📖 Hûd Suresi 85. Ayette “Ölçüyü ve Tartıyı Adaletle Tam Yapın, İnsanların Mallarını Eksiltmeyin ve Yeryüzünde Bozgunculuk Yapmayın” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,232
2,736,269
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 85. Ayette “Ölçüyü ve Tartıyı Adaletle Tam Yapın, İnsanların Mallarını Eksiltmeyin ve Yeryüzünde Bozgunculuk Yapmayın” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hz. Şuayb’ın çağrısı bir önceki ayette ölçü ve tartıyı eksiltmemekle başlamıştı. Hûd 85’te bu ilke daha da genişler: Sadece teraziyi doğru tutmak yetmez; insanların hakkını hiçbir biçimde eksiltmemek ve ekonomik haksızlığı toplumsal bozulmaya dönüştürmemek gerekir. Kur’an burada ticareti ibadetin karşısına koymaz; tam tersine, Allah’a kulluğun çarşıda, sözleşmede, ücrette ve alışverişte de adalet üretmesi gerektiğini gösterir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 85. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ve yâ kavmi evfû’l-mikyâle ve’l-mîzâne bi’l-kıst. Ve lâ tebhasû’n-nâse eşyâehum ve lâ ta‘sev fi’l-ardı mufsidîn.”

Bir önceki ayette Hz. Şuayb, Medyen halkına ölçüyü ve tartıyı eksiltmemelerini söylemişti. Hûd 85’te aynı konu daha kapsamlı hâle gelir. Artık yalnız terazinin doğruluğundan değil, insanların herhangi bir hakkını eksiltmekten ve ekonomik haksızlığın toplum düzenini bozmasından söz edilir.

2️⃣ “Ölçüyü Tam Yapın” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“evfû’l-mikyâl”

denilir. “İfâ”, bir şeyi eksiksiz yerine getirmek, tam yapmak ve hak edileni vermek anlam alanına sahiptir.

Bu nedenle Hz. Şuayb yalnız:

“Çok fazla hile yapmayın.”

demiyor.

“Tam verin.”

diyor.

Bu çok önemli bir farktır. Ahlakın ölçüsü bazen insanın:

“Ne kadar eksiltirsem hâlâ kabul edilebilir?”

diye düşünmesi değil, karşı tarafın hakkını tam olarak vermesidir.

Bir kilogram sattığını söylüyorsan kilogram ver. Bir hizmet için belirli bir süre vaat ettiysen o süreyi dürüstçe karşıla. Bir işi belirli standartta yapacağını söylediysen müşterinin bilmediği şekilde kaliteyi düşürme.

Doğruluk, hileyi azaltmak değil hakkı tamamlamaktır.

3️⃣ “Tartıyı Adaletle Tam Yapın” İfadesindeki “Kıst” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“bi’l-kıst”

ifadesi bulunur.

“Kıst”, adalet, hakkaniyet ve doğru ölçü anlam alanına sahiptir.

Bu kelime ayetin merkezini oluşturur. Çünkü mesele yalnız matematiksel olarak terazinin sıfırda olması değildir; alışverişin bütününde adaletli davranmaktır.

Bir ürün doğru tartılmış olabilir ama satıcı önemli kusuru saklamış olabilir. Bir sözleşmede rakamlar doğru olabilir ama zayıf tarafın anlayamayacağı biçimde önemli şartlar gizlenmiş olabilir.

Dolayısıyla adalet, yalnız rakam doğruluğundan daha geniştir.

Hz. Şuayb’ın çağrısı, ticaretin bütününün hakkaniyetli olması gerektiğini düşündürür.

4️⃣ Terazinin Doğru Olması Tek Başına Yeterli midir ❓​

Hayır.

Hûd 85 bunun hemen ardından:

“İnsanların eşyalarını eksiltmeyin.”

diyerek konuyu genişletir.

Demek ki bir tüccar:

teraziyi doğru kullanabilir,

ama başka yöntemlerle yine müşterisini mağdur edebilir.

Örneğin kusuru gizleyebilir, ürünün niteliğini olduğundan farklı gösterebilir veya verilen hizmetin önemli kısmını müşteriye açıklamadan azaltabilir.

Bu yüzden ayet yalnız:

“Teknik ölçüm doğru olsun.”

demiyor.

Daha kapsamlı biçimde:

“İnsanların hakkından hiçbir şey eksiltmeyin.”

diyor.

5️⃣ “İnsanların Mallarını Eksiltmeyin” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve lâ tebhasû’n-nâse eşyâehum”

denilir.

“Bahs”, bir şeyin değerini azaltmak, eksiltmek, sahibine hakkından daha azını vermek anlamına gelir.

Kelime kelime:

“İnsanların şeylerini eksiltmeyin.”

şeklinde çevrilebilir.

Buradaki “eşyâehum” oldukça geniş bir ifadedir. Öncelikli bağlam ekonomik haklardır; insanların malları, alacakları ve kendilerine verilmesi gereken karşılıklar bu kapsamda düşünülür.

Bu nedenle ayet yalnız satıcıya:

“Eksik mal verme.”

demekle kalmaz; daha genel bir ilke ortaya çıkarır:

İnsanın hakkını küçültme.

6️⃣ “İnsanların Hakkını Eksiltmek” Sadece Mal Çalmak mıdır ❓​

Hayır.

Birinin cebinden doğrudan para almak haksızlık olabilir; fakat ekonomik hak ihlali bundan daha geniştir.

Bir işveren çalışanına söz verdiği ücreti eksik ödeyebilir. Bir ortak diğer ortağın kazancını saklayabilir. Bir satıcı ikinci el üründeki önemli arızayı bilerek gizleyebilir. Bir hizmet sağlayıcı müşteriden tam ücret alıp anlaşmanın önemli bölümünü yerine getirmeyebilir.

Bunların hepsi teknik olarak aynı hukuk kategorisine girmeyebilir; fakat Hûd 85’in “insanların hakkını eksiltmeme” ilkesi bakımından ciddi biçimde değerlendirilir.

Ayetin ahlakı yalnız:

“Hırsızlık yapmadım.”

seviyesinde değildir.

Şu soruyu sorar:

“Karşı taraf gerçekten hakkını aldı mı?”

7️⃣ Bir Ürünü Pahalıya Satmak Otomatik Olarak Haksızlık mıdır ❓​

Hayır.

Bu konuda ölçülü olmak gerekir.

Fiyat:

maliyet,

arz ve talep,

risk,

emek,

kira,

vergiler

ve piyasa şartları

gibi birçok etkene göre değişebilir.

Bir ürünün pahalı olması tek başına:

“Hûd 85 ihlal edildi.”

demek değildir.

Asıl problem:

aldatma,

zorla sömürme,

bilgi saklama,

sahtecilik

veya karşı tarafın hakkını bilerek eksiltme

gibi davranışlardır.

Piyasa fiyatı yüksek olabilir ama işlem dürüst olabilir. Ucuz görünen işlem ise gizli şartlarla haksız olabilir.

Ucuzluk ≠ otomatik adalet, pahalılık ≠ otomatik zulüm.

Önemli olan işlemin nasıl yapıldığıdır.

8️⃣ Müşterinin Bilgisizliğinden Faydalanmak Doğru mudur ❓​

Müşterinin konu hakkında az bilgi sahibi olması, satıcıya sınırsız bir avantaj hakkı vermez.

Bir tamirci müşterinin teknik bilgisi olmadığını biliyor olabilir. Gerekmeyen parçaları gerekliymiş gibi göstererek fiyatı yükseltiyorsa sorun ortaya çıkar.

Bir emlakçı evin ciddi problemini biliyor ama alıcının fark etmeyeceğini düşünerek gizliyorsa yine aynı ahlaki mesele vardır.

Ticaretin meşru taraflarından biri bilgi ve uzmanlık olabilir; uzman kişi emeğinin karşılığını alabilir. Fakat bilgi üstünlüğünü karşı tarafı kandırmak için kullanmak başka bir şeydir.

Uzmanlık kazanç sağlayabilir; aldatma hakkı sağlamaz.

9️⃣ Reklamda Abartı Yapmak Bu Ayetle İlişkili midir ❓​

Doğrudan ayetin tarihsel konusu reklam değildir; fakat insanların hakkını eksiltmeme ve dürüstlük ilkesi reklam ahlakına da uygulanabilir.

Reklamın ürünün güçlü yönlerini vurgulaması normaldir. Fakat gerçekte bulunmayan bir özelliği varmış gibi göstermek veya tüketicinin kararını değiştirecek önemli bir bilgiyi bilerek saklamak dürüstlük sorunu oluşturur.

Örneğin bir ürün:

“%100 şu özelliğe sahip”

diye satılıyor ama gerçekte böyle değilse mesele yalnız pazarlama değildir.

Bu, müşterinin satın alma kararını yanlış bilgiyle yönlendirmek olabilir.

Ahlaki ticaret:

müşteriyi ikna etmeye çalışabilir ama onu kandırmamalıdır.

🔟 Ürünün Miktarını Azaltıp Fiyatını Aynı Tutmak Her Zaman Hile midir ❓​

Hayır; burada ayrım yapmak gerekir.

Bir firma paketin miktarını açıkça değiştirir, yeni gramajı doğru biçimde yazar ve müşteriye yanıltıcı bilgi vermezse yalnız miktarın küçülmesi otomatik olarak hile değildir.

Sorun, müşterinin eski miktarı aldığını sanacağı şekilde bilgiyi gizlemek veya yanıltıcı sunum yapmak olduğunda ortaya çıkar.

Bu nedenle modern ekonomide yalnız fiyatın değil:

miktarın,

kalitenin,

içeriğin

ve sözleşme şartlarının

şeffaf olması önemlidir.

Hûd 85’in ruhu:

“Müşterinin fark etmeyeceği boşluğu bul ve kullan.”

değil,

“Karşı taraf ne aldığını doğru bilsin ve hakkı eksilmesin.”

şeklindedir.

1️⃣1️⃣ Çalışanın Hakkını Eksiltmek de Bu Ayetin Kapsamına Girer mi ❓​

Genel ilke açısından evet.

Ayetin doğrudan tarihsel bağlamı pazar ve ticari ölçüdür; fakat insanların hakkını eksiltmeme ilkesi emek ilişkilerini de düşündürür.

Bir çalışan:

söz verilen ücreti,

hak ettiği izinleri,

çalışma karşılığını

ve sözleşmeyle belirlenmiş hakları

alamıyorsa ekonomik adalet sorunu doğar.

Aynı şekilde çalışan da kabul ettiği işi sürekli bilerek ihmal ederek tam karşılık talep ediyorsa karşılıklı adalet açısından sorun oluşabilir.

Hûd 85’in ahlakı tek taraflı değildir.

İşveren adil olmalı; çalışan da dürüst olmalıdır.

Adalet, tarafımıza göre şekil değiştiren bir kavram değildir.

1️⃣2️⃣ “Yeryüzünde Bozgunculuk Yapmayın” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda:

“ve lâ ta‘sev fi’l-ardı mufsidîn”

denilir.

Bu ifade, yeryüzünde bozgunculuk yaparak dolaşmamak, kötülüğü yaymamak ve toplumsal düzeni çürüten davranışlarda bulunmamak anlamındadır.

Burada çok önemli bir bağlantı vardır:

Önce ölçü.

Sonra tartı.

Sonra insanların hakkı.

Sonra ifsad.

Kur’an adeta şunu gösteriyor:

Ekonomik haksızlık yalnız iki kişi arasındaki küçük bir mesele olarak kalmayabilir; yaygınlaştığında toplumu bozar.

Herkes birbirini kandırmaya başlarsa güven çöker.

Güven çökünce ticaretin ve toplumsal hayatın maliyeti yükselir.

Bireysel hile zamanla sistemik bozulmaya dönüşebilir.

1️⃣3️⃣ “Mufsid” Kelimesi Her Sevmediğimiz İnsan İçin Kullanılabilir mi ❓​

Hayır.

“Mufsid”, ifsad eden, bozgunculuk çıkaran ve zarar üreten kişi anlamına gelir.

Bir insanın:

bizimle aynı düşünmemesi,

farklı dine mensup olması,

başka siyasi görüş taşıması

veya bizi eleştirmesi

onu otomatik olarak “mufsid” yapmaz.

Bu kelimeyi gelişigüzel düşman etiketi hâline getirmek Kur’anî kavramların ağırlığını azaltır.

Hûd 85’in bağlamında ifsad özellikle ekonomik adaletsizliğin toplumsal zarar üretmesiyle bağlantılıdır.

Dolayısıyla somut fiile bakmak gerekir.

Farklılık ≠ bozgunculuk.

Eleştiri ≠ ifsad.


1️⃣4️⃣ Ekonomik Hile Bir Toplumu Nasıl Bozabilir ❓​

Çünkü ekonomi büyük ölçüde güvene dayanır.

İnsan pazara gittiğinde terazinin doğru olduğunu varsayar. Bankaya para yatırdığında hesabın doğru tutulmasını bekler. İnternetten ürün aldığında açıklamanın gerçek olduğunu düşünür.

Eğer herkes:

“Karşı taraf beni kandıracak.”

diye hareket etmek zorunda kalırsa her işlem için ekstra denetim gerekir.

Bu da zaman, para ve güven kaybına yol açar.

Rüşvet, sahtecilik, eksik tartı ve sözleşme hilesi yaygınlaştığında toplumun yalnız parası değil, birbirine duyduğu güven de azalır.

Bu yüzden ekonomik dürüstlük bir çeşit toplumsal altyapıdır.

Köprü nasıl ulaşımı taşıyorsa, güven de ekonomiyi taşır.

1️⃣5️⃣ Rüşvet ve Yolsuzluk da Bu Ahlaki Çerçevede Düşünülebilir mi ❓​

Evet, genel ilke bakımından düşünülebilir.

Hûd 85 doğrudan rüşvet kelimesini kullanmaz; dolayısıyla ayeti:

“Bu ayet özel olarak rüşvet ayetidir.”

diye tanımlamak doğru olmaz.

Fakat insanların hakkını eksiltmemek ve toplumda ifsad oluşturmamak ilkeleri, rüşvet ve yolsuzluğun neden ağır sorunlar olduğunu anlamaya yardımcı olur.

Bir kişi hakkı olmadığı hâlde para vererek sıranın önüne geçiyorsa başka insanların hakkını eksiltebilir. Kamu kaynağını kişisel çıkar için kullanan yönetici de yalnız para çalmış olmaz; adalet ve güven sistemini zedeler.

Bu nedenle ekonomik bozulma bazen küçük bir hileden başlayıp kurumların bütününü çürütebilir.

1️⃣6️⃣ Kanunen Serbest Olan Her Şey Ahlaken de Doğru mudur ❓​

Her zaman değil.

Hukuk son derece önemlidir ve toplumsal ilişkilerin sınırlarını belirler. Ancak bütün ahlaki durumları tek tek yasaya dönüştürmek mümkün değildir.

Bir davranış teknik olarak yasaya aykırı olmayabilir ama karşı tarafın bilgisizliğini aşırı sömürüyor olabilir. Bir sözleşme hukuken geçerli olabilir fakat hazırlanış biçimi ciddi hakkaniyet soruları doğurabilir.

Bunun tersi de önemlidir: Bir şeyi kişisel olarak hoş bulmamamız, onun hukuken veya dinen yasak olduğu anlamına gelmez.

Hûd 85 bizi yalnız:

“Yakalanır mıyım?”

sorusuna değil,

“Adil miyim?”

sorusuna yöneltir.

Hukuk tabandır; ahlak çoğu zaman daha derin bir vicdan muhasebesi de ister.

1️⃣7️⃣ Ekonomik Dürüstlük Sadece Dindar İnsanlara mı Gereklidir ❓​

Hayır.

Ölçü, tartı ve insanların hakkını korumak evrensel toplumsal ihtiyaçlardır.

Müslüman açısından bunlar aynı zamanda Allah’a kulluğun bir parçasıdır; fakat dürüst ticaretin faydasını anlamak için herkesin aynı inancı paylaşması gerekmez.

Her toplum:

doğru ölçüye,

şeffaf ticarete,

güvenilir sözleşmeye

ve sahtekârlığın sınırlandırılmasına

ihtiyaç duyar.

Bu yüzden Hz. Şuayb’ın mesajı hem teolojik hem toplumsal bir boyut taşır.

İman insanı adalete çağırır; adaletin faydası ise bütün topluma ulaşır.

1️⃣8️⃣ Hûd 84 ve 85 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 84’te Hz. Şuayb:

“Allah’a kulluk edin ve ölçüyü, tartıyı eksiltmeyin.”

demişti.

Hûd 85’te ise:

“Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın, insanların haklarını eksiltmeyin ve yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.”

diyor.

İki ayet arasında çok güzel bir ilerleme vardır.

Önce:

“Eksiltme.”

Sonra:

“Tam ve adil yap.”

Yani Kur’an yalnız kötülüğü terk ettirmiyor; doğru standardı da gösteriyor.

Bir sonraki ayette ise Hz. Şuayb çok dikkat çekici bir ekonomik ve manevi ölçü verecektir:

“Eğer müminseniz, Allah’ın bıraktığı helal ve temiz kazanç sizin için daha hayırlıdır.”

Böylece Hûd 86’da mesele yalnız hile yapmamak değil, az bile olsa meşru kazancın haksız fazlalıktan daha hayırlı olması üzerinden devam edecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 85. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 85. ayet, ekonomik ahlakı birkaç güçlü cümlede özetler:

Tam ver.

Adaletle ölç.

İnsanların hakkını eksiltme.

Ve bu haksızlığı toplumsal bozulmaya dönüştürme.


Bu dört ilke, binlerce yıl önceki pazar için geçerli olduğu kadar modern ekonomi için de son derece anlamlıdır.

Çünkü araçlar değişmiştir ama insanın temel zaafları çok değişmemiştir.

Eski tüccar teraziyi elle bozabilirdi.

Bugünün sistemi rakamı yazılımda değiştirebilir.

Eski satıcı ölçü kabını eksik doldurabilirdi.

Bugünün satıcısı gizli masraf ekleyebilir.

Eski pazarda kusurlu mal saklanabilirdi.

Bugün çevrimiçi ilan fotoğrafları ve açıklamalarla tüketici yanıltılabilir.

Teknoloji değişir.

Ahlaki soru değişmez: Karşı taraf hakkını tam alıyor mu?

Hûd 85’in ilk büyük dersi adaletin “minimum hile” değil, tamlık istemesidir.

İnsan bazen şöyle düşünür:

“Herkes biraz yapıyor.”

Bir miktar eksik vermek.

Bir miktar kalite düşürmek.

Bir miktar fazla ücret almak.

Ama Hz. Şuayb:

“Az hile yapın.”

demiyor.

“Tam yapın.”

diyor.

Bu, ahlaki standardı çok yükseltir.

Doğruluk:

“Ne kadar kaçırabilirim?”

sorusuyla başlamaz.

“Karşımdakinin hakkını eksiksiz verebilir miyim?”

sorusuyla başlar.

İkinci büyük ders, ekonomik adaletin karşılıklı olmasıdır.

Ayet yalnız zenginlere karşı yoksulun hakkını savunmak olarak okunmamalıdır.

Elbette güçlü tarafın sorumluluğu daha fazla olabilir; çünkü daha fazla imkânı vardır.

Ama adalet herkesi bağlar.

Satıcı müşteriyi kandıramaz.

Müşteri de satıcıya sahte iade yapamaz.

İşveren çalışanın hakkını yiyemez.

Çalışan da bilinçli biçimde işi yapmadan tam emeğin karşılığını almayı dürüstlük sanamaz.

Ortak diğer ortağın kazancını saklayamaz.

Borç alan da ödeme gücü olduğu hâlde kasıtlı biçimde hakkı sürüncemede bırakmamalıdır.

Adalet taraf seçmez; hak sahibini korur.

Üçüncü büyük ders şeffaflıktır.

Modern ticarette çoğu insan ürünün bütün özelliklerini kontrol edemez.

Telefon alırken içindeki her parçayı açamaz.

Gıda alırken laboratuvar testi yapamaz.

Bankacılık sözleşmesindeki bütün finansal hesapları yeniden kuramaz.

Bu nedenle modern hayat daha fazla güven gerektirir.

Bilgiyi elinde tutan tarafın sorumluluğu da büyür.

Bir şirket müşteri anlamayacak diye önemli bilgiyi saklıyorsa:

“Sözleşmede küçük harfle vardı.”

demek her zaman ahlaki problemi tamamen çözmez.

Adaletin ruhu şunu sorar:

Karşı taraf neye razı olduğunu gerçekten biliyor muydu?

Bu nedenle Hûd 85’in çağrısı dijital çağda daha da önemli hâle gelir.

Terazi artık yalnız metal değildir.

Bilgi de terazidir.

Dördüncü büyük ders insanların hakkını küçültmemektir.

“Lâ tebhasû’n-nâse eşyâehum” son derece geniş ve etkileyici bir ifadedir:

İnsanların kendilerine ait olanı eksiltmeyin.

Bu yalnız para için değil, daha geniş ahlaki ilişkiler için de düşünmeye değer bir ilkedir.

Birinin emeğini kullanıp adını hiç anmamak başka bir hak sorusu doğurabilir. Bir çalışanın katkısını tamamen kendi başarın gibi göstermek ahlaki olarak sorunlu olabilir. Başkasının ürettiği şeyi kendininmiş gibi sunmak da aynı adalet sorusuna götürür.

Ancak ayetin esas ekonomik bağlamını kaybetmeden şunu söyleyebiliriz:

İnsanın hakkını küçültmek, adaletsizliğin ortak biçimlerinden biridir.

Beşinci büyük ders küçük haksızlıkların sistemik ifsada dönüşebilmesidir.

Bir işletme hile yapar.

Sonra rakibi:

“O yapıyorsa ben de yaparım.”

der.

Bir süre sonra dürüst işletme rekabet edemez hâle gelir.

Hile standartlaşır.

Sonra toplum:

“Bu sektörde zaten böyle.”

demeye başlar.

İşte burada bireysel haksızlık kültüre dönüşür.

Hz. Şuayb’ın:

“Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.”

sözü tam da bu noktada çok derinleşir.

İfsad bazen tek büyük suçla başlamaz.

Küçük haksızlıkların:

normalleşmesi,

yayılması

ve kurumsallaşması

ile oluşur.

Rüşvet bir kez normalleştiğinde insanlar:

“İşim yürüsün diye mecburum.”

demeye başlar.

Torpil yaygınlaştığında liyakat değersizleşir.

Sahte belge yaygınlaştığında doğru belgeye güven azalır.

İşte ekonomik ahlakın toplumsal boyutu budur.

Hile yalnız cüzdanı değil, sistemi bozar.

Altıncı büyük ders dinin ekonomik vicdan üretmesi gerektiğidir.

Bir insan ibadetine çok dikkat ediyor olabilir.

Bu değerlidir.

Ama aynı hassasiyet:

ödediği ücrete,

verdiği ürüne,

borcuna,

ortaklık hesabına

ve müşteri hakkına

yansımıyorsa dinî hayatında ciddi bir kopukluk olabilir.

Hz. Şuayb’ın mesajı:

“Önce ibadet, ekonomi ayrı mesele.”

demiyor.

Tam tersine tevhid ile ticareti aynı ahlaki bütünün içine yerleştiriyor.

Bu yüzden insan:

“Ben namazımı kılıyorum.”

deyip başkasının parasını eksiltmeyi hafife alamaz.

İbadet insanı hak yemekten uzaklaştırmalıdır.

Aksi hâlde ibadetin ahlaki etkisini yeniden sorgulamak gerekir.

Yedinci büyük ders “kul hakkı”nın yalnız çok büyük meblağlardan oluşmadığını anlamaktır.

İnsan bazen:

“Ne olacak, küçük para.”

der.

Ama hak sahibinin izni olmadan küçük miktar da haktır.

Bir işletme milyon müşteriden küçük miktar alıyorsa toplamda büyük haksızlık oluşabilir.

Bu nedenle ahlak:

“Miktar ne kadar?”

sorusunu sorar ama yalnız bununla yetinmez.

Şunu da sorar:

“Bu para senin hakkın mıydı?”

Bazen yüz liralık haksızlık da ahlaken haksızlıktır.

Bazen milyonluk bir kazanç tamamen meşru olabilir.

Miktar, meşruiyetin tek ölçüsü değildir.

Sekizinci büyük ders, başkasının hakkını korumanın aslında kendi toplumumuzu korumak olduğudur.

Dürüst toplumda insanlar daha kolay iş yapar.

Sözleşmeye daha fazla güvenir.

Ürünü alırken sürekli kandırılacağını düşünmez.

İşveren çalışanına, çalışan işverene belirli ölçüde güvenebilir.

Bu güven ekonomik büyüme kadar sosyal huzur da üretir.

Hûd 85 bu nedenle yalnız bireysel dindarlık ayeti değildir.

Aynı zamanda bir medeniyet ilkesi taşır:

Adalet güven üretir; hile toplumu çürütür.

Dokuzuncu büyük ders ise kendi terazimize bakmaktır.

İnsan başkasının hilesini çok kolay görür.

Markette eksik gram görünce kızar.

Fakat kendi işinde yaptığı küçük haksızlığı:

“İşin gereği.”

diye meşrulaştırabilir.

İşte Kur’an’ın aynası burada gereklidir.

Müşteriyken adalet istiyoruz.

Satıcıyken aynı adaleti veriyor muyuz?

Çalışanken hakkımızı savunuyoruz.

İşveren olduğumuzda başkasının hakkını aynı hassasiyetle koruyor muyuz?

Borç verirken zamanında ödeme bekliyoruz.

Borçlu olduğumuzda aynı sorumluluğu hissediyor muyuz?

Gerçek ahlak, rol değişince değişmeyen ilkedir.

Hûd 85’in bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür:

Ölçüyü tam yap.

Tartıyı adaletle yap.

İnsanların hakkını küçültme.

Bilgi üstünlüğünü sömürüye çevirme.

Ekonomik hileyi “herkes yapıyor” diye normalleştirme.

Ve kendi kazancını başkasının kaybı üzerine haksız biçimde kurma.


Bir sonraki ayette Hz. Şuayb bu ekonomik ahlakı çok güzel bir manevi ölçüyle tamamlayacaktır:

“Eğer müminseniz, Allah’ın bıraktığı sizin için daha hayırlıdır.”

Bu ifade, haksız kazançla elde edilen fazlalık yerine helal ve temiz kalan kazancın daha değerli olduğunu öğretecek ve aynı zamanda Hz. Şuayb’ın insanların üzerinde zorlayıcı bir gözetmen olmadığını da hatırlatacaktır.

Ve belki Hûd Suresi 85. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Başkasından hakkımızı eksiksiz isterken, biz onun hakkını aynı titizlikle veriyor muyuz? Kimse fark etmeyecek olduğunda terazimiz yine doğru mu kalıyor? Ve daha fazla kazanmakla karşı tarafın hakkını korumak arasında seçim yapmak zorunda kaldığımızda, kârı mı yoksa adaleti mi ölçü kabul ediyoruz?

“Hûd 85, Hz. Şuayb’ın ekonomik ahlak çağrısını tamamlar: ‘Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın, insanların haklarını eksiltmeyin ve yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.’ Ayetin ölçüsü basittir ama ağırdır: Sana ait olmayanı alma, karşı tarafın hakkını küçültme ve küçük hilelerin toplumsal çürümeye dönüşmesine katkı verme. Çünkü gerçek dürüstlük yalnız terazinin ibresinde değil, kimsenin fark etmeyeceği yerde bile başkasının hakkını tam verebilmekte görünür.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt