A‘râf Suresi 50. Ayette “Cehennem Ehli Cennet Ehline ‘Üzerimize Biraz Su veya Allah’ın Size Verdiği Rızıktan Dökün’ Diye Seslenir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bazen elinin altındaki nimetin değerini ancak ona ulaşamadığında anlar. Bir yudum suyun bile büyük bir özleme dönüşebileceğini düşünmek, bugün sahip olduğumuz sıradan nimetlerin aslında ne kadar büyük olduğunu hatırlatır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 49. ayetinde dünyada küçümsenen ve Allah’ın rahmetine erişemeyecekleri düşünülen kimselere:
“Cennete girin! Size korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz.”
denildiği anlatılmıştı.
- ayette ise cennet ile cehennem arasındaki sahne çok daha çarpıcı bir hâl alır:
Dünyada insanın çoğu zaman hiç düşünmeden kullandığı iki nimet:
su
ve
rızık
bu ayette ulaşılması arzulanan büyük nimetlere dönüşür.
Artık istenen:
servet değildir.
Makam değildir.
Şöhret değildir.
Yalnızca:
biraz su veya bir parça rızık.
Bu sahne insana, sahip olduğu nimetlerin değerini henüz onlar elindeyken fark etmesi gerektiğini çok güçlü biçimde hatırlatır.
Cehennem Ehli Neden Cennet Ehline Sesleniyor
Çünkü önceki ayetlerde cennet ve cehennem ehlinin birbirlerinin durumlarından haberdar oldukları anlatılmıştı.Şimdi cehennem ehli:
cennet nimetlerini görür
ve onlardan yararlanmak ister.
Bu istek onların içinde bulunduğu:
mahrumiyeti ve çaresizliği
gösterir.
Dünyada reddettikleri hakikatin sonucu artık:
gözlerinin önündedir.
Neden İlk İstedikleri Şey Su Oluyor
Çünkü su:hayatın en temel ihtiyaçlarından biridir.
İnsan:
günlerce bazı yiyecekler olmadan yaşayabilir.
Ama susuzluk çok daha kısa sürede:
bedeni ağır biçimde etkiler.
Kur’an’ın cehennem tasvirlerinde susuzluk ve hararetin sıkça anılması bu nedenle son derece güçlüdür.
İnsanın bütün dünyevi iddiaları bir anda küçülür ve geriye:
“Biraz su…”
talebi kalır.
Bir Yudum Suyun Değeri Neden Dünyada Kolayca Unutulur
Çünkü insan sürekli sahip olduğu şeylere:alışır.
Musluğu açar:
su akar.
Bardağı doldurur:
içer.
Bunu olağan kabul eder.
Fakat bir nimet sürekli bulunduğunda:
insan onun ne kadar büyük olduğunu unutabilir.
Ayet bize:
alışmak ile değersiz olmak arasında fark bulunduğunu
hatırlatır.
Su Kur’an’da Neden Bu Kadar Önemli Bir Nimettir
Su:hayatın temelidir.
İnsan,
hayvan,
bitki
ona muhtaçtır.
Kur’an birçok yerde yağmuru ve suyu:
Allah’ın rahmetinin,
diriltmesinin,
rızkının
işaretleri arasında sayar.
Bu nedenle su:
yalnız fiziksel ihtiyaç değil;
hayatı mümkün kılan büyük bir nimettir.
“Veya Allah’ın Size Verdiği Rızıktan…” İfadesi Ne Demektir
Cehennem ehli yalnız su istemez.Cennet ehline verilen:
yiyeceklerden,
nimetlerden,
rızıklardan
da kendilerine verilmesini ister.
Bu:
içinde bulundukları mahrumiyetin ne kadar büyük olduğunu gösterir.
Dünyada insanın önünde bulunan sıradan bir sofra bile:
ahirette ulaşılmaz bir nimet hâline gelebilir.
Ayette Neden “Allah’ın Size Verdiği” Deniliyor
Bu ifade cennet nimetlerinin:Allah’ın ikramı
olduğunu vurgular.
Cennet ehli:
nimetleri kendi başına üretmiş değildir.
Onlara:
Allah rızık vermiştir.
Bu, önceki ayetlerdeki:
“Bizi buraya ulaştıran Allah’a hamdolsun.”
sözüyle de uyumludur.
Cennet:
kibir değil,
şükür
yeridir.
Cehennem Ehli Dünyadayken Bu Nimetlerden Yararlanmıyor muydu
Muhtemelen yararlanıyorlardı.Su içtiler.
Yemek yediler.
Hayatın çeşitli nimetlerinden faydalandılar.
Fakat dünya hayatındaki nimetler:
iman edenle etmeyene
genel olarak açık olabilir.
Ahirette ise ayet:
farklı bir sonucun ortaya çıktığını
anlatır.
“Allah Bunları İnkârcılara Haram Kılmıştır” Ne Demektir
Buradaki “haram kılmıştır” ifadesi:dünyadaki fıkhî anlamda bir yiyeceğin haram olması
gibi düşünülmemelidir.
Burada anlam:
onlardan mahrum bırakılmaları, onlara verilmemesi
şeklindedir.
Yani cennet nimetleri artık:
cehennem ehlinin erişebileceği nimetler değildir.
Neden Cennet Ehli Onlara Su Veremiyor
Çünkü ahiret düzeni:dünyadaki insanlar arası paylaşım düzeniyle aynı değildir.
Dünyada susamış birine:
su vermek
iyiliktir.
Fakat ayette ahiret hükmü:
artık Allah tarafından verilmiştir.
Cennet ile cehennem arasındaki ayrım:
nihai sonucun bir parçasıdır.
Cennet ehli bu hükmü değiştiremez.
Bu Sahne Merhametsizlik Gibi Görünür mü
İlk bakışta insan:“Neden onlara biraz su verilmesin?”
diye düşünebilir.
Fakat ayetin bağlamı:
dünyadaki sıradan susuzluk değil,
nihai hesap
sahnesidir.
Bu insanlar daha önce:
uyarılmış,
hakikate çağrılmış,
seçim yapma fırsatı bulmuşlardır.
Kur’an’ın anlatımında ahiret:
seçimlerin sonuçlarının ortaya çıktığı yerdir.
Dolayısıyla mesele:
insani merhametin reddedilmesi değil;
ilahi hükmün artık kesinleşmiş olmasıdır.

Dünya Hayatında Bir Susamışa Su Vermenin Değeri Bu Ayetle Daha İyi Anlaşılır mı
Evet.Ayetin doğrudan konusu ahirettir.
Fakat insan bundan güçlü bir ahlaki ders çıkarabilir.
Dünyada:
susayana su vermek,
aç olanı doyurmak,
muhtaca yardım etmek
küçük görülebilir.
Fakat su ve gıda:
insanın temel ihtiyaçlarıdır.
Bazen çok küçük bir yardım:
başkasının hayatında çok büyük bir iyilik olabilir.

İnsan Sahip Olduğu Nimetlere Nasıl Şükredebilir
Şükür yalnız:“Allah’a şükür.”
demek değildir.
Nimeti:
değerini bilerek kullanmak,
israf etmemek,
paylaşmak,
ona karşı nankör davranmamak
da şükrün parçalarıdır.
Suyun şükrü:
onu boşa akıtmamak olabilir.
Rızkın şükrü:
onu çöpe atmamak ve gerektiğinde paylaşmak olabilir.

Bu Ayet İsraf Konusuyla da Bağlantılı mıdır
Doğrudan konusu israf değildir.Fakat sure birkaç ayet önce:
“Yiyin, için fakat israf etmeyin.”
demişti.
Şimdi ise:
bir damla suya muhtaç insanların sahnesi anlatılır.
Bu iki görüntüyü birlikte düşünmek:
nimetin ne kadar ciddi bir emanet olduğunu gösterir.
Dünyada:
israf edilen şey,
başka bir insan için:
hayati ihtiyaç olabilir.

İnsan Neden Nimetin Değerini Genellikle Kaybettikten Sonra Anlar
Bu insan psikolojisinin sık görülen yönlerinden biridir.Sağlıklıyken:
sağlığı sıradan görürüz.
Sevdiklerimiz yanımızdayken:
zamanın sınırlı olduğunu unutabiliriz.
Su varken:
suyun değerini düşünmeyiz.
Fakat kaybedince:
aynı şey paha biçilemez hâle gelir.
Kur’an insanı:
kaybetmeden önce fark etmeye
çağırır.

Bu Ayet Dünyanın Geçici Nimetlerini Küçümsüyor mu
Hayır.Tam tersine onların:
değerini
hatırlatır.
Kur’an daha önce:
“Allah’ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kıldı?”
diye sormuştu.
Yani nimet:
kötü değildir.
Asıl mesele:
nimeti doğru kullanmak,
şükretmek
ve onun:
sonsuz olmadığını unutmamaktır.

Cehennem Ehlinin Talebi Neden Bu Kadar Küçülmüştür
Dünyada insan:çok büyük şeyler isteyebilir.
Daha fazla para.
Daha büyük ev.
Daha yüksek makam.
Daha çok güç.
Fakat temel ihtiyaçtan mahrum kalınca:
bütün bu talepler anlamsızlaşabilir.
Ayet bize insanın gerçekte ne kadar:
muhtaç bir varlık
olduğunu gösterir.
Bazen bütün hayatın değeri:
bir nefese,
bir damla suya,
bir lokmaya
iner.

Bu Ayet İnsan Kibrini Nasıl Sarsar
İnsan kendisini:çok güçlü,
bağımsız,
başarılı
görebilir.
Ama birkaç temel nimetin yokluğu:
bütün gücünü kırabilir.
Susuz kaldığında:
serveti susuzluğunu doğrudan gidermez.
Nefes alamadığında:
makamı nefes olmaz.
Bu nedenle insanın bağımsızlık duygusu:
sınırlıdır.
Gerçekte insan:
sayısız nimete sürekli muhtaçtır.

A‘râf Suresi 49. ve 50. Ayetler Nasıl Bir Karşıtlık Oluşturuyor
- ayette bazı kimselere:
denmişti.
- ayette ise cehennem ehli:
“Bize biraz su veya rızık verin.”
diye seslenir.
Bir tarafta:
güven,
nimet,
rahmet.
Diğer tarafta:
mahrumiyet,
susuzluk,
pişmanlık.
Bu karşıtlık:
dünya hayatındaki tercihlerin ahirette farklı sonuçlara dönüşmesini gösterir.

Sonuç: A‘râf Suresi 50. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 50. ayet insanın nimet anlayışını sarsan çok güçlü bir ahiret sahnesidir.Cehennem ehli:
servet istemez.
Makam istemez.
Şöhret istemez.
Sadece:
“Biraz su…”
der.
Ardından:
“Allah’ın size verdiği rızıktan…”
ister.
Bu iki istek dünyadaki hayatımızı yeniden düşünmemiz için yeterlidir.
Bugün önümüzde bulunan:
bir bardak su,
bir tabak yemek,
bir parça ekmek
bize sıradan görünebilir.
Ama sıradan dediğimiz şey:
hayatın kendisi olabilir.
Ayet insanın nimete karşı bakışını değiştirmeye çağırır.
Sahip olduğun şeyi:
küçümseme.
İsraf etme.
Şükret.
Mümkünse paylaş.
Çünkü nimet:
yalnız sahip olmakla değil,
kıymetini bilmekle anlam kazanır.
Ayetin ahiret boyutu ise daha ağırdır.
Dünyada seçim yapma fırsatı vardır.
İnsan:
fikrini değiştirebilir.
Tövbe edebilir.
Yanlışından dönebilir.
İyilik yapabilir.
Susamışa su verebilir.
Aç olanı doyurabilir.
Fakat ayetin anlattığı ahiret sahnesinde:
artık sonuç ortaya çıkmıştır.
Bu nedenle belki de ayetin bugünkü insana söylediği en güçlü şey şudur:
Değiştirebileceğin şeyleri, değiştirme imkânın varken değiştir.
Şükredebiliyorken şükret.
Paylaşabiliyorken paylaş.
Dönebiliyorken dön.
İyilik yapabiliyorken yap.
Çünkü bir nimetin değeri:
onu kaybettikten sonra anlaşılabilir;
ama en güzel şükür:
nimet hâlâ elimizdeyken onun kıymetini bilmektir.
“Bir bardak suyu sıradan görüyorsak, nimete fazla alışmış olabiliriz. Şükür bazen daha fazlasını istemek değil, bugün elimizde olanın aslında ne kadar büyük olduğunu yeniden fark etmektir.”
Ersan Karavelioğlu