A‘râf Suresi 70. Ayette “Bize Yalnız Allah’a Kulluk Edelim ve Atalarımızın Taptıklarını Bırakalım Diye mi Geldin? Eğer Doğru Söyleyenlerdensen Bizi Tehdit Ettiğin Şeyi Getir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bazen hakikati delille değil, alışkanlıkla savunur. ‘Atalarımız böyle yapıyordu’ sözü bir geleneği açıklayabilir; fakat onun doğru olduğunu tek başına kanıtlamaz.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 69. ayetinde Hz. Hûd Âd kavmine:
“Nûh kavminden sonra sizi onların yerine getirdiğini ve yaratılışta size güç verdiğini hatırlayın. Allah’ın nimetlerini anın ki kurtuluşa eresiniz.”
diye seslenmişti.
- ayette ise kavminin cevabı gelir:
Bu cevapta iki çok güçlü tema vardır:
Atalara bağlılık
ve
meydan okuma.
Kavim, Hz. Hûd’un tevhid çağrısını:
“Atalarımızın yolunu terk etmek”
olarak görüyor.
Ardından uyarıyı ciddiye almak yerine:
“Madem doğru söylüyorsun, getir o azabı.”
diye meydan okuyorlar.
Bu, insanın bazen:
hakikati araştırmak yerine
alışkanlığını korumayı
ve uyarıyı küçümsemeyi
seçebildiğini gösterir.
“Bize Yalnız Allah’a Kulluk Edelim Diye mi Geldin?” Ne Demektir
Hz. Hûd’un çağrısının merkezi:tevhiddir.
Yani:
yalnız Allah’a kulluk etmek.
Kavim bunun ne anlama geldiğini anlamıştır.
Sorun:
anlamamaları değil,
kabul etmek istememeleridir.
Çünkü yalnız Allah’a kulluk etmek:
mevcut inanç sistemlerinin,
putların,
atalardan kalan alışkanlıkların
terk edilmesini gerektirebilir.
Neden “Yalnız Allah” Vurgusu Onları Rahatsız Ediyor
Çünkü tevhid:Allah ile birlikte kutsallaştırılan başka otoriteleri
reddeder.
Bu sadece dini bir değişiklik değildir.
Toplumun:
alışkanlıklarını,
kimlik algısını,
güç ilişkilerini
da etkileyebilir.
İnsan bazen inancını:
yalnız düşünce olarak değil,
kimliğinin parçası
olarak yaşar.
Bu yüzden değişim:
çok zor olabilir.
“Atalarımızın Taptıklarını Bırakalım mı?” Sözü Ne Anlama Gelir
Bu söz:atalardan gelen dini geleneğin
savunulduğunu gösterir.
Kavim adeta şöyle der:
“Bizim babalarımız ve dedelerimiz böyle inanıyordu. Şimdi sen gelip onların yolunun yanlış olduğunu mu söylüyorsun?”
Buradaki temel sorun:
bir inancın doğruluğunu:
ataların uygulamasına bağlamaktır.
Atalardan Gelen Her Şey Yanlış mıdır
Hayır.Gelenek:
çok değerli olabilir.
Aileden ve geçmiş nesillerden:
ahlak,
bilgi,
kültür,
tecrübe
aktarılabilir.
Kur’an’ın eleştirisi:
geleneğin varlığı değil;
geleneğin sorgulanamaz hâle getirilmesidir.
Bir Şeyin Çok Eski Olması Onu Doğru Yapar mı
Hayır.Bir düşünce:
bin yıl boyunca uygulanmış olabilir.
Bu onun:
doğru olabileceğini
gösterebilir,
ama tek başına:
kanıtlamaz.
Aynı şekilde yeni olmak da:
bir düşünceyi otomatik olarak doğru yapmaz.
Asıl soru:
Delili nedir?
İnsan Neden Atalarının İnancını Sorgulamakta Zorlanabilir
Çünkü bu yalnızca:bir fikir
değildir.
Aileyle,
aidiyetle,
hatıralarla,
toplumsal kimlikle
bağlantılı olabilir.
Bir insan:
atalarının yanlış yapmış olabileceğini
kabul ettiğinde,
sanki onlara ihanet ediyormuş
gibi hissedebilir.
Oysa bir insanı sevmek:
onun bütün fikirlerini sorgulamadan kabul etmek anlamına gelmez.
Gelenek ile Hakikat Çatıştığında Hangisi Öne Alınmalıdır
Kur’an’ın yaklaşımı:hakikatin
öne alınmasıdır.
Gelenek:
hakikate uygunsa korunabilir.
Ama:
adaletsiz,
yanlış,
zararlı
bir gelenek varsa:
sırf eskiden beri uygulanıyor diye
devam ettirilmemelidir.
Hakikat:
yaşından bağımsız değerlendirilmelidir.
“Eğer Doğru Söyleyenlerdensen…” Sözü Ne İfade Ediyor
Bu ifade:Hz. Hûd’un doğruluğuna
meydan okumadır.
Kavim:
“Madem doğru söylüyorsun…”
diyerek onun uyarısını:
sınamaya,
küçümsemeye
çalışır.
Burada samimi bir hakikat arayışından çok:
alaycı bir meydan okuma
havası vardır.
“Bizi Tehdit Ettiğin Şeyi Getir” Ne Demektir
Hz. Hûd:kavmini sonuç konusunda
uyarmıştır.
Onlar ise:
uyarıyı ciddiye almak yerine:
“Getir bakalım.”
derler.
Bu çok tehlikeli bir tavırdır.
Çünkü insan:
bir tehlikenin henüz gerçekleşmemesini
onun hiç gerçekleşmeyeceğine
delil sanabilir.
İnsan Neden Tehlikeyle Alay Eder
Bazen korkusunu bastırmak için.Bazen:
gerçekten inanmadığı için.
Bazen de:
kendisini güçlü hissettiği için.
Âd kavmi güçlü bir toplumdur.
Bu güç onlara:
“Bize hiçbir şey olmaz.”
duygusu vermiş olabilir.
Ama güç:
sonuçlardan bağımsızlık
garantisi değildir.

“Bize Bir Şey Olmaz” Düşüncesi Neden Tehlikelidir
Çünkü insan:önlem almayı bırakabilir.
Yanlışını düzeltmez.
Uyarıları küçümser.
Kendisini:
dokunulmaz
görmeye başlar.
Bu durumda güç:
koruma olmaktan çıkar,
körlüğe dönüşebilir.

Uyarıya “Kanıtla, Hemen Getir” Demek Her Zaman Yanlış mıdır
Hayır.Bir iddiayı sorgulamak:
doğaldır.
Delil istemek:
sağlıklıdır.
Ama burada mesele:
samimi araştırma değil;
alaycı biçimde cezayı çağırmaktır.
Bu yüzden tavır önemlidir.
Soru:
hakikati aramak için mi soruluyor,
yoksa:
reddetmek için mi?

Samimi Soru ile Meydan Okuma Arasında Ne Fark Vardır
Samimi soru:“Bunu anlamak istiyorum.”
der.
Meydan okuma ise:
“Bakalım yapabilecek misin?”
der.
Birincisi:
öğrenmeye açıktır.
İkincisi:
karşı tarafı küçük düşürmeye
çalışır.
Aynı kelimeler bile:
niyete göre farklı anlam taşıyabilir.

İnsan Neden Uyarı Gelince Kendini Değiştirmek Yerine Uyarıyı Reddeder
Çünkü değişim:bedel ister.
Alışkanlık bırakmak gerekir.
Çıkar kaybedilebilir.
Toplumun tepkisiyle karşılaşılabilir.
Kişi:
yanıldığını kabul etmek zorunda kalabilir.
Bazen insan için:
yanlışta kalmak, değişmekten daha kolay gelir.

Atalara Saygı ile Körü Körüne Taklit Arasında Ne Fark Vardır
Atalara saygı:onların emeğini,
hayatını,
tecrübesini
değerli görmek olabilir.
Körü körüne taklit ise:
“Onlar yaptıysa doğrudur.”
demektir.
İnsan:
geçmişine saygı duyabilir
ama aynı zamanda:
onu eleştirel biçimde değerlendirebilir.

Dinî Gelenekler de Sorgulanabilir mi
Bir geleneğin gerçekten:vahye dayanıp dayanmadığını,
sonradan oluşmuş olup olmadığını,
doğru uygulanıp uygulanmadığını
araştırmak mümkündür.
Sorgulamak:
otomatik olarak reddetmek değildir.
Bazen sorgulama:
inancı daha sağlam temele oturtabilir.

Güçlü İnsan Uyarıyı Daha mı Zor Kabul Eder
Her zaman değil.Ama güç:
kibirle birleşirse
uyarıyı kabul etmek zorlaşabilir.
İnsan:
“Ben buraya kadar kendi gücümle geldim.”
diye düşündüğünde,
başkasının:
“Yanlış yapıyorsun.”
demesini kabul etmekte zorlanabilir.
Âd kıssasında da:
güç ile kibir arasındaki tehlikeli ilişki
belirginleşir.

A‘râf Suresi 69. ve 70. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette Hz. Hûd:
Nûh kavminden sonra geldiklerini,
kendilerine güç verildiğini,
Allah’ın nimetlerini hatırlamalarını
söylemişti.
- ayette ise kavim:
atalarının dinini savunur
ve:
azabı getirmesini ister.
Yani bir tarafta:
hatırlatma,
şükür,
sorumluluk.
Diğer tarafta:
gelenekçilik,
inat
ve meydan okuma vardır.

Sonuç: A‘râf Suresi 70. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 70. ayet insanın hakikat karşısında kullandığı iki güçlü savunmayı ortaya çıkarır.Birincisi:
“Atalarımız böyle yapıyordu.”
İkincisi:
“Madem doğru söylüyorsun, getir bakalım.”
Birinci tavır:
geçmişi sorgulanamaz hâle getirir.
İkinci tavır:
gelecekteki sonucu küçümser.
İkisinin ortak noktası:
bugün değişmek istememektir.
Hz. Hûd’un çağrısı çok nettir:
“Yalnız Allah’a kulluk edin.”
Kavim ise bunun doğru olup olmadığını araştırmak yerine:
“Atalarımız ne olacak?”
diye tepki verir.
Bu bize bugün de çok önemli bir ders verir.
Bir düşüncenin doğruluğu:
annemizin,
babamızın,
dedemizin,
toplumumuzun
ona inanmış olmasıyla tek başına belirlenmez.
Aynı şekilde:
onların bir şeye inanmaması da
o şeyi otomatik olarak yanlış yapmaz.
İnsan:
saygıyı koruyarak
soru sorabilmelidir.
“Biz bunu neden yapıyoruz?”
“Bunun kaynağı nedir?”
“Gerçekten doğru mu?”
Bu sorular:
geçmişe ihanet değildir.
Bilinçli yaşamaktır.
Ayetin ikinci büyük uyarısı ise:
tehlikeyi küçümsememektir.
İnsan bazen:
sigara içer ve hemen hasta olmaz.
Haksızlık yapar ve hemen ceza görmez.
Yalan söyler ve hemen yakalanmaz.
Sonra:
“Demek ki sorun yok.”
diye düşünebilir.
Oysa sonucun gecikmesi:
sonucun olmayacağı anlamına gelmez.
Âd kavmi de:
“Getir bakalım o azabı.”
diyerek uyarıyla alay eder.
Belki de A‘râf 70’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
İnandığımız şeyleri gerçekten araştırdığımız için mi savunuyoruz, yoksa sadece bize öyle öğretildiği için mi?
Çünkü bilinçli insan:
geçmişinden utanmaz,
ama geçmişini:
hakikatin yerine de koymaz.
“Atalarımıza saygı duymak başka, onların her düşüncesini sorgulanamaz ilan etmek başkadır. Hakikat mirasla değil, delille güçlenir; insan geçmişini severken aklını da kullanabilmelidir.”
Ersan Karavelioğlu