📖 Hicr Suresi 85. Ayette “Gökleri, Yeri ve İkisi Arasındakileri Ancak Hak ile Yarattık; Kıyamet Mutlaka Gelecektir. Öyleyse Güzelce Bağışla” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,655
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 85. Ayette “Gökleri, Yeri ve İkisi Arasındakileri Ancak Hak ile Yarattık; Kıyamet Mutlaka Gelecektir. Öyleyse Güzelce Bağışla” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 84. ayette Semûd kavminin kazandıkları şeylerin kendilerine hiçbir fayda sağlamadığı bildirilmişti. 85. ayet ise bakışımızı tek bir toplumun sonundan bütün varoluşa çevirir: ‘Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ile yarattık. Kıyamet mutlaka gelecektir. Öyleyse güzelce bağışla.’ Ayet üç büyük hakikati aynı yerde buluşturur: Evren anlamsız ve başıboş değildir; insanın yaptıkları nihai olarak hesapsız kalmayacaktır; bu yüzden mümin bütün ömrünü kin ve kişisel intikam duygusuna teslim etmemelidir. Ancak ‘güzelce bağışla’, zulmü doğru kabul etmek, suçun üzerini örtmek, mağduru susturmak veya güveni hiçbir şart olmadan yeniden vermek anlamına gelmez. İnsan kinini bırakabilir, fakat sınır koyabilir; affedebilir, fakat tedbir alabilir; kişisel öçten vazgeçebilir, fakat adalet isteyebilir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 85. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Ve mâ halaknâ’s-semâvâti ve’l-arda ve mâ beynehumâ illâ bi’l-hakk. Ve inne’s-sâate le-âtiyetun fasfahi’s-safha’l-cemîl.” şeklindedir.

Genel anlamı şöyledir:

“Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ile yarattık. Kıyamet mutlaka gelecektir. Öyleyse güzel bir şekilde bağışla.”

Bu ayet Hicr Suresi’nin önemli dönüm noktalarından biridir. Birkaç ayet boyunca geçmiş toplumların:

Gücü.

Serveti.

Mimarisi.

Zulümleri.

Ve sonları anlatılmıştı.

Şimdi bütün bu kıssaların üzerinde duran daha büyük hakikat açıklanır:

Bu evren boşuna yaratılmamıştır ve tarih başıboş değildir.

2️⃣ “Gökleri, Yeri ve İkisi Arasındakileri” İfadesi Neyi Kapsar ❓​

Bu ifade Kur’an’ın geniş kapsamlı yaratılış anlatımlarından biridir.

Gökler.

Yer.


Ve:

“İkisi arasındakiler.”

Yani insanın bildiği ve bilmediği yaratılmış düzenin bütünü.

Ayet burada modern astronominin ayrıntılarını öğretmek istemez.

Kaç galaksi vardır?

Evrenin fiziksel geometrisi nedir?

Karanlık madde nasıl işler?

Bunlar bilimsel araştırmanın alanıdır.

Kur’an’ın burada verdiği asıl mesaj şudur:

Varlık tesadüfen kendi başına bırakılmış anlamsız bir kaos değildir; yaratılışın Allah’a dayanan bir hakikati vardır.

3️⃣ “Bi’l-Hakk” Yani “Hak ile Yarattık” Ne Anlama Gelir ❓​

“Hak”, gerçeklik, doğruluk, yerindelik, amaç ve hikmet anlam alanına sahip çok güçlü bir Kur’an kelimesidir.

Burada:

“Boşuna değil.”

“Anlamsız değil.”

“Bir oyun olarak değil.”


anlamları özellikle öne çıkar.

Bu, evrendeki her tekil olayın nedenini bizim mutlaka bileceğimiz anlamına gelmez.

İnsan:

“Bu olay neden başıma geldi?”

diye sorabilir ve cevabını bulamayabilir.

Yaratılışın genel olarak hikmetli olması ile bizim her ayrıntının özel hikmetini bilmemiz aynı şey değildir.

4️⃣ Ayet “Hayatta Meydana Gelen Her Olay İyidir” mi Diyor ❓​

Hayır.

Bu önemli bir ayrımdır.

Evrenin hak ile yaratılması:

Cinayet iyidir.

Zulüm iyidir.

İhanet iyidir.


anlamına gelmez.

İnsan iradesiyle kötülük yapabilir.

Kur’an zaten kötülüğü eleştirir ve insanı bundan sorumlu tutar.

Dolayısıyla yaratılışın anlamlı olması ile insanların bütün davranışlarının doğru olması birbirine karıştırılmamalıdır.

Allah kötülüğe belirli bir süre imkân vermiş olabilir; bu, kötülüğü ahlaken onayladığı anlamına gelmez.

5️⃣ Evrenin “Hak ile” Yaratılması Hayatın Bir Amacı Olduğunu mu Gösterir ❓​

Evet.

Kur’an’ın dünya görüşünde insan:

Doğar.

Yaşar.

Bir süre zevk alır.

Sonra ölür.

Ve her şey tamamen anlamsız biçimde sona erer,

şeklinde sunulmaz.

İnsan ahlaki sorumluluk taşıyan bir varlıktır.

Seçimleri önemlidir.

İyilik önemlidir.

Zulüm önemlidir.

Doğruluk önemlidir.

İhanet önemlidir.

Çünkü hayatın sonunda hesap vardır.

Bu nedenle ayetin devamında hemen kıyamet gelir.

6️⃣ Neden Yaratılıştan Hemen Sonra Kıyametten Söz Ediliyor ❓​

Çünkü yaratılışın anlamı ile hesap günü birbirine bağlıdır.

Eğer insan özgürce davranıyor ve bazı zalimler dünyada hiçbir zaman tam karşılık görmüyorsa, nihai adalet sorusu ortaya çıkar.

Bir insan binlerce kişiye zulmedebilir.

Dünyada yakalanmadan ölebilir.

Bir mağdur bütün hayatı boyunca hakkını alamayabilir.

Kur’an’ın cevabı şudur:

Dünya son mahkeme değildir.

Kıyamet ve ahiret, yaratılışın ahlaki bütünlüğünün önemli parçalarıdır.

7️⃣ “Kıyamet Mutlaka Gelecektir” İfadesi Ne Kadar Kesindir ❓​

Ayette “Ve inne’s-sâate le-âtiyetun” denilir.

İfade güçlü bir kesinlik taşır:

“Şüphesiz o saat mutlaka gelecektir.”

Buradaki “es-Sâah”, “Saat”, yani kıyamet ve hesap zamanıdır.

Kur’an bunun gerçekleşeceğini kesin biçimde bildirir.

Fakat zamanını söylemez.

Bu nedenle:

Tarih hesaplamak.

Harflerden yıl çıkarmak.

Sayılarla kıyamet takvimi oluşturmak.

Kur’an’ın vermediği kesinliği üretmek olur.

8️⃣ Kıyametin Geleceğine İnanmak İnsanı Dünyadan Koparmalı mı ❓​

Hayır.

Ahiret inancı:

“Nasıl olsa kıyamet gelecek, okul okuma.”

“İş kurma.”

“Ev yapma.”

“Yatırım yapma.”


demek değildir.

Tam tersine dünya hayatındaki davranışın önemli olduğunu gösterir.

Çünkü hesaba konu olan zaten burada yaptıklarımızdır.

Çalışmak.

Aile kurmak.

Üretmek.

Bilgi öğrenmek.

İnsanlara faydalı olmak.

Bunların tamamı sorumluluk alanı olabilir.

Ahiret bilinci dünyayı değersizleştirmez; dünyadaki seçimi daha ciddi hâle getirir.

9️⃣ “Fasfah” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki “fasfah”, bağışla, yüz çevir, kusuru üzerinde sürekli durma, karşılığında kötülük üretme anlam alanına sahiptir.

“Safh” yalnız iç dünyadaki bir duyguyu değil, insanın karşısındaki kişinin yanlışını sürekli yüzüne vurup yeni bir düşmanlık üretmemesini de düşündürür.

Burada hitap öncelikle Hz. Peygamber’edir.

Kendisini yalanlayan, alaya alan ve eziyet eden insanlarla karşılaşmaktadır.

Buna rağmen:

“Güzelce bağışla.”

buyurulmaktadır.

🔟 “Es-Safha’l-Cemîl” Yani “Güzel Bağışlama” Nedir ❓​

“Cemîl”, güzel anlamına gelir.

Dolayısıyla:

“Safh-ı cemîl”, güzel biçimde bağışlamak veya güzelce geçip gitmek anlamına gelir.

Bu, ağızla:

“Affettim.”

deyip sonra her tartışmada eski olayı tekrar gündeme getirmekten daha yüksek bir ahlakı düşündürür.

İnsan gerçekten affediyorsa geçmiş olayı sürekli karşı tarafı ezmek için silah olarak kullanmamaya çalışır.

Fakat bu, yaşananı hafızadan zorla silmek anlamına gelmez.

1️⃣1️⃣ Affetmek Unutmak mıdır ❓​

Hayır.

İnsan bazı olayları hiçbir zaman unutmayabilir.

Özellikle:

İhanet.

Şiddet.

Ağır hakaret.

Dolandırıcılık.

Travmatik olaylar.

hafızada uzun süre kalabilir.

Bir kişiye:

“Affettiysen unutacaksın.”

demek gerçekçi değildir.

Hafıza düğmeyle silinmez.

Affetmek, geçmişin hiç yaşanmamış olduğunu iddia etmek değildir.

Daha çok o olayın insanın bütün geleceğini kinle yönetmesine izin vermemeye çalışmaktır.

1️⃣2️⃣ Affetmek Yeniden Güvenmek midir ❓​

Hayır.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Af ile güven aynı şey değildir.

Af insanın iç dünyası ve öç alma isteğiyle ilgilidir.

Güven ise davranışlarla yeniden inşa edilir.

Bir insan sana yalan söyledi.

Sen onu affedebilirsin.

Ama:

“Artık söylediği her şeye eskisi gibi sorgusuz inanacağım.”

demek zorunda değilsin.

Güven kırıldığında yeniden oluşması için:

Zaman.

Tutarlılık.

Şeffaflık.

Davranış değişikliği.

gerekebilir.

Affetmek bir anda olabilir; güven çoğu zaman süreçtir.

1️⃣3️⃣ Affetmek İlişkiye Devam Etmek Zorunda Olmak mıdır ❓​

Hayır.

Bir insanı affedip yine de mesafe koyabilirsin.

Bir arkadaş seni sürekli kullanıyorsa:

Kin beslemeyebilirsin.

Ama arkadaşlığı bitirebilirsin.

Bir iş ortağı seni dolandırdıysa:

Kişisel nefret içinde yaşamamaya çalışabilirsin.

Ama tekrar ortak olmak zorunda değilsin.

Bir ilişkide şiddet varsa mağdur:

“Affetmeliyim.”

diye tehlikeli ortamda kalmaya zorlanmamalıdır.

Affetmek, sınırların kaldırılması anlamına gelmez.

1️⃣4️⃣ “Güzelce Bağışla” Suçları Cezasız Bırakmak mıdır ❓​

Hayır.

Kişisel af ile hukukî sorumluluk birbirinden ayrılabilir.

Bir insan seni dolandırdı.

Sen kişisel olarak kinini bırakabilirsin.

Ama zararın giderilmesi gerekebilir.

Şiddet uyguladıysa hukukî süreç olabilir.

Bir çocuk istismara uğradıysa:

“Güzelce affedin, konu kapansın.”

demek son derece yanlış olur.

Burada mağdurun güvenliği ve başkalarının korunması gerekir.

Dinî af dili, suçun üzerini örtme aracına dönüştürülemez.

1️⃣5️⃣ Affetmek Mağdurun Mecburiyeti midir ❓​

İnsanları zorla:

“Hemen affet.”

diye baskı altına almak doğru değildir.

Bazı yaralar ağırdır.

İnsanın zamana ihtiyacı olabilir.

Özellikle ciddi travmalarda kişinin öfkesi, üzüntüsü ve güven kaybı anlaşılabilir.

Affetmenin faziletinden söz edilebilir.

Ama mağdur:

“Henüz hazır değilim.”

dediğinde onu dinî suçlulukla ezmek doğru olmaz.

Maneviyat iyileşmeye destek olmalı, mağdurun acısını inkâr etmemelidir.

1️⃣6️⃣ Güzel Bağışlama ile Zayıflık Arasında Fark Var mıdır ❓​

Evet.

Bazen insan:

“Cevap vermedim çünkü korktum.”

Bazen:

“Cevap verebilirdim ama büyütmeyi seçmedim.”

der.

İkisi aynı değildir.

Bağışlama bazen büyük bir güç gerektirir.

İnsan karşılık verebilecek durumdayken:

“Ben bu düşmanlık zincirini devam ettirmeyeceğim.”

diyebilir.

Bu, haksızlığın doğru olduğunu kabul etmek değil; kendi davranışını karşı tarafın kötülüğüne teslim etmemektir.

1️⃣7️⃣ Ahiret İnancı Affetmeyi Nasıl Kolaylaştırabilir ❓​

Çünkü insan her hesabı kendi eliyle kapatmak zorunda olmadığını bilir.

Bazı adaletler dünyada gerçekleşir.

Bazıları eksik kalır.

Mümin nihai hükmün Allah’a ait olduğuna inanır.

Bu bilinç:

“Onu mutlaka kendi ellerimle mahvetmeliyim.”

saplantısını azaltabilir.

İnsan hakkını arar.

Tedbirini alır.

Sınır koyar.

Ama hayatının bütün kalanını intikam planına dönüştürmek zorunda değildir.

Bu nedenle ayette kıyamet ile güzel bağışlama arasında çok anlamlı bir ilişki vardır.

1️⃣8️⃣ “Hak ile Yaratılış, Kıyamet ve Güzel Bağışlama” Neden Aynı Ayette Buluşuyor ❓​

Ayetin yapısı çok güçlüdür.

Önce:

“Evren hak ile yaratıldı.”

Ardından:

“Kıyamet mutlaka gelecek.”

Sonra:

“Öyleyse güzelce bağışla.”

Yani dünya anlamsız değilse ve nihai hesap varsa, insan her haksızlığın hesabını kişisel intikamla kendisi kapatmak zorunda değildir.

Adalet sahipsiz değildir.

Bu düşünce insanın kin yükünü hafifletebilir.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 86. ayette, bu güvenin temeli Allah’ın iki ismiyle açıklanacak ve “Şüphesiz Rabbin, her şeyi yaratan ve her şeyi bilendir” buyurulacaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle “el-Hallâk” ifadesinin sürekli ve kudretli yaratmayı, “el-Alîm”in eksiksiz bilgiyi ifade etmesi, Allah’ın yaratmasının insan üretimine benzememesi, Allah’ın bilgisinin sonradan öğrenme olmadığı, bilimsel bilgi ile ilahî bilginin aynı düzlemde görülmemesi ve ‘Allah biliyor’ inancının insan mahremiyetini ihlal etme veya delilsiz suçlama yetkisi vermemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 85. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 85. ayet son derece geniş bir ufuk açar:

“Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ile yarattık. Kıyamet mutlaka gelecektir. Öyleyse güzelce bağışla.”

Bu ayette önce evren vardır.

Sonra ahiret.

Sonra insanın günlük hayatındaki çok somut bir davranış:

Affetmek.

Bu sıralama son derece düşündürücüdür.

Kur’an insanın kişisel kırgınlığını kozmik perspektife yerleştirir.

Sana biri haksızlık yaptı.

O anda bütün dünya sanki o olaydan ibaret görünebilir.

İnsan gece yatamaz.

Sürekli düşünür.

“Nasıl bana bunu yaptı?”

“Ben de ona göstereceğim.”


Kafasında konuşmalar yapar.

İntikam senaryoları kurar.

Bazen karşı taraf olaydan çoktan çıkmıştır fakat mağdur hâlâ zihninde olayı yaşamaktadır.

İşte Hicr 85 insana çok daha geniş bir perspektif verir:

Evren Allah’ın.

Hayatın bir anlamı var.

Hesap var.

Sen bütün adalet sisteminin sahibi değilsin.


Bu düşünce insanı rahatlatabilir.

Çünkü insanın en ağır yüklerinden biri bazen:

“Her hesabı ben kapatmalıyım.”

duygusudur.

Hayır.

Sen kendi sorumluluğunu yaparsın.

Hukuk varsa kullanırsın.

Hakkını istersin.

Zarar varsa giderilmesini talep edersin.

Sınırını koyarsın.

Ama sonrasında bütün hayatını karşı tarafın yıkılmasını bekleyerek geçirmek zorunda değilsin.

Affın özgürleştirici tarafı burada ortaya çıkar.

Affetmek bazen karşı taraf için değil, kendin için de olabilir.

Çünkü kin insanın zihinsel alanını işgal eder.

Bir insan sana beş dakika haksızlık yapmıştır.

Sen onu beş yıl zihninde taşırsın.

Bu durumda haksızlığın etkisi büyür.

Affetmek:

“Yaptığın doğruydu.”

demek değildir.

Daha çok:

“Yaptığın yanlışın kalan hayatımı yönetmesine izin vermeyeceğim.”

diyebilmektir.

Bu çok güçlü bir tavırdır.

Ancak burada affı romantikleştirmemek gerekir.

Bazı yaralar çok ağırdır.

Bir çocuk istismara uğramış olabilir.

Bir kişi ağır şiddet yaşamış olabilir.

Bir aile yakını dolandırılmış olabilir.

Böyle bir insana dışarıdan:

“Kur’an affet diyor, neden hâlâ üzülüyorsun?”

demek merhametsiz olabilir.

İnsan duyguları emre basılarak kapanmaz.

İyileşmenin zamanı kişiden kişiye değişebilir.

Bazı durumlarda profesyonel psikolojik destek gerekebilir.

Bu iman eksikliği değildir.

Yarayı tedavi etmek, yarayı inkâr etmek değildir.

Hicr 85’in “güzel bağışlama” çağrısı insanı iyileşmeye yöneltebilir; fakat bu çağrı mağduru susturmak için kullanılmamalıdır.

Özellikle aile içinde bu ayrım son derece önemlidir.

Birisi ağır bir yanlış yaptı.

Aile:

“Aman rezil olmayalım, affet.”

diyor.

Bu safh-ı cemîl değildir.

Bu bazen örtbas olabilir.

Gerçek güzel davranış:

Haksızlığı durdurur.

Mağduru korur.

Gerekirse hesap sorar.

Sonra intikam döngüsünü büyütmemeye çalışır.

Adalet ile merhamet birbirinin düşmanı değildir.

Ayetin önemli mesajlarından biri tam da budur.

Affetmek ile yeniden güvenmek arasındaki ayrım da çok değerlidir.

Bir insan seni bir kez kandırdı.

Özür diledi.

Affettin.

Ama güvenin geri gelmesi zaman alabilir.

Bu normaldir.

Karşı taraf:

“Affettiysen neden telefonuma güvenmiyorsun?”

veya:

“Affettiysen neden sözleşme istiyorsun?”

diyemez.

Çünkü af ile güven farklı mekanizmalardır.

Af geçmişteki öç duygusunu bırakmaya çalışır; güven gelecekteki davranışın öngörülebilirliğine bakar.

Güven yeniden kazanılır.

Tutarlılıkla.

Şeffaflıkla.

Zamanla.

Davranış değişikliğiyle.

Bir özür değerlidir.

Ama tek bir özür her zaman kırılmış güveni otomatik olarak eski hâline getirmez.

Bu ayrımı bilmek ilişkilerde çok büyük sorunları önleyebilir.

Hicr 85’in “hak ile yaratılış” tarafı ise insan hayatına daha temel bir anlam kazandırır.

İnsan zaman zaman:

“Bütün bunların anlamı ne?”

diye sorar.

Çalışıyorum.

Yaşıyorum.

Yaşlanıyorum.

Sonra ölüyorum.

Kur’an’ın cevabı şudur:

Varlık anlamsız değildir.

Bu, insanın bütün sorularının kolay cevabı olduğu anlamına gelmez.

Acının nedenini her zaman bilmiyoruz.

Bazı insanların neden çok erken öldüğünü bilmiyoruz.

Bazı duaların neden istediğimiz gibi sonuçlanmadığını bilmiyoruz.

Bazı zalimlerin neden uzun yaşadığını bilmiyoruz.

Ama Kur’an bütün bunları daha büyük bir çerçeveye yerleştirir:

Hak.

Hesap.

Ahiret.


Bu çerçeve dünyadaki eksik adaleti anlamlandırmada önemlidir.

Eğer dünya son durak olsaydı, birçok hesap gerçekten açık kalırdı.

Bir çocuk katili ölüyor.

Mağdur geri gelmiyor.

Bir diktatör milyonlarca insanın hayatını mahvediyor.

Sonra yatağında ölüyor.

Eğer ölümle her şey tamamen bitseydi:

“Nihai adalet nerede?”

sorusu çok güçlü biçimde kalırdı.

Ahiret inancı bu hesabı Allah’ın adaletine taşır.

Bu nedenle ayette:

“Kıyamet mutlaka gelecektir.”

cümlesi yalnız korku cümlesi değildir.

Mağdur için aynı zamanda adalet vaadidir.

Zalim için uyarıdır.

İyilik yapan için ümittir.

Bu açıdan kıyamet yalnız dünyanın yıkılması değildir.

Hakların ortaya çıkacağı hesap kapısıdır.

Bu da insanın bağışlamasını kolaylaştırabilir.

Çünkü:

“Hak kaybolmadı.”

dersin.

Sen affetsen bile Allah gerçeği biliyor.

Sen unutmuş olsan bile Allah bilmiyor değildir.

İnsanların görmediği haksızlık Allah’ın bilgisinden çıkmaz.

Bu, mağdur için güçlü bir manevi teselli olabilir.

Ama yine bu düşünce:

“O zaman dünyada adalet aramayalım.”

anlamına gelmez.

Tam tersine dünya adaleti de bizim sorumluluğumuzdur.

Mahkemeler.

Hukuk.

Hak arama.

Şahitlik.

Bunların tamamı önemlidir.

Ahiret, dünya hukukunun yerine geçmek için değil, dünya hukukunun ulaşamadığı yerde nihai adaletin kaybolmadığını göstermek için anlaşılmalıdır.

Hicr 85’in başka büyük bir mesajı evrenin hak ile yaratılmasıyla insanın doğru yaşaması arasındaki uyumdur.

Evren hak ile yaratılmışsa insanın hayatı da yalan üzerine kurulmamalıdır.

Bu doğrudan ayetin lafzındaki bir emir değildir; fakat güçlü bir ahlaki tefekkürdür.

İnsan:

Yalanla iş kuruyor.

Yalanla ilişki yürütüyor.

Yalanla itibar oluşturuyor.

Bir noktada o yapının içinde sürekli yeni yalan gerekir.

Hak üzerine kurulmamış şey kırılganlaşabilir.

Doğruluk ise bazen pahalıdır.

Gerçeği söylediğinde para kaybedebilirsin.

Bir ilişki sona erebilir.

Bir makamı kaybedebilirsin.

Ama insanın kendisiyle barışık olması büyük değerdir.

Hak ile yaratılmış dünyada hakka uygun yaşamaya çalışmak müminin doğal yönelimidir.

Ayet aynı zamanda insanın her olayda mutlaka özel gizli mesaj aramasını gerektirmez.

Evren hak ile yaratıldı diye:

“Bugün önümden üç kuş geçti; Allah bana gizli kod gönderdi.”

denemez.

Kur’an’ın anlamlı yaratılış anlayışını batıl işaret avcılığına dönüştürmemek gerekir.

Bir olayın fiziksel sebebi olabilir.

Yağmur meteorolojik süreçlerle yağar.

Deprem tektonik süreçlerle olur.

Hastalık biyolojik sebeplerle gelişebilir.

Bu sebepler yaratılışın anlamlı oluşuna karşı değildir.

Sebep açıklaması, anlamın düşmanı değildir.

Bilim:

“Nasıl?”

sorusuna yaklaşır.

Din:

“Varlığın nihai anlamı ve sorumluluğu nedir?”

sorusuna da alan açar.

Bu iki alan her zaman kavga etmek zorunda değildir.

Hicr 85’in kıyamet vurgusu insanın erteleme alışkanlığına da güçlü bir cevap verir.

İnsan sürekli:

“Sonra düzeltirim.”

diyebilir.

Sonra borcumu öderim.

Sonra özür dilerim.

Sonra tövbe ederim.

Sonra aileme zaman ayırırım.

Sonra iyi insan olurum.

Ama insanın sınırsız zamanı yoktur.

Kıyametin vakti bilinmediği gibi bireysel ölümün vakti de bilinmez.

Bunun anlamı sürekli korku içinde yaşamak değildir.

Anlamı:

Önemli olanı gereksiz yere erteleme.

Bugün yapılabilecek bir iyilik varsa yap.

Söylenecek güzel söz varsa söyle.

Düzeltilecek haksızlık varsa düzelt.

Özür gerekiyorsa özür dile.

Hayatın sınırlı olduğunu bilmek insanı panikletmek yerine önceliklerini düzene sokabilir.

Hicr 85’in “güzel bağışlama” çağrısı da tam bu noktada çok değerlidir.

İnsan ömrünün ne kadarını eski kavgalara harcamalı?

Birisi sana on yıl önce bir şey söyledi.

Sen hâlâ her gün aynı cümleyi düşünüyorsun.

Belki artık bırakmanın zamanı gelmiştir.

Bu karşı taraf haklı olduğu için değil.

Senin ömrün değerli olduğu için.

Bazen affetmek tam olarak budur:

“Seni haklı bulmuyorum. Ama bu olay için hayatımın daha fazla yılını vermeyeceğim.”

Bu çok özgürleştirici bir cümledir.

İnsanın zamanı sınırlıdır.

Kin de zaman tüketir.

İntikam planı da.

Sürekli geçmiş konuşmak da.

Bu nedenle safh-ı cemîl yalnız karşı tarafla ilgili değil, kendi ömrüne gösterdiğin saygıyla da ilgilidir.

Ancak tekrar etmek gerekir:

Eğer devam eden bir tehlike varsa sınır koy.

Şiddet varsa uzaklaş.

Suç varsa bildir.

Çocuğu koru.

Maddi hakkını ara.

Bağışlama tedbirsizlik değildir.

Kur’an’ın merhamet dilini zalimin lehine, mağdurun aleyhine çevirmek büyük hata olur.

Ayet Hz. Peygamber’e güzelce bağışlamayı öğretirken onu insanlara boyun eğen, hakikati söylemekten vazgeçen biri hâline getirmemiştir.

Hz. Peygamber tebliğini sürdürmüştür.

Yani bağışlama ile ilkesizlik aynı şey değildir.

İnsan:

“Seni affediyorum.”

deyebilir.

Ve aynı anda:

“Ama yaptığın yanlıştı.”

diyebilir.

“Kin taşımak istemiyorum.”

deyebilir.

Ve:

“Bu davranışı tekrar kabul etmeyeceğim.”

diyebilir.

“Sana kötülük dilemiyorum.”

deyebilir.

Ve:

“Artık seninle aynı ilişkiyi sürdürmeyeceğim.”

diyebilir.

Bunların hepsi birlikte mümkün olabilir.

Olgun af böyle bir nüans taşır.

Hicr 85’in çağdaş insan için en güçlü taraflarından biri de budur.

Çünkü bazen iki uç arasında kalıyoruz:

Ya her şeyi affedip hiçbir sınır koyma.

Ya da hayat boyu nefret et.

Kur’an’ın sunduğu daha dengeli bir yol mümkündür:

Kinini bırak, fakat aklını bırakma.

Merhamet et, fakat adaleti unutma.

Affet, fakat güveni davranışa göre yeniden değerlendir.

Hakkını ara, fakat intikamı hayatının merkezi yapma.


Bu denge insan ilişkilerinde son derece değerlidir.

Hicr Suresi 85. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Hak ile yaratılış” ifadesini her olayın özel hikmetini mutlaka bildiğimiz anlamına getirme. Kıyametin geleceğine inanmayı dünya hayatından kaçış veya kıyamet tarihi hesaplama aracına dönüştürme. “Güzelce bağışla” emrini de suçun üzerini örtmek, mağduru susturmak, güveni hemen geri vermek veya tehlikeli ilişkiye devam etmek şeklinde anlama. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Evren anlamsız değildir, hayat hesapsız değildir ve nihai adalet Allah’a aittir. Bu nedenle insan hakkını korurken bütün ömrünü kine teslim etmek zorunda değildir. Gerçek güzel bağışlama, zulme ‘doğru’ demeden, gerektiğinde sınır ve adaleti koruyarak kalbi kişisel intikamın esaretinden özgürleştirebilmektir.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 86. ayette, bu büyük güvenin dayanağı Allah’ın yaratması ve bilgisiyle açıklanacak ve şöyle buyurulacaktır: “Şüphesiz Rabbin, her şeyi yaratan ve her şeyi bilendir.” Bu ayeti ele alırken özellikle “el-Hallâk” isminin güçlü ve sürekli yaratmayı ifade etmesi, Allah’ın yaratmasının insan üretimine benzememesi, “el-Alîm” isminin Allah’ın bilgisinin eksiksiz olduğunu göstermesi, Allah’ın bir şeyi sonradan öğrenmediği, insan biliminin değerli fakat sınırlı olduğu, ‘Allah her şeyi biliyor’ inancının gizlice insanları gözetleme veya delilsiz suçlama yetkisi vermediği ve Allah’ın bilgisi ile insan mahremiyeti arasındaki fark üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 85. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Biz affetmek ile kendimizi yeniden tehlikeye atmayı birbirinden ayırabiliyor muyuz? Birini affettiğimizde onun yaptığı yanlışı doğru saymamız gerektiğini mi düşünüyoruz? Güveni kırılan insanı “Affettiysen hemen eskisi gibi ol” diye mi zorluyoruz? Hakkımızı aramak ile intikam almak arasındaki farkı görebiliyor muyuz? Hayatımızın kaç yılını eski bir kırgınlığın yönetmesine izin veriyoruz? Dünyadaki eksik adalet yüzünden umutsuz olurken nihai hesabın Allah’a ait olduğunu hatırlıyor muyuz? Ve en önemlisi, evren hak ile yaratılmış ve kıyamet mutlaka gelecekse, bize kalan sınırlı ömrü kin biriktirmeye mi, yoksa hakkı koruyup kalbimizi de özgürleştirerek daha anlamlı yaşamaya mı harcayacağız?

“Hicr 85, ‘Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ile yarattık; kıyamet mutlaka gelecektir. Öyleyse güzelce bağışla’ buyurarak yaratılışın anlamsız olmadığını, adaletin nihai olarak kaybolmayacağını ve insanın bütün ömrünü kişisel intikam duygusuna teslim etmemesi gerektiğini öğretir. Güzel bağışlama, zulmü doğru kabul etmek, suçu örtmek veya güveni hiçbir şart olmadan geri vermek değildir; insan kinini bırakırken hakkını koruyabilir ve sınır koyabilir. Ayetin büyük dersi şudur: Adaletin son sahibi Allah’tır. Sen doğruyu savun, hakkını koru, tedbirini al; fakat seni inciten kişinin yaptığı yanlışın kalan ömrünün de sahibi olmasına izin verme.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt