📖 Nahl Suresi 39. Ayette “Diriltecektir ki Hakkında İhtilaf Ettikleri Şeyi Onlara Açıklasın ve İnkâr Edenler Yalancı Olduklarını Bilsinler” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,629
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 39. Ayette “Diriltecektir ki Hakkında İhtilaf Ettikleri Şeyi Onlara Açıklasın ve İnkâr Edenler Yalancı Olduklarını Bilsinler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Nahl Suresi 38. ayette ölümden sonra dirilişi reddedenlerin ‘Allah ölen kimseyi diriltmez’ diye kesin biçimde yemin ettikleri, buna karşılık yeniden dirilişin Allah’ın gerçek vaadi olduğu bildirilmişti. 39. ayet, dirilişin hikmetlerinden birini açıklar: ‘Hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara açıklasın ve inkâr edenler kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler diye onları diriltecektir.’ Böylece ahiret yalnız ödül ve cezanın değil, dünyada tartışılan hakikatlerin kesin biçimde açığa çıktığı bir yüzleşmenin de alanıdır. Ancak ayetteki ‘yalancı’ ifadesini her farklı düşünen, soru soran veya samimi biçimde yanılan insana gelişigüzel yapıştırmak doğru değildir. Yanlış bilgi sahibi olmak başka, bildiği gerçeği bilinçli biçimde inkâr edip çarpıtmak başkadır; insanların iç dünyasını eksiksiz bilen ise Allah’tır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 39. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası şöyledir:

لِيُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي يَخْتَلِفُونَ فِيهِ وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّهُمْ كَانُوا كَاذِبِينَ

Okunuşu:

“Li yubeyyine lehumu’l-lezî yahtelifûne fîhi ve li ya‘leme’l-lezîne keferû ennehum kânû kâzibîn.”

Genel anlamı:

“Hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara açıklasın ve inkâr edenler kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler diye onları diriltecektir.”

Bu ayet, Nahl 38’de bildirilen yeniden dirilişin nedenlerinden birini gösterir. Dünya hayatında insanlar Allah, vahiy, peygamberlik, ahiret ve sorumluluk gibi temel meselelerde farklı iddialarda bulunabilirler. İnsan dünyada tartışır, reddeder, inanır veya şüphe eder; fakat ahirette bazı meseleler artık tartışma konusu olmaktan çıkar ve hakikat açık biçimde ortaya konur.

2️⃣ “Hakkında İhtilaf Ettikleri Şey” Nedir ❓​

Ayette geçen ifade oldukça geniştir. Öncelikli bağlam, ölümden sonra diriliş başta olmak üzere vahyin bildirdiği temel hakikatler hakkındaki ihtilaflardır. Bir grup yeniden dirilişi kabul ederken başka bir grup bunu reddetmektedir.

Bunun yanında tevhid, peygamberlik ve ilahî hesap gibi meseleler de genel anlamda bu ihtilaf alanına dahildir. Ancak ayeti, dünyadaki her küçük tartışmanın ahirette tek tek cevaplandırılacağına dair ayrıntılı bir liste gibi okumak gerekmez.

Ana mesaj şudur: İnsanların görüş ayrılığı hakikatin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Bir konuda yüz farklı görüş bulunması, o konuda hiçbir doğru olmadığı sonucunu doğurmaz.

3️⃣ İnsanların İhtilaf Etmesi Hakikatin Göreceli Olduğunu mu Gösterir ❓​

Hayır.

İnsanların farklı düşünmesi, insan bilgisinin sınırlı olduğunu gösterir; fakat hakikatin mutlaka göreceli olduğu anlamına gelmez.

Örneğin iki kişi bir olay hakkında birbirinden farklı iddialarda bulunabilir. İkisi de aynı anda ve aynı anlamda doğru olmayabilir. Biri doğru, diğeri yanlış olabilir; ikisi de eksik bilgiye sahip olabilir veya mesele düşündüklerinden daha karmaşık olabilir.

Bu nedenle:

“Herkesin doğrusu kendine.”

cümlesi bazı kişisel tercihler için anlamlı olabilir, fakat bütün gerçeklik iddialarını açıklamaz.

Görüşlerin çokluğu, gerçeğin yokluğu değildir.

4️⃣ Her Fikir Ayrılığı Kötü müdür ❓​

Hayır.

İhtilafın kendisi otomatik olarak ahlaki kötülük değildir. İnsanlar birçok konuda samimi biçimde farklı sonuçlara ulaşabilirler.

Bilimde farklı teoriler olabilir. Hukukta farklı yorumlar bulunabilir. Fıkıhta farklı içtihatlar ortaya çıkabilir. Aynı ayetin yorumunda müfessirler arasında nüanslar olabilir.

Bu farklılıkların tamamını:

“Biri doğruysa diğerleri kesin yalancı.”

şeklinde değerlendirmek doğru değildir.

Bir insan yanılmış olabilir ama yalan söylememiş olabilir. Çünkü yanılmak ile bilerek gerçeğe aykırı konuşmak aynı şey değildir.

5️⃣ Ayetteki “Yalancıydılar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “kâzibîn”, yani yalancılar ifadesi kullanılır. Bağlamda bu, Allah’ın diriltmeyeceğini kesin biçimde söyleyen ve vahyin bildirdiği gerçeği reddeden tavra yöneliktir.

Yalan, yalnız yanlış bir cümle söylemek değildir; çoğu zaman kişinin bildiği veya kendisine bildirilen gerçeği bilinçli biçimde çarpıtmasıyla ilgilidir.

Bu nedenle bir kişi:

“Ben böyle biliyordum ama yanlışmış.”

dediğinde onun durumu, gerçeği bildiği hâlde kasıtlı biçimde:

“Hayır, gerçek bu değil.”

diyen kişiyle aynı değildir.

Ahlaki sorumlulukta niyet ve bilgi önemlidir.

6️⃣ Yanlış Bilgi Vermek ile Yalan Söylemek Arasında Ne Fark Vardır ❓​

Bir kişi yanlış bilgi verebilir ama bunu doğru sanıyor olabilir. Bu durumda ortada hata vardır; fakat her hata kasıtlı yalan değildir.

Örneğin bir doktor eski bir tıbbi bilgiye güvenerek yanlış değerlendirme yapmış olabilir. Bir öğretmen bir tarih bilgisini hatalı hatırlayabilir. Bir din anlatıcısı güvenilir sandığı bir kaynaktan yanlış bir rivayet aktarabilir.

Bunların hepsinde sorumluluk derecesi aynı değildir.

Eğer kişi hatasını öğrenince:

“Evet, yanlış aktarmışım.”

deyip düzeltiyorsa bu dürüstlüktür.

Ama gerçeği öğrendiği hâlde itibarını korumak için yanlış bilgiyi sürdürüyorsa mesele değişir.

Bilgisizlik, hata ve bilinçli yalan birbirinden ayrılmalıdır.

7️⃣ Bir İnsanı “Yalancı” İlan Etmek İçin Sadece Yanlış Konuşması Yeterli midir ❓​

Hayır.

Bir insanın söylediği şeyin yanlış olduğunu gösterebilirsiniz. Ancak:

“Bu bilgi yanlış.”

demek ile:

“Sen yalancısın.”

demek aynı şey değildir.

İkinci ifade kişinin niyeti hakkında da hüküm içerir.

Bir kişinin bilerek yalan söylediğine dair delil yoksa daha dikkatli dil kullanmak gerekir. Özellikle sosyal medyada insanlar çok kolay biçimde:

“Yalancı.”

“Sahtekâr.”


gibi ağır etiketler kullanabiliyor.

Eleştirinin daha adil biçimi çoğu zaman şudur:

“Bu iddia doğru görünmüyor; şu bilgiyle çelişiyor.”

Böylece davranış veya iddia eleştirilir, insanın iç niyeti hakkında delilsiz kesin hüküm verilmez.

8️⃣ Ahirette Hakikatin Açığa Çıkması Ne Anlama Gelir ❓​

Dünya hayatında bilgi sınırlıdır. İnsan:

Belge kaybedebilir.

tanığı bulamayabilir.

yanlış hatırlayabilir.

propagandadan etkilenebilir.

Bir olay onlarca farklı şekilde anlatılabilir.

Ahirette ise Allah’ın bilgisinde böyle bir eksiklik yoktur. Bu nedenle hakikat, insan hafızasının veya eksik kayıtların sınırlılığına bağlı kalmaz.

İlahî hesapta bilgi açığı yoktur.

Bu, özellikle dünyada hakkı yenmiş ve gerçeği ortaya koyamamış kişiler açısından güçlü bir adalet umududur.

9️⃣ Ahirette Hakikat Açığa Çıkacaksa Dünyada Araştırmaya Gerek Var mı ❓​

Elbette vardır.

“Nasıl olsa ahirette anlaşılır.”

diyerek dünyadaki bilgi ve adalet sorumluluğunu bırakmak doğru değildir.

Bir suç işlenmişse araştırılır. Bir bilimsel iddia varsa incelenir. Bir tarih meselesi varsa belgeler değerlendirilir. Bir insan haksız yere suçlanıyorsa savunma ve delil hakkı korunur.

Ahiretin nihai açıklığı, dünyadaki gerçeği araştırma sorumluluğunun yerine geçmez.

Tam tersine, hakikatin önemli olduğuna inanan insanın dünyada da kanıta, dürüst araştırmaya ve adil muhakemeye önem vermesi gerekir.

🔟 Allah Nihai Hakikati Açıklayacaksa İnsan Mahkemeleri Neden Gereklidir ❓​

Çünkü dünya hayatında insanların haklarını korumak gerekir.

Bir insan:

Dolandırıldıysa.

şiddete uğradıysa.

malı çalındıysa.

iftiraya uğradıysa.

ona:

“Ahirette her şey açıklanır.”

deyip hiçbir şey yapmamak doğru değildir.

Dünyadaki mahkemeler ve hukuk sistemleri kusurlu olabilir; fakat amaçları mevcut deliller üzerinden mümkün olan en adil sonuca ulaşmaktır.

İnsan adaleti sınırlıdır, fakat bu sınırlılık adaleti terk etme gerekçesi değil, usul güvencelerini güçlendirme sebebidir.

1️⃣1️⃣ Bir Tartışmada “Ahirette Görürsün Kimin Haklı Olduğunu” Demek Doğru mudur ❓​

Bazen insan kızgınlıkla böyle söyleyebilir. Fakat bu ifade kolayca tehdit ve kibir diline dönüşebilir.

Bir tartışmada kendi görüşünüzün doğru olduğuna inanabilirsiniz. Ancak:

“Ahirette Allah sana gösterecek.”

dediğinizde kendinizi ilahî hükmün sözcüsü gibi konumlandırma riski doğar.

Daha ölçülü ifade:

“Ben delillere göre böyle düşünüyorum; nihai gerçeği Allah bilir.”

olabilir.

Bu, görüşsüzlük değildir. İnsan güçlü kanaate sahip olabilir ve yine de kendi yanılabilirliğini kabul edebilir.

1️⃣2️⃣ Farklı Mezhep veya Dinî Yorumlara Sahip İnsanlar Birbirini Yalancılıkla Suçlamalı mı ❓​

Her görüş ayrılığı bilinçli yalan değildir. İslam tarihinde aynı delillere bakıp farklı sonuçlara ulaşmış âlimler bulunmuştur.

Bir meselede:

Bir mezhep farklı.

Başka mezhep farklı.

yorum yapabilir.

Burada hemen:

“Bunlar Allah hakkında yalan söylüyor.”

demek çok ağırdır.

Elbette açıkça uydurma bilgi üretmek, sahte hadis nispet etmek veya Allah adına bile bile yanlış hüküm söylemek ayrı bir meseledir. Fakat içtihat farklılığı ile bilinçli uydurma aynı kategori değildir.

İlim ahlakı, farklılık karşısında hem delili savunmayı hem de insanın yanılabilirliğini kabul etmeyi gerektirir.

1️⃣3️⃣ Ahirette Herkes Kimin Haklı Olduğunu Öğrenecek mi ❓​

Ayetin bağlamında Allah’ın insanların ihtilaf ettikleri temel hakikatleri açıklayacağı belirtilir. Bunun kapsam ve biçiminin bütün ayrıntılarını bilmiyoruz.

Fakat temel fikir nettir:

Dünya hayatının belirsizliği sonsuza kadar sürmeyecektir.

İnsan bugün:

“Gerçekten ahiret var mı?”

diye tartışabilir.

Ahirette artık bu tartışma ortadan kalkar.

Bugün vahyin doğruluğunu reddedebilir.

Diriliş gerçekleştiğinde bu iddia fiilen cevaplanmış olur.

Bu nedenle ahiret, hakikatin yalnız tartışıldığı değil görüldüğü alan hâline gelir.

1️⃣4️⃣ Ahirette Gerçeğin Ortaya Çıkması İnsanları Dünyada Zorlamamıza İzin Verir mi ❓​

Hayır.

Tam tersine, nihai hüküm Allah’a aitse insan kendi yetkisinin sınırını bilmelidir.

Bir kişi:

“Ben haklıyım, o hâlde seni zorla susturabilirim.”

diyemez.

Fikir ayrılığının çözümü:

Şiddet.

tehdit.

zorla inandırma.

değildir.

Bir insanın yanlış olduğunu düşünüyorsanız:

Delil getirirsiniz.

konuşursunuz.

eleştirirsiniz.

Ama onun inancını zorla değiştirmeye çalışmak, önceki ayetlerde belirtilen tebliğ sınırıyla da çelişir.

Hakikat güçlü olduğu için zorlamaya ihtiyaç duymaz.

1️⃣5️⃣ Ahiret Bütün Haksız İthamları da Açığa Çıkarır mı ❓​

İslam’ın ilahî adalet anlayışına göre Allah hiçbir gerçeği bilmekten aciz değildir. Bu nedenle dünyada haksız yere suçlanan kişinin hakikati de Allah’ın bilgisindedir.

Bir insan hakkında büyük bir iftira çıkabilir. İnsanların çoğu inanabilir. Kişi kendisini tam olarak savunamayabilir.

Toplumun kanaati değişmese bile:

Allah gerçeği bilir.

Bu, iftiraya uğrayan kişi açısından güçlü bir tesellidir.

Fakat aynı zamanda şunu da öğretir: Biz başkaları hakkında hüküm verirken acele etmemeliyiz. Çünkü bugün kesin sandığımız bir iddia yarın yanlış çıkabilir.

İtibar geri getirilemeyecek kadar ağır biçimde zarar görebilir; bu yüzden suçlama delille yapılmalıdır.

1️⃣6️⃣ “Ben Haklıyım” Duygusu Neden Tehlikeli Olabilir ❓​

Haklı olduğuna inanmak kendi başına kötü değildir. İnsan bir konuda gerçekten haklı olabilir.

Sorun:

“Ben haklıysam söylediğim her şey doğrudur.”

noktasına gelmektir.

Bir tartışmada ana konuda haklı olup üslupta haksız olabilirsiniz. Birisinin size yanlış yaptığını doğru biçimde tespit edip ona karşılık verirken aşırıya gidebilirsiniz.

Bu nedenle ahlaki olgunluk:

“Bu konuda haklı olabilirim ama yine de yanlış davranmış olabilir miyim?”

sorusunu sorabilmektir.

Nahl 39, nihai açıklamanın Allah’a ait olduğunu hatırlatarak insanın kendi hükmünü mutlaklaştırmamasını öğretir.

1️⃣7️⃣ Sosyal Medyada “Hakikat” Nasıl Çarpıtılabilir ❓​

Dijital dünyada bir iddia saniyeler içinde milyonlarca insana ulaşabilir. Bir videonun sadece birkaç saniyesi kesilir, bağlam değiştirilir ve kişi tamamen farklı gösterilebilir. Eski bir fotoğraf yeni olaymış gibi paylaşılabilir veya doğrulanmamış suçlama gerçekmiş gibi yayılabilir.

İnsan:

“Herkes paylaşıyor, demek doğrudur.”

diye düşünmemelidir.

Özellikle ağır suçlamalarda paylaşmadan önce doğrulamak büyük sorumluluktur.

Çünkü yanlış haber düzeltildiğinde bile ilk yalan kadar hızlı yayılmayabilir.

Hakikate bağlılık yalnız yalan söylememek değil, bilmediğini kesin bilgi gibi yaymamak da demektir.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 38 ve 39. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Nahl 38’de insanlar:

“Allah ölen kimseyi diriltmez.”

diye güçlü biçimde yemin etmişti.

Nahl 39’da ise Allah’ın onları neden dirilteceğinin bir yönü açıklanır: Hakkında ihtilaf ettikleri hakikatin açığa çıkması ve yanlış iddialarının kendilerine gösterilmesi.

Yani önce:

Kesin inkâr.

Sonra:

Kesin yüzleşme.

vardır.

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 40. ayette, Allah’ın yaratıcı kudreti çok kısa ve güçlü bir ifadeyle anlatılacak ve şöyle buyurulacaktır: “Biz bir şeyi istediğimiz zaman ona sözümüz yalnızca ‘Ol!’ dememizdir; o da oluverir.” Bu ayeti ele alırken özellikle “Kun fe yekûn” ifadesinin anlamı, Allah’ın yaratmasının insan konuşmasına benzetilmemesi, ‘Ol’ emrinin Allah’ın fiziksel ses çıkarması şeklinde düşünülmemesi, ilahî kudret ile doğal sebeplerin birbirine rakip olmaması, Allah’ın bir şeyi dilemesiyle insanın her istediğinin hemen gerçekleşmesinin aynı şey olmaması ve bu ifadenin sihirli söz veya kişisel manifestasyon formülüne dönüştürülmemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Nahl Suresi 39. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Nahl Suresi 39. ayet, insanlığın belki de en eski sorunlarından birine dikkat çeker:

Hakikat ile kanaat arasındaki fark.

İnsan bir şeye çok güçlü biçimde inanabilir.

Ama yine de yanılıyor olabilir.

Bir kişi:

“Ben yüzde yüz eminim.”

diyor.

Bu cümledeki güven, tek başına iddiayı doğru yapmaz.

Çünkü insanlar yanlış şeylerden de yüzde yüz emin olabilirler.

Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Bu nedenle güçlü kanaat ile güçlü delil birbirinden ayrılmalıdır.

Kesin konuşmak, doğru olmak değildir.

Nahl 38’deki insanlar da çok kesin konuşmuşlardı:

“Allah ölen kimseyi diriltmez.”

Üstelik Allah adına yemin etmişlerdi.

Nahl 39 ise sonunda gerçeğin açığa çıkacağını bildirir.

Burada çok güçlü bir bilgi ahlakı vardır:

Bir fikre ne kadar bağlandığından önce, onun ne kadar doğru olduğuna bak.

İnsan bazen bir fikri yıllarca savunur.

Sonra karşısına güçlü delil gelir.

Fakat kabul etmek zorlaşır.

Çünkü artık mesele yalnız bilgi değildir.

İtibar da devreye girer.

“Yıllardır bunu savundum; şimdi nasıl yanlışmış derim?”

diye düşünür.

İşte burada insan iki seçenekle karşılaşır.

İtibarını mı koruyacak?

Hakikati mi?

Bilgi ahlakı şunu gerektirir:

Hakikat değiştirmeni gerektiriyorsa fikrini değiştir.

Bu zayıflık değildir.

Tam tersine zihinsel olgunluktur.

Bir bilim insanı yeni veri karşısında eski teorisini değiştirebilir.

Bir doktor yeni araştırmalar çıkınca tedavi yaklaşımını güncelleyebilir.

Bir din âlimi daha güçlü delil gördüğünde önceki görüşünü düzeltebilir.

Bir sıradan insan:

“Ben burada yanlış düşünmüşüm.”

diyebilir.

Bütün bunların ortak noktası şudur:

Gerçeği egodan daha önemli görmek.

Nahl 39’un başka önemli mesajı, dünyadaki fikir ayrılıklarının insanı tevazuya çağırmasıdır.

Bir mesele hakkında yüzlerce insan farklı düşünüyor.

Bu durumda iki aşırı yaklaşım ortaya çıkabilir.

Birincisi:

“Bu kadar farklı görüş varsa hiçbir hakikat yoktur.”

İkincisi:

“Benim görüşüm zaten kesin hakikat; diğer herkes kötü niyetli.”

İkisi de sorunludur.

Daha sağlıklı yaklaşım:

Hakikat vardır; ben onu mümkün olduğunca doğru anlamaya çalışıyorum ve yanılabileceğimi biliyorum.

Bu cümle hem hakikati korur hem insanın sınırını.

Nahl 39’un başka büyük mesajı yalancılık etiketini dikkatli kullanmaktır.

Bir kişi yanlış konuştu.

Hemen:

“Yalancı.”

diyoruz.

Ama belki bilgi hatası yaptı.

Bir haber paylaştı.

Sonradan yanlış olduğu ortaya çıktı.

Eğer bunu bilmeden paylaştıysa hata yapmıştır.

Fakat öğrendikten sonra paylaşımı kaldırıyor, düzeltme yapıyor ve özür diliyorsa bu onun gerçeğe bağlılığını gösterebilir.

Asıl test bazen hata yaptığımız an değil, hata ortaya çıktığında ne yaptığımızdır.

Yanlışı savunmaya mı devam ediyoruz?

Yoksa:

“Evet, bu doğru değilmiş.”

diyebiliyor muyuz?

Bu, Nahl 39’un günlük hayatımıza doğrudan dokunan yönlerinden biridir.

Özellikle internet çağında bu çok önemlidir.

Bir paylaşım yaptık.

Binlerce kişi gördü.

Sonra yanlış olduğunu öğrendik.

Sessizce silmek bazen yeterli olmayabilir.

Eğer yanlış bilgi ciddi biçimde yayılmışsa:

“Daha önce paylaştığım bilgi doğru değilmiş; düzeltiyorum.”

demek gerekebilir.

Çünkü ilk yanlış kamusal ise düzeltmenin de görünür olması gerekebilir.

Hata utanılacak kadar büyük değildir; hatada bilinçli ısrar daha tehlikelidir.

Nahl 39’un başka önemli mesajı hakikatin kalabalığa bağlı olmamasıdır.

Dünyada milyonlarca insan aynı yanlış bilgiyi tekrar edebilir.

Tekrarlanması onu doğru yapmaz.

Aynı şekilde küçük bir azınlığın görüşü de sırf azınlık olduğu için doğru değildir.

Dolayısıyla:

“Herkes böyle diyor.”

tek başına kanıt değildir.

“Herkes buna karşı, demek kesin gizli gerçek.”

de kanıt değildir.

Delil gerekir.

Bu denge özellikle günümüzde çok önemlidir.

Çünkü sosyal medya insana kendi görüşünü paylaşan binlerce kişi göstererek:

“Herkes böyle düşünüyor.”

yanılsaması oluşturabilir.

Oysa algoritma bize çoğu zaman benzer insanları gösterir.

İnsan kendi bilgi çevresini bütün dünya sanabilir.

Bu nedenle hakikat arayışı, yalnız kendi çevremizin sesini duymaktan daha fazlasını gerektirir.

Nahl 39’un başka önemli mesajı ihtilafın düşmanlık olmak zorunda olmadığıdır.

İki insan farklı düşünüyor.

Biri:

“Ben şu görüşteyim.”

diğeri:

“Ben katılmıyorum.”

diyor.

Bu durumda birbirlerine düşman olmak zorunda değiller.

Fikir ayrılığı:

Hakaret.

İftira.

Şiddet.

gerektirmez.

Hatta bazen iyi yönetilen ihtilaf insanı daha doğru bilgiye götürebilir.

Karşı taraf senin görmediğin bir noktayı gösterebilir.

Sen de onun gözden kaçırdığı bir şeyi gösterebilirsin.

İhtilaf, adabını kaybettiğinde yıkıcı; doğru yönetildiğinde öğretici olabilir.

Bu özellikle dinî tartışmalarda önemlidir.

Bir Müslüman başka bir Müslümanla fıkhî konuda farklı düşünebilir.

Hemen:

“Sen dini bozdun.”

demek yerine deliller konuşulabilir.

Bir insan İslam’a inanmıyor olabilir.

Onunla da:

“Sen kötü insansın.”

demeden inanç tartışılabilir.

Hakikate güveniyorsak hakarete ihtiyaç yoktur.

Nahl 39’un başka büyük mesajı nihai hükmü Allah’a bırakmanın rahatlığıdır.

Dünyada bazı tartışmalar asla tamamen çözülmeyebilir.

Bir olay hakkında tüm belgeler kaybolmuş olabilir.

İki taraf da kendisini haklı görüyor olabilir.

Sen bütün gerçeği hiçbir zaman öğrenemeyebilirsin.

Bu durumda insan bazen takıntılı biçimde:

“Mutlaka bugün kesin sonucu bulmalıyım.”

diyebilir.

Her zaman mümkün değildir.

İşte Allah’ın nihai bilgisi burada insana bir sınır öğretir:

Elinden gelen araştırmayı yap.

Adil ol.

Ama bilemediğini kabul et.

Her bilinmeyeni zorla doldurmak zorunda değilsin.

Bazen:

“Bilmiyorum.”

en dürüst cevaptır.

Bu, bilgi eksikliğinden utanmamak demektir.

Nahl 39’un başka önemli mesajı insanların dünyadaki itibarının nihai gerçeklik olmamasıdır.

Bir kişi çok popüler.

Herkes onu dürüst sanıyor.

Belki değildir.

Başka biri hakkında kötü söylentiler var.

Herkes ona kötü gözle bakıyor.

Belki iftiraya uğramıştır.

Toplumsal algı ile gerçeklik aynı şey değildir.

Bu yüzden:

“Herkes onun hakkında böyle diyor.”

cümlesi dikkatli kullanılmalıdır.

İnsan kalabalığın kanaatiyle mahkûm edilmemelidir.

Delil önemlidir.

Nahl 39’un ahiret perspektifi ise şunu söyler:

Toplum yanılabilir; Allah yanılmaz.

Bu hem korkutucu hem teselli edicidir.

Haksızlık yapan için uyarıdır.

Haksızlığa uğrayan için umut olabilir.

Ayetin başka önemli mesajı gerçeğin açığa çıkmasının intikam eğlencesine dönüşmemesidir.

Bazen insan:

“Bir gün gerçek ortaya çıkacak, o zaman görürsünüz!”

derken yalnız adalet istemiyor, başkalarının rezil olmasını da arzulayabilir.

Bu insani bir öfke olabilir.

Fakat ahlaki olgunluk, adalet ile aşağılamadan zevk almayı birbirinden ayırmayı gerektirir.

Gerçek ortaya çıksın.

Mağdurun hakkı verilsin.

Yanlış yapan sorumluluk alsın.

Ama insanların mahvolmasından keyif almak başka bir şeydir.

Adalet sadizm değildir.

Bu, ahiret ayetlerini okurken özellikle korunması gereken bir dengedir.

Nahl 39’un başka önemli mesajı kendi anlatımızı da sorgulamaktır.

Bir tartışma yaşadık.

Arkadaşımıza anlattık.

Doğal olarak olayı kendi bakışımızdan anlatıyoruz.

Belki kendimizi biraz daha haklı, karşı tarafı biraz daha kötü gösteriyoruz.

Bunu bilinçsizce bile yapabiliriz.

İnsan hafızası kamera değildir.

Duygularımız hatırlama biçimimizi etkileyebilir.

Bu nedenle adil insan:

“Belki benim görmediğim bir taraf da vardır.”

diyebilir.

Bu, kendi yaşadığını inkâr etmek değildir.

Kendi anlatımızı mutlaklaştırmamaktır.

Nahl 39’un ahiretteki açıklık mesajı, dünyada bizi daha dürüst anlatıcı olmaya çağırmalıdır.

Ayetin başka önemli mesajı yanlış anlaşılmanın her zaman yalan olmadığıdır.

Bir kişi bir söz söylüyor.

Karşı taraf başka anlam çıkarıyor.

Sonra:

“Sen yalan söyledin.”

diyor.

Belki ortada iletişim problemi vardır.

Bu yüzden ciddi suçlamalardan önce:

“Sen bunu mu demek istedin?”

diye sormak çok değerlidir.

Bir cümleyi bağlamından koparıp karşı tarafın niyetini kesinleştirmek haksızlığa yol açabilir.

Bu özellikle aile ve ilişkilerde önemlidir.

Bir eş:

“Sen beni hiç önemsemiyorsun.”

diyor.

Belki aslında:

“Bu davranışın bana değersiz hissettirdi.”

demek istiyor.

İkisi aynı değil.

İletişimde hakikat arayışı, kelimelerin arkasındaki gerçek meseleyi anlamayı gerektirir.

Nahl 39’un başka bir boyutu din adına yanlış bilgi aktarırken düzeltme sorumluluğudur.

Bir hoca yıllar önce bir bilgi vermiş.

Sonradan bunun zayıf veya yanlış olduğunu öğrenmiş.

Eğer:

“Şimdi düzeltirsem itibarım sarsılır.”

diye susarsa problem büyür.

İlim insanının itibarı hiç hata yapmamasından değil, hatasını düzeltebilmesinden de gelir.

Bu nedenle:

“Daha önce bunu söylemiştim ama araştırdım, doğrusu şuymuş.”

cümlesi küçüklük değil güvenilirlik göstergesidir.

Aynı şey bizim için de geçerlidir.

Çocuğumuza yanlış bilgi verdik.

Dönüp:

“Ben sana yanlış söylemişim.”

diyebiliriz.

Bu, ebeveyn otoritesini yıkmaz.

Çocuğa dürüstlük öğretir.

Nahl 39’un başka önemli mesajı hakikatin nihai olarak ortaya çıkacağına inanmanın insanı kısa vadeli yalandan uzaklaştırmasıdır.

İnsan bazen yalanla bir günü kurtarır.

Bir hatayı gizler.

Bir şeyi inkâr eder.

O an rahatlar.

Ama uzun vadede daha fazla açıklama üretmesi gerekir.

Bir yalan başka yalana bağlanır.

En sonunda kişi kendi oluşturduğu anlatının içinde sıkışabilir.

Dürüstlük bazen kısa vadede daha pahalıdır.

“Evet, ben yaptım.”

demek zor olabilir.

Ama uzun vadede özgürleştirici olabilir.

Çünkü hakikati korumak için yeni hikâyeler üretmek zorunda kalmazsın.

Nahl 39’un ahiret perspektifi bunu en büyük ölçekte ortaya koyar:

Gerçek sonsuza kadar gizlenmeyecek.

Bu nedenle en güvenli yol, dünya hayatında mümkün olduğunca hakikatle barışık yaşamaktır.

Ayetin başka önemli mesajı ahlaki hesapta bağlamın unutulmamasıdır.

İki insan aynı yanlış cümleyi söylemiş olabilir.

Biri bunu bilerek söyledi.

Diğeri yanlış öğrendiği için söyledi.

Dışarıdan söz aynı.

Ama ahlaki durum aynı olmayabilir.

Allah:

Bilgiyi.

niyeti.

zorlanmayı.

imkânı.

tam olarak bilir.

Biz ise çoğu zaman yalnız dış davranışı görürüz.

Bu nedenle insan hukukunda görünür fiiller ve deliller değerlendirilirken, ahiretteki nihai ahlaki hükmü Allah’a bırakmak gerekir.

Allah’ın bilgisi bizim dosyamızdan daha geniştir.

Bu da insanı hem sorumlu hem mütevazı yapmalıdır.

Nahl 39’un başka önemli mesajı hakikatin açığa çıkmasının dünyadaki araştırmayı değerli kılmasıdır.

Bazen din ile araştırma karşı karşıya getirilir.

Oysa hakikat Allah’ınsa gerçek araştırmadan neden korkalım?

Tarih araştırılır.

Bilim yapılır.

Belge incelenir.

Soru sorulur.

Yanlış iddialar düzeltilir.

Bütün bunlar gerçeği aramanın araçlarıdır.

Elbette bilim her metafizik soruyu cevaplayamaz; fakat kendi alanında dürüst araştırma değerlidir.

İman:

“Araştırma, çünkü gerçeğin ortaya çıkmasından korkuyorum.”

dememelidir.

Tam tersine:

“Gerçek neyse onu öğrenmek istiyorum.”

diyebilmelidir.

Nahl 39’un başka büyük mesajı insanın tartışmayı kazanmak yerine gerçeği bulmayı hedeflemesidir.

Bu iki hedef aynı şey değildir.

Tartışmayı kazanmak istiyorsan karşı tarafın zayıf cümlesini yakalarsın, onu utandırırsın ve alkışı toplarsın.

Gerçeği bulmak istiyorsan karşı tarafın en güçlü argümanını anlamaya çalışırsın.

Belki sonunda yine katılmazsın.

Ama daha adil olursun.

Bu yaklaşım özellikle din, siyaset ve toplumsal meselelerde çok önemlidir.

Karşı tarafı yenmek başka, hakikate yaklaşmak başkadır.

Nahl 39 bizi ikinci hedefe çağırır.

Nahl Suresi 39. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Allah onları, hakkında ihtilaf ettikleri şeyi açıklamak ve inkâr edenlerin yanlış iddialarını kendilerine göstermek için diriltecektir.” Bu ayeti, her farklı düşünene ‘yalancı’ demek veya dünya tartışmalarını şiddetle çözmek için kullanma. Büyük mesaj şudur: Hakikat vardır ve insan kanaatinden bağımsızdır; fakat insan yanılabilir. Yanlış bilgi ile bilinçli yalanı ayır, delilsiz biçimde insanların niyetini mahkûm etme, hatan ortaya çıktığında düzeltmekten çekinme ve kendi görüşünü Allah’ın nihai hükmü seviyesine çıkarma. Dünyada gerçeği dürüstçe ara; çözemediğin yerde de nihai açıklığın Allah’a ait olduğunu bil.”

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 40. ayette, Allah’ın yaratıcı kudreti son derece özlü bir ifadeyle anlatılacak ve şöyle buyurulacaktır: “Biz bir şeyi istediğimiz zaman ona sözümüz yalnızca ‘Ol!’ dememizdir; o da oluverir.” Bu ayeti ele alırken özellikle “Kun fe yekûn” ifadesinin anlamı, Allah’ın yaratmasının insan konuşmasına benzetilmemesi, ‘Ol’ emrinin fiziksel ses veya zamana bağlı işlem gibi düşünülmemesi, Allah’ın kudreti ile evrendeki doğal sebeplerin birbirine rakip olmaması, bu ayetin ‘Ben istersem evrene gönderirim ve istediğim olur’ şeklindeki manifestasyon anlayışına dönüştürülmemesi, dua ile ilahî iradenin ayrılması ve Allah’ın kudretinin insanı tedbirden uzaklaştırmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Nahl Suresi 39. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Tartışırken gerçekten hakikati mi arıyoruz, yoksa yalnız haklı çıkmak mı istiyoruz? Yanlış bilgi verdiğimiz ortaya çıktığında rahatça düzeltebiliyor muyuz? Bir insan farklı düşündüğü için hemen onun kötü niyetli veya yalancı olduğuna mı karar veriyoruz? Sosyal medyada bir suçlamayı paylaşmadan önce doğruluyor muyuz? Kendi grubumuzun anlattığı hikâyeyi bütün gerçek sanıyor muyuz? “Bilmiyorum” demekten neden bu kadar korkuyoruz? Ve en önemlisi, bir gün bütün ihtilafların hakikati Allah tarafından açığa çıkarılacaksa, bugün yapabileceğimiz en dürüst şey kendi egomuzu değil gerçeği savunmak değil midir?

“Nahl 39, ‘Hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara açıklasın ve inkâr edenler kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler diye onları diriltecektir’ buyurarak ahiretin aynı zamanda hakikatin bütün açıklığıyla ortaya çıktığı bir yüzleşme olduğunu bildirir. Bu ayet her farklı düşünen insanı yalancı ilan etme yetkisi vermez; samimi yanılgı, eksik bilgi ve bilinçli yalan birbirinden ayrılmalıdır. Ayetin büyük dersi şudur: Kanaatini hakikat sanma, yanlışın ortaya çıktığında düzeltmekten utanma, insanların niyetine delilsiz hükmetme ve tartışmayı kazanmayı gerçeği bulmanın önüne koyma. Çünkü insan bugün yanılabilir; fakat Allah’ın bilgisinde gerçek hiçbir zaman kaybolmaz.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt