A‘râf Suresi 77. Ayette “Dişi Deveyi Öldürdüler, Rablerinin Emrine Başkaldırdılar ve ‘Ey Sâlih! Eğer Gerçekten Peygamberlerdensen Bizi Tehdit Ettiğin Azabı Getir’ Dediler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bazen hakikati reddetmekle yetinmez; sınırı bile bile çiğneyerek kendi inadını ispatlamaya çalışır. İşte kibir, düşünceden davranışa geçtiğinde en tehlikeli hâline ulaşır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 76. ayetinde Semûd kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri:
“Biz sizin iman ettiğiniz şeyi inkâr edenleriz.”
demişlerdi.
- ayette ise inkâr artık yalnız sözde kalmaz:
Bu ayet çok önemli bir kırılma noktasıdır.
Çünkü önce:
inkâr vardır.
Sonra:
kibir vardır.
Ardından:
açık emre karşı gelme vardır.
Ve sonunda:
meydan okuma
gelir.
Semûd kavmi artık yalnızca:
“İnanmıyoruz.”
demiyor.
Allah’ın kendilerine açık bir işaret olarak verdiği deveye:
fiilen saldırıyorlar.
Böylece düşünsel reddediş:
ahlaki isyana
dönüşüyor.
“Dişi Deveyi Öldürdüler” Ne Demektir
Önceki ayetlerde bu devenin:Semûd kavmine özel bir işaret olduğu,
ona zarar verilmemesi gerektiği
açıkça bildirilmişti.
Hz. Sâlih:
“Ona kötülükle dokunmayın.”
demişti.
Buna rağmen kavim:
deveyi öldürür.
Bu nedenle mesele:
yalnızca bir hayvanın öldürülmesi değildir.
Asıl mesele:
açık biçimde bildirilen ilahi sınırın kasıtlı olarak çiğnenmesidir.
Deve Neden Bu Kadar Önemliydi
Çünkü Kur’an onu:“Allah’ın devesi”
ve:
“bir ayet”
olarak tanımlamıştı.
Yani deve:
sıradan bir mal,
sıradan bir hayvan
değildi.
Semûd kavmi için:
ilahî işaret ve sınav
niteliğindeydi.
Ona dokunmamaları:
itaatlerinin somut testi olmuştu.
Deveyi Öldürmek Neden Büyük Bir Başkaldırı Sayılıyor
Çünkü emir son derece açıktı.Belirsizlik yoktu.
Hz. Sâlih:
“Ona dokunmayın.”
demişti.
Onlar ise:
tam tersini yaptılar.
Bu durumda mesele:
bilmemek değil,
bile bile karşı gelmek
hâline gelir.
“Rablerinin Emrine Başkaldırdılar” Ne Anlama Gelir
Ayette onların davranışı:sadece hata olarak değil,
emre karşı çıkış
olarak tanımlanır.
İnsan bazen:
yanlış yapar
ve pişman olur.
Ama burada:
yanlış olduğunu bildikleri şeyi:
inatla,
meydan okuyarak
yapmaktadırlar.
Bu:
isyanın bilinçli hâlidir.
Günah ile Başkaldırı Arasında Fark Var mıdır
Her günah aynı psikolojik tavırla işlenmez.İnsan:
zaafla,
öfkeyle,
dikkatsizlikle
hata yapabilir.
Sonra:
pişman olabilir.
Ama bazen kişi:
“Biliyorum yasak, yine de yapacağım.”
hatta:
“Bakın nasıl yapıyorum.”
tavrına girebilir.
Bu durumda günaha:
kibir ve meydan okuma
da eklenmiş olur.
Semûd Kavmi Neden Deveyi Öldürmek İstedi
Kur’an’ın farklı bölümlerinde onların:Hz. Sâlih’e karşı direnci,
devenin varlığından rahatsızlıkları
anlatılır.
Fakat A‘râf 77’nin temel vurgusu:
sebebin ayrıntısından çok:
açık emri çiğnemeleridir.
İnsan bazen:
kendisine sınır koyan şeyi
özgürlüğüne tehdit gibi görebilir.
Ve sırf:
“Bana kimse sınır koyamaz.”
demek için sınırı aşabilir.
İnsan Neden Yasaklanan Şeye Daha Fazla Yönelebilir
Çünkü yasak:egoya dokunabilir.
İnsan:
“Neden yapamıyorum?”
diye düşünebilir.
Özellikle:
otoriteyi kabul etmeyen,
kendisini sınırsız gören
kişiler için:
yasaklanan şey:
daha çekici hâle gelebilir.
Burada sorun:
nesnenin kendisi değil,
sınır tanımama arzusu
olabilir.
Güçlü İnsan Neden Sınıra Daha Çok Tepki Gösterebilir
Çünkü güce alışan kişi:istediğini yapabilmeye
alışmış olabilir.
Bir gün:
“Bunu yapamazsın.”
denildiğinde:
bunu kişisel hakaret gibi
algılayabilir.
Semûd kavmi de:
güçlü,
mimari açıdan gelişmiş
bir toplumdu.
Bu güç:
itaat yerine kibir üretmiş olabilir.
“Ey Sâlih!” Diye Seslenmeleri Ne Anlama Gelir
Bu hitap:artık dostça bir soru
değildir.
Ayetin bağlamında:
meydan okuma
taşır.
Adeta:
“Hadi bakalım Sâlih!”
der gibi:
peygamberin uyarısını
küçümserler.
Bu tavır:
hakikati araştırmak değil,
onu test ederek aşağılamaya çalışma
tavrıdır.
“Eğer Peygamberlerdensen…” Sözü Ne Anlama Gelir
Bu ifade:Hz. Sâlih’in peygamberliğine karşı:
alaycı ve meydan okuyucu
bir şüphe içerir.
Onlar:
“Madem Allah seni gönderdiğini söylüyorsun…”
diyorlar.
Ardından:
“O zaman azabı getir.”
diye ekliyorlar.
Bu:
samimi delil istemekten çok:
tehlikeyi küçümseme
davranışıdır.

Neden Azabı Kendileri İstiyorlar
Çünkü uyarının gerçekleşmeyeceğineinanıyor olabilirler.
Şöyle düşünüyorlar:
“Bunca zamandır söylüyorsun, hiçbir şey olmadı.”
Bu yüzden:
azabı çağırmak
onlara bir:
güç gösterisi
gibi gelebilir.
Fakat sonuç:
uyarıyı küçümsemenin ne kadar tehlikeli olabileceğini
gösterecektir.

Bir Tehlikenin Gecikmesi Onun Gerçek Olmadığını Gösterir mi
Hayır.Bu çok önemli bir ilkedir.
İnsan:
yanlış beslenebilir
ve hemen hastalanmayabilir.
Haksızlık yapabilir
ve hemen ceza görmeyebilir.
Kuralları ihlal edebilir
ve hemen sonuç yaşamayabilir.
Ama:
gecikme, yokluk değildir.

İnsan Neden Sonuç Gelmeyince Kendini Güvende Sanır
Çünkü insan:yakın sonuçlara
daha çok odaklanır.
Bir davranışın:
hemen bedeli yoksa
onu zararsız sanabilir.
Zamanla:
“Demek ki bir şey olmuyor.”
düşüncesi gelişebilir.
Semûd’un tavrı da:
buna benzer bir güven taşır.

Toplu Suçta Bütün Toplum Aynı Derecede Sorumlu mudur
Kur’an bazı yerlerde:deveyi fiilen kesen belirli kişiden
veya kişilerden
bahseder.
Fakat burada fiil:
topluma nispet edilir:
“Deveyi kestiler.”
Bu, eylemin:
toplum tarafından desteklenmesi,
onaylanması
veya ona karşı çıkılmamasıyla ilişkili olarak
anlaşılabilir.
Böylece önemli bir ahlaki soru ortaya çıkar:
Yanlışı yapan kadar, yanlışı destekleyen veya normalleştiren de sorumluluk taşıyabilir mi?

Bir Yanlışa Sessiz Kalmak Onu Desteklemek midir
Her sessizlik aynı değildir.İnsan:
korkudan,
çaresizlikten,
bilgisizlikten
susabilir.
Ama kişi:
yanlışı onaylıyor,
alkışlıyor,
teşvik ediyor
veya gücü olduğu hâlde sürekli meşrulaştırıyorsa:
ahlaki sorumluluk artabilir.
Toplumsal kötülükler bazen:
yalnız yapanlarla değil, normalleştirenlerle de büyür.

Mucizeyi Yok Etmek Hakikati Yok Etmek midir
Hayır.Semûd kavmi deveyi öldürerek:
işareti ortadan kaldırdığını
düşünmüş olabilir.
Ama işareti yok etmek:
işaret ettiği hakikati yok etmez.
Bu çok önemli bir ilkedir.
Delili susturmak:
gerçeği değiştirmez.
Haberciyi susturmak:
haberi yanlış yapmaz.

Bu Ayet Hayvanlara Karşı Ahlak Açısından Ne Düşündürür
Ayetin birincil konusu:özel bir ilahi sınavdır.
Ancak deveye:
zarar vermeme emri
hayvana karşı keyfî şiddetin:
ahlaki açıdan problemli olduğunu da düşündürür.
Canlıya zarar verebilme gücü:
ona zarar verme hakkı
anlamına gelmez.
Gerçek güç bazen:
zarar verebildiğin hâlde vermemektir.

A‘râf Suresi 76. ve 77. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette kibirliler:
demişlerdi.
- ayette bu inkâr:
Önce:
sözlü reddediş.
Sonra:
deveyi öldürme.
Ardından:
emre başkaldırma.
Ve sonunda:
“Azabı getir.”
meydan okuması.
Bu bize:
bir düşüncenin zamanla:
davranışa ve karaktere dönüşebileceğini
gösterir.

Sonuç: A‘râf Suresi 77. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 77. ayet Semûd kıssasındaki en kritik dönüm noktalarından biridir.Onlara:
apaçık bir işaret verilmişti.
Sınır:
çok netti.
Deveye dokunmayın.
Ama onlar:
deveyi öldürürler.
Bu hareket yalnız:
bir hayvana zarar vermek
değildir.
Aynı zamanda:
“Senin koyduğun sınırı tanımıyoruz.”
anlamına gelen bir başkaldırıdır.
İşte kibir burada:
düşünceden davranışa geçmiştir.
Önce:
Hz. Sâlih küçümsendi.
Sonra:
iman edenler küçümsendi.
Ardından:
vahiy reddedildi.
Sonra:
işaret yok edildi.
Ve sonunda:
“Azabı getir.”
denildi.
Bu zincir bize önemli bir şey öğretir:
İnsan büyük yanlışlara:
her zaman bir anda ulaşmaz.
Bazen süreç:
küçük bir kibirle başlar.
Kibir:
reddedişe dönüşür.
Reddediş:
inat hâline gelir.
İnat:
açık ihlale dönüşür.
Ve insan sonunda:
daha önce korkacağı bir şeye:
meydan okumaya
başlayabilir.
Bu yüzden insanın kendi içindeki ilk işaretlere dikkat etmesi gerekir.
“Ben yanlış yapmış olabilir miyim?”
sorusunu tamamen kaybettiğimiz an:
tehlikeli bir noktaya gelmiş olabiliriz.
Çünkü hatanın en tehlikeli hâli:
yanlış yapmak değil;
yanlışı gururla savunmaya başlamaktır.
Ayet aynı zamanda bize sınırların anlamını da düşündürür.
İnsan bazen:
özgürlük ile:
istediğini yapmak
arasında eşitlik kurar.
Oysa gerçek özgürlük:
her isteğin kölesi olmak değildir.
Bazen:
yapabilecek güçte olduğun bir şeyi:
ahlaken yanlış olduğu için
yapmamayı seçebilmektir.
Belki de A‘râf 77’nin bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bir sınırla karşılaştığımızda önce neden konulduğunu mu düşünüyoruz, yoksa sırf bize sınır konulduğu için onu çiğnemek mi istiyoruz?
Çünkü insanın karakteri:
yalnız özgürken değil;
gücüne rağmen sınır tanıyabildiğinde de belli olur.
“Hata yapmak insanidir; fakat hatayı kibirle savunup sınırı bile bile çiğnemek insanı çok daha tehlikeli bir yere götürür. Gerçek güç, ‘Yapabilirim’ dediğin her şeyi yapmak değil, yanlışsa yapmamayı seçebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu