A‘râf Suresi 71. Ayette “Hûd ‘Artık Rabbinizden Üzerinize Bir Azap ve Öfke İnmiştir; Allah’ın Haklarında Hiçbir Delil İndirmediği, Sizin ve Atalarınızın Taktığı İsimler Hakkında Benimle mi Tartışıyorsunuz?’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bir şeye isim vererek onu gerçek hâle getiremez. Hakikat, bizim ona hangi adı taktığımızdan bağımsızdır; delilsiz inanç, tekrarlandıkça güçlenebilir ama doğruya dönüşmez.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 70. ayetinde Âd kavmi Hz. Hûd’a:
“Sen bize yalnız Allah’a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerdensen bizi tehdit ettiğin şeyi getir.”
demişti.
- ayette Hz. Hûd’un cevabı gelir:
Bu ayette üç büyük konu öne çıkar:
Delilsiz inanç,
atalardan devralınan isimlendirmeler
ve
uyarıyla alay etmenin sonucu.
Âd kavmi:
kendi inanç sistemini yıllardır sürdürüyor olabilir.
Putlarına:
isimler vermiş,
onlara anlamlar yüklemiş,
atalarından böyle görmüş olabilir.
Fakat Hz. Hûd çok temel bir soru sorar:
“Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği şeyler konusunda neden benimle tartışıyorsunuz?”
Yani:
bir düşüncenin eski olması,
çok kişi tarafından benimsenmesi,
ona güzel bir isim verilmesi
onu otomatik olarak:
hakikat
yapmaz.
“Rabbinizden Üzerinize Azap ve Öfke İnmiştir” Ne Demektir
Hz. Hûd’un bu sözü:kavminin artık ciddi bir sonuçla
karşı karşıya kaldığını bildirir.
Onlar:
uyarıyı reddetmiş,
peygamberi yalancılıkla suçlamış,
atalarının yolunda ısrar etmiş,
hatta:
“Getir bakalım azabı.”
diye meydan okumuşlardı.
- ayette bu meydan okumanın:
bildirilir.
Ayetteki “Rics” veya Azap İfadesi Ne Anlama Gelir
Bu bağlamda kelime:azap,
ceza,
ilahi hoşnutsuzluğun sonucu
şeklinde anlaşılır.
Burada konu:
gündelik bir sıkıntı değil;
ısrarlı inkâr ve meydan okumanın ardından gelen:
ilahi hüküm
dür.
“Öfke” Allah İçin Nasıl Anlaşılmalıdır
Allah’ın öfkesi:insanın kontrolsüz siniri
gibi düşünülmemelidir.
İslam düşüncesinde bu tür ifadeler:
Allah’ın:
zulmü,
inkârı,
isyanı
onaylamaması
ve bunlara karşı:
adil karşılık vermesi
olarak anlaşılır.
Yani burada:
duygusal taşkınlık değil,
ilahi hüküm ve adalet
söz konusudur.
Hz. Hûd Neden Bu Kadar Sert Bir Cevap Veriyor
Çünkü kavim artık:yalnızca soru sormamaktadır.
Onlar:
mesajı reddetmiş,
peygamberi aşağılamış,
atalarının putlarını savunmuş
ve:
azabı çağıracak kadar
meydan okumuştur.
Bu nedenle cevapta:
uyarı aşamasından
sonuç aşamasına doğru geçiş
görülür.
“Sizin ve Atalarınızın Taktığı İsimler” Ne Demektir
Bu ifade:insanların bazı varlıklara:
ilah,
tanrı,
kutsal aracı,
koruyucu
gibi anlamlar yüklemesini anlatır.
Hz. Hûd’un söylediği şudur:
Siz bazı şeylere:
isimler verdiniz.
Ama bu isimleri vermeniz:
onlara gerçekten:
ilahlık,
kutsallık,
mutlak güç
kazandırmaz.
Bir Şeye İsim Vermek Onun Gerçekliğini Değiştirir mi
Hayır.Bir taşı:
“Tanrı”
diye adlandırmak:
onu tanrı yapmaz.
Bir insana:
“Yanılmaz lider”
demek:
onu gerçekten yanılmaz yapmaz.
Bir fikre:
“Mutlak gerçek”
demek:
onu delilsiz biçimde doğru hâle getirmez.
İsim:
gerçeği:
tanımlayabilir, ama yaratmaz.
İnsan Neden İsimlere Bu Kadar Güç Yükler
Çünkü isimler:düşüncemizi etkiler.
Bir şeye:
kutsal
dediğimizde,
ona karşı tavrımız değişebilir.
Bir kişiye:
hain
dediğimizde,
onu dinlememiz zorlaşabilir.
Bir düşünceye:
dokunulmaz
dediğimizde,
onu sorgulamaktan vazgeçebiliriz.
Bu nedenle kelimeler:
zihni yönlendirebilir.
“Allah Haklarında Hiçbir Delil İndirmedi” Ne Anlama Gelir
Hz. Hûd’un temel itirazı:delil eksikliğidir.
Kavim bazı varlıkların:
ilah,
aracı,
kutsal güç
olduğunu iddia etmektedir.
Ama Allah:
bunun için:
hiçbir yetki,
vahiy,
delil
vermemiştir.
Yani inanç:
kanıta değil, geleneğe dayanmaktadır.
Dinde Delil Neden Önemlidir
Çünkü insan:çok güçlü biçimde inanabilir
ama yanılabilir.
Bir şeyin:
çok samimi biçimde savunulması
onu doğru yapmaz.
İnanç konusunda:
vahiy,
akıl,
sağlam bilgi
önemlidir.
Kur’an sık sık insanı:
“Delilinizi getirin.”
mantığıyla düşünmeye çağırır.
Atalarımızdan Gelen İnanç Delil Sayılır mı
Tek başına hayır.Atalar:
doğru şeyler de
yanlış şeyler de
aktarmış olabilir.
Bir düşüncenin:
nesilden nesile aktarılması
yalnızca:
onun eski olduğunu
gösterir.
Doğru olduğunu:
tek başına kanıtlamaz.

Çok Kişinin İnanması Bir Şeyi Gerçek Yapar mı
Hayır.Çoğunluk:
bir düşüncenin yaygınlığını
gösterir.
Ama doğruluğunu:
otomatik olarak kanıtlamaz.
Tarih boyunca çok büyük topluluklar:
sonradan yanlış olduğu anlaşılan
şeylere inanmıştır.
Bu nedenle:
yaygınlık ile doğruluk aynı şey değildir.

Delilsiz İnanç Neden Bu Kadar Kalıcı Olabilir
Çünkü insan:çocukluğundan beri duyduğu şeyi
doğal kabul eder.
Ailesi inanıyorsa:
o da inanır.
Toplumda herkes yapıyorsa:
normal görünür.
Bir süre sonra:
“Bunu neden yapıyoruz?”
sorusu bile sorulmaz.
Böylece gelenek:
kanıtın yerine geçebilir.

Bir Şeyi Sorgulamak Ona Saygısızlık Etmek midir
Hayır.Sorgulamak:
reddetmek
değildir.
İnsan:
bir geleneği,
inancı,
iddia edilen bilgiyi
araştırabilir.
“Kaynağı nedir?”
“Delili nedir?”
“Gerçekten böyle mi?”
diye sorabilir.
Samimi sorgulama:
hakikate yaklaşmanın yollarından biridir.

İsimler Bugün de İnsanları Yanıltabilir mi
Evet.Bir şeyin adına:
doğal
yazılması
onun mutlaka zararsız olduğunu göstermez.
Bir uygulamanın:
gelenek
diye adlandırılması
onu mutlaka doğru yapmaz.
Bir davranışın:
özgürlük
olarak adlandırılması
onun her durumda ahlaki olduğunu kanıtlamaz.
Bir kelimenin:
olumlu çağrışımı
ile:
gerçekliği aynı şey değildir.

Kur’an’ın Buradaki Eleştirisi Putların İsimlerinden mi İbarettir
Hayır.Asıl mesele:
isimlerin arkasında gerçek bir ilahi yetki olmamasıdır.
İnsanlar:
kendi oluşturdukları kavramlara
kutsallık yüklemişlerdir.
Kur’an ise:
“Bunun Allah’tan bir delili nerede?”
diye sorar.
Bu çok temel bir düşünme ilkesidir:
İddia varsa dayanak da olmalıdır.

“Bekleyin, Ben de Sizinle Birlikte Bekleyenlerdenim” Ne Demektir
Kavim daha önce:“Bize tehdit ettiğin şeyi getir.”
demişti.
Hz. Hûd şimdi:
“Bekleyin.”
der.
Yani artık tartışma:
sonsuz biçimde devam etmeyecektir.
Gerçek:
sonuç ortaya çıktığında
kendini gösterecektir.
Hz. Hûd da:
Allah’ın hükmünü:
beklediğini
bildirir.

Bu Söz Meydan Okuma mıdır
Bir yönüyle:kararlı bir cevaptır.
Ama Hz. Hûd’un:
kendi kişisel gücüyle tehdit ettiği
anlamına gelmez.
O:
“Ben size ceza vereceğim.”
demiyor.
Sonucu:
Allah’a bırakıyor.
Bu:
peygamberin kendi gücüyle değil:
Allah’ın hükmüne güvenmesi
anlamına gelir.

A‘râf Suresi 70. ve 71. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette Âd kavmi:
demiş
ve ardından:
“Eğer doğruysan azabı getir.”
diye meydan okumuştu.
- ayette Hz. Hûd iki cevap verir:
Atalarınızın verdiği isimler delil değildir.
İkincisi:
Meydan okuduğunuz sonuç artık yaklaşmıştır.
Böylece iki ayet:
geleneksel inat ile delile dayalı uyarı
arasındaki çatışmayı ortaya koyar.

Sonuç: A‘râf Suresi 71. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 71. ayet insan düşüncesinin çok temel bir hatasını gözler önüne serer:Bir şeye isim vermekle ona gerçeklik kazandırdığımızı sanmak.
Âd kavmi:
atalarından kalan bazı varlıklara:
ilah,
kutsal,
koruyucu
gibi anlamlar yüklemiştir.
Bu inanç:
yıllarca devam etmiş olabilir.
Toplumun büyük kısmı:
ona inanmış olabilir.
Ama Hz. Hûd:
çok basit bir soru sorar:
Allah bunun hakkında hangi delili indirdi?
İşte bütün mesele burada düğümlenir.
Bir inanç:
eski olabilir.
Ama delilsiz olabilir.
Bir düşünce:
çok yaygın olabilir.
Ama yanlış olabilir.
Bir isim:
çok güçlü olabilir.
Ama arkasında gerçek olmayabilir.
Bu ayet bugün de insana:
düşünsel dürüstlük
öğretir.
Bir şey duyduğumuzda:
hemen:
“Herkes böyle diyor.”
dememeliyiz.
Şunu sormalıyız:
“Dayanağı nedir?”
Bir düşünce bize çocukluktan beri öğretilmiş olabilir.
Ama yine de:
“Kaynağı nedir?”
diye sorabilmeliyiz.
Bir kavram kulağa güzel gelebilir.
Ama:
ismiyle değil, içeriğiyle
değerlendirmeliyiz.
Ayetin ikinci güçlü mesajı ise:
uyarıyı küçümsemenin tehlikesidir.
Âd kavmi:
“Getir bakalım.”
demişti.
Hz. Hûd:
“Bekleyin.”
der.
Çünkü hakikat:
insanların onu ciddiye alıp almamasına bağlı değildir.
Bir yangın:
“Ben inanmıyorum.”
dediğimiz için yakmayı bırakmaz.
Bir hastalık:
alay ettiğimiz için yok olmaz.
Bir yanlışın sonucu:
biz onu küçümsediğimiz için:
geçersiz hâle gelmez.
Belki de A‘râf 71’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
İnandığımız şeylerin gerçekten delili var mı, yoksa yalnızca yıllardır aynı isimleri tekrar ettiğimiz için onları hakikat mi sanıyoruz?
Çünkü hakikatin gücü:
ona kaç kişinin isim vermesinde değil;
gerçekten doğru olmasındadır.
“Bir inanca bin yıl boyunca aynı isim verilmiş olması onu doğru yapmaz; bir yanlışın milyonlarca kez tekrar edilmesi de onu hakikate dönüştürmez. Gerçeğin ihtiyacı kalabalık değil, delildir.”
Ersan Karavelioğlu