📖 Hûd Suresi 24. Ayette “Bu İki Grubun Durumu Kör ve Sağır ile Gören ve İşiten Kimse Gibidir; Bunlar Hiç Bir Olur mu? Hâlâ Düşünüp Öğüt Almayacak mısınız?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,766
2,736,293
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 24. Ayette “Bu İki Grubun Durumu Kör ve Sağır ile Gören ve İşiten Kimse Gibidir; Bunlar Hiç Bir Olur mu? Hâlâ Düşünüp Öğüt Almayacak mısınız?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Kur’an’ın ‘görmek’ ve ‘işitmek’ dili fiziksel bedeni değil, hakikat karşısındaki bilinç ve idraki anlatır. Hûd 24, insanları bedenleri üzerinden değerli veya değersiz ilan etmez; hakikate açık olmak ile onu bilinçli biçimde kapatmak arasındaki farkı güçlü bir benzetmeyle ortaya koyar.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 24. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Bu iki grubun durumu, kör ve sağır olan kimse ile gören ve işiten kimse gibidir. Bunlar durum bakımından hiç eşit olur mu? Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Meselü’l-ferîkayni ke’l-a‘mâ ve’l-esammi ve’l-basîri ve’s-semî‘. Hel yesteviyâni meselâ? E fe lâ tezekkerûn.”

Hûd Suresi’nin önceki ayetlerinde iki farklı insan tipi anlatılmıştı. Bir tarafta Allah hakkında yalan üreten, hakikati eğri göstermeye çalışan ve sonunda kendisini ziyana uğratanlar; diğer tarafta ise iman eden, salih amel işleyen ve Rablerine gönülden yönelenler vardı. Hûd 24 şimdi bu iki yönelişi güçlü bir benzetmeyle karşılaştırır.

2️⃣ Ayetteki “İki Grup” Kimlerdir ❓​

Ayette geçen “el-ferîkayn”, yani “iki grup” ifadesi önceki ayetlerin bağlamıyla birlikte anlaşılır.

Birinci grup, Hûd 18–22 arasında anlatılan; Allah hakkında yalan uyduran, insanları Allah’ın yolundan alıkoyan, hakikati çarpıtan ve ahireti reddeden kimselerdir.

İkinci grup ise Hûd 23’te anlatılan; iman eden, salih amel işleyen ve Rablerine gönülden yönelen kimselerdir.

Hûd 24 böylece iki ayrı hayat yönelişinin aynı olmadığını söyler.

3️⃣ “Kör ve Sağır” Benzetmesi Fiziksel Engellileri mi Anlatıyor ❓​

Hayır. Bu nokta özellikle açık tutulmalıdır.

Ayetin bağlamındaki körlük ve sağırlık fiziksel engellilik hakkında ahlaki bir hüküm değildir. Kur’an burada beden durumunu değil, hakikat karşısındaki idrak biçimini anlatan bir benzetme kullanmaktadır.

Fiziksel olarak görme engelli bir insan Allah’a son derece yakın, bilgili ve ahlaklı olabilir. Fiziksel olarak işitme engelli bir insan da hakikate son derece açık olabilir.

Aynı şekilde gözleri gören ve kulakları işiten biri, hakikat karşısında son derece kapalı davranabilir.

Bu nedenle:

fiziksel engellilik ≠ manevi kusur.

4️⃣ O Hâlde Kur’an Neden “Körlük” ve “Sağırlık” Benzetmesini Kullanıyor ❓​

Çünkü insan dünyayı önemli ölçüde görme ve işitme yoluyla tanır. Bu nedenle “görmek” ve “işitmek” birçok dilde anlamak, fark etmek, dikkate almak ve idrak etmek anlamlarında mecazî biçimde kullanılır.

Türkçede de:

“Gerçeği görmüyor musun?”

veya:

“Beni hiç dinlemiyorsun.”

deriz.

Burada kimsenin gözünün veya kulağının biyolojik işlevinden söz etmeyiz. Kişinin gerçeği değerlendirmemesini anlatırız.

Hûd 24’teki benzetme de bu çerçevede anlaşılmalıdır.

5️⃣ “Gören” İnsan Kimdir ❓​

Ayetteki “el-basîr”, yani gören kişi, bağlamda hakikatin işaretlerini fark eden ve değerlendiren insanı temsil eder.

Bu kişi her şeyi bilen, hiç hata yapmayan veya bütün dinî meseleleri eksiksiz çözen biri değildir. “Görmek” burada hakikate açık olmak anlamındadır.

İnsan delille karşılaşır, düşünür, kendi ön yargılarını sorgular ve doğru olduğunu fark ettiği şeyi sırf çıkarına ters düşüyor diye reddetmez.

Bu nedenle manevi anlamdaki görmek, yalnız bilgiye sahip olmak değil, bilgiyi dürüstçe değerlendirebilmektir.

6️⃣ “İşiten” İnsan Kimdir ❓​

Ayetteki “es-semî‘”, yani işiten kişi de yalnız ses dalgalarını duyan kişi değildir. Hakikati dinlemeye açık olan insanı temsil eder.

Gerçek dinlemek, karşı taraf konuşurken yalnız cevap hazırlamak değildir. Önce gerçekten ne söylediğini anlamaya çalışmaktır.

Bu yüzden bir insan bir görüşe katılmayabilir ama yine de onu dürüstçe dinleyebilir.

Dinlemek ≠ kabul etmek.

İnsan önce anlar, sonra değerlendirir ve gerekirse reddeder. Hûd 24’ün işitme benzetmesi bu zihinsel açıklığı düşündürür.

7️⃣ “Görmeyen ve İşitmeyen” İnsan Hiç Bilgisi Olmayan İnsan mıdır ❓​

Her zaman değil. Bazen problem bilgi eksikliği değil, bilginin kabul edilmek istenmemesi olabilir.

Bir insan delili görebilir ama çıkarı zarar göreceği için dikkate almayabilir. Bir eleştiriyi duyabilir fakat kendi grubu hakkında olduğu için daha baştan reddedebilir.

Örneğin kişi sevdiği bir liderin veya hocanın açık bir hatasıyla karşılaşır. Delilleri değerlendirmek yerine:

“O asla hata yapmaz.”

diyebilir.

Burada mesele yalnız bilgi eksikliği değil, insanın kendi bağlılığının gerçeği değerlendirmesini engellemesidir.

8️⃣ Her İkna Olmayan İnsan “Manevi Kör” müdür ❓​

Hayır. Bu ayetin en kolay yanlış kullanılabileceği noktalardan biri budur.

Bir kişi senin anlattığın bir delile ikna olmadı diye hemen:

“Sen körsün, gerçeği göremiyorsun.”

denemez.

Belki gerçekten delilin yetersizdir. Belki konuyu iyi açıklayamamışsındır. Belki karşı tarafın ciddi bir itirazı vardır. Belki sen kendi yorumunu hakikatin kendisi sanıyorsundur.

Bu nedenle ayetteki benzetmeyi tartışmada rakibe hakaret etmek için kullanmak yanlış olur.

Kur’an’daki güçlü metaforlar önce insanın kendi tavrını sorgulamasına yardımcı olmalıdır.

9️⃣ Şüphe Duymak veya Soru Sormak “Körlük” müdür ❓​

Hayır.

Soru sormak, anlamaya çalışmak ve hatta belirli bir süre şüphe yaşamak, hakikati bilinçli biçimde reddetmekle aynı değildir.

Bir insan:

“Bu ayeti anlamıyorum.”

diyebilir.

“Bu delil beni henüz ikna etmedi.”

diyebilir.

“Bu tefsirin neden doğru olduğunu araştırmak istiyorum.”

diyebilir.

Bunlar düşünme sürecinin parçası olabilir.

Asıl problem, kişinin gerçeğe ulaşmak istememesi ve yalnız kendi önceden belirlediği sonucu korumaya çalışmasıdır.

🔟 “Bunlar Hiç Eşit Olur mu?” Sorusu Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“hel yesteviyâni meselâ?”

denilir.

Yani:

“Bu ikisi durum bakımından eşit olur mu?”

Bu retorik soru iki yönelişin ahlaki ve manevi olarak aynı olmadığını vurgular.

Hakikati arayan ile hakikati kasıtlı biçimde çarpıtan aynı değildir.

İman edip salih amel işleyen ile başkalarını yanıltmak için Allah adına yalan söyleyen aynı değildir.

Burada Kur’an, ahlaki farkların gerçek olduğunu savunur.

Her tercih eşit derecede doğru değildir.

1️⃣1️⃣ “Eşit Değildir” Demek İnsanların İnsanlık Değerleri Farklıdır mı Demektir ❓​

Hayır.

İnsanların insanlık onuru ile ahlaki davranışlarının değerlendirilmesi birbirinden ayrılmalıdır.

Bir kişinin yanlış inancı veya yanlış davranışı onu insan olmaktan çıkarmaz. İnsan hakları, adalet ve merhamet yalnız bizimle aynı inançta olanlara ait değildir.

Kur’an’ın iki tavrı eşit görmemesi, Müslümana:

“Farklı düşünen insanı aşağıla.”

yetkisi vermez.

Teolojik değerlendirme başka, insana adil davranma sorumluluğu başkadır.

Farklı inanç ≠ insanlık değerinin yok olması.

1️⃣2️⃣ Bu Ayet “Ben Müslümanım, O Hâlde Ben Görenim” Diye Kibirlenmeye İzin Verir mi ❓​

Hayır.

Bir insan Müslüman kimliğine sahip olduğu hâlde hakikat karşısında çok ciddi ön yargılar taşıyabilir.

Kendi çıkarına uygun olduğu zaman ayeti kabul edip, çıkarına ters geldiğinde görmezden gelebilir. Kendi grubunun yanlışlarını sürekli savunabilir. Sevdiği kişiyi eleştiren hiçbir delili dinlemeyebilir.

Dolayısıyla Hûd 24’ün aynası yalnız dışarıdaki insanlara tutulamaz.

Müslüman da kendisine şu soruyu sormalıdır:

“Ben gerçekten hakikati görmeye ve işitmeye açık mıyım?”

Hidayet kibir nedeni değil, şükür ve sorumluluk nedeni olmalıdır.

1️⃣3️⃣ Çoğunluğun Görüşünü Takip Etmek “Görmek” Sayılır mı ❓​

Her zaman değil.

Bir görüş milyonlarca insan tarafından kabul edilebilir ve yine yanlış olabilir. Aynı şekilde yalnız birkaç kişinin savunduğu fikir de otomatik olarak doğru değildir.

Hûd 17’de de gördüğümüz gibi, Kur’an hakikat ölçüsünü yalnız çoğunluğa bağlamaz.

Bu yüzden:

çoğunluk ≠ otomatik hakikat.

Ama:

azınlık ≠ otomatik hakikat

de değildir.

Ölçü, mümkün olduğunca:

delil, dürüst değerlendirme ve doğru bilgi olmalıdır.

1️⃣4️⃣ Sosyal Medya İnsanların “Görmesini ve İşitmesini” Zorlaştırabilir mi ❓​

Ayet doğrudan modern sosyal medyadan söz etmez. Ancak ayetin ahlaki ilkesi günümüzde çok anlamlı bir uygulama alanına sahiptir.

İnsan sosyal medyada yalnız kendi görüşüne benzeyen hesapları takip ederse zamanla bir bilgi balonu içinde yaşayabilir. Karşı görüş hakkında yalnız kendi grubunun anlattıklarını duyar.

Böylece kişi:

“Her şeyi araştırdım.”

zanneder ama aslında yalnız kendi kanaatini doğrulayan bilgileri görmüştür.

Bu nedenle hakikat arayan insan bazen kendisini rahatsız eden delilleri de okumalıdır.

Hakikat arayışı, yalnız hoşumuza giden bilgiyi toplamak değildir.

1️⃣5️⃣ Karşı Görüşü Dinlemek İnancımızdan Şüphe Etmek midir ❓​

Hayır.

Bir görüşü dinlemek ona teslim olmak değildir.

Müslüman başka bir dinin iddialarını öğrenebilir. Ateist bir yazarın eleştirisini okuyabilir. Başka mezheplerin gerekçelerini inceleyebilir.

Bunları yapmak otomatik olarak inanç zayıflığı değildir.

Tam tersine kişi sağlam bir bilgi temeliyle hareket ediyorsa, farklı iddiaları tanımak daha bilinçli bir değerlendirmeye katkı sağlayabilir.

Elbette herkes her konuda uzman olmak zorunda değildir. Kaynak kalitesini değerlendirmek de önemlidir.

Açık fikirli olmak ≠ her fikri doğru kabul etmek.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Engelli İnsanlara Karşı Kullanılan Dili Nasıl Etkilemelidir ❓​

Çok dikkatli olmalıyız.

Kur’an’daki mecazları günlük hayatta fiziksel engelli insanlara hakaret gibi kullanmak incitici olabilir.

Örneğin birine:

“Kör müsün?”

veya:

“Sağır mısın?”

diye aşağılayıcı biçimde seslenmek, fiziksel engelliliği bir hakaret malzemesine dönüştürür.

Hûd 24’ün mesajı tam tersine idrak ve ahlaki açıklık hakkındadır.

Görme veya işitme engelli insanlar, diğer bütün insanlar gibi saygı ve onur sahibidir.

Bedensel farklılık, ahlaki değer ölçüsü değildir.

1️⃣7️⃣ Ayetteki “Hâlâ Öğüt Almayacak mısınız?” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet:

“e fe lâ tezekkerûn”

sorusuyla biter.

“Tezekkür” hatırlamak, düşünmek, öğüt almak ve zihninde gerçeği yeniden canlandırmak gibi anlamlar taşır.

Kur’an burada yalnız bilgi vermiyor; muhatabı kendisine dönmeye çağırıyor.

“Bu iki yolu düşündünüz. Peki bundan ders çıkarmayacak mısınız?”

sorusu soruluyor.

Bu da Kur’an’ın insanı pasif dinleyici olarak bırakmak istemediğini gösterir.

Bilgi davranışa dönüşmelidir.

1️⃣8️⃣ Hûd 23 ve 24 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 23, iman eden, salih amel işleyen ve Rablerine gönülden yönelenlerin cennet ehlinden olduğunu söyledi.

Hûd 24 ise bu grupla önceki ayetlerde anlatılan diğer grubu karşılaştırır.

Bir tarafta:

iman, salih amel ve tevazu.

Diğer tarafta:

Allah hakkında yalan, hakikati engelleme ve bilinçli çarpıtma.

Sonra Kur’an sorar:

“Bu ikisi bir olabilir mi?”

Bu karşılaştırma, dinî kimlikten daha derin bir farkı anlatır. Mesele insanın hakikatle, ahlakla ve Allah’la kurduğu ilişkinin niteliğidir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 24. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 24. ayet, önceki ayetlerde anlatılan iki insan yönelişini son derece güçlü bir benzetmeyle karşılaştırır:

Hakikate kapalı olmak ile hakikate açık olmak aynı değildir.

Ancak bu ayeti doğru anlayabilmek için ilk olarak fiziksel engellilik ile manevi benzetmeyi kesin biçimde birbirinden ayırmamız gerekir.

Kur’an:

görme engelli insanı kötülemiyor.

İşitme engelli insanı aşağılamıyor.

Bedensel engelliliği:

günah,

ceza

veya ahlaki kusur

olarak ilan etmiyor.

Benzetme, insanın idrak yeteneğini kullanıp kullanmaması üzerindedir.

Bir insanın gözleri çok iyi görebilir ama hayatındaki apaçık haksızlığı görmek istemeyebilir.

Bir insanın kulakları çok iyi işitebilir ama kendisine yapılan haklı bir eleştiriyi duymamaya karar verebilir.

Bir yönetici çevresindeki herkesin:

“Her şey mükemmel.”

demesini isteyebilir. Gerçek problemi söyleyen kişileri uzaklaştırırsa zamanla yalnız duymak istediğini duyar.

Bir iş insanı şirketinde yanlış giden şeyleri gösteren raporları görmezden gelebilir. Çünkü kabul ederse kararlarını değiştirmesi gerekecektir.

Bir aile büyüğü yıllarca yaptığı bir davranışın çocuklarına zarar verdiğini duyabilir. Fakat:

“Ben büyüğüm, ben yanlış yapmam.”

diyerek gerçeği dinlemeyebilir.

Bir din adamı yıllardır savunduğu görüşün zayıf delillere dayandığını fark edebilir. Fakat itibarı zarar görecek diye güçlü delilleri dikkate almamayı seçebilir.

İşte manevi anlamdaki görmeme ve işitmeme, insanın gerçeklikle ilişkisinde böyle ortaya çıkabilir.

Hûd 24’ün önemli mesajı şudur:

Hakikat yalnız karşına çıkmakla yetmez; senin ona açık olman da gerekir.

İnsan dünyanın en iyi kitabını önüne koyabilir ama okumazsa faydalanamaz.

En güçlü delili duyabilir ama daha baştan:

“Beni hiçbir şey ikna edemez.”

demişse değerlendirme yapmaz.

Bu nedenle hakikat arayışının ilk şartlarından biri zihinsel dürüstlüktür.

İnsan şu ihtimali kabul edebilmelidir:

“Ben yanılıyor olabilirim.”

Bu cümle zayıflık değildir.

Aslında düşünmenin başlangıç noktalarından biridir.

Çünkü kendisini kesinlikle yanılmaz gören bir insanın yeni bir şey öğrenmesi çok zordur.

Bu açıdan Hûd 24’ün:

“gören ve işiten”

insanı, yalnız çok bilgi sahibi insan değildir.

Aynı zamanda:

öğrenmeye açık insan

dır.

Bir Müslüman için bu özellikle önemlidir.

Çünkü dinî aidiyet bazen insana yanlış bir güven verebilir:

“Ben zaten Müslümanım, artık her konuda doğru taraftayım.”

Oysa Müslüman:

yanlış bilgiye inanabilir.

Yanlış fetvayı savunabilir.

Kendi kültürünü din sanabilir.

Sevdiği bir hocanın hatasını göremeyebilir.

Kendi grubunun haksızlığını savunabilir.

Dolayısıyla iman:

düşünme sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Tam tersine dürüstlüğü daha önemli hâle getirir.

Bir Müslümanın hakikate sadakati, kendi grubuna sadakatinden daha güçlü olmalıdır.

Kendi sevdiği insan yanlış yaparsa:

“Yanlış yaptı.”

diyebilmelidir.

Karşı taraftaki biri doğru söylüyorsa:

“Bu konuda doğru söylüyor.”

diyebilmelidir.

Çünkü hakikat:

bizim takımımızın mülkü değildir.

Bu, Hûd 24’ün görme ve işitme benzetmesinin günümüze dönük en değerli derslerinden biridir.

Ayet aynı zamanda ön yargının insan algısını nasıl değiştirebileceğini düşündürür.

Bir insandan nefret ediyorsan onun söylediği her şeyi yanlış görmeye başlayabilirsin.

Birini aşırı seviyorsan onun her söylediğini doğru kabul edebilirsin.

Her ikisi de hakikat değerlendirmesini bozar.

Sevgi de nefret de delilin yerini almamalıdır.

Kişiye göre hakikat belirlenmez; söz deliline göre değerlendirilir.

Bu nedenle bir tartışmada:

“Bunu kim söyledi?”

sorusu önemli olabilir; kaynağın güvenilirliği değerlendirilir.

Ama yalnız kişinin kimliği nedeniyle görüşü kabul veya reddetmek yeterli değildir.

“Benim sevdiğim kişi söyledi, o hâlde kesin doğrudur.”

mantığı kadar:

“Sevmediğim kişi söyledi, o hâlde kesin yanlıştır.”

mantığı da hatalıdır.

Hûd 24 bizi daha olgun bir dinleme biçimine çağırır.

Karşı taraf konuşurken hemen:

“Buna nasıl cevap vereceğim?”

diye düşünmek yerine önce:

“Gerçekte ne söylüyor?”

diye sor.

Bu basit görünen ayrım, tartışma ahlakını tamamen değiştirebilir.

Çünkü insanların çoğu birbirini dinliyormuş gibi görünür ama aslında yalnız kendi konuşma sırasını bekler.

Kur’an’ın:

“işiten”

insanı olmak, yalnız sesi duymak değil; gerçeğin sana ulaşmasına izin vermektir.

Ama ayet bizi relativizme de götürmez.

“Herkesin doğrusu kendine, hiçbir şey arasında fark yok.”

demez.

Tam tersine:

“Bu iki grup eşit midir?”

diye sorar.

Yani doğru ile yanlış arasında gerçek fark vardır.

Hakikat vardır.

Ahlaki fark vardır.

Fakat bu farkı keşfetmenin yolu:

kibir,

hakaret

ve zorbalık değil;

görmek, işitmek, düşünmek ve öğüt almaktır.

Bu çok önemli bir dengedir.

Kur’an bir taraftan hakikat iddiasını korur, diğer taraftan insanı düşünmeye çağırır.

“Ben haklıyım, o hâlde düşünmeme gerek yok.”

demek Kur’an’ın bu çağrısıyla uyumlu değildir.

Aynı şekilde:

“Düşünüyorum, o hâlde hiçbir hakikat olamaz.”

sonucu da ayetin mesajı değildir.

Düşünmenin amacı hakikati ortadan kaldırmak değil, hakikate ulaşmaktır.

Ayetin sonunda:

“Hâlâ öğüt almayacak mısınız?”

denmesi de bu nedenle çok anlamlıdır.

Kur’an bilgi verdikten sonra insanı yalnız bırakmıyor.

Soruyor:

“Bundan ne öğrendin?”

Bu soru her ayetin ardından kendimize yöneltebileceğimiz çok güzel bir sorudur.

Kur’an’ı yüzlerce kez okuyabiliriz.

Ama hayatımız değişmiyorsa:

okuma ile tezekkür arasında bir eksiklik olabilir.

Ayetleri bilmek değerlidir.

Fakat:

ayet seni daha dürüst yapıyor mu?

Daha adil yapıyor mu?

Daha mütevazı yapıyor mu?

Yanlışını kabul etmeyi kolaylaştırıyor mu?

Başkasını gerçekten dinlemene yardımcı oluyor mu?

İşte öğüt almak, bilginin karaktere dönüşmeye başlamasıdır.

Hûd 24 bize bir başka önemli ders daha verir: İnsan hakikat karşısında duygusal savunma mekanizmaları geliştirebilir.

Bazen bir gerçek çok acı vericidir.

“Ben yıllarca yanlış yapmışım.”

demek kolay değildir.

“Güvendiğim kişi beni kandırmış.”

demek zordur.

“Savunduğum fikir doğru değilmiş.”

demek egoyu yaralayabilir.

İnsan tam bu noktada gerçeğe gözünü kapatmak isteyebilir.

Ama kısa vadede rahatlatan inkâr, uzun vadede daha büyük zarar oluşturabilir.

Bu nedenle hakikat sevgisi bazen rahatsız edici gerçeklerle yüzleşme cesareti gerektirir.

Kur’an’ın “gören” insanı bunu yapabilen insandır.

Bir yanlışını fark ettiğinde:

“Bunu görmemiş olmayı dilerdim.”

değil,

“Şimdi gördüm; o hâlde düzelteyim.”

der.

Bu çok büyük bir ahlaki olgunluktur.

Ve belki Hûd Suresi 24. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Hakikat kendi düşüncelerimizi, sevdiğimiz insanları veya çıkarlarımızı rahatsız ettiğinde gerçekten görmeye ve işitmeye devam edebiliyor muyuz? Yoksa yalnız hoşumuza giden şeyleri duyup, bizi doğrulayan şeyleri mi görüyoruz? Kur’an’ın istediği gibi, rakibimizi “kör ve sağır” ilan etmek yerine önce kendi gözümüzü ve kulağımızı hakikate açık tutabilecek kadar mütevazı olabiliyor muyuz?

“Hakikati görmek için yalnız göz, işitmek için yalnız kulak yetmez; insanın gerçeğe açık bir vicdana ve dürüst bir zihne de ihtiyacı vardır. Hûd 24’ü başkalarına hakaret etmek için değil, kendi ön yargılarımızı sorgulamak için okuyalım. Çünkü asıl mesele ne kadar çok duyduğumuz değil, duyduğumuz hakikat karşısında ne yaptığımızdır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt