📖 Nahl Suresi 101. Ayette “Bir Ayetin Yerine Başka Bir Ayet Getirdiğimizde ‘Sen Ancak Uyduruyorsun’ Derler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,670
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 101. Ayette “Bir Ayetin Yerine Başka Bir Ayet Getirdiğimizde ‘Sen Ancak Uyduruyorsun’ Derler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsan bazen değişen hükmü çelişki zanneder; oysa hikmet, her şeyin aynı kalmasında değil, doğru zamanda doğru ölçünün verilmesinde de ortaya çıkabilir. Allah kullarının hangi şartlardan geçtiğini, hangi hükmün ne zaman gerekli olduğunu ve vahyin insanı nasıl eğittiğini en iyi bilendir. İman, anlamadığı her şeyi reddetmek değil; anlamak için samimiyetle düşünmeyi öğrenmektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 101. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

Nahl Suresi'nin 101. ayeti, vahyin Allah tarafından indirildiğini, bazı ilahi hükümlerin Allah'ın hikmeti doğrultusunda başka hükümlerle değiştirilmesinin mümkün olduğunu ve inkârcıların bu durumu Hz. Muhammed'e karşı bir suçlama konusu hâline getirdiklerini anlatmaktadır.

Ayetin anlamı şöyledir:

“Biz bir ayetin yerine başka bir ayet getirdiğimiz zaman —Allah ne indirdiğini çok iyi bilir— onlar, ‘Sen ancak uyduruyorsun’ derler. Hayır, onların çoğu bilmezler.”
Nahl Suresi, 16:101
Ayetin merkezinde iki farklı bakış bulunmaktadır.

Bir tarafta Allah'ın vahyi hangi zamanda, hangi içerikle ve hangi hikmetle indireceğini bilmesi vardır.

Diğer tarafta ise vahyin bu sürecini anlamayan veya kabul etmek istemeyen insanların Hz. Muhammed'i uydurmakla suçlamaları bulunmaktadır.

Ayet bu suçlamaya açık bir cevap verir:

Vahyin sahibi Peygamber değil, Allah'tır.

Dolayısıyla bir hükmün değiştirilmesi veya farklı bir aşamada başka bir hüküm indirilmesi, Peygamber'in kendi düşüncesini değiştirmesi anlamına gelmez.

Allah neyi, ne zaman ve hangi hikmetle indirdiğini en iyi bilendir.

2️⃣ “Bir Ayetin Yerine Başka Bir Ayet Getirmek” Ne Demektir ❓​

Bu ifade İslam düşüncesinde özellikle nesih kavramıyla ilişkilendirilmiştir.

Nesih, en genel anlamıyla daha önce bildirilmiş bir dinî hükmün Allah'ın iradesiyle daha sonra gelen başka bir hükümle değiştirilmesi veya uygulama süresinin sona erdirilmesidir.

Burada önemli olan şudur:

Bir hükmü değiştiren de ilk hükmü indiren de Allah'tır.

Dolayısıyla ortada insanın kendi kafasına göre dini değiştirmesi söz konusu değildir.

Allah insanın ve toplumun şartlarını bilir.

Vahyin hangi aşamada hangi hükmü getireceğini de bilir.

Bu nedenle bazı hükümler insanları aşamalı biçimde eğiten bir süreç içerisinde indirilebilir.

Değişiklik, Allah'ın sonradan bilmediği bir şeyi öğrenmesi anlamına gelmez; insan için belirlenmiş ilahi sürecin farklı aşamalarının ortaya çıkması anlamına gelir.

3️⃣ Nesih Nedir ❓​

Nesih, İslam ilim geleneğinde üzerinde uzun biçimde durulmuş önemli bir kavramdır.

Genel olarak önceki bir hükmün daha sonra gelen vahiy ile uygulamadan kaldırılması veya başka bir hükümle değiştirilmesi şeklinde açıklanır.

Ancak hangi ayetlerin gerçekten neshedilmiş olduğu konusunda âlimler arasında farklı görüşler bulunmuştur.

Bazı âlimler daha geniş bir nesih anlayışı benimserken bazıları neshedilmiş kabul edilen ayetlerin sayısını oldukça sınırlı tutmuştur.

Bu farklılık önemli bir noktayı göstermektedir:

Nesih kavramının varlığı ile hangi ayetlerin neshedildiğinin belirlenmesi aynı mesele değildir.

Nahl Suresi'nin 101. ayeti ise vahyin hüküm koyma yetkisinin Allah'a ait olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

İnsanların görevi, ilahi hükmün hikmetini anlamaya çalışmaktır.

4️⃣ Allah Bir Hükmü Neden Değiştirir ❓​

İlk bakışta insan şöyle sorabilir:

“Allah doğru hükmü en baştan vermiyor muydu?”

Elbette Allah neyin doğru olduğunu başlangıçtan itibaren bilir.

Buradaki mesele Allah'ın bilgisinin değişmesi değil, insanlara uygulanacak hükümlerin belirli bir eğitim ve imtihan süreci içerisinde verilmesidir.

Örneğin bir öğretmen öğrencisine ilk gün üniversite seviyesinde bir konuyu anlatmaz.

Önce temel bilgileri öğretir.

Ardından aşamalı biçimde daha ileri konulara geçer.

Öğretmenin bilgisi değişmemiştir.

Değişen, öğrencinin eğitim aşamasıdır.

İlahi hükümlerdeki aşamalılık da buna benzer şekilde düşünülebilir.

Elbette Allah'ın vahyi insan eğitiminden çok daha büyük ve kusursuz bir hikmete dayanır.

Allah kullarının durumunu bilir ve hükmü kendi hikmetiyle belirler.

5️⃣ Hükümlerin Değişmesi Kur’an’da Çelişki Olduğu Anlamına Gelir Mi ❓​

Hayır.

Bir hükmün belirli bir dönem için geçerli olup daha sonra başka bir hükümle değiştirilmesi, mantıksal olarak çelişki olmak zorunda değildir.

Çelişki, aynı şartlarda aynı anda iki zıt şeyin doğru kabul edilmesidir.

Fakat zaman, şart veya ilahi hükmün uygulama aşaması değişiyorsa durum farklıdır.

Örneğin doktor hastasına ilk hafta belirli bir ilaç verir.

Bir süre sonra tedavinin başka aşamasına geçildiğinde ilacı değiştirebilir.

İki talimatın farklı olması doktorun mutlaka çeliştiği anlamına gelmez.

Farklı zamanlarda farklı hükümler bulunması, tek başına çelişki değildir.

Nahl Suresi'nin 101. ayeti de Allah'ın ne indirdiğini en iyi bildiğini özellikle vurgulamaktadır.

Yani değişiklik kontrolsüz veya bilgisizce yapılmış değildir.

İlahi hikmet içerisinde gerçekleşmektedir.

6️⃣ Allah’ın “Ne İndirdiğini En İyi Bilmesi” Neden Vurgulanmıştır ❓​

Bu ifade ayetin merkezindeki en önemli cümlelerden biridir.

İnsanlar dışarıdan baktıklarında bir hükmün neden değiştiğini anlamayabilirler.

Fakat Allah insanın bilemediği bütün şartları bilir.

Toplumun durumunu bilir.

İnsanların ihtiyaçlarını bilir.

Geleceği bilir.

Vahyin hangi aşamada hangi sonucu doğuracağını bilir.

Bu nedenle ayette:

“Allah ne indirdiğini çok iyi bilir.”

anlamındaki vurgu yer almaktadır.

Bu ifade insanın ilahi vahye yaklaşırken tevazu taşıması gerektiğini öğretir.

İnsan her şeyi anlamadığı için ilahi hükmün anlamsız olduğu sonucuna hemen varmamalıdır.

Önce araştırmalı, düşünmeli ve vahyin bütünlüğüne bakmalıdır.

7️⃣ İnkârcılar Neden Hz. Muhammed’e “Sen Uyduruyorsun” Dediler ❓​

Hz. Muhammed'e karşı çıkan bazı insanlar, vahyin Allah'tan geldiğini kabul etmiyorlardı.

Bu nedenle bir hüküm veya ayetin yerine başka bir hüküm geldiğinde bunu şöyle yorumladılar:

“Demek ki söylediklerini kendisi oluşturuyor.”

Onların düşüncesine göre eğer vahiy gerçekten Allah'tan olsaydı hiçbir değişiklik olmaması gerekiyordu.

Ayet ise bu anlayışı reddetmektedir.

Değişiklik, vahyin insan tarafından uydurulduğunu değil, Allah'ın vahiy üzerindeki mutlak yetkisini göstermektedir.

Peygamber kendisine bildirilen vahyi insanlara iletir.

Hükmün kaynağı kendisi değildir.

Bu nedenle suçlama temelden yanlıştır.

Peygamber vahyin sahibi değil, tebliğcisidir.

8️⃣ Hz. Muhammed Kur’an’a Kendi Sözlerini Ekleyebilir Miydi ❓​

Kur'an'ın kendi anlatımına göre Hz. Muhammed'in görevi vahyi insanlara iletmektir.

O, Kur'an'ın yazarı değildir.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Eğer Peygamber Kur'an'ı kendi düşüncesine göre oluşturuyor olsaydı, vahyin kendisine yönelik uyarılar içermesi de oldukça dikkat çekici olurdu.

Kur'an'ın çeşitli bölümlerinde Hz. Muhammed'e yönelik yönlendirmeler ve uyarılar bulunmaktadır.

Bu durum vahyin Peygamber'in kişisel iradesinden bağımsız olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

Peygamber vahyi üretmez; kendisine bildirilen vahye uyar.

Nahl Suresi'nin 101. ayetinde yapılan “uyduruyorsun” suçlamasının reddedilmesi de bu temel anlayışla bağlantılıdır.

9️⃣ Dinî Hükümlerde Aşamalılık Neden Önemlidir ❓​

İnsan alışkanlıklarını bir anda değiştirmekte zorlanabilir.

Özellikle toplumun yüzyıllardır benimsediği davranışların dönüşümü zaman alabilir.

Bu nedenle bazı dinî düzenlemelerde aşamalı bir eğitim yönteminin bulunması hikmet açısından anlaşılabilir.

En çok verilen örneklerden biri içkinin yasaklanma sürecidir.

Toplumda yaygın bir alışkanlık olan içki konusunda hükümler aşamalı biçimde gelmiş ve sonunda kesin yasak ortaya konmuştur.

Burada amaç haramı meşru görmek değildir.

Ama insan ve toplumun eğitimi belirli aşamalar içerisinde gerçekleşmiştir.

İlahi eğitim yalnızca hüküm koymaz; insanı o hükmü yaşamaya da hazırlar.

Bu açıdan aşamalılık, zayıflık değil, hikmetli bir eğitim yöntemi olarak anlaşılabilir.

🔟 Nesih Allah’ın Fikrini Değiştirmesi Anlamına Gelir Mi ❓​

Hayır.

Bu son derece önemli bir ayrımdır.

İnsan kararını değiştirdiğinde çoğu zaman yeni bilgi öğrenmiş olabilir.

“Böyle olduğunu bilmiyordum, şimdi fikrimi değiştirdim.”

diyebilir.

Allah için böyle bir durum düşünülemez.

Allah geçmişi, bugünü ve geleceği bilir.

Dolayısıyla nesih, Allah'ın sonradan yeni bir bilgi öğrenmesi nedeniyle karar değiştirmesi değildir.

İlk hükmün ne kadar süre uygulanacağını da sonraki hükmün ne zaman geleceğini de Allah bilir.

Değişen Allah'ın bilgisi değil, kullara uygulanan hükmün aşamasıdır.

Bu nedenle nesih kavramını insanın fikir değiştirmesiyle aynı şey gibi değerlendirmek doğru değildir.

1️⃣1️⃣ Her Farklı Ayet Birbirini Nesheder Mi ❓​

Hayır.

Kur'an'da iki ayetin farklı konuları ele alması veya farklı ifadeler kullanması, birinin diğerini neshettiği anlamına gelmez.

Nesih iddiasında bulunmak ciddi bir ilmî değerlendirme gerektirir.

Ayetlerin bağlamına bakılmalıdır.

Hükümlerin aynı konuya ilişkin olup olmadığı incelenmelidir.

Hangisinin daha sonra indirildiği bilinmelidir.

İki hükmün birlikte uygulanmasının mümkün olup olmadığı değerlendirilmelidir.

Her farklılık nesih değildir.

Bazı ayetler genel, bazıları özel olabilir.

Bazıları belirli şartlardan bahsedebilir.

Bazıları başka bir hükmü açıklayabilir.

Bu nedenle Kur'an'ı anlamada aceleci sonuçlara varılmamalıdır.

Bir ayeti diğerine karşı koymak yerine, önce aralarındaki ilişkiyi anlamaya çalışmak gerekir.

1️⃣2️⃣ Kur’an’daki Hükümlerin Hikmetini Her Zaman Tam Olarak Bilebilir Miyiz ❓​

Hayır.

İnsan bazı hükümlerin hikmetlerini anlayabilir.

Bazılarının bir bölümünü kavrayabilir.

Bazı konularda ise bilgisi sınırlı kalabilir.

Bu insan olmanın doğal sonucudur.

İnsanın anlamaması, mutlaka anlamsızlık olduğu anlamına gelmez.

Bir çocuk doktorun neden acı bir ilaç verdiğini anlayamayabilir.

Fakat doktor tedavinin bütününü biliyor olabilir.

Elbette bu örnek Allah'ın bilgisiyle insan bilgisini eşitlemek için değil, bilgi seviyeleri arasındaki farkı düşünmek içindir.

Allah'ın bilgisi eksiksizdir.

İnsanın bilgisi ise sınırlıdır.

Bu nedenle iman, aklı terk etmek değildir.

Aklını kullanırken kendi sınırlarını da bilmektir.

1️⃣3️⃣ Kur’an’ı Anlamak İçin Ayetlerin Bağlamı Neden Önemlidir ❓​

Bir cümle bulunduğu bağlamdan koparıldığında farklı anlamlar kazanabilir.

Kur'an ayetlerini anlamaya çalışırken de öncesi, sonrası ve genel Kur'an bütünlüğü önemlidir.

Nahl Suresi'nin 101. ayeti bunun güzel örneklerinden biridir.

Önceki ayetlerde şeytandan Allah'a sığınma, iman ve tevekkül konuları anlatılmıştır.

101. ayette ise vahyin kaynağı ve ayetlerin değiştirilmesi konusundaki suçlamalar ele alınmaktadır.

Sonraki ayetlerde ise vahyin Rûhu'l-Kudüs tarafından Allah'tan hak olarak indirildiği açıklanacaktır.

Bu nedenle ayeti tek başına değil, bulunduğu bölümle birlikte okumak anlamı daha açık hâle getirir.

Kur’an’ı anlamak yalnızca kelimeleri okumak değil, mesajın bütünlüğünü görmeye çalışmaktır.

1️⃣4️⃣ Din Hakkında Soru Sormak Yanlış Mıdır ❓​

Hayır.

İnsan anlamadığı bir konuda soru sorabilir.

“Neden böyle?”

“Bu hükmün hikmeti nedir?”

“Bu iki ayet arasındaki ilişki nasıl açıklanır?”

Bunlar bilgi arayışının doğal sorularıdır.

Sorun soru sormak değildir.

Sorun bazen cevabı araştırmadan önce hüküm vermektir.

Bir insan anlamadığı her şeyi hemen “Bu yanlıştır” diyerek reddederse öğrenme kapısını kendisine kapatabilir.

Aynı şekilde din adına soru soran herkesi suçlamak da doğru değildir.

Samimi soru, bilgiye açılan kapıdır.

İslam düşünce tarihinde âlimler birçok zor meseleyi tartışmış ve farklı görüşler geliştirmiştir.

Bu nedenle insan soru sormaktan korkmamalı; fakat cevabı da dürüstçe araştırmalıdır.

1️⃣5️⃣ Şüphe ile İnkâr Aynı Şey Midir ❓​

Hayır.

İnsanın zihnine bir soru gelmesi ile bilinçli biçimde hakikati reddetmesi aynı şey değildir.

İnsan bir konuyu anlamayabilir.

Şüphe yaşayabilir.

Daha fazla bilgiye ihtiyaç duyabilir.

Bu durum doğrudan inkâr anlamına gelmez.

Önemli olan insanın bu şüphe karşısındaki tutumudur.

Şüphe araştırmaya götürüyorsa bilgiye açılan bir kapı olabilir.

Fakat kişi gerçeği öğrenmek istemeden yalnızca bahane üretmek için soru soruyorsa durum farklılaşır.

Nahl Suresi'nin 101. ayetinde eleştirilen kişiler, vahiydeki değişikliği anlamaya çalışmak yerine bunu doğrudan Peygamber'e karşı suçlama olarak kullanmışlardır.

Samimi soru ile peşin hükümlü suçlama birbirinden ayrılmalıdır.

1️⃣6️⃣ İlahi Hikmete Güvenmek Akıl Kullanmayı Bırakmak Mıdır ❓​

Hayır.

Kur'an birçok yerde insanı düşünmeye ve aklını kullanmaya çağırır.

İlahi hikmete güvenmek, sorgusuzca düşünmeyi bırakmak değildir.

Tam tersine insan araştırır, öğrenir ve anlamaya çalışır.

Fakat kendi bilgisinin sınırlı olduğunu da kabul eder.

Akıl ile iman birbirinin düşmanı olmak zorunda değildir.

Aklın görevi hakikati araştırmaktır.

İmanın insana kazandırdığı tevazu ise her şeyi kuşatamayacağını bilmektir.

İnsan düşünür.

Delillere bakar.

Ayetleri karşılaştırır.

Bilgi sahibi insanlardan öğrenir.

Sonra hâlâ anlamadığı bir yön kalırsa hemen kibirle reddetmek yerine bekleyebilir.

Bilmiyorum diyebilmek de ilmin bir parçasıdır.

1️⃣7️⃣ Nahl Suresi 98, 99, 100 ve 101. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

Bu dört ayet birlikte okunduğunda son derece güçlü bir anlam bütünlüğü ortaya çıkmaktadır.

98. ayette:

Kur'an okunurken kovulmuş şeytandan Allah'a sığınmak emredilir.

99. ayette:

İman edip Allah'a tevekkül edenler üzerinde şeytanın zorlayıcı hâkimiyetinin bulunmadığı açıklanır.

100. ayette:

Şeytanın etkisinin onu dost edinenler üzerinde güçlendiği bildirilir.

101. ayette ise:

Vahyin değişen hükümleri üzerinden Peygamber'e yönelik “uyduruyorsun” suçlaması reddedilir.

Bu sıralamada önemli bir mesaj vardır.

İnsan Kur'an'a yaklaşırken şeytanın vesvesesinden korunmalı ve vahye karşı peşin hükümlü olmamalıdır.

Çünkü şeytan, insanı yalnızca açık günahlara değil, ilahi vahye karşı şüphe, kibir ve reddedişe de yöneltmeye çalışabilir.

Bu nedenle Kur'an okumak yalnızca metni görmek değil, hakikati samimiyetle aramaktır.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 101. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri, insanın anlamadığı şeyi hemen yalanlamak yerine öğrenmeye çalışması gerektiğidir.

İnsan sınırlı bilgiye sahiptir.

Bugün anlamadığı bir şeyi yarın daha iyi anlayabilir.

Bir konuyu yalnızca yüzeysel olarak bilirken çelişki gördüğünü düşünebilir.

Daha geniş bağlamı öğrendiğinde ise farklı bir anlam ortaya çıkabilir.

Bu nedenle acele hüküm vermemek önemlidir.

Bilginin düşmanı yalnızca cehalet değildir; bazen insanın bilmediğini bilmemesidir.

Ayetin sonunda:

“Onların çoğu bilmezler.”

anlamındaki ifade bulunması bu açıdan son derece dikkat çekicidir.

İnsan bilmediği hâlde biliyormuş gibi kesin hüküm verebilir.

İşte gerçek ilim, insanın nerede bilgili olduğunu bildiği kadar nerede bilgisiz olduğunu da fark edebilmesidir.

Tevazu, bilginin ahlakıdır.

1️⃣9️⃣ Nahl Suresi 101. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

Nahl Suresi'nin 101. ayeti, Allah'ın vahiy üzerinde mutlak yetkiye sahip olduğunu ve bir hükmün yerine başka bir hükmün getirilmesinin Peygamber'in uydurması değil, ilahi iradenin ve hikmetin sonucu olduğunu açıklamaktadır.

Ayetin ilk büyük mesajı şudur:

Vahyin kaynağı Allah'tır.

Hz. Muhammed vahyin sahibi veya yazarı değildir.

Kendisine bildirilen ilahi mesajı insanlara ulaştırmakla görevlidir.

Dolayısıyla vahiyde meydana gelen hüküm değişikliklerini Peygamber'in kişisel kararı olarak görmek doğru değildir.

İkinci büyük mesaj, Allah'ın ne indirdiğini bilmesidir.

İnsan bir hükmün neden o zamanda geldiğini hemen anlayamayabilir.

Başka bir hükmün neden daha sonra değiştiğini de tam olarak kavrayamayabilir.

Fakat Allah kullarının bütün durumunu bilir.

Geçmişi bilir.

Geleceği bilir.

Toplumların durumunu bilir.

İnsanların ihtiyaçlarını bilir.

İlahi hüküm eksik bilgiyle değil, eksiksiz bilgiyle belirlenir.

Üçüncü mesaj ise insanın bilgi karşısındaki tavrıyla ilgilidir.

Ayetin sonunda insanların çoğunun bilmediği vurgulanmaktadır.

Bu son derece düşündürücüdür.

Çünkü bazen insanın problemi bilgi eksikliğinden çok, eksik bilgisiyle kesin hüküm vermesidir.

Bir şeyi anlamadığında hemen:

“Bu yanlıştır.”

“Bu çelişkidir.”

“Bu uydurmadır.”

demek kolay olabilir.

Fakat gerçek araştırma daha fazla emek ister.

Bağlama bakmayı.

Dil üzerinde düşünmeyi.

Diğer ayetleri incelemeyi.

Tarihsel ortamı anlamayı.

Ve gerektiğinde:

“Bu konuyu henüz tam anlamadım.”

diyebilmeyi gerektirir.

Bu, zayıflık değildir.

İlmi dürüstlüktür.

Ayet aynı zamanda değişim kavramına önemli bir bakış sunmaktadır.

Her değişiklik yanlış değildir.

Bazen değişim hikmetin parçasıdır.

İnsan hayatında da buna benzer durumlar vardır.

Çocuğa uygun olan şey yetişkine uygun olmayabilir.

Hastalığın ilk dönemindeki tedavi ile sonraki dönemdeki tedavi farklı olabilir.

Toplumun belirli bir aşamada taşıyabileceği düzenleme ile daha sonraki aşamada karşılaşacağı sorumluluk farklılaşabilir.

Hikmet bazen aynı hükmü sonsuza kadar sürdürmekte değil, doğru zamanda doğru hükmü uygulamakta ortaya çıkar.

Nahl Suresi'nin 101. ayeti, insanın vahyin karşısında iki aşırı tavırdan uzak durmasını da düşündürmektedir.

Birincisi, anlamadığı her şeyi hemen reddetmek.

İkincisi ise hiçbir şey düşünmeden yalnızca tekrar etmek.

Doğru yaklaşım bunların arasında daha bilinçli bir yoldur.

İnan, düşün, araştır ve anlamaya çalış.

İman aklı kapatmamalıdır.

Akıl da kibir sebebi hâline gelmemelidir.

İnsan Allah'ın vahyine yaklaşırken hem aklını kullanmalı hem de kendi sınırlılığını bilmelidir.

Bu ayet aynı zamanda günümüz insanına da önemli bir ders vermektedir.

Bugün bilgiye ulaşmak çok kolaydır.

Fakat yanlış bilgiye ulaşmak da kolaydır.

İnsan birkaç cümle okuyup çok büyük dinî meselelerde kesin hükümler verebilir.

Bir video görebilir.

Bir paylaşım okuyabilir.

Sonra yıllarca tartışılmış bir konuda birkaç dakika içerisinde hüküm verebilir.

Bilgiye hızlı ulaşmak, insanı otomatik olarak bilgili yapmaz.

Gerçek bilgi sabır ister.

Araştırma ister.

Karşılaştırma ister.

Ve en önemlisi, dürüstlük ister.

Nahl Suresi'nin 101. ayetindeki “Onların çoğu bilmezler” mesajı bu nedenle bugün de son derece güçlüdür.

İnsan başkasının cehaletini fark etmeden önce kendi bilgisinin sınırlarını görmelidir.

Sonuç olarak Nahl Suresi'nin 101. ayeti bize şunu öğretmektedir:

Allah ne indirdiğini bilir.

Vahyin hükmünü belirleyen insan değil, Allah'tır.

Değişen hüküm, ilahi bilginin değiştiği anlamına gelmez.

Anlamadığımız bir meselede aceleyle suçlama yapmak yerine araştırmalıyız.

Bilmediğimiz yerde bilmediğimizi kabul etmeliyiz.


Çünkü insanın hakikate ulaşmasının önündeki en büyük engellerden biri, bilmediği hâlde bildiğini sanmasıdır.


🌿 Son Söz​

“İnsan bazen anlamadığı şeyi yanlış, alışık olmadığı şeyi çelişki ve çözemediği şeyi anlamsız sanabilir. Oysa hakikat bizim bilgimizin sınırlarına göre küçülmez. Allah neyi, ne zaman ve hangi hikmetle bildirdiğini bilir; insanın görevi ise peşin hüküm vermeden anlamaya çalışmaktır. Gerçek bilgi, her sorunun cevabını bildiğini söylemek değil, bilmediğin yerde tevazu gösterebilmektir. Çünkü cehaletin en tehlikeli hâli bilmemek değil, bilmediğini fark etmemektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt