📖 Nahl Suresi 103. Ayette “Biz Onların ‘Kur’an’ı Ona Bir İnsan Öğretiyor’ Dediklerini Biliyoruz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,670
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 103. Ayette “Biz Onların ‘Kur’an’ı Ona Bir İnsan Öğretiyor’ Dediklerini Biliyoruz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hakikati kabul etmek istemeyen insan bazen delili tartışmak yerine kaynağı itibarsızlaştırmaya çalışır. Oysa bir sözün değeri, onu reddetmek için üretilen söylentilerle değil, taşıdığı hakikatle ölçülür. Kur’an’ın meydan okuması da tam burada başlar: İnsanların isnatları değişebilir, fakat hakikatin dili kendi gücünü korur.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 103. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

Nahl Suresi'nin 103. ayeti, Hz. Muhammed'e yöneltilen önemli suçlamalardan birine cevap vermektedir. Bazı insanlar Kur’an'ın Allah tarafından vahyedildiğini kabul etmek istememiş ve “Bunu ona bir insan öğretiyor” şeklinde bir iddia ortaya atmışlardır.

Ayetin anlamı şöyledir:

“Biz onların, ‘Kur’an’ı ona bir insan öğretiyor’ dediklerini elbette biliyoruz. Oysa kendisine nispet ettikleri kişinin dili yabancıdır; bu Kur’an ise apaçık Arapçadır.”
Nahl Suresi, 16:103
Ayet, bu suçlamanın kendi içinde tutarsız olduğunu göstermektedir.

Kur’an'ın dili, üslubu ve ifade gücü apaçık Arapçadır.

İnkârcıların Hz. Muhammed'e Kur’an'ı öğrettiğini iddia ettikleri kişinin ise Arapça bakımından böyle bir metni oluşturabilecek durumda olmadığına dikkat çekilmektedir.

Ayetin temel mesajı, Kur’an'ın insan öğretisi olduğu iddiasının sağlam bir temele dayanmadığıdır.

Burada aynı zamanda insanların hakikati reddederken nasıl farklı bahaneler üretebildiği de görülmektedir.

2️⃣ “Kur’an’ı Ona Bir İnsan Öğretiyor” İddiası Ne Anlama Geliyordu ❓​

Hz. Muhammed'in karşısındaki bazı insanlar Kur’an'ın vahiy olduğunu kabul etmek istemiyorlardı.

Bu nedenle Kur’an'ın kaynağını başka bir insana bağlamaya çalıştılar.

Onların iddiasına göre Hz. Muhammed bazı kişilerden dinî bilgiler öğreniyor, sonra bunları kendi sözü gibi insanlara aktarıyordu.

Bu iddia aslında Kur’an'ın ilahi kaynağını reddetmek için oluşturulmuş bir açıklamaydı.

Ancak ayet, bu iddianın ciddi bir mantık problemi taşıdığını göstermektedir.

Bir insanın başka birinden birtakım bilgiler öğrenmesi başka, Kur’an gibi baştan sona güçlü bir dil ve bütünlük taşıyan bir metni ona nispet etmek başkadır.

Burada suçlamanın zayıflığı tam da bu noktada ortaya çıkmaktadır.

3️⃣ Ayette Sözü Edilen “Yabancı Dil” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen ifade, suçlamaya konu edilen kişinin Arapçayı ana dili seviyesinde kullanmayan veya yabancı dile mensup biri olduğunu düşündürmektedir.

Bunun önemi şudur:

Kur’an son derece güçlü ve açık bir Arapça ile indirilmiştir.

Dolayısıyla Arapça bakımından böyle bir metni ortaya koyamayacak bir kişinin Kur’an'ın gerçek kaynağı olduğunu söylemek ciddi bir çelişki oluşturur.

Bir metnin dilsel yapısı, kaynağı hakkında da önemli ipuçları verebilir.

Kur’an'ın dili sıradan günlük konuşma dili değildir.

Kelimelerin seçimi, anlam yoğunluğu, ritim, anlatım gücü ve üslup bakımından dikkat çekicidir.

Bu nedenle ayet, karşı tarafın iddiasını doğrudan dil üzerinden çürütmektedir.

4️⃣ Kur’an’ın “Apaçık Arapça” Olması Neden Özellikle Vurgulanmıştır ❓​

Çünkü Kur’an ilk muhataplarının anlayabileceği dilde indirilmiştir.

Arap toplumuna hitap eden vahyin Arapça olması son derece tabiidir.

Fakat burada yalnızca dilin Arapça olması değil, açık ve güçlü bir Arapça ile gelmiş olması vurgulanmaktadır.

Bu ifade, Kur’an'ın anlaşılabilirliğini ve dilsel bütünlüğünü ortaya koyar.

Eğer Kur’an başka bir dil bilen bir insanın öğretisi olsaydı, bu durumun metnin dilinde açık izler bırakması beklenirdi.

Oysa ayet tam tersini söylemektedir:

Kur’an’ın dili açık, tutarlı ve güçlü bir Arapçadır.

Bu nedenle “Bir yabancı ona öğretiyor” iddiası ayetin bakışına göre kendi içinde çökmektedir.

5️⃣ Bu Ayet Hz. Muhammed’in Okuma Yazma Bilmemesiyle de İlişkili Midir ❓​

Hz. Muhammed'in vahiy öncesinde bilinen anlamda bir kitap yazarı veya dinî metin üreticisi olarak tanınmaması, Kur’an'ın kaynağı tartışmalarında önemli bir unsurdur.

O, toplum içerisinde yaşamış, ticaret yapmış ve insanlar tarafından tanınmıştı.

Fakat peygamberlik öncesinde Kur’an'a benzer metinler ortaya koyduğu bilinmiyordu.

Bu nedenle vahyin başlamasından sonra böyle güçlü ve kapsamlı bir mesajın ortaya çıkması, inkârcılar için açıklanması gereken büyük bir meseleydi.

Bazıları bunu kabul etmek yerine farklı insanlara nispet etmeye çalıştı.

İddiaların çoğalması, her zaman delilin güçlendiği anlamına gelmez.

Bazen tam tersine, hakikati reddetmek için sürekli yeni açıklamalar üretildiğini gösterebilir.

6️⃣ Kur’an Başka Kültürlerden Bilgi İçeriyor Diye İnsan Kaynaklı Sayılabilir Mi ❓​

Kur’an'da geçmiş peygamberlerden, eski toplumların kıssalarından ve insanlığın ortak tarihinden söz edilmesi, tek başına onun insan ürünü olduğunu göstermez.

İlahi vahyin geçmiş vahiylerle ortak hakikatlerden söz etmesi son derece tabiidir.

Hz. Âdem.

Hz. Nuh.

Hz. İbrahim.

Hz. Musa.

Hz. İsa.

Bu peygamberler insanlık tarihinin ortak dinî mirasının parçalarıdır.

Benzer konuların bulunması, kaynağın mutlaka birbirinden kopyalandığı anlamına gelmez.

Asıl soru, bu bilgilerin hangi bütünlük içerisinde sunulduğudur.

Kur’an bu kıssaları yalnızca tarih anlatmak için değil, ahlaki ve manevi ders vermek için kullanmaktadır.

Bu nedenle yalnızca konu benzerliğine bakarak kaynak hakkında kesin hüküm vermek doğru değildir.

7️⃣ İnsanlar Neden Kur’an’ın Kaynağı Hakkında Sürekli Farklı İddialar Ürettiler ❓​

Çünkü Kur’an'ın ilahi vahiy olduğunu kabul etmek, insanın hayatında büyük sonuçlar doğurur.

Eğer Kur’an Allah'tan geldiyse insanın ona karşı sorumluluğu vardır.

Bu yüzden bazı insanlar vahyin kaynağını reddederek mesajın otoritesinden uzaklaşmaya çalışmış olabilirler.

Bir dönem:

“Şair.”

denilmiş olabilir.

Başka bir yerde:

“Kâhin.”

denilebilir.

Başka bir suçlamada:

“Bir insan öğretiyor.”

denilebilir.

Bu çeşitlilik dikkat çekicidir.

Birbiriyle tam uyumlu olmayan suçlamaların çoğalması, karşı tarafın tek ve sağlam bir açıklama ortaya koyamadığını düşündürür.

İnsan bazen hakikati kabul etmek istemediğinde bir neden yetmez; sürekli yeni nedenler arar.

8️⃣ Hakikati Reddeden İnsan Neden Kaynağa Saldırabilir ❓​

Bir düşünceyi doğrudan çürütmek zor olduğunda insanlar bazen düşüncenin kendisi yerine onu söyleyen kişiyi hedef alabilir.

Bu davranış bugün de görülmektedir.

Bir insanın söylediği sözün doğru olup olmadığını değerlendirmek yerine:

“Bunu kim söyledi?”

“Onun geçmişi şöyle.”

“Şunun etkisinde kalmış.”

denilebilir.

Elbette kaynağı araştırmak önemlidir.

Fakat kişiyi itibarsızlaştırmak, söylediği düşünceyi otomatik olarak yanlış yapmaz.

Nahl Suresi'nin 103. ayetindeki suçlama da buna benzer bir yön taşımaktadır.

İnsanlar Kur’an'ın mesajıyla yüzleşmek yerine:

“Bunu ona bir başkası öğretiyor.”

demişlerdir.

Ayet ise onların iddiasını kendi mantığı üzerinden çürütmektedir.

9️⃣ Kur’an’ın Dili Neden Bir Delil Olarak Önemlidir ❓​

Çünkü bir metin yalnızca taşıdığı bilgiyle değil, dili, yapısı ve ifade biçimiyle de değerlendirilir.

Kur’an’ın dili güçlü, yoğun ve kendine özgü bir yapı taşır.

Arap dili konusunda yüksek seviyede bulunan ilk muhataplar bile Kur’an'ın üslubunu sıradan bir söz gibi görmemişlerdir.

Bu yüzden ona yönelik suçlamaların önemli kısmı, metnin etkisini açıklamaya yönelik olmuştur.

Kur’an'ın dili, mesajıyla birlikte onun en güçlü yönlerinden biridir.

Ayetin “apaçık Arapça” vurgusu da bu nedenle önemlidir.

Bir yabancının öğrettiği iddiasıyla, ortaya çıkan metnin yüksek Arapça niteliği arasında açık bir uyumsuzluk bulunmaktadır.

🔟 Bir İnsan Başka Birinden Bilgi Öğrenirse Bu Vahyi Geçersiz Kılar Mı ❓​

Bir insanın başka insanlardan bilgi öğrenmesi normaldir.

Fakat vahiy iddiası söz konusu olduğunda mesele farklıdır.

Hz. Muhammed'in günlük hayatta insanlarla konuşması veya çeşitli bilgiler duyması, Kur’an'ın bütünüyle insan öğretisi olduğu sonucunu doğurmaz.

Burada asıl soru şudur:

Kur’an'ın bütünü, mesajı, dili ve vahiy süreci gerçekten bir insan öğretisiyle açıklanabilir mi?

Nahl Suresi'nin 103. ayeti bu iddianın dil bakımından tutarsızlığına işaret eder.

Dolayısıyla mesele, Peygamber'in hiç kimseyle konuşmadığını iddia etmek değildir.

Mesele, Kur’an'ın gerçek kaynağının ne olduğudur.

Ayet buna açık cevap verir:

Kur’an insan öğretisi değil, Allah'ın vahyidir.

1️⃣1️⃣ Kur’an’ın İnsan Sözü Olmadığı Nasıl Anlaşılmalıdır ❓​

İman açısından Müslüman Kur’an'ın Allah'ın kelamı olduğuna inanır.

Fakat insan aklı açısından da çeşitli yönler üzerinde düşünülebilir.

Kur’an'ın dili.

Mesaj bütünlüğü.

Yirmi üç yıllık vahiy süreci.

Farklı olaylara verilen cevaplar.

Ahlaki sistem.

Tevhid merkezli dünya görüşü.

İnsan ve toplum hakkında ortaya koyduğu ilkeler.

Bunların tamamı birlikte değerlendirilmelidir.

Bir metnin kaynağı tek bir cümle üzerinden değil, bütünü üzerinden değerlendirilmelidir.

Nahl Suresi'nin 103. ayeti de özellikle dil yönünü öne çıkarmaktadır.

Yani suçlama ne kadar güçlü görünürse görünsün, delille desteklenmiyorsa değerini kaybeder.

1️⃣2️⃣ “Biz Onların Dediklerini Biliyoruz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin başlangıcındaki bu ifade son derece anlamlıdır.

Allah, Peygamber'e yapılan suçlamalardan habersiz değildir.

İnsanlar gizli konuşabilir.

Kendi aralarında plan yapabilir.

Dedikodu üretebilir.

Fakat Allah bütün bunları bilir.

Hakikate karşı kurulan sözlü oyunlar Allah'ın bilgisinden gizlenemez.

Bu ifade Hz. Muhammed açısından da bir teselli taşır.

Peygamber yapılan iftiralar karşısında yalnız değildir.

Allah ne söylendiğini bilir.

Bu, insanın bugün de anlayabileceği güçlü bir manevi mesajdır:

İnsanlar seni yanlış anlayabilir; fakat Allah gerçeği bilir.

Elbette bu düşünce insanın kendi hatalarını görmezden gelmesine sebep olmamalıdır.

Fakat haksız suçlamalar karşısında insan için büyük bir teselli olabilir.

1️⃣3️⃣ İftira ile Eleştiri Arasında Ne Fark Vardır ❓​

Eleştiri, bir düşüncenin veya davranışın yanlış olduğunu delillerle göstermeye çalışmaktır.

İftira ise gerçek olmayan bir şeyi bir insana nispet etmektir.

Bu ikisi birbirine karıştırılmamalıdır.

Bir insan Hz. Muhammed'in peygamberlik iddiasını sorgulayabilir.

Delil isteyebilir.

Sorular sorabilir.

Bu başka bir şeydir.

Fakat delil olmadan:

“Bunu ona falanca öğretiyor.”

diye kesin suçlama yapmak farklıdır.

Soru sormak hakikati arayabilir; iftira ise hakikati bozabilir.

Nahl Suresi'nin 103. ayeti de temelsiz bir iddiayı reddetmektedir.

Bu nedenle Müslümanın da başkaları hakkında konuşurken dikkatli olması gerekir.

Delilsiz suçlama yalnızca geçmiş toplumların problemi değildir.

Bugün de insanların hayatını mahvedebilir.

1️⃣4️⃣ Bu Ayetten Günümüz Bilgi Çağı İçin Ne Ders Çıkarılabilir ❓​

Bugün bir insan hakkında saniyeler içinde yüzlerce iddia yayılabilir.

Sosyal medya.

Mesaj grupları.

Videolar.

Kesilmiş görüntüler.

Doğrulanmamış haberler.

İnsanlar bazen bir iddiayı defalarca gördükleri için doğru zannedebilir.

Fakat bir sözün çok paylaşılması onu doğru yapmaz.

Nahl Suresi'nin 103. ayeti bu açıdan çok güncel bir ahlaki ders taşımaktadır.

Bir iddia duyduğumuzda hemen yaymak yerine sormalıyız:

Kaynağı nedir?

Delili var mı?

Mantıklı mı?

İddia kendi içinde tutarlı mı?

Bilgi çağında en büyük sorumluluklardan biri, duyduğumuz her şeyi bilgi sanmamaktır.

1️⃣5️⃣ Bir İddia Çok Tekrarlanırsa Gerçek Olur Mu ❓​

Hayır.

Bir yalan yüz defa söylendiğinde hakikate dönüşmez.

Fakat insanlar onu çok duydukları için gerçekmiş gibi hissedebilir.

Bu psikolojik bir etkidir.

Ayetin anlattığı suçlama da toplum içerisinde tekrarlanmış olabilir.

Ancak Kur’an iddianın tekrarına değil, mantığına bakmaktadır.

İddia edilen kişi yabancı dil sahibiyse, Kur’an ise apaçık Arapça ise suçlamanın ciddi bir açıklama gücü kalmamaktadır.

Hakikat çoğunlukla değil, delille ölçülmelidir.

Bu ilke insanın bütün hayatında önemlidir.

Toplumun tamamı bir konuda aynı şeyi söylüyor olsa bile, insan yine de doğru bilgi aramalıdır.

1️⃣6️⃣ Müslüman Bir İnsan Başkaları Hakkında İddia Ortaya Atarken Nasıl Davranmalıdır ❓​

Çok dikkatli davranmalıdır.

Çünkü bir insanın itibarı kolayca zarar görebilir.

Özellikle suçlama ciddi ise sağlam bilgi olmadan konuşmamak gerekir.

Birinin hırsız olduğunu söylemek.

Birini ahlaksızlıkla suçlamak.

Bir kişinin dini hakkında kesin hüküm vermek.

Bunların tamamı büyük sonuçlar doğurabilir.

Dil bazen fiziksel bir silahtan daha uzun süreli yara bırakabilir.

Bu nedenle Müslüman:

“Duydum.”

“Birileri söylüyor.”

“Galiba öyleymiş.”

gibi ifadelerle ciddi suçlamaları yaymamalıdır.

Nahl Suresi'nin 103. ayeti, hakikatin karşısında temelsiz isnatların ne kadar zayıf olduğunu gösterirken bize de sözün sorumluluğunu öğretmektedir.

1️⃣7️⃣ Nahl Suresi 101, 102 ve 103. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

Bu üç ayet vahyin kaynağı hakkındaki suçlamalara karşı güçlü bir bütünlük oluşturmaktadır.

101. ayette bazı insanlar:

“Sen uyduruyorsun.”

demektedir.

102. ayette cevap gelir:

Rûhu'l-Kudüs Kur’an'ı Rabbinden hak olarak indirmiştir.

103. ayette ise başka bir suçlama ele alınır:

“Bunu ona bir insan öğretiyor.”

Ve bu iddianın dil bakımından tutarsızlığı gösterilir.

Bu sıralama dikkat çekicidir.

Bir suçlama çökünce başka bir suçlama ortaya çıkmaktadır.

Önce:

“Kendisi uyduruyor.”

denilir.

Sonra:

“Bir başkası öğretiyor.”

denilir.

Birbirinden farklı suçlamaların ardı ardına gelmesi, vahyi reddetme isteğinin delilden önce geldiğini düşündürmektedir.

Kur’an ise her iddiaya kendi bağlamında cevap vermektedir.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 103. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri, hakikatin dedikodu ve suçlamalarla ölçülmemesi gerektiğidir.

İnsanlar bazen bir doğruyu kabul etmek yerine onun hakkında söylenti üretir.

Bir kişiyi anlamak yerine ona etiket yapıştırır.

Bir mesajı değerlendirmek yerine kaynağı hakkında temelsiz iddialar oluşturur.

Ayet insana şunu öğretmektedir:

İddiaları değil, delilleri tart.

Bir söz duyduğunda hemen inanma.

Bir suçlama gördüğünde hemen yayma.

Bir insan hakkında konuşmadan önce doğruluğunu araştır.

Çünkü insanın dili de sorumluluk taşır.

Bu ayet aynı zamanda Hz. Muhammed'in yaşadığı yalnızlık ve baskıyı da düşündürmektedir.

İnsanlar onun mesajını reddetmekle kalmamış, şahsına yönelik suçlamalar da üretmişlerdir.

Buna rağmen vahyin mesajı devam etmiştir.

Hakikat, insanların iftiralarıyla ortadan kalkmaz.

1️⃣9️⃣ Nahl Suresi 103. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

Nahl Suresi'nin 103. ayeti, bazı insanların Hz. Muhammed'e yönelik olarak:

“Kur’an'ı ona bir insan öğretiyor.”

şeklinde bir suçlama ortaya attıklarını bildirmektedir.

Ayet bu iddiayı özellikle dil üzerinden reddeder.

İddia edilen kişinin dili yabancıdır.

Kur’an ise apaçık Arapçadır.

Bu durum suçlamanın kendi içinde ne kadar zayıf olduğunu göstermektedir.

Ayetin ilk büyük mesajı, Kur’an'ın insan öğretisi olmadığıdır.

Bir önceki ayette Rûhu'l-Kudüs'ün Kur’an'ı Allah'tan hak olarak indirdiği açıklanmıştı.

Bu ayette ise vahyi başka bir insana bağlama girişimi reddedilmektedir.

Böylece mesaj açık hâle gelir:

Kur’an'ın gerçek kaynağı Allah'tır.

İkinci büyük mesaj, delilsiz suçlamaların tehlikesidir.

İnsan bir düşünceyi kabul etmeyebilir.

Eleştirebilir.

Soru sorabilir.

Fakat delil olmadan bir insan hakkında ciddi bir isnatta bulunmak farklıdır.

Hakikati arayan insan iddia üretmez; delil arar.

Bu ilke bugün de son derece önemlidir.

Bir paylaşım görmek yeterli değildir.

Bir videonun birkaç saniyesini izlemek yeterli değildir.

Birinin:

“Ben duydum.”

demesi yeterli değildir.

Bilgi, doğrulanmadan hükme dönüşmemelidir.

Üçüncü büyük mesaj, dilin gücüdür.

Ayet Kur’an'ın apaçık Arapçasına dikkat çekmektedir.

Bu bize bir metnin biçimiyle içeriğinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini öğretir.

Kur’an'ı bir yabancının öğrettiğini söyleyen insan, ortaya çıkan metnin dilsel gücünü de açıklamak zorundadır.

İddia, açıklayamadığı gerçeğin karşısında zayıf kalır.

Dördüncü mesaj, hakikate karşı ön yargının insanı nasıl sürekli yeni bahaneler üretmeye götürebileceğidir.

Bir suçlama cevaplanır.

Başka bir suçlama gelir.

O da cevaplanır.

Sonra başka bir iddia ortaya çıkar.

Bu noktada problem artık bilgi eksikliği olmayabilir.

İnsan bazen cevabı olmadığı için değil, kabul etmek istemediği için sürekli yeni soru üretir.

Elbette samimi soru değerlidir.

Fakat soru ile bahane aynı şey değildir.

Samimi soru cevabı arar.

Bahane ise cevaptan kaçmak ister.

Nahl Suresi'nin 103. ayeti insanın kendi kalbine de bu açıdan bakmasını sağlar.

Ben gerçekten hakikati mi arıyorum?

Yoksa kabul etmek istemediğim şeyler için sürekli yeni bahaneler mi üretiyorum?

Bu soru yalnızca din konusunda değil, hayatın her alanında değerlidir.

İnsan ilişkilerinde de böyledir.

Bir insanın iyi niyetini kabul etmek istemediğimizde her davranışını kötü yorumlayabiliriz.

Bir kişiden hoşlanmadığımızda doğru sözünü bile yanlış sayabiliriz.

Ön yargı, hakikatin önündeki görünmez perdelerden biridir.

Bu nedenle insanın adaletli düşünmesi gerekir.

Sevmediği birinin doğru sözünü de kabul edebilmelidir.

Sevdiği kişinin yanlışını da görebilmelidir.

Gerçek adalet burada ortaya çıkar.

Ayet aynı zamanda Müslümana kendi dilini koruma sorumluluğu yüklemektedir.

Bir başkasına atılan iftirayı düşünmeden yaymamalıdır.

Çünkü bugün başkasının itibarıyla oynayan söz, yarın kendi hayatına da dönebilir.

İnsan söylediği her sözün sahibidir.

Sonuç olarak Nahl Suresi'nin 103. ayeti bize şunu öğretmektedir:

Kur’an insan öğretisi değildir.

Hz. Muhammed'e yöneltilen “Bir insan öğretiyor” suçlaması kendi içinde tutarsızdır.

İddialar delille değerlendirilmelidir.

Dedikodu, hakikatin yerine geçmez.

Bir söz çok tekrarlandığı için doğru olmaz.

Hakikat arayan insan peşin hükümle değil, bilgi ve adaletle hareket eder.


Ve belki de ayetin bugün bize bıraktığı en güçlü derslerden biri şudur:

Bir şeyi reddetmeden önce gerçekten anla; bir insanı suçlamadan önce gerçekten bil; bir sözü yaymadan önce gerçekten doğrula.


🌿 Son Söz​

“İnsan bazen hakikati yenemediğinde onun hakkında söylenti üretmeye çalışır. Fakat bir iftirayı bin kişi tekrar etse bile o söz hakikate dönüşmez. Gerçek, kalabalığın sesinden değil delilin gücünden beslenir. Bu yüzden duyduğun her sözü taşıma, gördüğün her iddiaya inanma ve hoşlanmadığın insan hakkında söylenen her şeyi doğru kabul etme. Çünkü adalet yalnızca mahkemede değil, bir insan hakkında konuşurken de başlar. Hakikate sadakat, diline hâkim olabilmeyi de gerektirir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt