📖 Nahl Suresi 61. Ayette “Allah İnsanları Zulümleri Sebebiyle Hemen Cezalandırsaydı Yeryüzünde Hiçbir Canlı Bırakmazdı; Fakat Onları Belirlenmiş

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,671
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 61. Ayette “Allah İnsanları Zulümleri Sebebiyle Hemen Cezalandırsaydı Yeryüzünde Hiçbir Canlı Bırakmazdı; Fakat Onları Belirlenmiş Bir Süreye Kadar Erteler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Nahl Suresi 60. ayette Allah’ın Azîz ve Hakîm, yani mutlak kudret ve hikmet sahibi olduğu bildirilmişti. 61. ayet bu kudretin neden insanın her yanlışında anında cezaya dönüşmediğini açıklar: ‘Eğer Allah insanları zulümleri sebebiyle hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirlenmiş bir süreye kadar erteler. Süreleri geldiğinde onu ne bir an geciktirebilir ne de öne alabilirler.’ Ayetin büyük mesajlarından biri şudur: Cezanın gecikmesi Allah’ın kötülüğü onayladığı anlamına gelmez; mühlet, insanın dönüş yapabilmesi için bir fırsat da olabilir. Ancak bu ayet her depremi, hastalığı veya felaketi insanların günahına verilmiş özel bir ceza ilan etmemize de izin vermez.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 61. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası şöyledir:

وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللَّهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِم مَّا تَرَكَ عَلَيْهَا مِن دَابَّةٍ وَلَٰكِن يُؤَخِّرُهُمْ إِلَىٰ أَجَلٍ مُّسَمًّى ۖ فَإِذَا جَاءَ أَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ

Okunuşu:

“Ve lev yuâhizullâhu’n-nâse bi-zulmihim mâ terake aleyhâ min dâbbetin ve lâkin yuahhiruhum ilâ ecelin musemmâ. Fe izâ câe eceluhum lâ yeste’hirûne sâaten ve lâ yestakdimûn.”

Genel anlamı:

“Eğer Allah insanları zulümleri sebebiyle hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirlenmiş bir süreye kadar erteler. Süreleri geldiğinde onu ne bir an geciktirebilir ne de öne alabilirler.”

Ayet insanın yaptığı yanlışla sonucu arasındaki zaman meselesini ele alır. İnsan bazen kötülük yapar ve hemen hiçbir sonuç görmez. Buradan:

“Demek ki sorun yok.”

sonucuna varabilir.

Kur’an ise gecikmiş hesabın iptal edilmiş hesap olmadığını hatırlatır.

2️⃣ “Allah İnsanları Zulümleri Sebebiyle Hemen Cezalandırsaydı” Ne Demektir ❓​

Ayette geçen “zulmihim”, insanların zulümleri, haksızlıkları ve yanlışları anlam alanına sahiptir.

Zulüm yalnız başkasını fiziksel olarak ezmek değildir. Kur’an dilinde kavram bağlama göre:

Haksızlık.

şirk.

hak ihlali.

insanın kendisine yaptığı kötülük.

gibi geniş anlamlara gelebilir.

Ayetin verdiği temel fikir şudur: İnsan kusursuz değildir. Eğer her yanlışın karşılığı anında ve en ağır biçimde verilseydi insanın yaşayarak öğrenmesi, pişman olması, tövbe etmesi ve davranışını düzeltmesi için geniş bir alan kalmazdı.

Bu nedenle Allah’ın hemen cezalandırmaması güçsüzlük değil, mühlet vermesidir.

3️⃣ Ayet “İnsanların Her Günahı Hemen Cezayı Hak Eder” mi Diyor ❓​

Ayet insanın günah ve haksızlık karşısındaki sorumluluğunu vurgular; fakat buradan her küçük hatanın ardından dünyada mutlaka fiziksel bir ceza gelmesi gerektiği sonucu çıkarılmaz.

İnsan:

Yanlış yapabilir.

pişman olabilir.

öğrenebilir.

telafi edebilir.

tövbe edebilir.

Kur’an’ın bütününde Allah yalnız cezalandıran değil, aynı zamanda:

Gafûr.

Rahîm.

Raûf.


olarak anlatılır.

Bu nedenle ilahî adalet ile ilahî rahmeti birbirinden koparmamak gerekir.

Mühlet, adaletin yokluğu değil; rahmetin adalet içinde açtığı dönüş alanı olabilir.

4️⃣ “Yeryüzünde Hiçbir Canlı Bırakmazdı” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“Mâ terake aleyhâ min dâbbeh.”

yani yaklaşık olarak:

“Onun üzerinde hiçbir canlı bırakmazdı.”

buyurulur.

Tefsirlerde bu ifadenin kapsamı hakkında farklı açıklamalar vardır. Bazı yorumlarda insanların günahlarının sonuçlarının yalnız kendileriyle sınırlı kalmayıp diğer canlıları ve hayat düzenini de etkileyebileceği vurgulanır. Bazı açıklamalar ise ifadenin ilahî cezalandırmanın kapsamının büyüklüğünü gösteren güçlü bir anlatım olduğunu belirtir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, ayeti:

“Her hayvanın başına gelen şey insan günahının cezasıdır.”

şeklinde mekanik bir formüle çevirmemektir.

Ayetin ana mesajı Allah’ın insanları her yanlışlarında anında topluca yok etmediğidir.

5️⃣ İnsanların Yanlışları Diğer Canlıları Gerçekten Etkileyebilir mi ❓​

Evet, bunun dünyevî ve gözlemlenebilir örnekleri vardır.

İnsan:

Ormanı yok eder.

Su kaynaklarını kirletir.

Denize zehirli atık bırakır.

Savaş çıkarır.

Ekosistemi bozar.

Bu durumda yalnız insanlar değil:

Hayvanlar.

bitkiler.

doğal yaşam.

da zarar görebilir.

Bu etkileri açıklamak için doğrudan:

“Allah özel ceza gönderdi.”

demeye gerek yoktur.

İnsan eylemlerinin doğal sonuçları vardır.

Ahlaki sorumluluk bazen yalnız yaptığımız şeyle değil, onun başka canlılara ulaşan sonuçlarıyla da ilgilidir.

6️⃣ Deprem veya Sel İnsanların Günahları Nedeniyle mi Olur ❓​

Belirli bir afet hakkında vahye dayanan özel bilgi olmadan:

“Bu deprem günahlar yüzünden oldu.”

“Bu sel Allah’ın şu insanlara cezasıdır.”


demek doğru değildir.

Depremlerin jeolojik sebepleri vardır.

Sellerin:

Yağış.

topografya.

altyapı.

şehirleşme.

gibi nedenleri olabilir.

Bu doğal sebepleri araştırmak Allah’ı inkâr etmek değildir.

Aksine insan:

Sağlam bina yapmalı.

risk haritası oluşturmalı.

erken uyarı sistemleri geliştirmeli.

gerekli önlemleri almalıdır.

Afet meydana geldiğinde ilk görev mağdurları suçlamak değil, insanları kurtarmaktır.

7️⃣ Bir Afette Ölen İnsanlar Günahkâr Oldukları İçin mi Ölmüştür ❓​

Böyle bir hüküm veremeyiz.

Bir depremde:

Çocuk.

yaşlı.

iyi insan.

kötü insan.

farklı inançlardan insanlar.

ölebilir.

Ölümün gerçekleşmesi kişinin Allah tarafından özel olarak cezalandırıldığına dair tek başına delil değildir.

Aynı şekilde afetten sağ kurtulan kişi de:

“Allah beni diğerlerinden daha çok seviyor.”

diyemez.

Hayatta kalmak otomatik ilahî üstünlük belgesi, ölmek de ilahî aşağılanma göstergesi değildir.

Böyle zamanlarda insanların acısını dinî hüküm dağıtarak ağırlaştırmamak gerekir.

8️⃣ İnsanların Günahı Yüzünden Masumların Etkilenmesi Adaletsizlik Değil midir ❓​

Dünya hayatında insanların eylemleri birbirlerini etkileyebilir.

Bir kişi:

Sarhoş araç kullanır.

Kazaya neden olur.

Masum biri zarar görebilir.

Bir yönetici kötü karar verir.

Milyonlarca insan ekonomik sonuç yaşayabilir.

Bir fabrika çevreyi kirletir.

Bölgedeki çocuklar etkilenebilir.

Burada zararın gerçekleşmesi, mağdurun suçlu olduğunu göstermez.

Tam tersine failin sorumluluğunu büyütebilir.

Bu nedenle kişisel sorumluluk ilkesini korumak gerekir:

Başkalarının eyleminden zarar görmek, o insanın o zararı hak ettiği anlamına gelmez.

9️⃣ Allah İnsanları Neden Hemen Cezalandırmıyor ❓​

Ayetin merkezindeki sorulardan biri budur.

Allah’ın insanlara zaman vermesi:

Düşünme.

tövbe.

değişme.

zararı telafi etme.

hakkı geri verme.

için fırsat oluşturabilir.

Bir insan bugün zalim olabilir.

Yarın gerçekten pişman olabilir.

Bir borcu yıllarca ödememiş olabilir.

Sonra hakkı sahibine verebilir.

Bir insan hayatını yanlış geçirmiş olabilir.

Sonra yönünü değiştirebilir.

Eğer hayatın her yanlışı anında nihai cezayla bitseydi bu dönüş imkânı bulunmazdı.

Uyarının varlığı bile dönüşün hâlâ mümkün olduğuna işaret edebilir.

🔟 Mühlet Verilmesi Allah’ın Yapılanlardan Razı Olduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Bir zalim:

Yıllarca güçlü olabilir.

Serveti artabilir.

Sağlığı yerinde olabilir.

Hukuktan kaçabilir.

Bundan:

“Demek Allah onu destekliyor.”

sonucu çıkarılamaz.

Aynı şekilde bir dürüst insanın sıkıntı yaşaması:

“Allah ondan razı değil.”

anlamına gelmez.

Gecikmiş sonuç = onay değildir.

İnsan bazen cezasız geçen zamanı masumiyet belgesi sanır.

Nahl 61 bu yanılgıyı ortadan kaldırır:

Mühlet var; fakat süre sonsuz değil.

1️⃣1️⃣ Zalimin Uzun Süre Güçlü Kalması İlâhî Adaletle Çelişir mi ❓​

Kur’an’ın ahiret öğretisi dikkate alındığında hayır.

Dünya bütün hesapların tamamen kapandığı yer değildir.

Bir insan:

Suç işler.

yakalanmaz.

ölür.

Eğer adalet yalnız dünya hukukundan ibaret olsaydı bazı dosyalar sonsuza kadar kapanmamış kalırdı.

Ahiret inancı:

“Nihai hesap henüz bitmedi.”

der.

Ancak bu inanç:

“Nasıl olsa ahirette hesap var, dünyada uğraşmayalım.”

anlamına gelmez.

Zulüm varsa:

Hukuk çalışır.

delil toplanır.

mağdur korunur.

haksızlık engellenmeye çalışılır.

Ahiret adaleti, dünya adaletinin bahanesi değil tamamlayıcı ufkudur.

1️⃣2️⃣ “Belirlenmiş Bir Süreye Kadar Erteler” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“İlâ ecelin musemmâ.”

yani:

“Belirlenmiş bir süreye kadar.”

ifadesi bulunur.

Ecel, belirlenmiş süre veya son sınır anlamına gelir.

Bağlamda insanların veya toplumların kendileri için belirlenen sürenin sonuna kadar mühlet görmeleri anlamı öne çıkar.

Bu süreyi bizim bilmemiz gerekmez.

İnsan:

Kendi ölüm tarihini.

bir toplumun ne zaman sona ereceğini.

dünyanın ne zaman biteceğini.

bu ayetten hesaplayamaz.

Ecel inancı tarih vermek için değil, insanın sınırlılığını hatırlatmak içindir.

1️⃣3️⃣ Her İnsanın Ölüm Saati Önceden Belirlenmiş midir ❓​

İslam inancında insan hayatının Allah’ın bilgisi ve takdiri dışında olmadığı kabul edilir. Ancak bunu insanın günlük hayatta:

“Ne yaparsam yapayım aynı anda ölürüm.”

şeklinde basit bir fatalizme çevirmemek gerekir.

İnsan açısından sebepler gerçektir.

Emniyet kemeri takmak hayat kurtarabilir.

Tedavi olmak yaşam süresini etkileyebilir.

Sigara sağlık riskini artırabilir.

Sağlıklı yaşam bazı riskleri azaltabilir.

Allah’ın bütün bunları bilmesi ve yaratılış düzenini kuşatması, insanın sebepleri kullanma sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Biz gaybı bilmiyoruz.

Bu yüzden görevimiz:

Tedbir almak ve hayatı korumaktır.

1️⃣4️⃣ “Ecel Geldiyse Doktor Bir Şey Yapamaz” Düşüncesi Doğru mudur ❓​

Bu söz bazen doğru bir teslimiyet ifadesi olarak kullanılabilir; fakat tedaviyi bırakma gerekçesine dönüştürülmemelidir.

Hasta olduğunda:

Doktora gidersin.

tedavi olursun.

ilaç kullanırsın.

gerekiyorsa ameliyat olursun.

Çünkü hangi tedavinin hayatının devamına vesile olacağını bilmiyorsun.

“Ecelim geldiyse ölürüm.”

deyip doktora gitmemek, bilinmeyen eceli biliniyormuş gibi davranmak olur.

Tevekkül:

Sonucun tamamen elimizde olmadığını kabul etmek, fakat elimizde olan doğru sebepleri kullanmaktır.

1️⃣5️⃣ “Ne Bir An Gecikir Ne de Öne Alınır” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda:

“Lâ yeste’hirûne sâaten ve lâ yestakdimûn.”

buyurulur.

Yani belirlenen süre geldiğinde:

Ne geri bırakabilirler ne de öne alabilirler.

Buradaki “sâaten” ifadesini modern anlamda tam altmış dakikalık kronometre birimi şeklinde okumak gerekmeyebilir. Arapçada kelime bir zaman dilimi veya kısa süre anlamında da kullanılabilir.

Ana mesaj nettir:

Allah’ın belirlediği nihai sınır insanın kontrolünde değildir.

İnsan zaman kazanabilir.

Tedavi olabilir.

risk azaltabilir.

Ama ölümsüzlüğü garanti edemez.

1️⃣6️⃣ Ecel İnancı İnsanı Korkuya mı, Sorumluluğa mı Götürmelidir ❓​

Sağlıklı biçimde anlaşıldığında sorumluluğa.

İnsan:

“Bir gün öleceğim.”

gerçeğini bilir.

Bu bilgi onu:

Her sabah panikle uyanmaya.

her belirtide ölüm beklemeye.

hayatı bırakmaya.

götürmemelidir.

Daha sağlıklı sonuç şudur:

Zamanım sınırlıysa önemli olanı ertelemeyeyim.

Sevdiğim insana sevgimi söyleyeyim.

Borçlarımı düzenleyeyim.

Hakkını yediğim biri varsa düzeltmeye çalışayım.

Hayatımı yalnız anlamsız kavgalarla tüketmeyeyim.

Ölüm bilinci hayatı küçültmek yerine hayatı ciddiye almayı sağlayabilir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Takıntılı Ölüm Korkusu Yaşayan Bir İnsan İçin Nasıl Okunmalıdır ❓​

Ayet:

“Her an sana ceza gelecek, sürekli kork.”

demiyor.

Böyle bir okuma özellikle yoğun kaygı veya obsesif düşünce yaşayan insanı gereksiz yere zorlayabilir.

İstenmeyen düşünceler:

Günah değildir.

Her tesadüf:

Ölüm işareti değildir.

Her hastalık belirtisi:

Allah’ın özel uyarısı değildir.

Her kötü haber:

Kişiye yönelik ilahî mesaj değildir.

İnsan gerekli sağlık kontrolünü yaptırır ve hayatına devam eder.

Takva, sürekli felaket bekleme hâli değildir.

Nahl 61’in amacı ahlaki sorumluluk üretmektir; ruhsal paniği büyütmek değil.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 60 ve 61. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Nahl 60’ta Allah:

Azîz ve Hakîm

olarak tanıtılmıştı.

Yani mutlak kudret ve hikmet sahibidir.

Nahl 61’de bu kudretin neden insanın her yanlışında anında yok edici cezaya dönüşmediği gösterilir:

Allah mühlet verir.

Böylece kudret ile rahmet ve hikmet arasında güçlü bir bağlantı kurulur.

Allah’ın hemen cezalandırmaması:

Aciz olduğu için değildir.

Görmediği için değildir.

Bilmediği için değildir.

Mühlet vermesi, hikmet ve rahmet çerçevesinde anlaşılır.

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 62. ayette, insanların kendilerinin hoşlanmadığı şeyleri Allah’a isnat ettikleri, dillerinin ise kendilerine en güzel sonucun ait olduğu yalanını söylediği bildirilecek ve onların ateşle karşılaşacakları vurgulanacaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle insanın kendisine istemediğini Allah’a isnat etmesi, dinî kibir, kişinin yalnız kimliğine güvenerek kesin kurtuluş iddiasında bulunması, cennet konusunda Allah adına garanti dağıtmamak, ahiret hükmünün Allah’a ait olması ve ağır azap ifadelerinin insanlara şiddet yetkisi vermemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Nahl Suresi 61. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Nahl Suresi 61. ayetin en güçlü mesajlarından biri şudur:

Allah’ın hemen cezalandırmaması, Allah’ın görmediği veya yapılanı onayladığı anlamına gelmez.

İnsan bunu çok kolay karıştırabilir.

Bir kişi yıllarca haksızlık yapıyor.

İşi büyüyor.

Parası artıyor.

Hiçbir şey olmuyor.

Sonra:

“Demek ki yaptığım o kadar da yanlış değil.”

diyor.

Hayır.

Dünyevî rahatlık, ahlaki doğruluk belgesi değildir.

İnsan mahkemesinden kaçabilmek de ilahî hesaptan kurtulmuş olmak anlamına gelmez.

Mühlet ile beraat aynı şey değildir.

Nahl 61’in başka önemli mesajı Allah’ın insanı dönüş şansı olmadan anında yok etmemesidir.

İnsan hatalıdır.

Bazen ağır hata yapar.

Ama aynı insan değişebilir.

Bir zamanlar:

Kibirli.

zalim.

bencil.

olabilir.

Sonra yaşadığı bir olay, öğrendiği bir gerçek veya içsel bir muhasebe onu değiştirebilir.

Allah’ın verdiği zamanın değeri tam burada ortaya çıkar.

Bugün hayattaysan:

Dün yaptığın yanlışın mahkûmu olarak kalmak zorunda değilsin.

Yanlışı kabul edebilirsin.

Özür dileyebilirsin.

borcunu ödeyebilirsin.

haksız kazancı iade etmeye çalışabilirsin.

davranışını değiştirebilirsin.

Mühlet yalnız cezanın ertelenmesi değil, dönüş için verilmiş zaman olarak da okunabilir.

Nahl 61’in başka önemli mesajı tövbenin sonuçlardan kaçma hilesi olmamasıdır.

Bir insan başkasının parasını aldı.

Sonra:

“Allah’a tövbe ettim.”

dedi.

Bu çok önemli olabilir.

Ama para hâlâ başkasındansa kul hakkı meselesi bitmiş olmayabilir.

İnsan mümkünse:

Hakkı geri verir.

zararı telafi eder.

Tövbe, insanın Allah’la ilişkisini düzeltirken başkasının hakkını sihirli biçimde ortadan kaldırmaz.

Aynı şekilde suçun hukuki sonucu varsa samimi tövbe her zaman dünyevî hukuki sorumluluğu otomatik olarak kaldırmaz.

Manevî dönüş ile dünyevî hesap birbirinden ayrılabilir.

Nahl 61’in başka önemli mesajı cezanın gecikmesini zalim için güvence, mazlum için umutsuzluk hâline getirmemektir.

Mazlum bazen:

“Bu insan yıllardır herkese zulmediyor, hiçbir şey olmuyor.”

diyebilir.

Bu çok ağır bir duygudur.

Ayet ona:

“Gecikme, unutulma değildir.”

der.

Fakat aynı zamanda mazluma:

“Otur, hiçbir şey yapma.”

demez.

Gerekirse:

Hukuki yardım al.

güvenli yere geç.

delilleri koru.

destek iste.

hakkını ara.

İlâhî adalet inancı insanın dünyevî adalet arayışını iptal etmemelidir.

Allah’a bırakmak, insanın yapabileceği doğru şeyleri bırakmak anlamına gelmez.

Nahl 61’in başka büyük mesajı afetleri kolayca ilahî cezaya çevirmemektir.

Bir deprem oldu.

Birileri hemen:

“Bunlar günahkârdı.”

diyor.

Peki depremde ölen çocuk?

Peki aynı şehirde yaşayan dürüst insanlar?

Peki başka yerde aynı davranışları yapan ama hiçbir afet yaşamayanlar?

Bu sorular bile böyle kolay hükümlerin ne kadar problemli olduğunu gösterir.

Kur’an geçmiş toplumlar hakkında belirli olayların ilahî azap olduğunu vahiy yoluyla bildirebilir.

Biz ise her modern afette böyle bir vahye sahip değiliz.

Bu nedenle en doğru davranış:

İnsanları kurtarmak.

Bilimsel nedeni araştırmak.

İhmali varsa tespit etmek.

Gelecekte zararı azaltmak.


olmalıdır.

Felaket anı, mağdura günah listesi çıkarma zamanı değildir.

Nahl 61’in başka önemli mesajı doğal sebep ile ilahî yaratmayı karşı karşıya koymamaktır.

Bir deprem:

Fay hareketi nedeniyle olur.

Bir enfeksiyon:

Mikroorganizma nedeniyle oluşur.

Bir sel:

Aşırı yağış ve kötü altyapıyla ağırlaşabilir.

Bunları açıklamak:

“Allah’ın hiçbir ilgisi yok.”

demek zorunda değildir.

Mümin açısından doğal düzen de yaratılmıştır.

Bu nedenle bilim:

Sebebi araştırır.

Mühendis:

Çözüm üretir.

Doktor:

Tedavi eder.

Dinî düşünce ise insanın daha geniş anlam ve sorumluluk sorularını değerlendirebilir.

Sebep bulmak tevhidin düşmanı değildir.

Nahl 61’in başka önemli mesajı insan ihmalini kader sözüyle kapatmamaktır.

Bir bina yönetmeliğe aykırı yapıldı.

Çöktü.

“Ecelmiş.”

deyip mühendislik ve denetim sorumluluğunu kapatamayız.

Ecel inancı:

İnsan ihmali yoktur.

demek değildir.

Bir şoför aşırı hız yaptı.

Kaza oldu.

“Kader.”

demek sürücünün sorumluluğunu otomatik olarak silmez.

İslamî kader anlayışını insanın kendi hatasını gizlemek için kullanmak yanlış olur.

Kader, soruşturma dosyasını kapatmaz.

Bu cümle Nahl 61’i modern hayatta anlamanın en önemli ölçülerinden biridir.

Nahl 61’in başka önemli mesajı güvenlik tedbirlerinin ecele karşı gelmek olmadığını anlamaktır.

Emniyet kemeri takıyorsun.

Bu:

Allah’a meydan okumak değildir.

Depreme dayanıklı bina yapıyorsun.

Bu:

“Allah’ın takdirini engelleyeceğim.”

demek değildir.

Aşı oluyorsun.

Tedavi görüyorsun.

Yangın alarmı kuruyorsun.

Bunların tamamı insanın kendisine verilen aklı kullanmasıdır.

Biz hangi sebebin hayatımızın devamına vesile olacağını bilmediğimiz için tedbiri bırakmayız.

Tevekkül:

Tedbirsizliğin dinî adı değildir.

Nahl 61’in başka önemli mesajı ecel bilgisini fal ve hesap sistemine dönüştürmemektir.

İnsan:

Doğum tarihinden.

burçtan.

sayılardan.

rüyadan.

el çizgisinden.

kendi ölüm gününü çıkaramaz.

Kur’an bize ecelin varlığını bildirir; takvimini vermez.

Bu nedenle:

“Şu işareti gördüm, yakında öleceğim.”

gibi korkular dinî bilgi değildir.

Aynı şekilde bir başkası hakkında:

“Onun eceli yaklaştı.”

diye delilsiz kesin konuşmak da doğru değildir.

Gayb hakkında bilmediğimiz şeyi bilmiş gibi davranmamalıyız.

Nahl 61’in başka önemli mesajı insanın zamanını değerli kullanmasıdır.

Ayet:

Belirlenmiş sürenin bir noktada biteceğini söylüyor.

İnsan bu gerçeği yalnız mezarlıkta düşünmemelidir.

Hayatta ertelediğimiz çok şey vardır.

“Bir gün ararım.”

“Bir gün özür dilerim.”

“Bir gün kendime bakarım.”

“Bir gün ailemle vakit geçiririm.”


Ama hayat sürekli:

“Bir gün.”

diye ertelenirse gerçek gün hiç gelmeyebilir.

Ecel bilinci:

Bugün ölürüm diye paniğe kapıl.

değil,

Önemli olanı sonsuza kadar erteleme.

mesajına dönüşebilir.

Nahl 61’in başka önemli mesajı başkasının ölümünü ilahî hüküm belgesi yapmamaktır.

Bir insan genç yaşta öldü.

“Demek Allah onu sevmedi.”

denemez.

Başka biri yüz yaşına kadar yaşadı.

“Demek Allah ondan razıydı.”

denemez.

Uzun yaşam:

İlâhî onayın otomatik kanıtı değildir.

Erken ölüm:

İlâhî gazabın otomatik kanıtı değildir.

İyi insanlar da genç ölebilir.

Zalim insanlar da uzun yaşayabilir.

Hayat süresi ile ahlaki değer arasında mekanik eşitlik yoktur.

Nahl 61’in başka önemli mesajı toplumların da sonsuz olmadığını hatırlatmaktır.

Devletler kuruluyor.

İmparatorluklar büyüyor.

Sonra değişiyor.

Şirketler kuruluyor.

Bir dönem dünyanın en büyükleri oluyor.

Sonra kaybolabiliyor.

Bu tarihsel gerçek insana:

“Biz sonsuza kadar buradayız.”

kibrinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterir.

Ancak belirli bir devletin veya medeniyetin çöküşünü:

“Allah kesin şu günahtan dolayı yıktı.”

diye ilan etmek yine bilgi sınırımızı aşabilir.

Tarihsel süreçlerin:

Ekonomik.

askerî.

siyasi.

demografik.

çok sayıda sebebi olabilir.

Tarih analizi ile Allah adına özel hüküm vermek aynı şey değildir.

Nahl 61’in başka önemli mesajı insanın yaşadığı her rahatlığı mühlet olarak görüp paranoyaya kapılmamasıdır.

Bir kişi:

“Hayatım iyi gidiyor; acaba Allah beni cezalandırmak için mi bekliyor?”

diye sürekli korkabilir.

Ayetin amacı bu değildir.

Nimet varsa:

Şükret.

doğru kullan.

hayatını yaşa.

Yanlışın varsa:

Düzeltmeye çalış.

Ama her güzel günü yaklaşan felaketin sessizliği gibi görmek sağlıklı değildir.

Mühlet öğretisi, ahlaki kibri kırmak içindir; huzuru yok etmek için değil.

Nahl 61’in başka önemli mesajı Allah’ın rahmetini suistimal etmemektir.

Bir insan:

“Allah hemen cezalandırmıyor, demek devam edebilirim.”

diyebilir.

Bu, mühleti yanlış okumaktır.

Bir borcun var.

Ödeyebildiğin hâlde yıllardır ödemiyorsun.

Karşı taraf ses çıkarmıyor.

Bu onun hakkından vazgeçtiği anlamına gelmeyebilir.

Benzer şekilde Allah’ın mühleti:

“Sorun yok.”

demek değildir.

Tam tersine:

“Hâlâ dönmek için zamanın var.”

mesajı taşıyabilir.

Rahmeti sorumsuzluk ruhsatına çevirmemek gerekir.

Nahl 61’in başka önemli mesajı adalet arzusunu sadizme çevirmemektir.

Bir zalimin hesap vermesini istemek doğaldır.

Ama onun:

Çocuğunun acı çekmesini.

ailesinin felaket yaşamasını.

masum insanların zarar görmesini.

istemek adalet değildir.

Allah’ın adaleti kişisel intikam duygumuzla aynı değildir.

Biz:

Suçlu olanın adil biçimde hesap vermesini isteyebiliriz.

Ama suçsuzları onun üzerinden cezalandırmak istememeliyiz.

Adalet, öfkenin istediği her acı değildir.

Nahl 61’in başka önemli mesajı insanın kendi yanlışına da aynı gözle bakmasıdır.

Ayet yalnız:

“Zalim diktatörler.”

için okunursa kolaydır.

Peki biz?

Birinin hakkını geciktirdik mi?

Haksız söz söyledik mi?

Güçsüz olduğu için birini ezdik mi?

Borcu unuttuk mu?

Özür dilememiz gereken biri var mı?

Allah’ın mühlet vermesi başkaları kadar bizim için de geçerlidir.

Ayetin aynasını sürekli dışarıya tutarsak kendimizi hiç görmeyebiliriz.

Gerçek tefekkür:

“Bu ayetin bende düzelteceği ne var?”

sorusuyla başlar.

Nahl 61’in başka önemli mesajı bugün elimizde olan zamanı rahmet olarak görebilmektir.

Henüz hayattasın.

Demek ki:

Bir şeyi düzeltebilirsin.

Birine teşekkür edebilirsin.

Bir hakkı verebilirsin.

Bir kötü alışkanlığı bırakmaya başlayabilirsin.

Bir ilişkiyi daha dürüst hâle getirebilirsin.

Geçmiş değişmez.

Ama bugün vereceğin karar geleceğin yönünü değiştirebilir.

Bu anlamda ayetin mühlet mesajı yalnız korkutucu değil, son derece umut vericidir.

Süre henüz bitmemişse dönüş imkânı da henüz tamamen kapanmış değildir.

Nahl Suresi 61. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Eğer Allah insanları zulümleri sebebiyle hemen cezalandırsaydı yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı; fakat onları belirlenmiş bir süreye kadar erteler. Süreleri geldiğinde onu ne geciktirebilir ne de öne alabilirler” ifadesi, insanın kusurlarına rağmen kendisine zaman verildiğini ve bu zamanın sorumsuzluk değil dönüş fırsatı olduğunu hatırlatır. Ayet her felaketi günah cezası ilan etmeye, ecel inancını tedbirsizlik bahanesi yapmaya veya insan ihmalini kader sözüyle örtmeye izin vermez. Büyük mesaj şudur: Cezanın gecikmesini onay sanma, verilen zamanı tövbe ve düzeltme fırsatı bil; fakat yaşadığın her sıkıntıyı da ilahî ceza sayma. Doktora git, güvenlik tedbirini al, adaleti ara ve insan sorumluluğunu yerine getir. Çünkü ecelin varlığı hayatı boş bırakmanın değil, elindeki zamanı daha bilinçli ve adaletli kullanmanın sebebidir.”

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 62. ayette, insanların kendilerinin hoşlanmadıkları şeyleri Allah’a isnat ettikleri, buna rağmen dillerinin kendilerine “en güzel sonucun” ait olduğu yalanını söylediği bildirilecek ve ağır bir ahiret uyarısı yapılacaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle kendine layık görmediğini Allah’a yakıştırma çelişkisi, dinî kimliği otomatik kurtuluş garantisi saymamak, cennet hakkında Allah adına kesin teminat dağıtmamak, “biz seçilmişiz, sonuç kesin bizim” kibrinin tehlikesi, cehennem tehdidini insan şiddetine gerekçe yapmamak ve kişinin nihai ahiret hükmünün Allah’a ait olduğunu dikkatle açıklamak gerekecektir.

Ve belki Nahl Suresi 61. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Başımıza hemen bir sonuç gelmediğinde yaptığımız yanlışın doğru olduğunu mu sanıyoruz? Allah’ın verdiği zamanı daha fazla haksızlık yapmak için mi, yoksa hatayı düzeltmek için mi kullanıyoruz? Deprem ve hastalık yaşayan insanlara kolayca “Allah’ın cezası” derken kendi bilgi sınırımızı unutuyor muyuz? “Ecel” diyerek tedaviyi, emniyet kemerini, sağlam binayı veya insan ihmalinin araştırılmasını mı küçümsüyoruz? Ve en önemlisi, hayatımızın süresinin sınırlı olduğunu gerçekten biliyorsak, hâlâ düzeltebileceğimiz hakları ve ilişkileri neden sürekli yarına erteliyoruz?

“Nahl 61, ‘Allah insanları zulümleri sebebiyle hemen cezalandırsaydı yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı; fakat onları belirlenmiş bir süreye kadar erteler’ buyurarak insanın yaşadığı her yeni günü aynı zamanda bir mühlet ve dönüş imkânı olarak görmesini öğretir. Mühlet ilahî onay, ecel tedbirsizlik bahanesi, afet de otomatik günah cezası değildir. Ayetin büyük dersi şudur: Yanlışının hemen karşılığını görmediğin için kibirlenme; fakat her acıyı da Allah’ın özel cezası ilan etme. Tedbirini al, hakkı sahibine ver, insan ihmalini araştır, tövbeyi davranışla destekle ve elindeki zamanı küçümseme. Çünkü süre verilmiş olması hesabın kaldırıldığı değil, henüz düzeltebilmek için fırsat bulunduğu anlamına gelir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt