📖 Nahl Suresi 8. Ayette “Atları, Katırları ve Eşekleri Binmeniz ve Bir Ziynet Olması İçin Yarattı; Bilmediğiniz Şeyleri de Yaratır” İfadesi | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Nahl Suresi 8. Ayette “Atları, Katırları ve Eşekleri Binmeniz ve Bir Ziynet Olması İçin Yarattı; Bilmediğiniz Şeyleri de Yaratır” İfadesi

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,619
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 8. Ayette “Atları, Katırları ve Eşekleri Binmeniz ve Bir Ziynet Olması İçin Yarattı; Bilmediğiniz Şeyleri de Yaratır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Nahl Suresi’nin önceki ayetlerinde hayvanların gıda, giyim, güzellik ve yük taşıma yönleri anlatılmıştı. 8. ayette ise özellikle ulaşımda kullanılan hayvanlara dikkat çekilir: ‘Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve bir ziynet olsun diye yarattı; ayrıca sizin bilmediğiniz şeyleri de yaratır.’ Ayet, insan hayatında fayda ile güzelliğin birlikte bulunabileceğini bir kez daha gösterir. At yalnız savaş aracı, eşek yalnız yük hayvanı, katır yalnız ekonomik araç değildir; bunların insan hayatına sağladığı ulaşım kolaylığı yanında estetik bir yönü de vardır. Ayetin sonunda yer alan ‘Bilmediğiniz şeyleri de yaratır’ ifadesi ise insan bilgisinin sınırını hatırlatır. Bunu ‘Kur’an otomobili, uçağı veya uzay aracını açıkça haber verdi’ şeklinde kesin bir teknoloji kehanetine dönüştürmek doğru değildir. İnsan her şeyi bilmiyor; Allah’ın yaratması insanın bugünkü bilgisinden çok daha geniştir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 8. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası şöyledir:

وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَمِيرَ لِتَرْكَبُوهَا وَزِينَةً ۚ وَيَخْلُقُ مَا لَا تَعْلَمُونَ

Okunuşu:

“Ve’l-hayle ve’l-biğâle ve’l-hamîra li-terkebûhâ ve zîneh. Ve yahluku mâ lâ ta‘lemûn.”

Genel anlamı:

“Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve bir ziynet olması için yarattı. Ayrıca sizin bilmediğiniz şeyleri de yaratır.”

şeklindedir.

Ayet iki önemli noktayı birleştirir:

İnsan hayatını kolaylaştıran ulaşım nimeti.

Ve:

Yaratılışın insan bilgisini aşan genişliği.

İlk bölüm son derece günlük ve somuttur.

İkinci bölüm ise insanı bir anda bilmediği büyük alana açar:

“Sizin bilmediğiniz şeyleri de yaratır.”

2️⃣ Ayette Neden Özellikle At, Katır ve Eşek Sayılıyor ❓​

Çünkü bu hayvanlar tarih boyunca ulaşım açısından büyük önem taşımıştır.

At:

Hızlı ulaşım.

Yolculuk.

Taşıma.

Savunma ve savaş.

Katır:

Dayanıklılık.

Yük taşıma.

Zorlu arazilerde hareket.

Eşek ise:

Günlük taşıma.

Tarım.

Kısa ve orta mesafeli ulaşım.

gibi alanlarda kullanılmıştır.

Ayetin ilk muhatapları için bunlar bugünün:

Otomobili.

Kamyoneti.

Motosikleti.

bazı yönleriyle ulaşım sistemlerinin gördüğü işleve yakın bir yere sahipti.

Fakat bu benzetme işlev benzetmesidir; ayetin doğrudan otomobilden söz ettiği anlamına gelmez.

3️⃣ “Li-Terkebûhâ” Ne Anlama Gelir ❓​

“Li-terkebûhâ”:

“Onlara binmeniz için.”

anlamına gelir.

Yani ayet bu hayvanların insan taşımadaki işlevini açıkça belirtir.

İnsan:

Kendi ayaklarıyla saatlerce veya günlerce yürümek yerine hayvana binebilir.

Daha uzak yerlere ulaşabilir.

Daha kısa sürede seyahat edebilir.

Bu, özellikle modern motorlu ulaşım araçlarının bulunmadığı bir dünyada son derece büyük kolaylıktır.

Nahl Suresi 7. ayette hayvanların yükleri taşıması anlatılmıştı.

  1. ayette ise insanın kendisinin taşınması öne çıkar.
Böylece:

Yükün taşınması + yolcunun taşınması

birlikte tamamlanır.

4️⃣ “Ziynet” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“Ve zîneten”

yani:

“Ve bir güzellik, süs, ziynet olarak.”

buyurulur.

Bu, hayvanların yalnız işlevsel olmadığını bir kez daha gösterir.

Atın:

Duruşu.

Yelesi.

Koşuşu.

Gücü.

insan için estetik bir değer taşıyabilir.

Güzel bir binek toplum içinde prestij de sağlayabilir.

Ancak ayetin “ziynet” demesi:

Gösteriş yapın, insanları küçümseyin.

anlamına gelmez.

Güzellikten hoşlanmak başka.

Güzelliği kibir aracına dönüştürmek başkadır.

5️⃣ At Kur’an’da Sadece Savaş Hayvanı Olarak mı Görülür ❓​

Hayır.

Bu ayet bunun açık örneklerinden biridir.

At:

Binek.

Ziynet.

Ulaşım aracı.

olarak anılır.

Elbette tarih boyunca savaşlarda da kullanılmıştır.

Ama atın Kur’an’daki anlamını yalnız:

“Savaş.”

kelimesine indirgemek yanlış olur.

İnsan atı:

Yolculuk için.

Tarım için.

Taşıma için.

Spor veya başka meşru amaçlarla.

kullanabilir.

Bir yaratılmışın tarih boyunca bir savaş işlevi görmüş olması, onun bütün anlamını savaşa indirgemez.

6️⃣ Katır Nedir ve Ayette Neden Geçiyor ❓​

Katır genellikle at ile eşeğin çiftleşmesinden meydana gelen melez bir hayvandır.

Dayanıklılığıyla tanınır.

Özellikle:

Dağlık yollar.

Zorlu araziler.

Yük taşımacılığı.

için tarih boyunca çok faydalı olmuştur.

Ayetin katırı ayrıca zikretmesi, ilk muhatapların günlük hayatında onun gerçekten önemli olduğunu gösterir.

Ancak buradan:

“Kur’an genetik biliminin bütün ayrıntılarını önceden açıklamıştı.”

sonucu çıkarılmaz.

Ayet biyoloji dersi vermiyor.

İnsan hayatında kullanılan bir hayvanı nimet olarak hatırlatıyor.

7️⃣ Katırın Kısır Olması Bu Ayetin Bilimsel Mucizesi midir ❓​

Bu ayet katırın üreme biyolojisini açıklamaz.

Modern biyoloji:

At ve eşeğin farklı kromozom sayılarına sahip olması nedeniyle katırların çoğunlukla kısır olduğunu ayrıntılı biçimde açıklar.

Fakat Nahl 8:

Katırın kromozomlarından.

Genetik yapısından.

Kısırlık mekanizmasından.

söz etmez.

Dolayısıyla ayete söylemediği bilimsel ayrıntıları ekleyerek mucize üretmek yerine ayet ne söylüyorsa onu korumak daha sağlıklıdır.

Kur’an’ın değeri, her modern bilgiyi teknik olarak önceden yazmış olmasına bağlı değildir.

8️⃣ Eşek Neden Küçümsenmemelidir ❓​

Bugün bazı dillerde “eşek” kelimesi hakaret olarak kullanılabilir.

Fakat hayvanın kendisi:

İnsan hayatında tarih boyunca büyük fayda sağlamıştır.

Taşımış.

Çalışmış.

Tarımda yardımcı olmuş.

Ulaşım sağlamış.

Kur’an onu Allah’ın yarattığı bir nimet bağlamında zikreder.

Bu, bize önemli bir ahlak dersi de verir:

Bir hayvanın adını hakaret olarak kullanmak, hayvanın yaratılıştaki gerçek değerini değiştirmez.

İnsan bazen kendi kültürel küçümsemelerini doğaya yansıtır.

Oysa her canlı kendine özgü özelliklerle yaratılmıştır.

9️⃣ Bu Hayvanlara Binmek Onlara İstenildiği Gibi Davranma Hakkı Verir mi ❓​

Hayır.

Binek olarak kullanılmaları meşru olabilir.

Ama:

Aşırı yük.

Aşırı hız.

Yorgunken zorlamak.

Susuz bırakmak.

Yaralı hâlde çalıştırmak.

gibi davranışlar merhamet ahlakıyla bağdaşmaz.

Hayvan:

Makine değildir.

Yorulur.

Acır.

Korkar.

Dinlenmeye ihtiyaç duyar.

Bu nedenle:

“Bana hizmet için yaratıldı.”

cümlesi:

“Ona istediğim eziyeti yapabilirim.”

anlamına dönüştürülemez.

Fayda hakkı, merhamet sorumluluğuyla birlikte gelir.

🔟 At Yarışları ve Binicilik Bu Ayet Açısından Nasıl Düşünülebilir ❓​

Binicilik veya yarış kendi başına mutlaka yanlış değildir.

Fakat önemli olan hayvanın nasıl muamele gördüğüdür.

Hayvan:

Uygun biçimde eğitiliyor mu?

Aşırı zorlanıyor mu?

Yaralanmasına rağmen yarıştırılıyor mu?

İlaçlarla performansı zorla artırılıyor mu?

Sırf para veya eğlence uğruna eziyet görüyor mu?

Bu sorular önemlidir.

Spor ve eğlence, hayvanın gereksiz acısını meşru hâle getirmez.

Ayetin “ziynet” ve “binme” izni, merhamet sınırını ortadan kaldırmaz.

1️⃣1️⃣ Ayet At, Katır ve Eşeğin Etinin Hükmünü Belirliyor mu ❓​

Ayetin temel konusu binek ve ziynet olmalarıdır.

Bu ayetten tek başına:

“Bu üç hayvanın etinin hükmü kesin olarak şöyledir.”

sonucu çıkarılması doğru olmaz.

Hayvanların yenilebilirliğiyle ilgili hükümler İslam hukukunda başka naslar ve rivayetlerle birlikte değerlendirilmiştir.

Özellikle at eti, eşek eti ve katır eti konusunda fıkıh geleneğinde ilgili hadisler ve mezhep değerlendirmeleri bulunmaktadır.

Dolayısıyla:

Nahl 8’in amacı bir beslenme listesi hazırlamak değildir.

Burada ulaşım ve güzellik nimeti anlatılmaktadır.

1️⃣2️⃣ “Bilmediğiniz Şeyleri de Yaratır” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin son kısmı şöyledir:

“Ve yahluku mâ lâ ta‘lemûn.”

Yani:

“Sizin bilmediğiniz şeyleri de yaratır.”

Bu son derece geniş bir ifadedir.

İnsan:

Bütün yaratılmışları bilmiyor.

Bütün canlı türlerini bilmiyor.

Bütün evreni bilmiyor.

Geçmişte yaşamış bütün canlıları bilmiyor.

Evrenin her noktasında ne bulunduğunu bilmiyor.

Dolayısıyla ayet insan bilgisinin sınırını hatırlatır.

Bilmediğimiz şeylerin varlığı, bilgisizliğimizin doğal sonucudur.

1️⃣3️⃣ Bu İfade Otomobili ve Uçağı Haber Veriyor mu ❓​

Bu konuda dikkatli olmak gerekir.

Bazı yorumcular:

“Sizin bilmediğiniz şeyleri yaratır.”

ifadesini modern ulaşım araçlarıyla ilişkilendirebilir.

Otomobil.

Tren.

Uçak.

Gemi.

hatta daha sonraki teknolojiler üzerinden tefekkür edilebilir.

Ancak:

“Bu ayet kesin olarak otomobili haber verdi.”

demek fazla iddialıdır.

Çünkü otomobil doğrudan ayette söylenmiyor.

Ayetin daha güvenli ve temel anlamı:

Allah’ın yaratmasının insanın mevcut bilgisinden daha geniş olduğudur.

Modern teknolojiler bu ifade üzerinde tefekkür vesilesi olabilir; fakat zorunlu tefsir hâline getirilmemelidir.

1️⃣4️⃣ İnsan Bir Araç Üretiyorsa Onu Allah mı Yaratmış Sayılır ❓​

Burada yaratma ile üretme ayrımını dikkatli kurmak gerekir.

İnsan:

Araba tasarlar.

Motor üretir.

Malzemeleri birleştirir.

Teknoloji geliştirir.

Bunlar gerçek insan emeği ve yaratıcılığıdır.

Ama insan:

Maddenin kendisini yoktan yaratmaz.

Fizik yasalarını yaratmaz.

Aklını kendisi oluşturmaz.

Doğadaki temel imkânları var etmez.

Bu nedenle İslam düşüncesinde Allah’ın yaratması ile insanın üretmesi birbirine rakip olmak zorunda değildir.

İnsan üretir; Allah yaratandır.

İnsanın emeğini yok saymak da doğru değildir.

1️⃣5️⃣ “Bilmediğiniz Şeyler” Uzaylılar Demek midir ❓​

Ayette:

“Uzaylılar vardır.”

veya:

“Yoktur.”

şeklinde doğrudan bir açıklama bulunmaz.

Bu nedenle:

“Nahl 8 kesin olarak dünya dışı canlıları anlatıyor.”

demek doğru olmaz.

Aynı şekilde:

“Bu ayet sadece dünyadaki bilinmeyen hayvanları anlatır.”

diye gereksiz daraltma yapmak da şart değildir.

İfade genel bırakılmıştır:

“Bilmediğiniz şeyleri yaratır.”

Bu, insanın epistemik sınırını yani bilgisinin tamamlanmamış olduğunu hatırlatır.

Bilmediğimiz yerde en dürüst cümle bazen:

“Bilmiyoruz.”

olabilir.

1️⃣6️⃣ Bilim Yeni Türler Keşfettiğinde Bu Ayet Nasıl Düşünülebilir ❓​

İnsanlık hâlâ yeni canlı türleri tanımlıyor.

Derin denizlerde.

Ormanlarda.

Mikroskobik dünyada.

geçmiş fosil kayıtlarında.

yeni bilgiler ortaya çıkabiliyor.

Mümin bu keşifleri:

“Allah’ın yaratılışının ne kadar geniş olduğunu gösteren yeni bilgiler.”

olarak görebilir.

Ancak her yeni keşifte:

“İşte bu kesin Nahl 8’deki şeydir.”

demek gerekmez.

Ayetin kapsamı bundan çok daha geniştir.

Bilimin keşfi ayetin anlamını tüketmez; yalnız bize ne kadar az bildiğimizi yeniden hatırlatabilir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet İnsan Bilgisinin Sınırını mı Hatırlatıyor ❓​

Evet.

İnsan çok şey biliyor.

Ama bilmediği şeylerin miktarı da çok büyük.

Bir zamanlar:

Mikroorganizmalar bilinmiyordu.

DNA bilinmiyordu.

Uzak galaksilerin çoğu bilinmiyordu.

Bugün bunların bazılarını biliyoruz.

Ama bugün bilmediğimiz şeylerin neler olduğunu bile tamamen bilmiyoruz.

Bu nedenle bilimsel ilerleme iki şey üretmelidir:

Bilgi.

Ve:

Tevazu.

Gerçek bilimsel tavır:

“Artık her şeyi biliyoruz.”

değil;

“Daha çok öğrendik ve yeni sorular ortaya çıktı.”

diyebilmektir.

Nahl 8’in son cümlesi bu tevazuya çok uygundur.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 7 ve 8. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Nahl 7:

Hayvanların yüklerinizi uzak yerlere taşıdığını

anlatmıştı.

Nahl 8:

Atları, katırları ve eşekleri binmek ve ziynet için

zikreder.

Sonra:

“Bilmediğiniz şeyleri de yaratır.”

buyurur.

Yani anlatı:

Bilinen hayvanlardan.

Bilinen ulaşım imkânlarından.

bir anda bilinmeyene açılır.

İnsan sanki şöyle uyarılır:

“Bugün gördüklerin yaratılışın tamamı değildir.”

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 9. ayette, konu ulaşım araçlarından ahlaki ve manevî yola geçecek ve “Doğru yolu göstermek Allah’a aittir; yolların eğri olanı da vardır. O dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi” buyurulacaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle “kasdu’s-sebîl” ifadesinin doğru ve dosdoğru yol anlamı, hidayetin Allah’a ait olması ile insan iradesinin nasıl birlikte düşünüleceği, ‘Allah dileseydi hepiniz hidayette olurdunuz’ ifadesinin zorunlu iman ile özgür sorumluluk arasındaki ilişkisi, farklı yolların varlığı ve hidayeti fatalizme dönüştürmemenin gereği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Nahl Suresi 8. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Nahl Suresi 8. ayet insanın tarih boyunca en temel ihtiyaçlarından biri olan ulaşımı ele alır:

Atlar.

Katırlar.

Eşekler.


Bugün bir şehirde yaşayan insan için bunlar eski ulaşım biçimleri gibi görünebilir.

Ama insanlık tarihinin büyük bölümünde:

At olmadan yolculuk.

Katır olmadan dağlık taşımacılık.

Eşek olmadan kırsal günlük ulaşım.

çok daha zor olurdu.

Bu nedenle ayeti kendi tarihsel bağlamında okuduğumuzda nimet çok daha görünür hâle gelir.

İnsan bir hayvana biniyor.

Saatlerce yürümek zorunda kalmıyor.

Yükünü daha kolay taşıyor.

Şehirler birbirine bağlanıyor.

Ticaret büyüyor.

Haber ulaşıyor.

Aileler seyahat edebiliyor.

Yani bir binek hayvanı yalnız bireysel rahatlık sağlamıyor; medeniyetin hareket kabiliyetini artırıyor.

Bugün aynı işlevi çok daha güçlü araçlarla yaşıyoruz.

Bir uçağa biniyorsun.

Saatler içinde başka kıtadasın.

Bir otomobil seni kilometrelerce götürüyor.

Bir tren yüzlerce insanı taşıyor.

Bunların hepsi bize Nahl 8 üzerinden:

“Ulaşım kolaylığını ne kadar sıradanlaştırdık?”

sorusunu düşündürebilir.

Fakat bunu:

“Kur’an otomobili açıkça haber verdi.”

şeklinde sunmamak gerekir.

Kur’an’ın mesajını güçlendirmek için ayete söylemediği şeyi söyletmeye ihtiyacımız yoktur.

Ayet zaten çok güçlüdür.

“Bilmediğiniz şeyleri de yaratır.”

Bu cümle tek başına insan bilgisine büyük bir sınır çizer.

İnsan:

Bugün bildiğini mutlak sanabilir.

Ama tarih bize bunun ne kadar yanlış olduğunu gösterir.

Bir dönem dünyanın yapısı hakkında bildiğini sandı.

Sonra yeni keşifler geldi.

Hastalıkların sebeplerini yanlış düşündü.

Mikroplar keşfedildi.

Gökyüzünü sınırlı sandı.

Teleskoplar evreni genişletti.

Maddenin en küçük birimleri hakkında farklı modeller kuruldu.

Her nesil:

“Çok şey öğrendik.”

dedi.

Haklıydı.

Ama hiçbir nesil:

“Her şeyi öğrendik.”

diyemedi.

Nahl 8’in son cümlesi bilimsel tevazu açısından son derece güçlüdür:

“Sizin bilmediğiniz şeyleri de yaratır.”

Bu cümle:

Bilimi küçümsemiyor.

Tam tersine keşif alanını açık bırakıyor.

İnsan:

Araştır.

Öğren.

Keşfet.

Ama:

“Bilmediğim hiçbir şey yoktur.”

deme.

Bilimsel düşüncenin en güçlü taraflarından biri de budur.

Bir bilim insanı yeni kanıt geldiğinde görüşünü değiştirebilir.

Bu:

Bilimin zayıflığı değil.

Gücüdür.

Çünkü amaç eski fikri korumak değil, gerçeğe yaklaşmaktır.

Nahl 8’in bilinmeyen yaratılış vurgusu insana aynı epistemik ahlakı öğretir:

Bilmediğin yerde kesin konuşma.

Bu dinî konularda da geçerlidir.

Bir ayetin tam ayrıntısını bilmiyorsun.

“Bilmiyorum.”

de.

Bir insanın niyetini bilmiyorsun.

“Kalbini biliyorum.”

deme.

Bir doğal afetin özel ilahî sebebini bilmiyorsun.

“Allah bunu kesin şu yüzden yaptı.”

deme.

Bir rüyanın anlamını bilmiyorsun.

Kesin vahiy gibi sunma.

Bilmediğini kabul etmek ilmin düşmanı değil, ilmin başlangıcıdır.

Ayetin başka büyük mesajı fayda ile güzelliğin tekrar birleşmesidir.

At:

Seni taşıyor.

Ama aynı zamanda güzel.

Kur’an:

“Binmeniz ve ziynet olsun diye.”

diyor.

Yani Allah’ın nimetleri bazen yalnız zorunlu ihtiyaç karşılamaz.

Hayata güzellik de katar.

Bu çok önemlidir.

İnsan bazen:

“İhtiyaç dışındaki her güzel şey israftır.”

gibi aşırı bir anlayış geliştirebilir.

Oysa her estetik tercih israf değildir.

Bir araba yalnız çalışsa yeter mi?

Teknik olarak evet.

Ama insanlar:

Tasarım.

Renk.

Konfor.

gibi şeylere de önem verir.

Bir ev yalnız yağmurdan korusa yeter mi?

Hayatta kalmak için belki.

Ama insan:

Mimari.

Dekorasyon.

Bahçe.

gibi estetik şeyler de ister.

Bu insan yaratılışının parçasıdır.

Problem güzellik değil:

Ölçüsüzlük ve kibirdir.

At güzel olabilir.

Arabası güzel olabilir.

Evi güzel olabilir.

İnsan bunlardan sevinç duyabilir.

Ama:

“Benim eşyam daha güzel, dolayısıyla ben senden üstünüm.”

dediğinde güzellik ahlaki probleme dönüşür.

Nahl 8’in “ziynet” kavramı tam bu dengeyi öğretir.

Güzel şey kullanmak başka, güzel şeyle insan değeri satın almaya çalışmak başka.

Ayetin başka bir önemli yönü ulaşım ile statünün ilişkisidir.

Tarihte kaliteli bir at:

Servet ve statü göstergesi olabilirdi.

Bugün:

Lüks araba.

Özel uçak.

Tekne.

benzer sosyal anlamlar taşıyabilir.

Bunlara sahip olmak tek başına ahlaki problem değildir.

Ama bunların insanın kendisini başkalarından üstün görmesinin merkezine dönüşmesi tehlikelidir.

Çünkü araç:

Seni taşımak için var.

Bir noktadan sonra sen aracın statüsünü taşımaya başlarsan ilişki tersine döner.

İnsan:

“Benim değerim kullandığım markadır.”

diyorsa tüketim kimliği insan kişiliğinin önüne geçebilir.

Tevhid burada da insana sınır çizer:

Hiçbir eşya insanın ilahı veya gerçek değer ölçüsü değildir.

Ayetin hayvanlar üzerinden verdiği başka bir ders canlıyla araç arasındaki farktır.

Bugün araba yorulmaz.

Benzin veya elektrik biter.

Teknik arıza verir.

Ama at:

Acı hisseder.

Korkar.

Yorulur.

Susar.

Bu nedenle hayvanı ulaşım aracı olarak kullanmak, makine kullanmak gibi değildir.

Hayvanın refahı vardır.

İnsan bunu gözetmelidir.

Bir insan:

“At benim, istediğimi yaparım.”

diyemez.

Mülkiyet, canlıya eziyet hakkı üretmez.

Bu, bugün evcil hayvanlarda da önemlidir.

Bir hayvan satın aldın.

Artık:

Beslemek.

Sağlık ihtiyacını karşılamak.

Uygun yaşam alanı sunmak.

gibi sorumlulukların vardır.

Sahip olmak yalnız hak değil, yükümlülük de doğurur.

Bu ilke insanın birçok mülkiyet ilişkisinde de faydalıdır.

Bir iş yerine sahipsin.

Çalışanlara istediğini yapamazsın.

Bir eve sahipsin.

Çevrene zarar verecek şekilde kullanamazsın.

Mülkiyet hak verir.

Ama toplum ve ahlak içinde sınırlar da getirir.

Nahl 8 ayrıca insanın hayvan çeşitliliğine bakışını genişletir.

At başka.

Katır başka.

Eşek başka.

Her birinin farklı özellikleri vardır.

İnsan bazen:

“Bana en faydalı olan en değerlidir.”

diye düşünebilir.

Ama yaratılış çeşitlidir.

Bir hayvan hızlı.

Bir hayvan dayanıklı.

Bir hayvan başka çevreye uygun.

Bu bize insan toplumları açısından da güzel bir tefekkür sunabilir.

Herkes aynı yetenekte olmak zorunda değildir.

Bir insan:

Çok hızlı düşünüyor.

Bir diğeri:

Daha sabırlı ve detaycı.

Biri fiziksel güçlü.

Biri sanatsal.

Biri teknik.

Çeşitlilik kusur değildir.

Her insanı aynı kalıba sokmak adaletsiz olabilir.

Bu ayetin doğrudan insan yeteneklerinden bahsettiğini söylemiyoruz; fakat yaratılıştaki farklı işlevler bize çeşitliliğin değerini düşündürebilir.

Ayetin sonundaki bilinmeyen yaratılış ifadesi bizi başka bir tehlikeden de korur:

Bilmediğimiz şeyi uydurmak.

İnsan bilinmeyenden rahatsız olur.

Boşluğu hikâyeyle doldurmak ister.

Gökyüzünde bir ışık gördü.

“Kesin uzaylı.”

Bilinmeyen bir ses.

“Kesin cin.”

Bir sağlık belirtisi.

“Kesin nazar.”

Oysa:

Belki bilmiyoruz.

Araştırmak gerekir.

Doğal açıklama olabilir.

Tıbbi sebep olabilir.

Teknik sebep olabilir.

Bilinmeyen = istediğimiz açıklama

değildir.

Nahl 8’in:

“Bilmediğiniz şeyleri yaratır.”

cümlesi insanın bilinmeyene karşı hayranlığını korurken uydurmayı teşvik etmez.

Tam tersine:

Bilmediğini bil.

Araştır.

Kesinlik iddiasını delile göre yap.

Bu hem dinî hem bilimsel açıdan olgun bir tavırdır.

Ayetin teknolojiye dönük çağdaş tefekkürü de önemlidir.

Bugün ulaşım teknolojisine bakıyoruz.

Elektrikli otomobil.

Otonom araç.

Hızlı tren.

Uzay araçları.

Bunların yüzlerce yıl önceki insan için hayal edilmesi çok zor olabilirdi.

Bugün de geleceğin ulaşımını tam bilmiyoruz.

Belki birkaç yüzyıl sonra insanlar bizim bugünkü teknolojimize:

“Ne kadar ilkelmiş.”

diye bakacak.

Bu düşünce bize iki şey öğretir:

Birincisi:

İnsan yaratıcılığı gerçekten büyük.

İkincisi:

Bugünkü teknoloji son nokta değildir.

Bu yüzden kibir yerine merak.

Dogmatizm yerine öğrenme.

gerekir.

Ama insan teknolojiyi geliştirirken ahlakı geliştirmeyi unutursa büyük problem çıkar.

Daha hızlı araç.

Daha güçlü silah.

Daha gelişmiş gözetim.

Teknik olarak mümkündür.

Ama soru:

Yapabiliyor olmak, yapmamız gerektiği anlamına gelir mi?

Her teknolojik imkân ahlaken iyi değildir.

Bu nedenle insan bilgisinin büyümesiyle vicdanının da büyümesi gerekir.

Nahl 8’in ulaşım nimeti bize şu modern soruyu da sordurabilir:

Hız arttı ama hayatımız gerçekten rahatladı mı?

Eskiden bir yere gitmek günler alıyordu.

Şimdi saatler.

Ama insan:

Daha aceleci.

Daha sabırsız.

Daha stresli.

olabiliyor.

Teknoloji zamanı kazandırdı.

Peki kazandığımız zamanı ne yaptık?

Daha fazla iş mi koyduk?

Daha fazla ekran mı?

Daha fazla stres mi?

Bu, teknoloji karşıtlığı değildir.

Tam tersine:

Nimeti amacına uygun kullanma sorusudur.

Araç sana vakit kazandırıyorsa:

Sevdiklerine.

Dinlenmeye.

öğrenmeye.

iyiliğe.

daha fazla vakit ayırabilirsin.

Nimetin gerçek değeri yalnız sahip olmakta değil, doğru kullanmaktadır.

Nahl 8’in başka bir önemli mesajı bilgi karşısında tevazudur.

İnsan bazen öğrendiği birkaç şeyle:

“Artık her şeyi çözdük.”

hissine kapılabilir.

Tarih bunun yanlışlığını defalarca gösterdi.

Bugünün en ileri bilgisi bile gelecekte:

Geliştirilebilir.

Düzeltilebilir.

Derinleştirilebilir.

Bu nedenle hem dinî hem bilimsel alanda:

“Kesin bildiğimiz şeyler.”

ile:

“En güçlü mevcut açıklamalarımız.”

arasındaki farkı korumak gerekir.

Her konuda aynı kesinlik seviyesine sahip değiliz.

Bazı şeyler:

Açıktır.

Bazıları:

Muhtemeldir.

Bazıları:

Tartışmalıdır.

Bazıları:

Bilinmiyor.

İlmin ahlakı bunları birbirinden ayırabilmektir.

Bilmediğini kesinmiş gibi anlatmak bilgi değil, iddiadır.

Nahl 8 bu açıdan son derece modern bir epistemik ders taşır:

İnsan bilgisinin dışında yaratılmış şeyler vardır.

Bu cümle merakı öldürmez.

Tam tersine merakı büyütür.

Çünkü:

Bilmediğimiz şeyler varsa araştırılacak şeyler de vardır.

İnsan okyanusları araştırır.

Uzayı.

Hücreyi.

Beyni.

Canlıları.

Bu araştırmalar Allah’a meydan okumak değil, mümin için yaratılışı öğrenmek olabilir.

Bir bilim insanı Allah’a inanabilir.

İnanmayabilir de.

Bilimsel yöntem inanç kimliğine göre değil delile göre çalışmalıdır.

Ama mümin, bilimsel keşfi kendi iman dünyasında:

“Yaratılış hakkında biraz daha öğrendim.”

diye anlamlandırabilir.

Bu iki alanı zorla çatıştırmaya gerek yoktur.

Nahl Suresi 8. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Atları, katırları ve eşekleri yalnız geçmişin ilkel ulaşım araçları olarak küçümseme; insanlık tarihinde onlar büyük bir nimet ve medeniyet aracıydı. “Ziynet” ifadesini kibir ve gösteriş teşviki gibi anlama. “Bilmediğiniz şeyleri yaratır” cümlesini de otomobil, uçak, uzaylı veya herhangi bir modern keşfin kesin ve tek yorumu hâline getirme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Allah insana hayatını kolaylaştıran ve güzelleştiren yaratılmışlar vermiştir; fakat insanın bildiği yaratılış bütünü temsil etmez. Nimet karşısında şükret, canlıya merhamet et, teknolojiyi sorumlu kullan ve bilgin büyüdükçe kibrin değil, tevazun da büyüsün.”

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 9. ayette, ulaşım yollarından manevî yola geçilecek ve şöyle buyurulacaktır: “Doğru yolu göstermek Allah’a aittir; o yollardan eğri olan da vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.” Bu ayeti ele alırken özellikle “kasdu’s-sebîl” ifadesinin anlamı, Allah’ın doğru yolu açıklaması, eğri yolların varlığı, hidayetin Allah’tan olması ile insan iradesinin birlikte nasıl anlaşılacağı, ‘Allah dileseydi hepinizi hidayete erdirirdi’ ifadesinin zorla iman ettirme anlamına gelmemesi, Allah’ın bilgisi ve iradesi ile insan sorumluluğu arasındaki denge ve hidayeti fatalizme dönüştürmemenin gereği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Nahl Suresi 8. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bildiklerimiz büyüdükçe gerçekten daha mütevazı mı oluyoruz, yoksa birkaç bilgiyle her şeyi bildiğimizi mi sanıyoruz? Teknolojik gelişmeleri Kur’an’a zorla yerleştirerek ayete söylemediği şeyleri mi söyletiyoruz? Bir hayvan bize fayda sağladığı için onun acısını görmezden mi geliyoruz? Güzel bir araç veya eşya bize ziynet olduğunda bunu şükürle mi taşıyoruz, yoksa insan değerimizin göstergesine mi dönüştürüyoruz? Bilmediğimiz bir olay karşısında araştırıyor muyuz, yoksa hemen kesin bir hikâye mi üretiyoruz? Ve en önemlisi, Allah “Sizin bilmediğiniz şeyleri de yaratır” diyorsa, “Bilmiyorum” diyebilmenin aslında ne kadar büyük bir bilgi ve tevazu işareti olduğunu ne kadar fark ediyoruz?

“Nahl 8, ‘Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve bir ziynet olması için yarattı; ayrıca sizin bilmediğiniz şeyleri de yaratır’ buyurarak hem nimet hem bilgi konusunda insana ölçü verir. Binek hayvanlarından faydalanmak onları eziyet nesnesine çevirmek değildir; güzellikten hoşlanmak kibirlenmek değildir; insanın bilmediği şeylerin bulunması da bilimin değersizliği değil, öğrenmenin hâlâ devam ettiğinin göstergesidir. Ayetin büyük dersi şudur: Nimeti kullan, güzelliği fark et, araştır ve üret; fakat hiçbir zaman ‘Artık her şeyi biliyorum’ deme. Çünkü insanın bilgisi büyüyebilir, fakat Allah’ın yaratması her zaman insan bilgisinden daha geniştir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt