📖 Hicr Suresi 80. Ayette “Hicr Halkı da Peygamberleri Yalanladı” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,766
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 80. Ayette “Hicr Halkı da Peygamberleri Yalanladı” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 79. ayette Eyke halkının zulmünün karşılıksız bırakılmadığı ve geçmiş toplumların izlerinin insanların görebileceği güzergâhlarda bulunduğu hatırlatılmıştı. 80. ayette ise sureye adını veren topluluk sahneye çıkar: ‘Hicr halkı da peygamberleri yalanladı.’ Hicr halkı Kur’an’ın diğer anlatımlarıyla birlikte değerlendirildiğinde Semûd kavmi ve Hz. Sâlih kıssasıyla ilişkilidir. Ayette dikkat çeken nokta, onlara Hz. Sâlih gönderilmiş olmasına rağmen ‘peygamberleri’ şeklinde çoğul ifade kullanılmasıdır. Bunun temel anlamlarından biri şudur: Peygamberlerin tevhid, adalet ve Allah’a kulluk çağrısının özü ortaktır; bir peygamberi Allah’ın gerçek elçisi olduğu hâlde bilinçli biçimde yalanlamak, o ortak peygamberlik mesajına karşı tavır almak anlamına gelir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 80. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Ve lekad kezzebe ashâbu’l-hicri’l-murselîn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Andolsun, Hicr halkı da peygamberleri yalanladı.” diye ifade edilebilir.

Kur’an, Lût kavmi ve Eyke halkının ardından üçüncü bir tarihî toplumu gündeme getirir.

Bunlar Ashâbu’l-Hicr, yani Hicr halkıdır.

Kur’an’ın diğer surelerindeki anlatımlar dikkate alındığında bunların Semûd kavmiyle ve Hz. Sâlih’in tebliğiyle bağlantılı olduğu anlaşılır.

Bu ayette kıssanın ayrıntısına hemen girilmez. Önce onların temel problemi tek cümlede belirlenir:

Allah’ın elçisinin getirdiği mesajı yalanlamak.

2️⃣ “Ashâbu’l-Hicr” Kimlerdir ❓​

“Ashâb”, bir yerle veya durumla bağlantılı insanlar, halk, topluluk anlamına gelebilir.

“Hicr” ise onların yaşadığı bölgenin adıdır.

Dolayısıyla “Ashâbu’l-Hicr”, “Hicr halkı” demektir.

Kur’an’ın Semûd kavmi hakkında anlattıklarıyla bu ayet birlikte okunduğunda, Hicr halkının Semûd topluluğu olduğu anlaşılır.

Hz. Sâlih de onlara gönderilen peygamberdir.

3️⃣ Semûd Kavmi Kimdir ❓​

Semûd, Kur’an’da çeşitli surelerde adı geçen eski bir Arap topluluğudur.

Onların dikkat çekici özelliklerinden biri, kayaları ve dağları işleyerek sağlam yapılar meydana getirmeleridir.

Kur’an bu teknik yeteneği överek onları otomatik olarak ahlaken üstün ilan etmez.

Tam tersine çok önemli bir ölçü ortaya çıkar:

Teknolojik veya mimari gelişmişlik, ahlaki doğruluğun garantisi değildir.

Bir toplum mühendislikte ilerleyebilir ama adalette gerileyebilir.

Zengin olabilir ama zalim olabilir.

Güçlü olabilir ama hakikate karşı kibirlenebilir.

4️⃣ Hz. Sâlih Kimdir ❓​

Hz. Sâlih, Semûd kavmine gönderilen peygamberdir.

Onları:

Allah’a kulluğa, şirki terk etmeye, verilen nimetleri kötüye kullanmamaya ve bozgunculuktan kaçınmaya çağırmıştır.

Hz. Sâlih kendi toplumunun yabancısı değildir.

Onların içinden biridir.

Bu da peygamberlik tebliğinin önemli yönlerinden biridir:

İnsanların dilini, kültürünü ve şartlarını bilen bir peygamber kendi toplumuna hitap etmektedir.

Buna rağmen kavmin önemli bir kesimi onu reddetmiştir.

5️⃣ Neden “Hz. Sâlih’i Yalanladılar” Değil de “Peygamberleri Yalanladılar” Deniliyor ❓​

Bu ayetin en dikkat çekici dil özelliklerinden biri budur.

Semûd kavmine doğrudan gönderilen peygamber Hz. Sâlih olduğu hâlde ayette “el-murselîn”, yani “gönderilmiş elçileri/peygamberleri” şeklinde çoğul ifade vardır.

Bunun açıklamalarından biri, bütün gerçek peygamberlerin temel mesajının ortak olmasıdır.

Hz. Nûh’un çağrısının temeli Allah’a kulluktur.

Hz. İbrâhim’in çağrısının temeli Allah’a kulluktur.

Hz. Mûsâ’nın.

Hz. Îsâ’nın.

Hz. Muhammed’in.

Peygamberlerin şeriatlarının bazı ayrıntıları farklı olabilir; fakat tevhid ve Allah’a teslimiyet temelinde aynı kaynağa bağlıdırlar.

Bu nedenle bir gerçek peygamberi peygamberliği nedeniyle reddetmek, peygamberlik kurumunun ortak hakikatini reddetmek anlamına gelebilir.

6️⃣ Bir Peygamberi Reddetmek Bütün Peygamberleri Reddetmekle Nasıl İlişkili Olabilir ❓​

Bir kişi:

“Ben Allah’ın gönderdiği peygamberleri kabul ederim ama Allah’ın gerçekten gönderdiği şu peygamberi sırf hoşuma gitmediği için reddediyorum.”

derse burada kendi içinde bir çelişki oluşur.

Çünkü peygamberleri gönderen kaynak aynıdır.

İslam açısından peygamberler birbirlerine rakip değildir.

Hz. Muhammed’i kabul etmek Hz. Mûsâ’ya düşman olmak anlamına gelmez.

Hz. Îsâ’yı sevmek Hz. İbrâhim’i küçümsemek anlamına gelmez.

Peygamberler aynı ilahî hakikat zincirinin elçileridir.

Bu nedenle Kur’an peygamberler arasında düşmanlık üretmez.

7️⃣ Her Peygamberin Mesajı Tamamen Aynı mıydı ❓​

Temel iman ilkelerinde ortaklık vardır; fakat bütün hukukî ayrıntıların her dönemde birebir aynı olduğunu söylemek doğru değildir.

Toplumların şartları farklı olabilir.

Şeriatların bazı hükümlerinde farklılıklar bulunabilir.

Ama ortak temel:

Allah’a kulluk, vahye bağlılık, adalet, ahlaki sorumluluk ve hesap bilinci gibi ilkelerde görülür.

Bu nedenle “peygamberlerin mesajı birdir” derken bütün tarihsel hükümlerin hiçbir farklılık göstermediği anlaşılmamalıdır.

Ortak öz ile tarihsel ayrıntıyı birbirinden ayırmak gerekir.

8️⃣ Hicr Halkının Problemi Yalnız İnanmamak mıydı ❓​

Kur’an’ın Semûd kıssasının bütünü dikkate alındığında mesele yalnız zihinsel anlamda:

“Ben ikna olmadım.”

demekten daha ileridir.

Onlara peygamber gelmiştir.

Uyarı yapılmıştır.

Mucizevi bir işaret verilmiştir.

Buna rağmen toplumun etkili kesimleri inat, kibir ve meydan okuma içinde direnmiştir.

Bu nedenle samimi soru ile bilinçli yalanlama aynı şey değildir.

Bir insan gerçekten:

“Anlamadım, açıklayabilir misiniz?”

diyebilir.

Bu yalanlama değildir.

Samimi soru iman düşmanlığı değildir.

9️⃣ “Kezzebû” Yani “Yalanladılar” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki “kezzebe”, birini yalancı saymak, getirdiği haberi reddetmek, doğruluğunu kabul etmemek anlamındadır.

Bu yalnız:

“Benim kafama yatmadı.”

demek değildir.

Bağlama göre peygamberin getirdiği vahyi yalancılıkla itham ederek reddetme anlamı taşır.

Bu nedenle her şüphe yaşayan insanı:

“Peygamberleri yalanlayanlardan.”

diye damgalamak doğru değildir.

Şüphe ile inkâr aynı şey değildir.

Soru ile alay aynı şey değildir.

Bilgi arayışı ile bilinçli reddediş aynı şey değildir.

🔟 Hicr Halkının Gücü ve Mimarisi Onları Neden Kurtaramadı ❓​

Semûd kavmi kayaları işleyebilen güçlü bir topluluk olarak anlatılır.

Bu insanlık açısından önemli bir yetenektir.

Ancak teknik yetenek insana ahlaki dokunulmazlık kazandırmaz.

Bugün de aynı şey geçerlidir.

Bir toplum:

Uzaya araç gönderebilir.

Dev gökdelenler yapabilir.

Yapay zekâ geliştirebilir.

Büyük ekonomiye sahip olabilir.

Bütün bunlar gerçek başarılardır.

Ama bunların hiçbiri:

“Bu toplum yaptığı her şeyde ahlaken doğrudur.”

anlamına gelmez.

Teknoloji güç verir; güç ise daha fazla ahlaki sorumluluk doğurur.

1️⃣1️⃣ Maddi Gelişmişlik Allah’ın Bir Toplumdan Kesinlikle Razı Olduğunu Gösterir mi ❓​

Hayır.

Servet.

Teknoloji.

Askerî güç.

Mimari.

Ekonomik büyüklük.

Bunların hiçbiri tek başına ilahî onay belgesi değildir.

Aynı şekilde fakirlik de Allah’ın kesin öfkesinin göstergesi değildir.

Dünya hayatındaki maddi şartlar ile insanın Allah katındaki nihai değeri arasında mekanik denklem kurulamaz.

Semûd kavmi güçlüydü.

Ama Kur’an onları güçleri nedeniyle değil, ahlaki ve imanî tavırları üzerinden değerlendirir.

1️⃣2️⃣ Bugün Hicr Bölgesi Neresiyle İlişkilendiriliyor ❓​

Hicr bölgesi tarihsel olarak Arap Yarımadası’nın kuzeybatısındaki bölgeyle ilişkilendirilir.

Bugün el-Hicr, Hegra veya Medâin Sâlih adıyla bilinen arkeolojik alan bu tarihî coğrafyayla bağlantılıdır.

Ancak burada çok önemli bir ayrım yapılmalıdır.

Bugün bölgede görülen etkileyici kaya mezarlarının önemli bir kısmı Nabatî dönemine aittir ve Semûd döneminden çok sonradır.

Dolayısıyla:

“Fotoğraftaki her oyma yapı kesin Hz. Sâlih’in kavminin evidir.”

demek doğru değildir.

1️⃣3️⃣ Medâin Sâlih’teki Bütün Kaya Yapıları Semûd Kavmine mi Aittir ❓​

Hayır.

Bu konuda popüler anlatımlarda sık sık aşırı genelleme yapılır.

Bölge çok eski bir yerleşim geçmişine sahiptir ve farklı dönemlerde farklı topluluklarla ilişkili olmuştur.

Bugün turistlerin en çok gördüğü gösterişli kaya cepheli mezarların büyük bölümü özellikle Nabatî medeniyetiyle ilişkilidir.

Bu, Kur’an’daki Hicr anlatısını yanlışlamaz.

Sadece şu ayrımı gerektirir:

Kur’an’ın tarihî coğrafyası başka şeydir; bugün ayakta duran her yapının hangi döneme ait olduğu başka şeydir.

Arkeolojiyi vahiy gibi konuşmamak gerekir.

1️⃣4️⃣ Kur’an Arkeoloji Kitabı mıdır ❓​

Hayır.

Kur’an tarihsel toplumlara değinir.

Mekânlardan bahseder.

Geçmiş olayları anlatır.

Fakat amacı arkeolojik katalog hazırlamak değildir.

Bir arkeolog:

Taşları.

Yapı katmanlarını.

Mezarları.

Yazıtları.

Tarihlendirmeleri.

inceler.

Kur’an ise bunlardan hareketle insanın:

“Ne öğrendin?”

sorusuna yönelmesini ister.

Bu iki alan birbirinden yararlanabilir ama birbirinin yerine geçmez.

1️⃣5️⃣ Hicr Bölgesindeki Yapıları Görmek İmanı Otomatik Olarak Kanıtlar mı ❓​

Tek başına hayır.

Arkeolojik alanın varlığı tarihsel coğrafyayı anlamamıza yardımcı olabilir.

Fakat:

“Bu kaya var, demek Kur’an’ın bütün metafizik iddiaları laboratuvar yöntemiyle kanıtlandı.”

demek bilimsel olarak da teolojik olarak da fazla basit olabilir.

İman daha geniş bir zemine dayanır.

Aynı şekilde bir arkeolojik tarihlendirme tartışması çıktığında:

“Demek Kur’an çöktü.”

demek de aynı ölçüde yüzeyseldir.

Arkeolojik hipotez ile vahiy iddiasını doğru kategorilerde değerlendirmek gerekir.

1️⃣6️⃣ Bir Peygamberi Eleştirmek Onu Yalanlamakla Aynı Şey midir ❓​

Hayır.

Burada özellikle peygamberin gerçek peygamberliği ile tarihsel veya dinî otoriteler hakkındaki insan yorumlarını ayırmak gerekir.

Bir insan:

“Bu rivayetin doğru olup olmadığını araştırmak istiyorum.”

diyebilir.

Bir tefsir yorumuna katılmayabilir.

Bir din adamının sözünü eleştirebilir.

Bunların hiçbiri otomatik olarak:

“Peygamberi yalanlamak.”

değildir.

Peygamber vahiy getirir.

Âlim vahyi yorumlar.

Vahiy ile insan yorumu aynı seviyede değildir.

1️⃣7️⃣ Dinî Otorite Kendisine Yapılan Eleştiriyi “Peygambere İsyan” Diye Sunabilir mi ❓​

Bu çok tehlikeli olabilir.

Bir hoca.

Şeyh.

Din görevlisi.

Müfessir.

Cemaat lideri.

Hiçbiri peygamber değildir.

Bir insan:

“Benim sözümü reddeden Resûlullah’ı reddetmiş olur.”

gibi sınırsız bir otorite iddiasında bulunamaz.

Elbette bir âlim doğru bir ayeti aktarabilir ve ayetin kendisi bağlayıcı olabilir.

Ama kişinin yorumu, otomatik olarak vahiy olmaz.

Dine saygı ile dinî otoriteyi yanılmazlaştırmak birbirinden ayrılmalıdır.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 79 ve 80. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 79. ayette Eyke halkının zulmünün karşılıksız bırakılmadığı ve tarihî izlerinin açık bir güzergâh üzerinde bulunduğu anlatılmıştı.

  1. ayette ise:
“Hicr halkı da peygamberleri yalanladı.”

buyrulur.

Böylece Kur’an art arda farklı toplumları gösterir:

Lût kavmi.

Eyke halkı.

Hicr halkı.

Davranışlar farklılaşabilir.

Ama ortak problem şudur:

Hakikate karşı kibir, zulüm ve uyarıya kapanma.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 81. ayette, Allah Hicr halkına verilen açık delillere dikkat çekecek ve “Onlara ayetlerimizi verdik; fakat onlar bunlardan yüz çeviriyorlardı” buyuracaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle Hz. Sâlih’e verilen dişi deve mucizesi, ‘âyetler’ kelimesinin anlamı, mucize görmenin insanı zorunlu olarak iman ettirmemesi, delil ile irade arasındaki ilişki, yüz çevirmenin bilgi eksikliğinden farklı oluşu ve ‘mucize görsem kesin inanırdım’ iddiasının neden insan psikolojisini fazla basitleştirdiği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 80. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 80. ayet bizi sureye adını veren toplulukla karşılaştırır:

“Hicr halkı da peygamberleri yalanladı.”

Kısa bir cümledir.

Ama içinde çok derin bir tarih, iman ve insan psikolojisi vardır.

İlk dikkat çekici nokta şudur:

Kur’an art arda farklı toplumlar anlatıyor.

Lût kavmi.

Eyke halkı.

Şimdi Hicr halkı.

Bu toplumların problemleri birebir aynı değildir.

Lût kavmi kıssasında başka tür toplumsal ve ahlaki taşkınlıklar öne çıkar.

Eyke halkında ticari haksızlık.

Hicr halkında ise birazdan özellikle mucizeye rağmen yüz çevirme, peygamberi yalanlama ve maddi güvene yaslanma öne çıkacaktır.

Bu bize çok önemli bir şey öğretir:

İnsan yanlışının yalnız tek biçimi yoktur.

Biri para yüzünden yanılır.

Biri şehvet yüzünden.

Biri güç yüzünden.

Biri kibir yüzünden.

Biri gelenek yüzünden.

Biri:

“Atalarımız böyleydi.”

der.

Başka biri:

“Ben çok güçlüyüm, bana bir şey olmaz.”

der.

Ortak nokta bazen şudur:

Hakikat insanın alışkanlığını veya çıkarını tehdit ettiğinde direnç ortaya çıkar.

Hicr halkının kıssası bu direncin güçlü örneklerinden biridir.

Onlar sıradan, imkânsızlık içinde yaşayan bir toplum gibi sunulmaz.

Tam tersine kayaları işleyebilmişlerdir.

Dağları oymuşlardır.

Sağlam yapılar meydana getirmişlerdir.

Bu, ciddi mühendislik becerisidir.

Kur’an teknik başarıyı küçümsemez.

Ama bize şunu öğretir:

Bir şeyi yapabiliyor olmak, onu yapan insanın bütün konularda haklı olduğunu göstermez.

Bugün bu ders daha da önemlidir.

İnsanlık çok büyük teknik güce sahip.

Hastalıklara tedaviler geliştiriyor.

Uzayı araştırıyor.

Milyarlarca insanı saniyeler içinde birbirine bağlayan sistemler kuruyor.

Yapay zekâ geliştiriyor.

Genetik üzerinde çalışıyor.

Bütün bunlar olağanüstü başarılar olabilir.

Fakat aynı insanlık:

Savaş çıkarabilir.

Doğayı tahrip edebilir.

Teknolojiyi gözetim için kötüye kullanabilir.

Yapay zekâyı dolandırıcılıkta kullanabilir.

Bilimsel bilgiyi silaha dönüştürebilir.

Demek ki teknik ilerleme ile ahlaki ilerleme aynı şey değildir.

İnsanlık ikisini birlikte geliştirmek zorundadır.

Hicr halkının kayaları oyması modern insan için bu nedenle güçlü bir sembolik tefekkür alanıdır.

Evini sağlamlaştırmak ile karakterini sağlamlaştırmak aynı şey değildir.

İnsan çok sağlam ev yapabilir.

Ama aile ilişkileri çökmüş olabilir.

Şirket kurabilir.

Ama çalışanlarını sömürebilir.

Milyonlar kazanabilir.

Ama hiçbir insana güven veremeyebilir.

Dışarıdaki yapı güçlü.

İçerideki yapı zayıf.

Kur’an’ın kıssaları işte bu iç yapıya dikkat çeker.

Hicr 80’in ikinci büyük mesajı peygamberlerin ortaklığıdır.

Ayette Hz. Sâlih’in kavmi için:

“Peygamberleri yalanladılar.”

denir.

Neden?

Çünkü peygamberler birbirinden bağımsız rakip markalar değildir.

Hepsi Allah’ın kullarıdır.

Hepsi kendilerine verilen vahyi taşır.

Temel tevhid çağrılarının kaynağı aynıdır.

Bu nedenle İslam’da:

“Ben Hz. Muhammed’i seviyorum ama Hz. Mûsâ’yı aşağılarım.”

gibi bir anlayış düşünülemez.

Hz. Mûsâ Allah’ın peygamberidir.

Hz. Îsâ Allah’ın peygamberidir.

Hz. İbrâhim Allah’ın peygamberidir.

Hz. Nûh.

Hz. Sâlih.

Hz. Şuayb.

Hepsi peygamberlik zincirinin parçalarıdır.

Bu durum dinler arası tartışmada da önemli bir ahlak üretmelidir.

Müslüman kendi inancını açıkça savunabilir.

İslam’ın Hz. Îsâ hakkındaki anlayışı Hristiyan teolojisinden farklıdır.

Yahudilikle de önemli teolojik farklılıklar vardır.

Ama bu farklılık:

hakaret etmek, kutsal değerlere saldırmak veya insanları aşağılamak zorunluluğu doğurmaz.

Teolojik farklılık düşmanlık değildir.

İslam’ın peygamberlere yaklaşımı zaten saygıyı öğretir.

Hicr 80’in önemli bir diğer tarafı, yalanlama ile soru sorma arasındaki ayrımdır.

Bu ayrım bugün din eğitimi için çok önemlidir.

Bir genç:

“Allah neden bunu yaptı?”

diye soruyor.

Hemen:

“İmanın zayıf.”

demek doğru olmayabilir.

Belki gerçekten anlamaya çalışıyor.

Bir insan:

“Bu hadis güvenilir mi?”

diye soruyor.

Bu Peygamber’i reddetmek değildir.

Belki hadis ilminin kendisi zaten bu soruyu sistematik biçimde soruyor.

Bir başkası:

“Bu ayetin farklı tefsirleri neden var?”

diyor.

Bu Kur’an’ı yalanlamak değildir.

Soru sormak öğrenmenin yoludur.

Hicr halkının yalanlaması ise yalnız soru sormak değil, peygamberin hakikat çağrısına karşı sistemli reddediştir.

Bu nedenle dinî eğitim soru soran insanı susturmak yerine sorusunu ciddiye almalıdır.

Aksi hâlde kişi cevap bulamadığı için değil, soru sorabildiği güvenli alan bulamadığı için uzaklaşabilir.

Bu çok önemli bir sorumluluktur.

Din hakikatsa sorudan korkmamalıdır.

Cevabı bilmiyorsak:

“Bunu bilmiyorum, araştırmalıyım.”

demek de mümkündür.

Her soruya anında cevap vermek zorunda değiliz.

Bilmediğini kabul etmek ilmin düşmanı değil, başlangıcıdır.

Hicr 80’in başka bir önemli mesajı, dinî otorite ile peygamberliği birbirine karıştırmamaktır.

Ayette peygamberleri yalanlamak ağır bir tavırdır.

Ama bugün bir din görevlisine itiraz ettiğinde aynı şey olmaz.

Bir müfessirin yorumuna katılmayabilirsin.

Bir hocanın fetvasını başka delillerle tartışabilirsin.

Bir şeyhin davranışını eleştirebilirsin.

Bir imamın hatasını söyleyebilirsin.

Çünkü bunların hiçbiri peygamber değildir.

Bu ayrım korunmadığında dinî otorite hesap vermez hâle gelebilir.

Lider:

“Beni eleştirmek dini eleştirmektir.”

der.

Sonra:

“Beni sorgulamak Allah’ı sorgulamaktır.”

noktasına gider.

Bu son derece tehlikelidir.

Peygamberlik vahiy tarafından belirlenen özel makamdır.

Dinî liderlik ise insanî bir görevdir ve hata ihtimali taşır.

Bu nedenle hiçbir insan lider kendisini vahyin yerine koymamalıdır.

Hicr halkının tarihî coğrafyası da ayetin dikkat çekici yönlerinden biridir.

Bugün Medâin Sâlih veya Hegra denilen alanın fotoğraflarına bakıldığında etkileyici kaya yapıları görülür.

İnsan bunları görünce:

“İşte Semûd’un evleri.”

demeye çok kolay yönelebilir.

Ama tarih ve arkeoloji daha dikkatli konuşmayı gerektirir.

Bölge çok uzun zaman kullanılmıştır.

Bugün ayakta duran gösterişli cepheli yapıların önemli kısmı Nabatî dönemine aittir.

Nabatîler, Semûd ile birebir aynı tarihsel topluluk değildir.

Bu ayrımı yapmak Kur’an’a zarar vermez.

Tam tersine Kur’an adına yanlış bilgi vermeyi önler.

Dinî içerikte bazen iyi niyetle abartı yapılır.

Fotoğraf paylaşılır:

“Hz. Sâlih’in evi kesin budur.”

Denir.

Nereden biliyoruz?

Bilmiyoruz.

Başka fotoğraf:

“Semûd’un sarayı.”

Gerçekten arkeolojik tarihlendirme ne diyor?

Bakılmamış.

Bu tür içerikler kısa vadede etkileyici görünür.

Ama uzun vadede güveni zedeler.

Çünkü insan araştırdığında bilginin yanlış olduğunu görürse:

“Bana din adına yanlış bilgi verildi.”

diyebilir.

Bu nedenle dinî içerikte çok önemli bir ilke vardır:

Etkileyici olmaktan önce doğru ol.

Hakikat yeterince güçlüdür.

Uydurma desteğe ihtiyacı yoktur.

Hicr 80 ayrıca insanın maddi güvenlik duygusunu sorgulatır.

Semûd kayalara evler oyuyordu.

Belki bu yapılar onlara büyük güven veriyordu.

Taştan ev.

Dağın içine.

Güçlü.

Korunaklı.

İnsan doğal olarak güvenli ev ister.

Bunda yanlış yoktur.

Depreme dayanıklı yapı yapmak gerekir.

Güvenlik sistemi kurmak gerekir.

Para biriktirmek da tedbirdir.

Sigorta yaptırmak olabilir.

Ama insan tedbiri mutlak güvence sanarsa sorun başlar.

Hiçbir bina insanı ölümden sonsuza kadar koruyamaz.

Hiçbir banka hesabı bütün riskleri yok edemez.

Hiçbir teknoloji insanı ölümsüz yapamaz.

Bu, tedbiri terk etmek için değil, tedbirin sınırını bilmek için önemlidir.

Tevekkül:

“Ev yapmayayım, Allah korur.”

değildir.

Sağlam ev yap.

Güvenlik önlemi al.

Sonra da bunların mutlak olmadığını bil.

Tedbir insanın görevi; mutlak güven Allah’adır.

Hicr halkının kıssası bu dengeyi güçlü biçimde düşündürür.

Ayetin başka bir önemli dersi, bir toplumun geçmiş başarılarının gelecek garantisi olmadığıdır.

Bir toplum:

“Atalarımız çok büyüktü.”

diyebilir.

Doğru olabilir.

Peki sen bugün ne yapıyorsun?

Büyük medeniyetin torunu olmak insanı otomatik olarak büyük yapmaz.

Tarihî başarı miras olabilir.

Ama ahlaki kalite miras yoluyla otomatik geçmez.

İnsan kendi davranışından sorumludur.

Bu milletler için olduğu kadar aileler için de geçerlidir.

Bir insan:

“Ben çok iyi bir aileden geliyorum.”

diyebilir.

Güzel.

Ama sen dürüst müsün?

Başka biri zor şartlardan gelmiş olabilir.

Bu onu otomatik kötü yapmaz.

Soy geçmiş hakkında bilgi verir; karakterin yerine geçmez.

Peygamber ailesinden olmak bile otomatik kurtuluş garantisi değildir.

Hicr Suresi’nin Lût kıssasında bunu zaten gördük.

Dolayısıyla Semûd’un büyük ataları veya mimari gücü de onları ahlaki hesap dışında bırakmamıştır.

Hicr 80’in “yalanladılar” ifadesi insanın hakikate karşı savunma mekanizmalarını da düşündürür.

İnsan bazen bir fikri delil yetersiz olduğu için reddetmez.

Fikir onu rahatsız ettiği için reddeder.

Örneğin biri sana:

“Bu harcama düzenin sürdürülebilir değil.”

diyor.

Sen veriye bakmak yerine kişiye kızıyorsun.

Doktor:

“Bu alışkanlığı değiştirmen lazım.”

diyor.

Sen doktoru küçümsüyorsun.

Eşin:

“Bu davranışın beni kırıyor.”

diyor.

Sen:

“Sen çok hassassın.”

diyorsun.

Belki karşı taraf her zaman haklı değildir.

Ama bazen mesajın içeriğiyle yüzleşmek yerine mesajı getirene saldırmak daha kolay gelir.

Peygamberlerin kavimleriyle yaşadığı sorunlarda da bu örüntü sık görülür.

Mesaja cevap vermek yerine:

“Sen kimsin?”

“Senden daha zengin insanlar var.”

“Atalarımız yanlış mıydı?”


gibi savunmalar ortaya çıkar.

Bu bugün de insan psikolojisinin parçasıdır.

Hakikatin değeri, onu söyleyen kişinin bizim hoşumuza gidip gitmemesine bağlı değildir.

Sevmediğin biri doğru bir şey söyleyebilir.

Sevdiğin biri yanlış söyleyebilir.

Olgunluk bunu ayırabilmektir.

Hicr 80 ayrıca bize peygamberlerin insanlığa ortak ahlaki mirasını hatırlatır.

Peygamberler arasında rekabet yoktur.

İnsanlar tarih boyunca din adına birbirleriyle savaşmış olabilir.

Ama peygamberlerin kendileri aynı Allah’ın elçileri olarak anılır.

Bu çok güçlü bir barış perspektifi doğurabilir.

Müslüman:

Hz. Mûsâ’ya hakaret edemez.

Hz. Îsâ’ya hakaret edemez.

Hz. İbrâhim’i küçümseyemez.

Çünkü onları kendi imanının da parçası kabul eder.

Bu, başka dinlerin bütün teolojik iddialarını kabul etmek anlamına gelmez.

İslam’ın kendi inanç sınırları vardır.

Ama teolojik farklılık saygısızlık zorunluluğu değildir.

İnsan:

“Bu konuda seninle aynı inanmıyorum.”

diyebilir.

Ve yine:

“Sana insan olarak saygı duyuyorum.”

diyebilir.

Bu iki cümle birbiriyle çelişmez.

Hicr 80’in peygamberlerin çoğul zikri bunu da düşündürür.

Ayetin başka bir büyük mesajı, delil geldikten sonra insan iradesinin hâlâ rol oynamasıdır.

Bir sonraki ayette:

“Onlara ayetlerimizi verdik; onlar yüz çeviriyorlardı.”

denecektir.

Bu çok önemlidir.

İnsan bazen:

“Bana mucize gösterilse kesin inanırım.”

der.

Ama Kur’an’ın birçok kıssasında mucize görmek otomatik iman üretmez.

Neden?

Çünkü insan sadece bilgi makinesi değildir.

İradesi vardır.

Çıkarı vardır.

Kibri vardır.

Sosyal çevresi vardır.

Alışkanlığı vardır.

Bir gerçek bütün bunları tehdit ediyorsa insan delili yeniden yorumlamaya çalışabilir.

Bu modern hayatta da görülür.

İnsan güçlü kanıt görse bile fikrini değiştirmeyebilir.

Çünkü:

“Yanıldım.”

demek zordur.

Özellikle yıllarca savunduğu bir görüşse daha da zordur.

Bu nedenle gerçeğe ulaşmak için yalnız zekâ değil entelektüel tevazu gerekir.

İnsan:

“Yeni delil eski fikrimi çürüttüyse değiştiririm.”

diyebilmelidir.

Bu zayıflık değildir.

Tam tersine düşünsel güçtür.

Bir görüşü otuz yıl savunduktan sonra yanlış olduğunu fark edip değiştirmek utanç değildir.

Yanlışta ısrar etmek, yanlış olduğunu anlayıp değiştirmekten daha büyük problem olabilir.

Hicr halkının kıssası bu noktada çok güçlüdür.

Onlara işaretler verilecektir.

Ama yüz çevireceklerdir.

Yani mesele her zaman delil eksikliği değildir.

Bazen delile karşı kapanmış iradedir.

Hicr Suresi 80. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Hicr halkını yalnız eski bir arkeolojik toplum olarak görme. Semûd’un mimari gücünü ilahî onay sanma. Bugün Hegra’da görülen her kaya yapısını delilsiz biçimde ‘Hz. Sâlih’in kavminin evi’ diye sunma. ‘Peygamberleri yalanladılar’ ifadesini soru soran, araştıran veya bir din âliminin yorumuna katılmayan herkese uygulama. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Peygamberlerin temel çağrısı ortak ilahî kaynağa dayanır; bir gerçek peygambere karşı bilinçli yalanlama bu ortak mesajı reddetmek anlamı taşır. Maddi güç, teknik gelişmişlik ve sağlam yapılar ise hiçbir topluma ahlaki dokunulmazlık vermez. Gerçek sağlamlık yalnız kayayı oymakta değil, hakikat karşısında kibri aşabilecek bir karakter kurabilmektedir.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 81. ayette, Hicr halkının karşısında delil eksikliği bulunmadığı özellikle vurgulanacak ve şöyle buyurulacaktır: “Onlara ayetlerimizi verdik; fakat onlar bunlardan yüz çeviriyorlardı.” Bu ayeti ele alırken özellikle Hz. Sâlih’in dişi deve mucizesi, ‘âyât’ kelimesinin çoğul oluşu, mucize ile iman arasındaki ilişki, mucize görmenin insan iradesini ortadan kaldırmaması, ‘mucize görsem kesin inanırdım’ düşüncesi, hakikatten yüz çevirmek ile samimi biçimde ikna olmamak arasındaki fark, delil karşısında kibir ve insanın kendi fikrini korumak için kanıtı görmezden gelmesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 80. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Biz hakikati gerçekten delile göre mi değerlendiriyoruz, yoksa hoşumuza gidip gitmediğine göre mi? Çok güçlü binalar, teknoloji ve para bize dokunulmazlık hissi mi veriyor? Geçmiş medeniyetlerin gücünü görürken onların da faniliğini fark ediyor muyuz? Din adına duyduğumuz her arkeolojik iddiayı araştırmadan paylaşıyor muyuz? Bir âlimin yorumunu eleştiren kişiyi hemen Peygamber’i yalanlamakla mı suçluyoruz? Soru soranı susturuyor muyuz, yoksa anlamasına yardımcı mı oluyoruz? Yeni bir delil kendi kanaatimize ters düştüğünde fikrimizi değiştirebiliyor muyuz? Ve en önemlisi, Semûd dağları oyacak kadar güçlü olduğu hâlde hakikat karşısında kibri aşamadıysa, biz dış dünyamızı güçlendirirken iç dünyamızı da aynı ölçüde sağlamlaştırabiliyor muyuz?

“Hicr 80, ‘Hicr halkı da peygamberleri yalanladı’ buyurarak Semûd kavminin Hz. Sâlih’in getirdiği ilahî çağrıya karşı tavrını ortaya koyar. Ayette ‘peygamberler’ şeklindeki çoğul ifade, gerçek peygamberlerin temel tevhid mesajının ortaklığına dikkat çeker; fakat bu ifade soru soran veya bir insan yorumuna katılmayan herkesi ‘peygamberleri yalanlayan’ ilan etme hakkı vermez. Ayetin büyük dersi şudur: Teknolojik güç, sağlam yapılar ve büyük medeniyet insanı hakikat karşısında yanılmaz yapmaz. Gerçek güç, yalnız dağı oyabilmek değil; delil geldiğinde kibri aşabilmek, yanlışını kabul edebilmek ve Allah’ın gösterdiği doğruya yönelebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt