A‘râf Suresi 48. Ayette “A‘râf Ehli Simalarından Tanıdıkları Kimselere ‘Topluluğunuz ve Büyüklük Taslamanız Size Ne Fayda Sağladı’ Diye Seslenir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan dünyada kalabalığına, gücüne ve makamına güvenebilir; fakat bunların hiçbiri hakikatin yerine geçmez. Bir gün geriye yalnızca kim olduğumuz ve ne yaptığımız kalır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 47. ayetinde A‘râf ehlinin cehennem tarafına baktıklarında:
“Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğuyla beraber kılma.”
diye dua ettikleri anlatılmıştı.
- ayette ise A‘râf ehli bu kez cehennem tarafındaki bazı kişilere doğrudan seslenir:
Bu kısa ayette iki büyük dünyevi güç sorgulanmaktadır:
kalabalık
ve
kibir.
İnsan dünyada:
çok taraftarı olduğu,
güçlü bir çevreye sahip bulunduğu,
serveti veya makamı olduğu
için kendisini güvende hissedebilir.
Fakat ayet ahirette bütün bu dayanakların karşısına tek bir soru koyar:
“Size ne fayda sağladı?”
A‘râf Ehli Kime Sesleniyor
Ayet:A‘râf ehlinin bazı kişileri:
simalarından tanıdığını
bildirir.
Bunlar cehennem tarafında bulunan ve dünyada:
güç,
kalabalık,
kibir
ile öne çıkmış kişiler olarak anlaşılır.
Ayet onların isimlerini vermez.
Çünkü asıl mesele:
belirli kişiler değil,
temsil ettikleri insan tipidir.
“Simalarından Tanırlar” İfadesi Ne Anlama Gelir
- ayette de A‘râf ehlinin insanları:
bildirilmişti.
Ahirette insanların durumlarının:
yüzlerine,
hâllerine,
görünümlerine
yansıdığı anlaşılmaktadır.
Bu yüzden A‘râf ehli:
kimlerin hangi tarafta olduğunu
ayırt edebilir.
Bu:
dünyada insanların yüzlerinden karakter okuyabileceğimiz
anlamına gelmez.
Ayet:
ahiret sahnesini anlatmaktadır.
“Topluluğunuz Size Ne Fayda Sağladı?” Ne Demektir
Ayette geçen ifade:insanın dünyadaki:
taraftarlarına,
çevresine,
kalabalığına,
gücüne
işaret eder.
Bir insan:
“Arkamda bu kadar kişi var.”
diye kendisini güçlü hissedebilir.
Fakat ahirette:
hiçbir kalabalık
kişinin hesabını onun yerine veremez.
Bu nedenle soru son derece sarsıcıdır:
“O kalabalık şimdi nerede?”
Kalabalık Olmak Haklı Olmak Anlamına Gelir mi
Hayır.Bir düşünceyi:
milyonlarca insan
savunabilir.
Bu onun doğru olduğunu:
otomatik olarak kanıtlamaz.
Aynı şekilde azınlıkta olmak da:
otomatik olarak haklılık değildir.
Hakikat:
sayıyla ölçülmez.
Önemli olan:
delil,
adalet,
doğruluk
ve hakikattir.
İnsan Neden Kalabalıktan Güç Alır
Çünkü insan:toplumsal bir varlıktır.
Bir grubun içinde olduğunda:
kendini daha güvende hissedebilir.
Başkalarının aynı şeyi yaptığını görmek:
kendi davranışını normalleştirebilir.
Böylece:
“Bu kadar insan yanlış olamaz.”
diye düşünebilir.
Oysa tarih:
çok büyük kalabalıkların da yanlışta birleşebildiğini
göstermiştir.
“Herkes Böyle Yapıyor” Sözü Neden Tehlikeli Olabilir
Çünkü bu söz:ahlaki değerlendirmeyi
kalabalığın davranışına bırakır.
İnsan:
“Doğru mu?”
sorusunu sormak yerine:
“Yaygın mı?”
sorusuna bakmaya başlar.
Oysa yaygınlık:
bir davranışın:
doğru,
adil,
ahlaklı
olduğunu göstermez.
Ayetin mesajı:
kalabalığı vicdanın yerine koymamaktır.
Ayetteki İkinci Büyük Kavram Neden Kibirdir
Çünkü insanın:kalabalığa sahip olması
ona üstünlük duygusu verebilir.
Çok taraftarı,
çok parası,
çok gücü
olan kişi:
“Ben diğerlerinden üstünüm.”
diye düşünebilir.
Ayet bu düşüncenin ahirette hiçbir değer taşımadığını gösterir.
Dünya:
kibrin büyüyebildiği bir yer olabilir.
Ahiret ise:
kibrin gerçeğe çarptığı yerdir.
“Büyüklük Taslamak” Ne Demektir
Kibir yalnızca:kendini sevmek
değildir.
Kibir:
kendini başkalarından üstün görmek,
hakikati küçümsemek,
başkasının değerini azaltmak
ve bazen:
doğruyu kabul etmeyi gururuna yedirememektir.
İblis’in:
“Ben ondan üstünüm.”
sözü surenin başındaki en açık kibir örneğiydi.
A‘râf Suresi’nde Kibir Neden Bu Kadar Sık Tekrarlanıyor
Çünkü sure:İblis’in kibriyle
başlayan büyük bir ahlaki problemi sürekli hatırlatır.
İblis:
kendisini Âdem’den üstün gördü.
Daha sonra ayetlerde:
Allah’ın ayetlerine karşı kibirlenen insanlardan
söz edildi.
Şimdi 48. ayette:
dünyada büyüklük taslayanlara:
“Kibriniz size ne kazandırdı?”
diye sorulur.
Böylece sure boyunca aynı hastalığın:
farklı biçimleri
gösterilir.
Servet İnsana Yanlış Bir Güven Duygusu Verebilir mi
Evet.Para:
birçok sorunu çözebilir.
İnsana:
rahatlık,
seçenek,
etki
sağlayabilir.
Fakat para:
ölümü durduramaz.
Ahiret hesabını satın alamaz.
İnsanın yaptığı haksızlığı:
doğruya çeviremez.
Bu nedenle maddi imkân:
mutlak güvence değildir.

Makam ve Ün de Aynı Şekilde Geçici midir
Evet.Dünyada insan:
ünvanıyla,
makamıyla,
şöhretiyle
tanınabilir.
İnsanlar önünde ayağa kalkabilir.
Sözü dinlenebilir.
Ama ölüm geldiğinde:
unvan geride kalır.
Ahirette soru:
“Kaç kişi seni tanıyordu?”
değil;
“Ne yaptın?”
olur.

İnsan Gücü Varken Neden Kendini Dokunulmaz Sanabilir
Çünkü dünyada güç:bazı sonuçları geciktirebilir.
Güçlü biri:
eleştiriden kaçabilir.
Hukuki veya toplumsal sonuçlardan korunabilir.
Çevresi onu sürekli onaylayabilir.
Bu durumda kişi:
“Bana hiçbir şey olmaz.”
yanılgısına düşebilir.
Ayet ise:
nihai hesabın insan gücüyle engellenemeyeceğini
hatırlatır.

Çevremizdeki İnsanların Sürekli Bizi Onaylaması Tehlikeli Olabilir mi
Evet.Bir insanın çevresindeki herkes:
sürekli:
“Sen haklısın.”
diyorsa,
kişi kendi hatalarını görmekte zorlanabilir.
Güçlü insanların en büyük sorunlarından biri:
kendilerine dürüstçe:
“Yanlış yapıyorsun.”
diyebilecek insanların azalması olabilir.
Bu nedenle gerçek dost:
yalnız alkışlayan değil,
gerektiğinde hakikati söyleyebilendir.

Kibir ile Eleştiriye Kapalı Olmak Arasında Bir Bağ Var mıdır
Çoğu zaman vardır.Kibirli insan:
eleştiriyi kişisel saldırı
gibi görebilir.
Kendisine karşı çıkanları:
cahil,
düşman,
değersiz
sayabilir.
Böylece hata düzeltme mekanizması ortadan kalkar.
Oysa insan:
eleştiriye tamamen kapanırsa kendi yanlışını büyütebilir.

“Size Ne Fayda Sağladı?” Sorusu Neden Bu Kadar Etkilidir
Çünkü ayet teorik bir tartışma yapmaz.Sonuca bakar.
Dünyada bütün o:
kalabalık,
servet,
güç,
kibir
vardı.
Peki şimdi?
Ne işe yaradı?
Bu soru insana bugün de uygulanabilir:
Uğruna ahlakımızı bozduğumuz şey:
sonunda bize gerçekten ne sağlayacak?

İnsan Geçici Bir Kazanç İçin Kalıcı Değerlerini Kaybedebilir mi
Evet.İnsan:
bir makam için
dürüstlüğünden vazgeçebilir.
Para için:
başkasının hakkını yiyebilir.
Toplum tarafından kabul görmek için:
vicdanına aykırı davranabilir.
Fakat sonra elde ettiği şey:
geçici olabilir.
Kaybettiği:
karakteri
ise çok daha değerli olabilir.

Bu Ayet Günümüz Sosyal Medya Dünyasına Nasıl Dokunur
Bugün insanların değeri bazen:takipçi sayısı,
beğeni sayısı,
izlenme,
etkileşim
üzerinden ölçülebiliyor.
Bir insan:
milyonlarca kişiye ulaşabilir.
Ama çok takip edilmek:
doğru olmak anlamına gelmez.
A‘râf 48'in sorusu bugüne uyarlanırsa çok düşündürücüdür:
“O kalabalık sana gerçekte ne kazandırdı?”

A‘râf Suresi 47. ve 48. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette A‘râf ehli cehennem tarafına bakmış ve:
demişti.
- ayette ise o topluluğun bazı kişilerine:
diye seslenirler.
Yani önce:
sonucu görürler.
Sonra:
o sonuca götüren iki büyük yanılgıyı işaret ederler:
Kalabalığa güvenmek.
Kibirlenmek.
Bu iki şey dünyada güçlü görünebilir.
Ama ahirette:
hiçbir gerçek güvence oluşturmaz.

Sonuç: A‘râf Suresi 48. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 48. ayet insanın dünyada güvenebileceği iki büyük yanılsamayı sorgular:kalabalık
ve
kibir.
A‘râf ehli dünyada güçlü görünmüş kişilere:
“Topluluğunuz size ne fayda sağladı?”
diye sorar.
Bu soru:
bugünün insanına da yöneltilebilir.
Kaç kişinin seni alkışladığı:
haklı olduğunun kanıtı değildir.
Kaç kişinin seni takip ettiği:
değerinin ölçüsü değildir.
Ne kadar servetin olduğu:
ahlaki üstünlüğünü göstermez.
Ne kadar güçlü olduğun:
sonsuz yaşayacağın anlamına gelmez.
Ve:
ne kadar büyük görünürsen görün,
Allah karşısında:
bir kuldan fazlası değilsin.
Ardından ikinci soru gelir:
“Büyüklük taslamanız size ne fayda sağladı?”
Kibir insana dünyada:
güçlü hissettirebilir.
Ama aslında onu:
özür dilemekten,
öğrenmekten,
fikrini değiştirmekten,
hakikati kabul etmekten
uzaklaştırabilir.
Bu yüzden kibir:
insanın dışarıya gösterdiği güç değil;
bazen:
içeride taşıdığı büyük bir zayıflıktır.
Ayet bize şunu hatırlatır:
Bir gün:
kalabalık dağılır.
Makam biter.
Şöhret unutulur.
Servet başkasına kalır.
Beden yaşlanır.
Ve insan:
tek başına kendi hakikatiyle kalır.
O gün önemli olan:
kaç kişinin arkamızda bulunduğu değil;
bizim hakikatin hangi tarafında durduğumuzdur.
Belki de A‘râf 48’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bugün sahip olduğumuz güç, çevre ve imkânlar elimizden alınsa geriye bizi değerli kılan ne kalır?
Eğer cevap:
dürüstlük,
adalet,
merhamet,
iman,
iyilik
ise insan gerçekten bir şeyler biriktirmiştir.
Ama geriye yalnız:
ünvanlar,
sayılar,
kalabalıklar
kalıyorsa:
ayet bizi yeniden düşünmeye çağırır.
“Kalabalık insanı güçlü gösterebilir, fakat haklı yapmaz; makam insanı yükseltebilir, fakat değerli yapmaz. Gerçek değer, herkes ayrıldığında bile insanın yanında kalabilen ahlakıdır.”
Ersan Karavelioğlu