📖 Nahl Suresi 52. Ayette “Göklerde ve Yerde Ne Varsa O’nundur; Din ve Kulluk Sürekli O’na Aittir. Hâlâ Allah’tan Başkasından mı Sakınıyorsunuz”

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,902
2,736,294
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 52. Ayette “Göklerde ve Yerde Ne Varsa O’nundur; Din ve Kulluk Sürekli O’na Aittir. Hâlâ Allah’tan Başkasından mı Sakınıyorsunuz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Nahl Suresi 51. ayette ‘İki ilah edinmeyin. O ancak tek ilahtır. Öyleyse yalnız benden korkun’ buyurularak tevhidin özü ortaya konmuştu. 52. ayet bu tevhid ilkesini mülkiyet ve kulluk açısından tamamlar: ‘Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur; din ve itaat sürekli olarak O’na aittir. Hâlâ Allah’tan başkasından mı sakınıyorsunuz?’ Ayet, Allah’ın mutlak sahipliğini bildirirken insanların hukuken sahip olduğu ev, arazi, para veya eşya gibi mülkiyet haklarını ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde ‘Allah’tan başkasından mı korkuyorsunuz?’ ifadesi, gerçek bir saldırgandan, hastalıktan veya tehlikeden doğal olarak çekinmeyi şirk hâline getirmez. Asıl mesaj, yaratılmış hiçbir gücü Allah’ın yerine mutlaklaştırmamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 52. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası şöyledir:

وَلَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَهُ الدِّينُ وَاصِبًا ۚ أَفَغَيْرَ اللَّهِ تَتَّقُونَ

Okunuşu:

“Ve lehu mâ fi’s-semâvâti ve’l-ard, ve lehu’d-dînu vâsıbâ. E fe gayrallâhi tettekûn.”

Genel anlamı:

“Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. Sürekli itaat ve kulluk O’na aittir. Hâlâ Allah’tan başkasından mı sakınıyorsunuz?”

Ayet, önceki ayette açıklanan Allah’ın birliği ilkesini daha da derinleştirir. Allah tek ilahtır; bunun doğal sonucu olarak göklerin ve yerin mutlak sahibi de O’dur. İnsanın Allah dışındaki varlıkları mutlaklaştırması bu yüzden anlamsızdır; çünkü mutlaklaştırdığı şeylerin kendileri de yaratılmıştır.

2️⃣ “Göklerde ve Yerde Ne Varsa O’nundur” Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifade Allah’ın yaratıcı ve mutlak sahip oluşunu anlatır.

Gökyüzündeki yıldızlar, gezegenler, canlılar, yeryüzündeki insanlar, hayvanlar, toprak, su, madenler ve insanın kullandığı bütün imkânlar nihai anlamda Allah’ın yaratmasıdır.

İnsan bir malın hukuki sahibi olabilir, fakat o malın varlığını yoktan yaratmış değildir. Toprağı satın alır; fakat toprağın maddesini yaratmaz. Ağacı yetiştirir; fakat hayatı yoktan var etmez. Para kazanır; fakat varlık düzeninin sahibi hâline gelmez.

Bu nedenle Kur’anî mülkiyet anlayışında insanın sahipliği gerçek ama sınırlı, Allah’ın sahipliği ise mutlak ve nihaidir.

3️⃣ Allah Her Şeyin Sahibiyse Özel Mülkiyet Geçersiz midir ❓​

Hayır.

Bu ayet:

“Hiç kimsenin hiçbir mal üzerinde hakkı yoktur.”

anlamına gelmez.

İslam hukukunda:

Ev.

arsa.

ticari mal.

miras.

ücret.

gibi kişisel mülkiyet alanları tanınır.

Bir insanın malını onun rızası veya hukukî gerekçe olmadan almak, Allah’ın her şeyin sahibi olduğu gerekçesiyle meşrulaştırılamaz.

“Nasıl olsa mal Allah’ın.”

deyip başkasının malını almak, Allah’ın sahipliğini hırsızlığa bahane yapmak olur.

Allah’ın mutlak mülkiyeti, insan mülkiyetini yok etmez; insanın mülkiyetini ahlaki sorumluluk içine yerleştirir.

4️⃣ İnsan Sahip Olduğu Mala Nasıl Bakmalıdır ❓​

Ayet insana iki şeyi aynı anda öğretir:

Bu mal senin sorumluluğundadır.

Ama:

Sen mutlak sahibi değilsin.

Bu denge önemlidir.

İnsan mülkünü:

Koruyabilir.

satabilir.

miras bırakabilir.

kullanabilir.

Ancak mülkiyet:

İsraf.

zulüm.

başkasının hakkını çiğneme.

yetkisi vermez.

Servet insana güç kazandırabilir; fakat ahlakın üstüne çıkma hakkı vermez.

5️⃣ “Din O’na Aittir” İfadesi Ne Demektir ❓​

Ayette:

“Ve lehu’d-dînu vâsıbâ.”

buyurulur.

Buradaki “dîn” kelimesi bağlama göre itaat, kulluk, bağlılık ve din anlam alanı taşır. “Vâsıben” ise sürekli, devamlı ve kesintisiz anlamıyla açıklanmıştır.

Buna göre ifade:

“Sürekli kulluk ve itaat yalnız O’na aittir.”

anlamını taşır.

Bu, Allah’ın kulluk hakkının geçici olmadığını gösterir. İnsan yalnız sıkıntı anında Allah’ı hatırlayıp rahatlıkta unutursa kulluğu süreklilik kazanmaz.

Ayet, insanın hayatının farklı dönemlerinde değişmeyen bir tevhid merkezi oluşturmasını ister.

6️⃣ “Vâsıben” Kelimesi Neden Önemlidir ❓​

Çünkü kulluğun sürekliliğine dikkat çeker.

İnsan bazen büyük tehlike yaşadığında:

“Allah’ım yardım et.”

der.

Tehlike geçince eski hayatına döner.

Bu çok insani bir eğilimdir.

Ayet ise Allah’a bağlılığın yalnız kriz anlarında değil, rahatlık zamanlarında da devam etmesi gerektiğini düşündürür.

Kulluk sadece felaket anında açılan acil durum hattı değildir.

Şükür de kulluğun parçasıdır.

Güvenlikte Allah’ı hatırlamak, tehlikede hatırlamak kadar önemlidir.

7️⃣ Din Allah’a Aitse İnsanlar Din Adına Nasıl Konuşabilir ❓​

Âlimler dini:

Araştırır.

yorumlar.

öğretir.

Ancak hiçbir insan:

“Din bana aittir.”

diyemez.

Din Allah’a aittir; insan ise onu anlamaya çalışan kuldur.

Bu nedenle bir din anlatıcısı kendi görüşünü:

“Ben ne diyorsam İslam budur.”

şeklinde mutlaklaştıramaz.

İnsan yorumuyla vahyin kendisini ayırmak gerekir.

Bir âlim çok değerli olabilir; fakat görüşü yine de insan yorumudur.

Bu ayrım hem dini hem âlimi doğru yere koyar.

8️⃣ Mezheplerin Varlığı “Din Yalnız Allah’ındır” İlkesiyle Çelişir mi ❓​

Hayır.

Mezhepler, vahyin farklı meselelerde nasıl anlaşılacağı ve uygulanacağı konusunda oluşmuş ilmî yorum gelenekleridir.

Mezhep:

Allah değildir.

Vahiy değildir.

Ama ciddi ilmî birikim taşıyabilir.

Bu nedenle:

“Din Allah’ındır, mezhebe gerek yok.”

şeklinde bütün ilmî birikimi değersizleştirmek de,

“Benim mezhebimin her insan yorumu vahyin kendisidir.”

demek de aşırı olabilir.

Daha dengeli yaklaşım şudur:

Din Allah’a aittir; mezhepler onu anlamaya çalışan insanî ilim gelenekleridir.

9️⃣ “Allah’tan Başkasından mı Sakınıyorsunuz?” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda:

“E fe gayrallâhi tettekûn.”

buyurulur.

Bu, Allah dışında başka varlıkları nihai ve mutlak korku merkezi hâline getirmeyi sorgular.

Bir insan:

Patronundan.

devletten.

ailesinden.

toplumdan.

korkabilir.

Ama bu korku onu Allah’ın ahlaki ölçüsünü tamamen terk etmeye sürüklememelidir.

İnsan:

“Bana zarar verirler diye her haksızlığı yaparım.”

noktasına geldiğinde korku onu ahlaken esir almaya başlamış olabilir.

Tevhid insana:

“Hiç kimse mutlak değildir.”

der.

🔟 Allah’tan Başkasından Korkmak Şirk midir ❓​

Her korku şirk değildir.

Bu ayrım mutlaka korunmalıdır.

Bir insan:

Saldırgandan korkabilir.

yangından korkabilir.

depremden çekinebilir.

zehirli hayvandan uzaklaşabilir.

hastalığın sonuçlarından endişe edebilir.

Bunlar yaratılışta bulunan doğal korkulardır.

Bir saldırganı görünce kaçmak:

“Onu Allah yerine koydum.”

anlamına gelmez.

Sorun, bir yaratılmışa Allah’a ait mutlak güç ve kulluk düzeyinde korku yüklemektir.

Doğal korku ile ibadet/kulluk korkusunu birbirine karıştırmamak gerekir.

1️⃣1️⃣ Gerçek Tehlikeden Kaçmak Tevekkülsüzlük müdür ❓​

Hayır.

Yangın varsa binadan çıkarsın.

Sel geliyorsa yüksek yere gidersin.

Şiddet tehdidi varsa güvenli bölgeye geçersin.

Hastalık varsa doktora gidersin.

Bunlar Allah’a güvensizlik değil, sebebe başvurmaktır.

Bir insan:

“Allah’tan başkasından korkmam.”

deyip tehlikeli bir saldırganın karşısında tedbir almıyorsa ayeti yanlış anlamış olabilir.

Tevhid insanın gerçekliği inkâr etmesini istemez.

Allah’a güvenmek, tehlikenin varlığını inkâr etmek değildir.

1️⃣2️⃣ İnsanlardan Yardım İstemek Tevhide Aykırı mıdır ❓​

Hayır.

İnsanlardan normal güçleri içinde yardım istemek kulluk değildir.

Bir doktora:

“Beni tedavi edin.”

diyebilirsin.

Bir arkadaşa:

“Bana yardım eder misin?”

diyebilirsin.

Polisten yardım isteyebilirsin.

Avukat tutabilirsin.

Bunlar Allah’a ortak koşmak değildir.

Çünkü bu insanlar sebep ve araç olarak görülür.

Sorun:

“Bu insan Allah’tan bağımsız olarak her şeye gücü yeter.”

şeklinde mutlaklaştırmadır.

İnsan yardımı ile ilahî güç birbirine karıştırılmamalıdır.

1️⃣3️⃣ Rızkı Allah Veriyorsa Patronun Rolü Nedir ❓​

Patron veya işveren maaşı ödeyen somut sebeptir.

İnsan çalışır.

İşveren ödeme yapar.

Piyasa işler.

Bunların hepsi gerçek sebeplerdir.

Tevhid:

“Patronun hiçbir rolü yok.”

demez.

Ancak:

“Patron benim rızkımın mutlak sahibi; o olmadan Allah bile bana başka kapı açamaz.”

gibi bir mutlaklaştırmayı reddeder.

Bu bakış insana psikolojik özgürlük de verebilir.

İş önemlidir.

Patron önemlidir.

Ama hiçbiri ilah değildir.

İnsan haksızlığa sırf:

“Başka rızık kapısı yok.”

diye sonsuza kadar boyun eğmek zorunda olduğunu düşünmemelidir.

1️⃣4️⃣ Allah’ın Sahipliği Serveti Kötü Bir Şey Yapar mı ❓​

Hayır.

Zengin olmak kendi başına günah değildir.

Kur’an’ın eleştirisi çoğu zaman servetin:

Kibir.

zulüm.

israf.

başkasının hakkını yeme.

aracına dönüşmesiyle ilgilidir.

Bir insan çok zengin olup:

Cömert.

adil.

dürüst.

olabilir.

Başka biri çok fakir olup kötü davranabilir.

Dolayısıyla:

Zengin = Allah’tan uzak.

Fakir = otomatik olarak takvalı.


denkliği doğru değildir.

Ayet servetin sahibine yalnız şunu hatırlatır:

Sahip olduğun şey seni mutlaklaştırmaz.

1️⃣5️⃣ “Her Şey Allah’ındır” Çevre ve Doğal Kaynaklar İçin Ne Söyler ❓​

Bu ifade çevre konusunda da güçlü bir ahlaki düşünce doğurabilir.

Toprak.

su.

orman.

maden.

insanın kullanımına açık olabilir.

Ama insan:

“Ben aldım, istediğim kadar yok ederim.”

diyemez.

Çünkü mülkiyetin yanında sorumluluk vardır.

Bir insan kendi arazisinde bile çevresine ağır zarar veriyorsa mesele yalnız kişisel mal hakkı olmaktan çıkabilir.

Mülkiyet, başkalarının hayatını sınırsız biçimde tehlikeye atma hakkı değildir.

Allah’ın yaratması üzerinde insanın kullanımı vardır; fakat sınırsız tahrip yetkisi yoktur.

1️⃣6️⃣ “Din Allah’ındır” Sözü Din Adına Zorlamayı Meşrulaştırır mı ❓​

Hayır.

Tam tersine din Allah’a aitse insan kendi siyasi veya kişisel programını:

“Allah’ın dini budur, zorla uygulayacağım.”

diye mutlaklaştıramaz.

Dini anlatmak ile insanları zorla inandırmak farklıdır.

İman kalple ilgilidir.

İnsan:

Bilgi sunabilir.

davette bulunabilir.

örnek olabilir.

Ama kalbe zorla iman yerleştiremez.

Dinin Allah’a ait olması, insanın Allah adına sınırsız güç kullanması anlamına gelmez.

1️⃣7️⃣ Allah’ın Sahipliği İnsan Haklarını Ortadan Kaldırır mı ❓​

Hayır.

Tam tersine insanın Allah’ın yaratması olması onun değerini destekleyen bir anlam taşıyabilir.

Bir insan:

“Hepimiz Allah’ınız.”

deyip başkasının malına, bedenine veya özgürlüğüne müdahale edemez.

İnsanların:

Canı.

malı.

onuru.

mahremiyeti.

korunması gereken hak alanlarıdır.

Allah’ın mutlak sahipliği, insanın keyfî sahipliğine dönüşmez.

“Allah’ın malı” diyerek başkasının malına el koymak, “Allah’ın kulu” diyerek başkasını köleleştirmek değildir.

Bu ayrım temel önemdedir.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 51 ve 52. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Nahl 51:

“İki ilah edinmeyin. O ancak tek ilahtır.”

demişti.

Nahl 52 ise bunun sonucunu açıklar:

Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur ve sürekli kulluk O’na aittir.

Yani:

Tek ilah.

Tek mutlak sahiplik.

Tek nihai kulluk merkezi.

Böylece tevhid yalnız inanç cümlesi olmaktan çıkar ve insanın:

Mülkiyet.

korku.

otorite.

itaat.

anlayışını şekillendirir.

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 53. ayette, insanın sahip olduğu her nimetin Allah’tan olduğu ve başına sıkıntı geldiğinde yine O’na yalvardığı bildirilecektir. Bu ayeti ele alırken özellikle nimetin Allah’tan oluşunun insan emeğini yok saymaması, doktorun, çiftçinin, işçinin veya ailenin birer sebep olması, insanlara teşekkür etmenin şirk olmaması, sıkıntıda dua etmenin doğal oluşu, dua ile tedbiri birlikte yürütmek ve nimeti yalnız para-zenginlikle sınırlamamak üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Nahl Suresi 52. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Nahl Suresi 52. ayet tevhidin insan hayatında ne kadar geniş bir anlam taşıdığını gösterir.

Ayet yalnız:

“Allah vardır.”

demiyor.

“Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur.”

diyor.

Bu, insanın sahiplik duygusuna önemli bir sınır getirir.

İnsan ev alır.

“Benim evim.”

der.

Bu hukuken doğrudur.

Tarla alır.

“Benim tarlam.”

der.

Bu da doğrudur.

Ama insan bu mülkiyeti:

“Ben bunun üzerinde istediğim her şeyi yaparım, kimseyi düşünmem.”

şeklinde sınırsızlaştırdığında problem başlar.

Çünkü mülkiyet toplumsal ve ahlaki sorumluluktan tamamen bağımsız değildir.

Bir apartman sahibi:

“Bina benim.”

deyip taşıyıcı kolonları keyfî biçimde kesemez.

Çünkü başkalarının hayatını tehlikeye atar.

Bir fabrika sahibi:

“Arazi benim.”

deyip zehirli atığı başkalarının suyuna boşaltamaz.

Bir işveren:

“Şirket benim.”

deyip çalışanın ücretini yemeyi meşru göremez.

Mülkiyet, zulüm ruhsatı değildir.

Nahl 52’nin başka önemli mesajı Allah’ın sahipliği ile insan emeğini birbirine düşman yapmamaktır.

Bir çiftçi yıllarca çalıştı.

Ürün aldı.

Biz:

“Allah verdi, sen hiçbir şey yapmadın.”

dersek insan emeğini küçümseriz.

Daha doğru yaklaşım:

Çiftçi çalıştı.

Yağmur yağdı.

Toprak ürün verdi.

Tohum gelişti.

Pazar oluştu.

Bunların hepsi sebep zincirinin parçalarıdır.

İman açısından insan bütün bu zincirin nihai varlık kaynağını Allah’a bağlayabilir.

Ama bu:

İnsan emeği değersizdir.

anlamına gelmez.

Kur’anî tevhid sebepleri yok etmez; sebepleri ilahlaştırmaz.

Bu yüzden işçiye:

“Rızkını Allah veriyor, maaşa ihtiyacın yok.”

denemez.

Allah rızkın nihai sahibi olarak kabul edilir ama işverenin işçinin ücretini zamanında ödeme sorumluluğu devam eder.

Allah’a iman, insanların borcunu silmez.

Nahl 52’nin başka önemli mesajı emanet bilincidir.

İnsan sahip olduğu şeylere:

“Bunlar bende sonsuza kadar kalacak.”

gibi bakabilir.

Oysa insan öldüğünde:

Evi kalır.

arabası kalır.

şirketi kalır.

parası başkasına geçer.

Bu gerçek, insanın mal sahibi olmadığını değil, sahipliğinin geçici olduğunu gösterir.

Bu geçicilik insana şu soruyu sordurabilir:

“Bende bulunduğu süre boyunca bunu nasıl kullandım?”

Servet:

İyiliğe.

aileye.

yatırıma.

istihdama.

yardıma.

kullanılabilir.

Aynı servet:

Kibir.

sömürü.

israf.

için de kullanılabilir.

Malın ahlaki değeri yalnız miktarında değil, nasıl kullanıldığında ortaya çıkar.

Nahl 52’nin başka büyük mesajı dinin insan tekeline girmemesidir.

Din Allah’a aittir.

Bu yüzden hiçbir kişi:

“Ben olmazsam din olmaz.”

diyemez.

Bir âlim ölür.

Din devam eder.

Bir kurum kapanır.

Din devam eder.

Bir devlet değişir.

Din devam eder.

Bu, insanlara büyük bir tevazu öğretir.

Dinî kurumlar önemlidir.

Âlimler önemlidir.

Ama din onların özel mülkü değildir.

Bu nedenle dini kendi ticari, siyasi veya kişisel çıkarı için kullanan kişi ağır bir sorumluluk taşır.

Bir insan:

“Beni eleştirirsen dini eleştirmiş olursun.”

diyemez.

İnsan ile din aynı şey değildir.

İnsan eleştirilebilir; vahiy bundan zarar görmez.

Nahl 52’nin başka önemli mesajı kulluğun sürekliliğidir.

İnsan hastalandığında Allah’a dua ediyor.

İyileşince unutuyor.

Ekonomik sıkıntıya girince dua ediyor.

Para gelince:

“Ben yaptım.”

diyor.

Tehlike anında:

“Allah’ım kurtar.”

diyor.

Rahatlıkta Allah hayatında hiç yokmuş gibi davranıyor.

Ayetin “vâsıben” vurgusu bu dalgalı kulluğu sorgulatabilir.

Allah’a bağlılık yalnız kriz yönetimi değildir.

Şükür, kulluğun rahatlık zamanındaki yüzüdür.

Darlıkta dua edip bollukta unutmamak gerekir.

Nahl 52’nin başka önemli mesajı korkuların hayatımızdaki yeridir.

İnsan bir şeylerden korkacaktır.

Bu normaldir.

Ama bazı korkular o kadar büyür ki insanın hayatını yönetmeye başlar.

Örneğin:

İnsan işini kaybetmekten korkuyor.

Bu korku onu patronun her haksız talebine boyun eğmeye zorluyor.

Toplum dışlamasından korkuyor.

Bu yüzden gerçekte inanmadığı şeyleri savunuyor.

Ailesinin tepkisinden korkuyor.

Kendi güvenli sınırlarını hiç kuramıyor.

Tevhid burada insanın korkusunu yok etmez.

Ama ona bir üst sınır verir:

Hiçbir insan mutlak değildir.

Bu, insanın korkuya rağmen ahlaki seçim yapabilmesine yardım eder.

Nahl 52’nin başka önemli mesajı Allah korkusunu kahramanlık gösterisine dönüştürmemektir.

Bir kişi:

“Ben Allah’tan başka kimseden korkmam.”

diyerek tehlikeli bir hayvana yaklaşabilir.

Bu iman değil, gereksiz risk olabilir.

Savaş bölgesine korunmasız gidebilir.

Bu da aynı şekilde yanlış olabilir.

Bir saldırganı küçümseyebilir.

Sonra zarar görür.

Doğal korku Allah’ın insana verdiği koruyucu mekanizmalardan biridir.

Korku bazen:

Kaç.

sakın.

tedbir al.

mesajı verir.

Tevhid, biyolojik güvenlik sistemini kapatmak değildir.

Nahl 52’nin başka önemli mesajı insana teşekkür etmeyi şirk sanmamaktır.

Bir doktor hayatını kurtardı.

Ona:

“Teşekkür ederim.”

dersin.

Bir arkadaş zor gününde yanında oldu.

Minnet duyarsın.

Bir öğretmen sana büyük katkı sağladı.

Onu takdir edersin.

Bunlar Allah’a ortak koşmak değildir.

İnsan iyiliğine teşekkür etmek, sebepleri kabul etmektir.

İman açısından kişi aynı zamanda:

“Bu imkânların tamamı Allah’ın yaratması içinde gerçekleşti.”

diye şükredebilir.

Allah’a şükür ile insana teşekkür birbirine rakip değildir.

Bu çok önemli bir dengedir.

Nahl 52’nin başka önemli mesajı kulluk ile korkunun tek merkezde birleşmesidir.

Eğer insan aynı anda birçok şeyi mutlaklaştırırsa hayatı parçalanabilir.

Bir gün toplum ne der diye yaşar.

Başka gün patron ne der diye.

Başka gün sosyal medya ne der diye.

Sürekli dışarıdaki merkezler değişir.

Tevhid ise insana bir nihai merkez sunar:

Allah’ın rızası ve ahlaki ölçü.

Bu, insanın toplumdan kopması anlamına gelmez.

Toplumla yaşar.

Kanunlara uyar.

uzmanlara danışır.

ailesini önemser.

Ama hiçbirini nihai ilahî otorite hâline getirmez.

Nahl 52’nin başka önemli mesajı insanın sahip olmadığı şeylere de hırsla bağlanmamasıdır.

İnsan:

“Şu eve sahip olursam tamamlanacağım.”

“Şu arabayı alırsam değerli olacağım.”

“Şu makam benim olmalı.”


diyebilir.

Mülkiyet faydalıdır.

Konfor güzeldir.

Ama insan değerini yalnız sahip olduklarına bağlarsa kaybettiğinde kendisini de kaybedebilir.

Allah’ın mutlak sahipliği düşüncesi burada psikolojik bir sınır oluşturabilir:

Mal benim kullanımımda olabilir; kimliğimin tamamı değildir.

Bu, sahip olmamayı övmek değil, sahip olduklarının sana sahip olmasını engellemektir.

Nahl 52’nin başka önemli mesajı servetin emanet olduğunu söyleyip başkasının servetine el koymayı meşrulaştırmamaktır.

Bazı insanlar:

“Zenginlerin malı zaten Allah’ın, istediğimiz gibi alabiliriz.”

gibi yanlış sonuçlar çıkarabilir.

Hayır.

Birinin haksız kazancı varsa hukuk içinde değerlendirilir.

Vergi varsa yasal sistem içinde uygulanır.

Borç varsa talep edilir.

Ama:

“Allah’ın malı.”

sözü kişisel el koyma yetkisi değildir.

Tevhid adaleti ortadan kaldırmaz; tam tersine keyfîliği engeller.

Allah adına haksızlık yapmak, haksızlığı kutsallaştırmaktır.

Nahl 52’nin başka önemli mesajı dinî sürekliliğin günlük ahlakta görünmesi gerektiğidir.

Bir insan:

Cuma günü çok dindar.

Pazartesi ticarette hilekâr.

Ramazanda çok hassas.

Sonra çalışanının hakkını yiyor.

Bu parçalanmış bir kulluk görüntüsüdür.

Din yalnız ibadet saatinde ortaya çıkan kimlik olmamalıdır.

Dürüst ticaret.

adil sözleşme.

emanete riayet.

aileye iyi davranmak.

da kulluğun ahlaki boyutlarıdır.

Sürekli din, sürekli ritüel demek değil; hayatın bütün alanlarında ahlaki merkezini kaybetmemek demektir.

Nahl 52’nin başka önemli mesajı korku üzerinden din ticareti yapılmamasıdır.

Bir kişi insanlara:

“Şunu bana ödemezsen başına kötü şey gelir.”

“Benim grubumdan ayrılırsan Allah seni cezalandırır.”


diyebilir.

Bu, dinî korkunun manipülasyon için kullanılmasıdır.

Ayet:

Allah’tan başkasını mutlaklaştırmayın

derken bir insanın kendisini Allah korkusunun aracısı yapıp insanları kendisine bağlamasına izin vermez.

Din anlatıcısı:

Allah’a çağırır.

Kendisine bağımlılık üretmez.

Tevhid insanı sahte kutsal aracılardan da korur.

Nahl 52’nin başka önemli mesajı Allah’ın sahipliğinin insanın değerini azaltmamasıdır.

Bir kişi:

“Allah’ın kuluyum, benim hiçbir hakkım yok.”

diye düşünmemelidir.

Kulluk, değersizlik değildir.

İnsan:

Hakkını arayabilir.

malını koruyabilir.

onurunu savunabilir.

şiddetten uzaklaşabilir.

Tevhid:

“Sen hiçsin.”

demez.

“Sen değerlisin ama mutlak değilsin.”

der.

Bu fark son derece önemlidir.

İnsan Allah’a kul olduğu için başka insanların sınırsız kölesi olmak zorunda değildir.

Tam tersine, yalnız Allah’ın mutlaklığını kabul etmek insanın insan karşısındaki onurunu güçlendirebilir.

Nahl Suresi 52. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur; sürekli kulluk O’na aittir. Hâlâ Allah’tan başkasından mı sakınıyorsunuz?” ifadesi, Allah’ın mutlak sahipliğini ve kulluğun yalnız O’na yönelmesi gerektiğini bildirir. Bu ayet özel mülkiyeti ortadan kaldırmaz, insanlardan yardım istemeyi şirk yapmaz ve gerçek tehlikelerden doğal olarak korkmayı yasaklamaz. Büyük mesaj şudur: Mal sahibi ol ama malını mutlaklaştırma; insanlardan yardım al ama onları ilahlaştırma; gerçek tehlikeden korun ama hiçbir yaratılmışın korkusunu ahlaki pusulanın üstüne çıkarma. Çünkü insanın sahip olduğu her şey geçicidir, mutlak sahiplik Allah’a aittir ve sürekli kulluğun gerçek merkezi yalnız O’dur.”

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 53. ayette, insanın sahip olduğu her nimetin Allah’tan olduğu ve sıkıntıya düştüğünde yine Allah’a yalvardığı bildirilecek ve şöyle buyurulacaktır: “Size ulaşan her nimet Allah’tandır. Sonra size bir sıkıntı dokunduğunda yalnız O’na yalvarırsınız.” Bu ayeti ele alırken özellikle nimetin Allah’tan oluşuyla insan emeğini ve doğal sebepleri birbirine düşürmemek, insana teşekkür etmenin şirk olmadığını, sıkıntı anında duanın psikolojik ve dinî anlamını, duanın doktoru, tedbiri ve çalışmayı bırakmak anlamına gelmediğini, nimetin yalnız servet değil sağlık, güvenlik, bilgi ve ilişkiler gibi alanları da kapsadığını ve sıkıntının otomatik olarak ceza olmadığını dikkatle açıklamak gerekecektir.

Ve belki Nahl Suresi 52. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Gerçekten sahip olduğumuz şeylerin mutlak sahibi gibi mi davranıyoruz, yoksa bir gün elimizden çıkabileceğini biliyor muyuz? “Her şey Allah’ındır” diyerek başkasının hakkını mı küçümsüyoruz? Allah’tan başkasından korkmama sözünü gerçek tehlikelere karşı tedbirsizlik hâline mi getiriyoruz? İnsanlardan yardım almayı tevhide aykırı mı sanıyoruz? Din Allah’a aitken bir âlimi, grubu veya lideri dinin sahibi gibi mi görüyoruz? Ve en önemlisi, malımız, makamımız ve korkularımız geçiciyse, insanın gerçek özgürlüğü bunları reddetmekte değil, hiçbirini Allah’ın yerine koymadan doğru yerde tutabilmekte değil midir?

“Nahl 52, ‘Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur; sürekli kulluk O’na aittir. Hâlâ Allah’tan başkasından mı sakınıyorsunuz?’ buyurarak tevhidi mülkiyet, korku ve kulluk alanına taşır. Allah’ın mutlak sahipliği insanların hukuki mülkiyetini ortadan kaldırmaz; Allah’a kulluk da doktor, dost, aile veya kurumdan meşru yardım almayı engellemez. Ayetin büyük dersi şudur: Sahip ol ama sahip oldukların seni yönetmesin; insanlardan faydalan ama onları mutlaklaştırma; gerçek tehlikeden korun ama korkunu ahlaki köleliğe dönüştürme. Çünkü her şeyin nihai sahibi Allah’tır ve insanın gerçek kulluğu, geçici güçleri yerlerine koyup yalnız Allah’ı mutlak bilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt