zarar vermediği gibi korkusunun geçmesi de yaşadığı duygunun sahte olduğunu göstermez.

Kur’an peygamberi duygusuzlaştırmaz; korkuyu yaşar, sonra güven gelir ve insan başka bir meseleye yönelebilir.

3️⃣ Korkunun Geçmesi Bilgiyle mi İlişkiliydi ❓​

Evet, kıssanın akışı bunu açık biçimde düşündürür.

Hz. İbrahim’in korkusunun önemli sebebi belirsizlikti. Misafirler neden yemiyordu? Kimdi bunlar? Niyetleri neydi?

Melekler kendilerini ve görevlerini açıkladığında belirsizlik büyük ölçüde ortadan kalktı.

Bu, hayatımız açısından da önemlidir. Bazen korkunun kendisi gerçek tehlikeden çok bilinmezlik tarafından büyütülür. İnsan doğru bilgiye ulaştığında daha sağlıklı karar verebilir.

Bu yüzden sağlık, güvenlik veya hukuk gibi konularda sürekli en kötü ihtimali düşünmek yerine güvenilir bilgiye ulaşmak çoğu zaman daha yapıcıdır.

4️⃣ “Kendisine Müjde Gelince” Hangi Müjde Kastediliyor ❓​

Ayette:

“ve câethü’l-buşrâ”

yani:

“kendisine müjde gelince...”

denilir.

Bağlam, Hz. İbrahim ailesine verilen İshak ve ardından Yakub müjdesini gösterir.

Bu çok önemli bir an olmasına rağmen Hz. İbrahim'in dikkati yalnız kendi ailesinin sevincine kapanmaz. Tam tersine biraz sonra Lût kavminin durumunu konuşmaya başlar.

Burada peygamber merhametinin güzel bir boyutunu görürüz:

Kendi sevincin, başkasının yaklaşan sıkıntısını görmez hâle getirmemelidir.

İnsan mutlu bir haber aldığında sevinir; bu doğaldır. Fakat başka insanların acısını tamamen unutmak zorunda değildir.

5️⃣ Hz. İbrahim Neden Lût Kavmi Hakkında Konuşmaya Başladı ❓​

Ayet bize onun konuşmaya başladığını açıkça bildirir, ancak bu ayette konuşmanın bütün cümleleri ayrıntılı olarak verilmez.

Tefsirlerde Hz. İbrahim’in Lût’un ve oradaki iman edenlerin durumu hakkında kaygılandığı, kavme biraz daha mühlet verilmesini istediği veya içlerinde kurtulabilecek kimseler bulunup bulunmadığını düşündüğü yönünde çeşitli açıklamalar vardır.

Fakat Kur’an bu ayette konuşmanın tam metnini vermediği için, rivayetlerdeki bütün ayrıntıları kesin vahiy bilgisi gibi aktarmamak gerekir.

Kesin bildiğimiz şey şudur:

Hz. İbrahim, Lût kavminin yaklaşan hükmünü duyunca kayıtsız kalmamış ve onlar hakkında konuşmuştur.

6️⃣ “Bizimle Tartışmaya Başladı” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“yucâdilunâ”

ifadesi kullanılır.

“Cedl” kökü tartışmak, bir meseleyi karşılıklı konuşmak, delil ileri sürmek ve bir konuda ısrarlı biçimde görüşmek anlam alanına sahiptir.

Fakat Türkçedeki “Allah’la kavga etti” gibi kaba bir anlam vermek doğru değildir.

Hz. İbrahim Allah’ın hükmüne karşı kibirli bir başkaldırı içinde değildir. Bir sonraki ayet onun halîm, içli ve Allah’a yönelen biri olduğunu söyleyecektir. Dolayısıyla buradaki konuşma, merhametle yapılan ısrarlı bir müracaat ve müzakere niteliğindedir.

Bu yüzden ayetin ruhunu en doğru veren anlamlardan biri:

“Lût kavmi konusunda ısrarla konuşmaya, onların durumu hakkında müracaatta bulunmaya başladı.”

şeklindedir.

7️⃣ Hz. İbrahim Allah’ın Kararının Yanlış Olduğunu mu Düşünüyordu ❓​

Böyle bir anlam çıkarılmamalıdır.

Kur’an Hz. İbrahim’i ilahî adaleti reddeden biri olarak tanıtmaz.

Onun tavrı daha çok:

“Bu insanlar için hâlâ bir kurtuluş imkânı var mı?”

duyarlılığına benzer.

Gerçek merhamet bazen hükmün gerekliliğini inkâr etmek değil, insanların kurtulabileceği son ihtimali araştırmaktır.

Bir doktor ağır durumdaki hastanın gerçekliğini inkâr etmeden son tedavi ihtimalini araştırabilir. Bir hâkim suçun ağırlığını görürken bütün delilleri incelemek zorundadır. Benzer şekilde Hz. İbrahim’in merhameti de ilahî adaleti reddetmek olarak değil, insanların durumuna duyduğu derin ilgi olarak okunmalıdır.

8️⃣ Allah’ın Hükmü Kesinse Hz. İbrahim Neden Konuşuyor ❓​

Çünkü insanın dua etmesi, soru sorması veya merhamet dilemesi Allah’ın egemenliğine rakip değildir.

Hz. İbrahim’in konuşması, onun Allah’ı ikna ederek Allah’ın bilmediği bir şeyi öğreteceği anlamına gelmez. Allah zaten her şeyi bilir.

Burada ortaya çıkan şey Hz. İbrahim’in ahlakıdır.

Allah, kıssa aracılığıyla bize Hz. İbrahim’in insanların helakini kolayca isteyen biri olmadığını gösterir.

İnsanlar ağır yanlışlara düşmüş olsa bile Hz. İbrahim’in ilk refleksi:

“Oh olsun.”

değildir.

Bu çok önemli bir peygamberlik ahlakıdır.

9️⃣ Hz. İbrahim Neden “Oh Olsun” Demedi ❓​

Çünkü peygamberlik amacı insanların mahvolmasını seyretmek değil, hidayete ulaşmasını istemektir.

Peygamberler insanları uyarmıştır. Uyarıların amacı insanlara:

“Sizi nasıl yok edeceğimizi görün.”

demek değildir.

Amaç:

“Bu yoldan dönün.”

dür.

Bu yüzden Hz. İbrahim’in Lût kavmi hakkında konuşması şaşırtıcı değildir.

Kur’an’ın peygamber modeli, başkasının felaketinden zevk alan değil; mümkün olduğu kadar kurtuluş arayan bir modeldir.

Bu, günümüzde din adına kullanılan nefret dilini sorgulamamız açısından son derece önemlidir.

🔟 Bir Toplum Günah İşliyorsa Onun Felaketini İstemek Doğru mudur ❓​

Genel olarak insanların helakini istemeyi dinî bir üstünlük göstergesi hâline getirmek doğru değildir.

Bir toplumda büyük yanlışlar olabilir. İnsan bu yanlışlara karşı çıkabilir, mağdurları koruyabilir ve adalet isteyebilir.

Fakat:

“Hepsi yok olsun.”

demek başka bir şeydir.

Çünkü toplumların içinde:

çocuklar,

mazlumlar,

yanlışa karşı çıkanlar,

baskı altında olanlar

ve farklı tercihlere sahip insanlar

bulunabilir.

Hz. İbrahim’in tavrı, bir toplumun yanlışını eleştirirken bile merhameti tamamen kaybetmemeyi düşündürür.

Merhamet, yanlışı doğru saymak değildir.

1️⃣1️⃣ Merhamet ile Yanlışa Karşı Çıkmak Birbirine Zıt mıdır ❓​

Hayır.

Bu ayetin en önemli derslerinden biri budur.

Bazen iki uç düşünülür:

Ya insan yanlışı sert biçimde eleştirecek ve hiç merhamet göstermeyecek, ya da merhamet edecek ve yanlışın yanlış olduğunu söylemeyecek.

Kur’an’ın peygamber örnekliği bu ikiliği aşar.

Hz. İbrahim:

insanları önemser,

ama bu onların yaptığı her şeyi onayladığı anlamına gelmez.

Bir insan:

suç işleyene adalet isteyebilir,

ama işkence istemeyebilir.

Bir yakınının bağımlılığına karşı çıkabilir,

ama onu insan olarak terk etmeyebilir.

Bir kişinin yanlışını açıkça söyleyebilir,

ama onun düzelmesini de isteyebilir.

Merhamet ≠ ahlaki relativizm.

Adalet ≠ merhametsizlik.


1️⃣2️⃣ Bir İnsan İçin Hidayet İstemek Onun Yaptığı Yanlışı Küçümsemek midir ❓​

Hayır.

Bir kişinin dönüşünü istemek, onun zarar verdiği davranışları önemsiz saymak değildir.

Örneğin bir suçlu için:

“Keşke gerçekten pişman olsa ve değişse.”

demek, mağdurun hakkından vazgeçmek anlamına gelmez.

Tövbe eden insanın da:

verdiği zararı telafi etmesi,

kul hakkını gözetmesi

ve gerekli hukuki sorumluluğu taşıması

gerekebilir.

Dönüş ihtimali ile hesap verebilirlik birlikte bulunabilir.

Hz. İbrahim’in merhametini de:

“Öyleyse hiçbir kötülüğün sonucu olmamalı.”

şeklinde okumamak gerekir.

1️⃣3️⃣ “Bizimle Tartışıyordu” İfadesi Allah’ı İnsan Gibi Gösterir mi ❓​

Hayır.

Kur’an’ın Allah hakkında kullandığı ifadeleri yaratılmışlar arasındaki fiziksel ilişkilerle birebir eşitlememek gerekir.

Hz. İbrahim’in meleklerle konuşması ve Allah’a yönelik müracaatı Kur’an tarafından:

“bizimle tartışması”

şeklinde ifade edilmektedir.

Buradan Allah’ın fiziksel bir yerde oturup Hz. İbrahim’le insan gibi yüz yüze tartıştığı sonucu çıkarılmaz.

Allah:

mekânla sınırlı,

bedensel,

yaratılmışlara benzeyen

bir varlık değildir.

Kur’an’ın dili, ilahî hitap ve insanın Allah’la ilişkisindeki anlamı bize ulaştırır; bunu kaba antropomorfizme dönüştürmemek gerekir.

1️⃣4️⃣ Allah’la Konuşmak veya Allah’a Soru Sormak Saygısızlık mıdır ❓​

Samimi dua, yakarış ve soru saygısızlık değildir.

İnsan:

“Rabbim, bunu anlamakta zorlanıyorum.”

diyebilir.

“Rabbim, bana yardım et.”

diyebilir.

“Bu sıkıntıyı hafiflet.”

diye dua edebilir.

Kur’an’da peygamberlerin Allah’a soru sorduğu, dua ettiği ve bazı konularda açıklama talep ettiği örnekler vardır.

Ancak bu:

Allah’ı sorguya çekmek, kendimizi Allah’ın üzerinde hâkim konuma koymak

anlamına gelmez.

Samimi soru ile kibirli meydan okuma aynı değildir.

Hz. İbrahim’in tavrı da bir sonraki ayette övülecek karakter özellikleriyle birlikte anıldığı için saygısız bir başkaldırı olarak okunamaz.

1️⃣5️⃣ Hûd 74 Dua Konusunda Ne Öğretir ❓​

Ayet, insanın yalnız kendisi için değil başkaları için de kaygı taşıyabileceğini gösterir.

Hz. İbrahim biraz önce kendisi ve ailesi için büyük bir müjde almıştır. Buna rağmen dikkatini başkalarının durumuna yöneltir.

Bu, duanın bencillikten çıkabileceğini düşündürür.

İnsan yalnız:

“Allah’ım bana ver.”

demekle sınırlı kalmayabilir.

“Allah’ım mazlumlara yardım et, yanlışa düşenlere doğru yolu göster, insanları felaketten koru.”

diye de dua edebilir.

Başkasının iyiliğini istemek insanın kalbini genişletir.

Fakat dua ederken Allah adına kesin sonuç ilan etmemeliyiz. Dua talep ve kulluktur; gayb bilgisi değildir.

1️⃣6️⃣ Hz. İbrahim’in Merhameti İlahi Adaleti Değiştiriyor mu ❓​

Allah’ın bilgisi eksik olmadığı için Hz. İbrahim’in Allah’a yeni bilgi sağlaması söz konusu değildir.

Kıssa bize daha çok Hz. İbrahim’in ahlaki karakterini gösterir.

Nitekim bir sonraki ayet onu:

halîm, evvâh ve münîb

olarak tanımlayacaktır; yani yumuşak huylu, içli ve Allah’a yönelen bir insan olarak.

Dolayısıyla Hûd 74, ilahî karar mekanizmasının eksik bilgiyle çalıştığını değil, Hz. İbrahim’in merhametinin ne kadar derin olduğunu gösterir.

Aynı zamanda Allah’ın peygamberinin bu merhametini Kur’an’da görünür kılması da merhametin değerini ortaya koyar.

1️⃣7️⃣ Bir Toplum Hakkında İlahi Azap Hükmü Verme Yetkimiz Var mı ❓​

Hayır.

Hz. Lût’un kavmi hakkında yaklaşan hükmü biliyoruz çünkü vahiy bildiriyor.

Bugün bir toplumda:

ahlaki problemler,

suçlar,

adaletsizlikler

ve toplumsal bozulmalar

görebiliriz.

Bunları somut delillerle eleştirebiliriz.

Fakat:

“Allah şu şehri kesin yok edecek.”

veya:

“Şu afet onların günahlarının özel cezasıdır.”

diyemeyiz.

Hz. İbrahim bile ilahî hüküm karşısında merhametle konuşurken, bizim modern toplumlar hakkında keyifle azap kehanetleri üretmemiz İbrahimî ahlaka uygun düşmez.

1️⃣8️⃣ Hûd 73 ve 74 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 73’te Hz. İbrahim ailesine:

Allah’ın rahmeti ve bereketi

hatırlatılmıştı.

Hûd 74’te Hz. İbrahim bu rahmet atmosferinden çıktıktan hemen sonra Lût kavminin durumuyla ilgilenmeye başlıyor.

Bu çok güzel bir bağlantıdır.

Kendisine rahmet ulaşan insanın başkasına karşı merhametsizleşmemesi gerekir.

Allah’tan nimet görmek:

“Ben kurtuldum, diğerleri ne olursa olsun.”

anlayışına dönüşmemelidir.

Tam tersine aldığı rahmet, insanın başkasının kurtuluşunu da önemsemesini sağlayabilir.

Bir sonraki ayette Hz. İbrahim’in bu tavrının kaynağı açıklanacak ve onun halîm, evvâh ve münîb, yani yumuşak huylu, içli ve Allah’a çokça yönelen biri olduğu bildirilecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 74. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 74. ayet, Hz. İbrahim’in karakterini anlamamız açısından son derece güçlü bir ayettir.

Birkaç ayet önce korkuyordu.

Sonra meleklerin kim olduğunu öğrendi.

Korkusu geçti.

Ardından kendisine ve ailesine İshak ile Yakub müjdesi geldi.

İnsan böyle bir anda tamamen kendi sevincine kapanabilirdi.

Fakat Hz. İbrahim’in dikkati başka tarafa yöneliyor:

Lût kavmine.

Bu çok önemli bir peygamber ahlakıdır.

İnsan kendi mutluluğuyla meşgulken başkasının sıkıntısını unutabilir.

Kendi çocuğu iyi durumdaysa başka çocukları düşünmeyebilir.

Kendi evi güvenliyse depremde evini kaybedeni unutabilir.

Kendi işi iyi gidiyorsa işsiz insanın sıkıntısını fark etmeyebilir.

Bunlar insanın doğal daralma eğilimleridir.

Hz. İbrahim’in tavrı ise bize daha geniş bir kalp gösterir:

Kendi müjden, başkasının akıbetini unutmana sebep olmasın.

Bu ayetin ilk büyük dersi budur.

İkinci büyük ders, merhametin günahı onaylamak olmadığıdır.

Hz. İbrahim Lût kavminin durumunu önemsiyor diye onların bütün davranışlarını onaylamış olmuyor.

Bu ayrım günümüzde çok önemlidir.

Bir insanı sevebilirsin ama davranışını yanlış bulabilirsin.

Bir yakının suça karışabilir. Onun suçuna:

“Yanlış.”

dersin.

Ama onun düzelmesini de isteyebilirsin.

Bir kişi bağımlılıkla mücadele ediyor olabilir. Davranışının kendisine ve çevresine zarar verdiğini söyleyebilirsin.

Ama:

“Mahvolsun.”

demek zorunda değilsin.

Bir toplumda ciddi ahlaki bozulma olabilir. Bununla mücadele edebilirsin.

Ama:

“Hepsi yok olsun.”

diye toplu nefret üretmek zorunda değilsin.

Yanlışa karşı netlik ile insana karşı merhamet aynı kalpte bulunabilir.

Hz. İbrahim bunun güçlü örneğidir.

Ayetin üçüncü büyük mesajı başkasının felaketinden sevinmemektir.

İnsan bazen sevmediği birinin başına kötü bir şey geldiğinde:

“Hak etti.”

diye sevinir.

Hatta dinî bir dil kullanıp:

“Allah cezasını verdi.”

diyebilir.

Fakat çoğu zaman Allah’ın özel hükmünü bilmeyiz.

Bir insanın işini kaybetmesinin, hastalanmasının, kaza geçirmesinin veya başka bir musibet yaşamasının:

“Allah’ın cezası”

olduğunu kesinleştiremeyiz.

Bazen tamamen doğal veya insanî sebepler vardır.

Bazen biz nedenini bilemeyiz.

Bu yüzden başkasının acısını:

ilahî intikam gösterisine

dönüştürmek tehlikelidir.

Hz. İbrahim’in tavrı bunun tam tersidir.

Ortada gerçekten vahiy ile bildirilen ilahî hüküm vardır.

Buna rağmen o insanların durumunu dert edinmektedir.

Bu, çok yüksek bir merhamet seviyesidir.

Biz ise daha vahiy olmadan insanların felaketlerine sevinirsek ayetin ahlakından ne kadar uzaklaştığımızı düşünmeliyiz.

Dördüncü büyük ders, dua ve müracaatın insanın merhametini görünür kılmasıdır.

Hz. İbrahim Allah’a karşı bağımsız güç sahibi değildir.

İlahi hükmü kontrol eden o değildir.

Ama yine de konuşuyor.

Bu bize dua hakkında önemli bir şey öğretir:

Dua her zaman:

“Ben sonucu kontrol ediyorum.”

demek değildir.

Bazen dua:

“Rabbim, benim elimden gelmiyor ama ben bunu önemsiyorum.”

demektir.

Bu çok derin bir kulluk hâlidir.

Bir yakının hastadır.

Sen doktor değilsin.

Tedavi edemezsin.

Ama dua edersin.

Bir savaşta insanlar acı çekiyor.

Sen tek başına savaşı durduramazsın.

Ama yardım eder, dua eder ve imkânın ölçüsünde destek olursun.

Bir insan yanlış yola düşmüş.

Onun iradesini kontrol edemezsin.

Ama:

“Allah’ım ona doğruyu göster.”

diyebilirsin.

Dua bazen kontrolün olmadığı yerde merhametin dili olur.

Ancak dua bizi eylemsiz yapmamalıdır.

Yapabileceğin bir şey varsa onu yap.

Haksızlık varsa hukuki yolları kullan.

Yardıma ihtiyaç varsa imkânın ölçüsünde yardım et.

Dua ≠ sorumluluğu terk etmek.

Hz. İbrahim’in kıssasında da peygamber yalnız dua eden pasif biri değildir; hayatı boyunca tebliğ eden, mücadele eden ve sorumluluk alan bir peygamberdir.

Ayetin beşinci büyük mesajı Allah’a soru sormanın mahiyeti üzerinedir.

Kur’an:

“İbrahim bizimle tartışıyordu.”

diyebiliyor.

Bu ifade dinî düşüncede çok önemlidir.

Bazen insanlara:

“Allah’a hiçbir şey sorma.”

denebilir.

Oysa Kur’an’da peygamberler Allah’a dua eder, soru sorar ve bazı meselelerde açıklama ister.

Samimi soru:

saygısızlık değildir.

İnsanın:

“Rabbim, bunu anlamakta zorlanıyorum.”

demesi mümkündür.

Fakat soru ile hüküm vermeyi ayırmak gerekir.

İnsan:

“Ben anlamadım, o hâlde Allah yanlış.”

demek yerine:

“Ben sınırlı bilgimle bunu nasıl anlayabilirim?”

diye yaklaşabilir.

Bu, hem aklı hem tevazuyu korur.

Hûd 74’te Hz. İbrahim’in tavrında tam olarak böyle bir merhametli ve Allah’a dönük konuşma görürüz.

Ayetin altıncı büyük mesajı dinî tebliğ açısından önemlidir.

İnsanları doğruya çağıran kişi, insanların mahvolmasını istememelidir.

Eğer bir vaiz:

“Keşke bunların hepsi yok olsa.”

diye insanlardan nefret etmeye başlamışsa tebliğin amacını yeniden düşünmesi gerekir.

Tebliğin amacı:

insanı kazanmak

olmalıdır.

Elbette her insan doğruyu kabul etmeyebilir.

Bazıları zarar verebilir.

Böyle durumlarda sınır koymak gerekir.

Mağdurları korumak gerekir.

Hukuk gerekir.

Fakat insanın kalbinde:

“Keşke dönseler.”

duygusunun bulunması, peygamber ahlakına daha yakındır.

Hidayet çağrısı, yok oluş arzusu değildir.

Bu özellikle sosyal medyadaki din tartışmalarında önemlidir.

İnsanlar bazen:

hakaret ederek,

aşağılayarak,

karşı tarafı cehennemle tehdit ederek

din savunduğunu düşünebilir.

Fakat bir insanı sürekli aşağılamak onun gerçeğe yaklaşmasını değil, daha da uzaklaşmasını sağlayabilir.

Hz. İbrahim’in tavrı bize başka bir model gösterir:

Yanlışı gör ama insan için hâlâ iyilik iste.

Ayetin yedinci büyük mesajı ilahi adalet ile insan merhametinin çatışmak zorunda olmadığıdır.

Bazen merhamet:

“Hiç kimse hiçbir davranışının sonucuyla karşılaşmasın.”

gibi anlaşılabilir.

Bu doğru değildir.

Eğer bir kişi başka insanlara sistematik zarar veriyorsa mağdurların korunması gerekir.

Bir suç varsa adalet gerekir.

Merhamet, suçluyu sınırsız biçimde serbest bırakmak değildir.

Aynı zamanda adalet de insanı işkenceyle ezmek veya intikam zevki yaşamak değildir.

Sağlıklı toplum:

merhameti ve adaleti birlikte taşımaya çalışır.

Hz. İbrahim’in kıssası bizi tam bu dengeye yöneltir.

İnsanların kurtuluşunu ister.

Ama Allah’ın adaletini inkâr etmez.

Bu nedenle bir kişinin dönüşünü istemek, mağdura:

“Sen sus, onu affetmek zorundasın.”

demek değildir.

Mağdurun sınır koyma hakkı vardır.

Hukuki sorumluluk devam edebilir.

Tövbe eden insan bile verdiği zararı mümkün olduğunca telafi etmelidir.

Rahmet, mağdurun hakkını silmek değildir.

Hûd 74’ün bir başka güçlü yönü, Hz. İbrahim’in kendi mutluluğundan hemen başkasının durumuna geçmesidir.

Bu bize nimet ile sorumluluk arasındaki ilişkiyi yeniden düşündürür.

Bir insan nimet aldığında iki türlü davranabilir.

Birincisi:

“Ben kurtuldum, gerisi beni ilgilendirmez.”

İkincisi:

“Bana nimet verildiyse bunu başkalarına faydaya nasıl dönüştürebilirim?”

İbrahimî ahlak ikinci yöne daha yakındır.

Bilgin varsa öğret.

Maddi imkânın varsa paylaş.

Gücün varsa güçsüzü koru.

Bağlantın varsa çaresiz olana kapı aç.

Nimet yalnız tüketilecek şey değil, sorumluluğa dönüşebilecek bir emanettir.

Ayetin modern toplumlara uygulanmasında ise büyük bir dikkat gerekir.

Lût kavmi hakkında ilahî hükmün geleceğini biliyoruz çünkü melekler Hz. İbrahim’e bunu bildirmiştir.

Bugün bir şehirde ahlaki sorunlar olduğunu düşünen kişi:

“Yakında Allah orayı yok edecek.”

diye kesin konuşamaz.

Bir deprem olduğunda:

“Ben demiştim, Allah cezalandırdı.”

diyemez.

Bunu bilmez.

Modern afetler doğal ve maddi sebeplerle araştırılır.

Mağdura yardım edilir.

İnsan ihmali varsa ortaya çıkarılır.

Gayb Allah’a bırakılır.

Bu ayrım yapılmadığında din, merhamet kaynağı olmaktan çıkıp insanların acısını yorumlayan bir ceza kehaneti aracına dönüşebilir.

Hz. İbrahim’in tavrı ise bunun tam tersidir:

Özel ilahî hüküm gerçekten bildirilmiş olduğu hâlde bile merhametle konuşur.

İşte bu, Hûd 74’ün belki de en sarsıcı dersidir.

Biz vahiy olmadan kolayca felaket isterken, İbrahim vahiy varken bile insanların durumunu dert ediyor.

Bu kıssa bize şu soruyu sordurmalıdır:

Benim din anlayışım beni daha merhametli mi yaptı, yoksa insanların başına kötü bir şey gelmesini isteyen daha öfkeli birine mi dönüştürdü?

Eğer ikincisi oluyorsa peygamber ahlakını yeniden düşünmemiz gerekir.

Hûd 74, yanlış karşısında gevşeklik öğretmiyor.

Tam tersine, ahlaki netliği merhametle birleştirmeyi öğretiyor.

Yanlış yanlıştır.

Zulüm zulümdür.

Suç suçtur.

Ama insan için yine de:

“Keşke dönse.”

diyebilirsin.

Bu belki de gerçek merhametin en zor biçimlerinden biridir.

Bir sonraki ayet, Hz. İbrahim’in neden böyle davrandığını doğrudan açıklayacak ve onu üç çok güçlü özellikle tanımlayacaktır: Halîm, evvâh ve münîb. Yani Hz. İbrahim yumuşak huylu, içli ve Allah’a çokça yönelen bir insandır. Böylece Hûd 74’te gördüğümüz merhametli tartışmanın, Hûd 75’te onun karakterinin derinliğiyle bağlantılı olduğu anlaşılacaktır.

Ve belki Hûd Suresi 74. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Başkasının yanlışını gördüğümüzde ilk arzumuz onun düzelmesi mi, yoksa cezalandırıldığını görüp sevinmek mi? Kendi hayatımızda müjde ve nimet yaşarken başkalarının acısını görebiliyor muyuz? Adaleti savunurken merhameti, merhameti savunurken de mağdurun hakkını kaybetmeden Hz. İbrahim’in gösterdiği o zor ama yüksek dengeyi kurabiliyor muyuz?

“Hûd 74’te Hz. İbrahim kendi müjdesini aldıktan sonra Lût kavminin yaklaşan akıbetine kayıtsız kalmaz; onlar hakkında konuşmaya başlar. Bu, yanlışı onaylamak değil, insanın yok oluşundan zevk almayan bir peygamber merhametidir. Haksızlığa karşı çık ama insanların felaketini eğlenceye çevirme; adalet iste ama intikamı kutsama; kendi nimetine sevin ama başkasının acısını unutma. Çünkü İbrahimî merhamet, günahı doğru saymak değil, insan için son ana kadar iyiliği ve dönüşü isteyebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt