A‘râf Suresi 75. Ayette “Kavminin Büyüklük Taslayan İleri Gelenleri, İçlerinden Zayıf Görülen İman Edenlere ‘Sâlih’in Rabbi Tarafından Gönderildiğini Gerçekten Biliyor musunuz?’ Dediler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Kibir yalnız insanın kendisini büyük görmesi değildir; bazen başkasını küçük görüp onun hakikati anlayamayacağını sanmasıdır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 74. ayetinde Hz. Sâlih, Semûd kavmine:
“Allah’ın nimetlerini hatırlayın ve yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.”
diye seslenmişti.
- ayette ise Semûd toplumunun içindeki sosyal ayrım görünür hâle gelir:
Bu ayet yalnızca inanç tartışmasını anlatmaz.
Aynı zamanda:
güçlü ile zayıf,
kibirli ile mütevazı,
toplumsal statü ile hakikat
arasındaki ilişkiyi gözler önüne serer.
Dikkat çekici olan şudur:
Toplumun ileri gelenleri kendilerini:
hakikati değerlendirmeye daha layık
görüyor olabilir.
İman edenleri ise:
“zayıf görülenler”
olarak değerlendirirler.
Fakat Kur’an’ın sunduğu tabloda:
sosyal zayıflık:
hakikati görmeye engel değildir.
“Kavminin Büyüklük Taslayan İleri Gelenleri” Kimlerdir
Ayette toplumun:güç sahibi,
etkili,
sözü geçen,
kendilerini diğerlerinden üstün gören
kesiminden söz edilir.
Burada yalnızca:
zenginlik veya yönetim konumu
değil,
kibirli bir tavır
özellikle vurgulanır.
Onlar sadece önde gelen kişiler değildir.
Aynı zamanda:
büyüklük taslayan kişilerdir.
Kibir Neden Bu Ayette Özellikle Öne Çıkıyor
Çünkü kibir:hakikati değerlendirmeyi zorlaştırabilir.
Kibirli insan:
“Ben daha iyi bilirim.”
diye düşünebilir.
Karşısındakini:
statüsüne,
servetine,
sosyal konumuna
göre küçümseyebilir.
Böylece doğru bir söz:
yanlış kişiden geldiğini düşündüğü için
reddedilebilir.
“İçlerinden Zayıf Görülenler” Kimlerdir
Bunlar toplumda:daha az güçlü,
daha az etkili,
belki ekonomik veya sosyal açıdan daha düşük konumda bulunan
kişiler olabilir.
Ayet onların gerçekten:
değersiz
olduğunu söylemez.
Önemli ifade:
“zayıf görülenler”
olmalarıdır.
Yani bu:
toplumun onlara verdiği statüdür.
Toplumun Zayıf Gördüğü İnsan Allah Katında da Zayıf mıdır
Hayır.Toplumun ölçüsü ile:
Allah’ın ölçüsü
aynı olmak zorunda değildir.
İnsanlar:
paraya,
makama,
soya,
görünüşe
göre değer biçebilir.
Kur’an ise insanın değerini:
ahlak,
iman,
takvâ
gibi ölçülerle ilişkilendirir.
Bu nedenle:
sosyal statü manevi değerin garantisi değildir.
Neden İleri Gelenler Doğrudan Hz. Sâlih’e Değil de İman Edenlere Soruyor
Bu soru:iman edenleri:
şüpheye düşürmek,
küçümsemek
veya onların inancını sınamak
amacı taşıyor olabilir.
Adeta:
“Siz gerçekten onun peygamber olduğuna mı inanıyorsunuz?”
diye sorarlar.
Bu cümlede:
samimi meraktan çok,
küçümseyici bir ton
hissedilebilir.
“Sâlih’in Rabbi Tarafından Gönderildiğini Gerçekten Biliyor musunuz?” Ne Demektir
Burada Hz. Sâlih’in:peygamberliği
sorgulanmaktadır.
İleri gelenler:
iman edenlerin:
bu iddiayı nasıl kabul ettiğini
sorar.
Fakat iman edenlerin cevabı çok nettir:
“Biz onunla gönderilene iman ediyoruz.”
Yani onlar yalnız:
Hz. Sâlih’in şahsına değil,
getirdiği vahye
bağlılıklarını belirtir.
“Biliyoruz” ile “İman Ediyoruz” Arasında Fark Var mıdır
Evet.Bilmek:
zihinsel kabul
olabilir.
İman ise:
daha derin bir güven,
bağlılık
ve yöneliş içerir.
İman edenlerin cevabı:
yalnız:
“Evet, doğru olabilir.”
değildir.
Onlar:
“Biz onunla gönderilene iman ediyoruz.”
der.
Bu:
aktif bir kabul
ifadesidir.
İman Edenlerin Cevabı Neden Bu Kadar Net ve Kısadır
Çünkü tartışmanın özünü:çok iyi anlamışlardır.
Onlar:
kişisel savunmaya,
uzun tartışmaya
girmez.
Sadece:
“Biz iman ediyoruz.”
derler.
Bu:
içsel kararlılığı
ve inançlarının:
toplumsal baskıya rağmen
sarsılmadığını gösterir.
İnsan Sosyal Baskıya Rağmen İnancını Koruyabilir mi
Evet.Fakat bu kolay olmayabilir.
Özellikle toplumun:
güçlü,
etkili,
otoriter
kesimi karşı çıkıyorsa,
zayıf görülen bir insan:
sessiz kalmayı tercih edebilir.
Bu ayette ise iman edenler:
inançlarını açıkça ifade ederler.
Güçlü İnsanların Sorusu Neden Baskı Unsuru Olabilir
Çünkü güçlü biri:yalnız konuşmaz.
Arkasında:
makam,
servet,
toplumsal etki
olabilir.
Bu yüzden:
“Sen gerçekten buna inanıyor musun?”
sorusu bazen masum bir soru değil,
gözdağı
anlamı taşıyabilir.
İman edenlerin cevabı bu yüzden:
daha da dikkat çekicidir.

İnsanlar Neden Fakir veya Zayıf Birinin İnancını Küçümseyebilir
Çünkü bazı insanlar:hakikati:
statüyle
karıştırabilir.
Şöyle düşünebilirler:
“Eğer bu gerçekten doğru olsaydı önce güçlüler kabul ederdi.”
Oysa tarih:
hakikatin bazen:
ilk olarak toplumun dışladığı,
zayıf gördüğü
insanlar tarafından kabul edildiğini gösterebilir.
Hakikat:
zenginlik sırasına göre dağıtılmaz.

Zengin veya Güçlü Olmak Hakikati Görmeye Engel midir
Hayır.Güçlü veya zengin bir insan da:
samimi,
adil,
imanlı
olabilir.
Sorun:
güç değil,
gücün kibire dönüşmesidir.
İnsan sahip oldukları nedeniyle:
başkalarını küçümsemeye başlarsa,
hakikati değerlendirme biçimi:
bozulabilir.

Fakir veya Zayıf Olmak İnsanı Otomatik Olarak Haklı Yapar mı
Hayır.Bu da önemli bir dengedir.
Zayıf olmak:
kişiyi otomatik olarak:
doğru,
iyi,
haklı
yapmaz.
Aynı şekilde güçlü olmak da:
yanlış yapmaz.
Kur’an’ın eleştirisi:
statünün hakikatin ölçüsü yapılmasıdır.

Hakikat Sosyal Sınıfa Göre Değişir mi
Hayır.Bir matematik gerçeği:
zengin söylediğinde de,
fakir söylediğinde de
aynıdır.
Ahlaki bir doğru da:
söyleyen kişinin servetine göre
değişmez.
Bu nedenle:
sözün doğruluğu, söyleyenin sosyal sınıfından bağımsız değerlendirilmelidir.

İman Edenlerin “Biz Onunla Gönderilene İman Ediyoruz” Sözü Ne Öğretir
Bu cevap:kişiye kör bağlılıktan ziyade:
mesaja iman
vurgusudur.
Hz. Sâlih:
Allah’ın elçisidir.
Onun değeri:
kendi kişisel çıkarından değil,
taşıdığı vahiyden
gelir.
Bu nedenle iman edenler:
mesajın kaynağına:
Allah’a
yönelir.

İnsan Bir Lideri veya Din Adamını Hakikatin Kendisi Gibi Görebilir mi
Bu tehlikeli olabilir.İnsanlar:
öğretmenlere,
alimlere,
liderlere
saygı gösterebilir.
Ama hiçbir insan:
hakikatin kendisi
değildir.
İnsan yanılabilir.
Bu nedenle sağlıklı yaklaşım:
kişiyi değil,
delili ve vahyin ölçüsünü merkeze almaktır.

Toplumda Güçlü Olanların İnancı Belirlemesi Neden Tehlikelidir
Çünkü güç sahibi kişiler:kendi çıkarlarını:
hakikat gibi
sunabilir.
İnsanlar da:
baskı,
korku,
menfaat
nedeniyle onları takip edebilir.
Böylece:
“Güçlü söylüyorsa doğrudur.”
yanılgısı oluşabilir.
Oysa güç:
hakikatin kanıtı değildir.

A‘râf Suresi 74. ve 75. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette Semûd kavmine:
evleri,
dağları oyarak yaptıkları yapılar
ve Allah’ın nimetleri
hatırlatılmıştı.
- ayette ise:
sınıfsal ve sosyal ayrım
görünür hâle gelir.
Bir tarafta:
kibirlenen ileri gelenler.
Diğer tarafta:
zayıf görülen iman edenler.
Böylece fiziksel medeniyetin gelişmiş olmasının:
toplumsal kibri ortadan kaldırmadığı
gösterilir.

Sonuç: A‘râf Suresi 75. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 75. ayet hakikat ile sosyal statü arasındaki ilişkiyi çok güçlü biçimde sorgular.Semûd kavminin ileri gelenleri:
kendilerini büyük görmektedir.
Diğer bazı insanları ise:
“zayıf”
olarak değerlendirmektedir.
Sonra bu insanlara:
“Sâlih’in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?”
diye sorarlar.
İman edenlerin cevabı ise çok sade ve çok güçlüdür:
“Biz onunla gönderilene iman ediyoruz.”
Bu cevap bize:
hakikati kabul etmek için:
zengin,
güçlü,
ünlü,
eğitimli,
toplumun merkezinde
olmak gerekmediğini hatırlatır.
Aynı zamanda şu uyarıyı da yapar:
Bir insanın:
toplumdaki konumu düşük olabilir.
Ama bu:
aklının,
vicdanının,
ahlaki değerinin
düşük olduğu anlamına gelmez.
Bugün de insanlar:
mesleklerine,
gelirlerine,
eğitimlerine,
takipçi sayılarına,
yaşadıkları semte,
giydikleri kıyafete
göre değerlendirilebiliyor.
Fakat bunların hiçbiri:
bir insanın söylediği sözün:
doğru veya yanlış olduğunu
belirlemez.
Belki de A‘râf 75’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bir insanı dinlemeden önce onun kim olduğuna mı bakıyoruz, yoksa söylediğinin doğru olup olmadığına mı?
Çünkü kibir:
yalnız:
“Ben büyüğüm.”
demek değildir.
Bazen kibir:
“O küçük, o hâlde onun gördüğü hakikat önemli değildir.”
demektir.
Oysa Kur’an’ın anlattığı sahnede:
küçük görülenler:
imanlarını açıkça söylerken,
büyük görünenler:
hakikati sorgulamak yerine:
insanların statüsüne bakmaktadır.
“Bir insanın toplumda küçük görülmesi, hakikatin gözünde küçük olduğu anlamına gelmez. Bazen kalabalığın yukarıdan baktığı kişi, onların göremediği gerçeği çok daha açık görebilir.”
Ersan Karavelioğlu