A‘râf Suresi 45. Ayette “Onlar Allah’ın Yolundan Alıkoyar, Onu Eğri Göstermek İster ve Ahireti İnkâr Ederler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Hakikatten uzaklaşmak bir tercih olabilir; fakat başkalarının da hakikate ulaşmasını engellemeye çalışmak çok daha ağır bir sorumluluktur. İnsan yalnız yürüdüğü yolun değil, başkalarına gösterdiği yönün de hesabını taşır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 44. ayetinde cennet ehlinin cehennem ehline:
“Rabbimizin bize vaat ettiğini gerçek bulduk; siz de Rabbinizin vaadini gerçek buldunuz mu?”
diye seslendiği, onların da:
“Evet.”
cevabını verdiği anlatılmıştı.
Ardından bir duyurucu:
“Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun.”
diye seslenmişti.
- ayet ise bu “zalimlerin” kimler olduğunu açıklar:
Bu ayette üç ciddi tutum bir araya gelir:
Allah’ın yolundan uzaklaştırmak,
doğru yolu çarpıtarak eğri göstermek
ve
ahireti inkâr etmek.
Burada insanın yalnız kendi tercihi değil:
başkaları üzerindeki etkisi de
hesaba katılır.
“Onlar” Sözü Kimleri Anlatıyor
Ayetteki:“Onlar…”
ifadesi bir önceki ayette geçen:
zalimlere
döner.
Yani Allah’ın lanetinden söz edilen kişilerin özellikleri açıklanmaktadır.
Bunlar yalnızca:
kendileri yanlış yola giden
kişiler değildir.
Aynı zamanda:
başkalarını da Allah’ın yolundan uzaklaştırmaya çalışan
kimselerdir.
“Allah’ın Yolu” Ne Demektir
“Allah’ın yolu” ifadesi genel olarak:iman,
adalet,
hakikat,
doğruluk,
Allah’a kulluk
ve O’nun gösterdiği hayat yolu
anlamlarını taşır.
Bu yol sadece:
birkaç ibadet uygulamasından
ibaret değildir.
İnsanın:
Allah’la,
insanlarla,
kendisiyle
ilişkisini düzenleyen:
bütün bir ahlak ve kulluk yönünü
ifade eder.
“Allah’ın Yolundan Alıkoymak” Ne Anlama Gelir
Bu ifade:insanların doğruyu öğrenmesini engellemek,
vahyi küçümsemek,
insanları imanlarından vazgeçirmeye çalışmak,
hakikate ulaşmalarının önüne engel koymak
gibi anlamlara gelebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
İnsan:
kendisi inanmayabilir.
Fakat ayetin eleştirdiği daha ileri tutum:
başkasının da inanmasına engel olmaya çalışmaktır.
Bir İnsan Başkasını Doğrudan Zorlamadan da Allah’ın Yolundan Uzaklaştırabilir mi
Evet.Bu her zaman fiziksel engelleme şeklinde olmayabilir.
İnsan:
alay ederek,
yanlış bilgi vererek,
dini kasıtlı biçimde çarpıtarak,
kötü örnek oluşturarak,
hakikati gizleyerek
başkalarını etkileyebilir.
Bazen bir insanın önüne konulan en büyük engel:
zorbalık değil, yanlış tanıtımdır.
“Onu Eğri Göstermek İsterler” Ne Demektir
Ayette:Allah’ın yolunun:
eğri gösterilmek istendiği
ifade edilir.
Bu çok önemli bir ayrıntıdır.
Yani sorun yalnızca:
“Ben bu yolu istemiyorum.”
demek değildir.
Doğru olanı:
yanlış,
çirkin,
tutarsız,
zararlı
gibi göstermeye çalışmak da söz konusudur.
Bu:
hakikatin imajını bozma girişimi
olarak düşünülebilir.
Doğru Bir Şey İnsanlara Yanlış Gibi Gösterilebilir mi
Evet.Bir davranış:
nasıl anlatıldığına bağlı olarak
çok farklı görünebilir.
Örneğin:
adalete zayıflık,
merhamete saflık,
dürüstlüğe beceriksizlik,
iffete geri kalmışlık
gibi isimler verilebilir.
Böylece kavramların isimleri değişince:
insanın doğru ile yanlış algısı da etkilenebilir.
Bu nedenle:
kelimeler ahlaki algıyı şekillendirebilir.
Yanlışa Güzel İsim Vermek de Benzer Bir Çarpıtma mıdır
Evet.İnsan yalnız iyiyi kötü göstermekle kalmayabilir.
Kötüyü de:
iyi isimlerle süsleyebilir.
Örneğin:
kibre öz güven,
açgözlülüğe hırs,
haksızlığa iş gereği,
intikama adalet
denilebilir.
Elbette bu kavramların her biri kendi başına farklı anlamlara sahiptir.
Fakat insan bazen:
yanlış davranışını daha kabul edilebilir göstermek için kelimeleri kullanabilir.
Şeytanın Âdem’e Yaklaşımında da Böyle Bir Yöntem Görülmüş müydü
Evet.A‘râf Suresi'nin önceki ayetlerinde şeytan Âdem ile eşine:
“Allah’a isyan edin.”
dememişti.
Bunun yerine:
“Melek olabilirsiniz.”
ve
“Ebedîlerden olabilirsiniz.”
demişti.
Yani yasak:
kötü bir şey olarak değil,
kazanç sağlayacak bir fırsat
gibi sunulmuştu.
Bu da yanlışın:
başka bir görüntüye büründürülmesinin
çok eski bir yöntem olduğunu gösterir.
Bir Dini Yanlış Tanıtmak da İnsanları Allah’ın Yolundan Uzaklaştırabilir mi
Evet.Bir dini:
aslında söylemediği şeylerle
tanıtmak,
aşırılıkları dinin özüymüş gibi göstermek,
insanların hatalarını doğrudan dinin kendisine yüklemek
yanlış algılara yol açabilir.
Aynı şekilde:
dini anlatan kişinin:
kaba,
adaletsiz,
ikiyüzlü
davranışları da insanları uzaklaştırabilir.
Bu nedenle dini temsil ettiğini söyleyen kişinin:
davranışı da büyük sorumluluk taşır.
Bir Müslümanın Kötü Davranışı Başkasını Dinden Soğutursa Sorumluluğu Var mıdır
İnsan başka birinin iman tercihini tamamen kontrol edemez.Herkes kendi kararından sorumludur.
Fakat bir kişi:
dini adına konuşuyor
ve sonra:
yalan,
zulüm,
kibir,
haksızlık
sergiliyorsa,
insanların dini yanlış tanımasına katkıda bulunabilir.
Bu nedenle:
iyi temsil de bir ahlak sorumluluğudur.

İnsanları Dinden Uzaklaştırmamak İçin Her Eleştiriyi Susturmak mı Gerekir
Hayır.Samimi eleştiri ile:
hakikati kasıtlı biçimde çarpıtmak
aynı şey değildir.
İnsan:
dini,
dini kurumları,
din adına yapılan yanlışları
sorgulayabilir.
Hatta yanlış uygulamaların eleştirilmesi:
dinin kendisini insan hatalarından ayırmaya
yardımcı olabilir.
Sorun:
bilerek çarpıtmak ve insanları yanıltmaktır.

Soru Sormak Allah’ın Yolunu Eğri Göstermek midir
Hayır.Soru sormak:
anlamaya çalışma
biçimidir.
Bir insan:
“Bu ayetin anlamı nedir?”
“Bu hükmün sebebi nedir?”
“Bu yorum gerçekten doğru mu?”
diye sorabilir.
Kur’an düşünmeye çağırır.
Ayetin eleştirdiği şey:
samimi araştırma değil;
doğruyu bile bile çarpıtmaya çalışma tutumudur.

“Ahireti İnkâr Edenlerdir” İfadesi Neden Ayetin Sonunda Geliyor
Çünkü ahiret inancı:insanın sorumluluk anlayışını
derinden etkiler.
Eğer insan:
hayatın yalnızca bu dünyadan ibaret olduğunu
ve yaptığı hiçbir şeyin nihai hesabının bulunmadığını düşünürse,
ahlaki kararlarını farklı temellere dayandırabilir.
Kur’an ise:
dünya hayatının son söz olmadığını
hatırlatır.

Ahiret İnancı Ahlakı Nasıl Etkileyebilir
Ahiret inancı insana şunu söyler:Kimse görmese de yaptığın şey:
anlamsız değildir.
Dünyada cezasız kalan bir zulüm:
unutulmuş değildir.
Karşılığı alınmamış bir iyilik:
kaybolmuş değildir.
Bu nedenle ahiret:
ahlaka:
nihai hesap boyutu
kazandırır.

Ahirete İnanmayan Her İnsan Ahlaksız mıdır
Hayır.Bir insan ahirete inanmadığı hâlde:
dürüst,
yardımsever,
adaletli
davranabilir.
Ayet böyle bir psikolojik genelleme yapmaz.
Buradaki konu:
Allah’ın ayetlerini yalanlayan,
yolundan alıkoyan
ve onu çarpıtmaya çalışan
belirli bir tavır bütünüdür.
Dolayısıyla:
“Ahirete inanmayan herkes kötüdür.”
şeklinde bir sonuç çıkarmak doğru olmaz.

Ahireti İnkâr Etmek ile Sorumluluktan Kaçmak Arasında Bağ Var mıdır
Bazı kişiler açısından böyle bir bağ bulunabilir.Çünkü hesap fikri:
insana sınır koyar.
İnsan:
“Bir gün bunun hesabını vereceğim.”
diye düşündüğünde,
kimsenin görmediği yerde bile davranışını kontrol edebilir.
Fakat ayet herkesin kişisel psikolojisini tek nedene indirgemez.
Nihai niyetleri:
Allah bilir.

Başkalarının Hakikate Ulaşmasını Engellemek Neden Daha Ağır Bir Sorumluluk Olabilir
Çünkü burada yanlış:tek kişiyle sınırlı kalmaz.
Bir insan:
yanlış bilgi yayıyorsa,
insanları bilinçli biçimde yanıltıyorsa,
kötü bir yolu çekici gösteriyorsa,
etkisi:
çok sayıda kişiye ulaşabilir.
Böylece kişinin davranışı:
kendisinden sonra da devam eden bir etkiye
dönüşebilir.

A‘râf Suresi 44. ve 45. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
Ardından:
“Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun.”
denilmişti.
- ayet ise:
Allah’ın yolundan alıkoyarlar.
Onu eğri göstermek isterler.
Ahireti inkâr ederler.
Yani onların sorunu yalnızca:
kendi içlerindeki bir inanç tercihi değildir.
Hakikatin:
başkalarına ulaşmasını da bozmaya çalışmalarıdır.

Sonuç: A‘râf Suresi 45. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 45. ayet insanın yalnız:hangi yolu yürüdüğünü değil,
başkalarına:
hangi yolu gösterdiğini de
sorgulatır.
Ayet üç davranışı bir araya getirir:
Allah’ın yolundan alıkoymak,
o yolu eğri göstermek
ve
ahireti inkâr etmek.
Bunların içinde özellikle ikinci ifade çok düşündürücüdür:
“Onu eğri göstermek isterler.”
Çünkü insan hakikati her zaman doğrudan reddetmeyebilir.
Bazen:
onu farklı anlatır.
Bir bölümünü gizler.
Bir bölümünü abartır.
Yanlış isim verir.
Kötüyü güzel gösterir.
Güzeli kötü gösterir.
Ve zamanla insanlar:
gerçek olanı değil, kendilerine gösterilen çarpık görüntüyü
tanımaya başlar.
Bu nedenle bilgi aktarmak:
büyük bir sorumluluktur.
Din hakkında konuşmak:
büyük bir sorumluluktur.
Çocuk yetiştirmek:
büyük bir sorumluluktur.
Öğretmen olmak:
büyük bir sorumluluktur.
İnsanlara hitap etmek:
büyük bir sorumluluktur.
Çünkü söylediğimiz bir söz:
bir insanı iyiliğe yaklaştırabilir.
Başka bir söz ise:
onu yıllarca hakikatten uzaklaştırabilir.
Ayet aynı zamanda ahireti hatırlatarak:
bu etkinin sonuçlarının yalnız dünya ile bitmediğini
söyler.
Belki de A‘râf 45’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Biz insanların önündeki hakikat yolunu kolaylaştırıyor muyuz, yoksa davranışlarımız ve sözlerimizle o yolu daha da zor mu gösteriyoruz?
Ve bundan daha kişisel bir soru vardır:
Doğruyu gerçekten olduğu gibi mi arıyoruz, yoksa kendi çıkarımıza uygun hâle getirerek mi görmek istiyoruz?
Çünkü hakikat:
biz eğri görmek istediğimiz için
eğrilmez.
Ama insan:
hakikati çarpıtarak önce başkalarının, sonra kendi yönünü kaybedebilir.
“Hakikatin yolu bazen insanın hoşuna gitmeyebilir; fakat onu hoşumuza göre eğip bükmek hakikati değiştirmez. İnsan için asıl erdem, doğruyu kendi istediği şekle sokmak değil, kendisini doğru olana göre düzeltebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu