📖 Nahl Suresi 104. Ayette “Allah’ın Ayetlerine İnanmayanları Allah Doğru Yola İletmez ve Onlar İçin Acı Bir Azap Vardır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,670
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 104. Ayette “Allah’ın Ayetlerine İnanmayanları Allah Doğru Yola İletmez ve Onlar İçin Acı Bir Azap Vardır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hakikat insanın önüne geldiğinde asıl mesele yalnızca onu duymak değil, ona karşı nasıl bir kalple durduğudur. İnsan bazen bilmediği için uzak kalır, bazen de görmek istemediği için gözlerini kapatır. Hidayet, yalnızca doğruyu bilmek değil; doğru karşısında kibri bırakıp samimiyetle yönünü değiştirebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 104. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

Nahl Suresi'nin 104. ayeti, Allah'ın ayetlerini bilinçli biçimde reddedenlerin hidayetle ilişkisini ve bu inkârın ahiretteki sonucunu açıklayan güçlü bir uyarıdır.

Ayetin anlamı şöyledir:

“Allah’ın ayetlerine inanmayanları Allah doğru yola iletmez ve onlar için acı bir azap vardır.”
Nahl Suresi, 16:104
Bu ayet ilk bakışta son derece kısa görünse de içerisinde iman, inkâr, hidayet, insanın tercihi ve ilahi hesap gibi önemli konular bulunmaktadır.

Bir önceki ayette bazı insanların Kur’an'ın Hz. Muhammed'e başka bir insan tarafından öğretildiğini iddia ettikleri anlatılmıştı.

104. ayette ise bu tür iddiaların arkasındaki daha derin problem gösterilmektedir:

Allah'ın ayetlerine inanmayı reddetmek.

Burada yalnızca bilgi eksikliğinden söz edilmemektedir.

Ayetin bağlamında, kendisine hakikat ulaştığı hâlde onu kabul etmek istemeyen bir tavır eleştirilmektedir.

Hidayet, hakikatin önünde samimi olmaya hazır bir kalp ister.

2️⃣ “Allah’ın Ayetlerine İnanmamak” Ne Anlama Gelir ❓​

Allah'ın ayetlerine inanmamak, O'nun gönderdiği vahyi ve ilahi mesajı reddetmek anlamına gelir.

Kur’an'daki “ayet” kelimesi yalnızca mushaf içerisindeki cümleleri ifade etmez.

Aynı zamanda Allah'ın varlığını, kudretini ve hikmetini gösteren işaretler için de kullanılabilir.

Fakat Nahl Suresi'nin bu bölümündeki bağlam özellikle Kur’an vahyi ve Hz. Muhammed'e indirilen ilahi mesaj üzerinedir.

Bir insan vahyi duyar, üzerinde düşünür ve sonra onu reddedebilir.

Ancak burada insanın neden reddettiği önemlidir.

Bilmediği için mi?

Henüz ikna olmadığı için mi?

Yoksa gerçeği kabul etmek istemediği için mi?

Her soru inkâr değildir, her tereddüt de bilinçli reddediş değildir.

Ayet özellikle hakikate karşı kapanan ve onu kabul etmek istemeyen tavra güçlü bir uyarı yöneltmektedir.

3️⃣ Allah Neden İnanmayanları Hidayete İletmiyor ❓​

Bu ifade yanlış anlaşılmaya çok açıktır.

İlk bakışta:

“Allah bir insanın inanmasını istemiyor, sonra onu inanmadığı için cezalandırıyor.”

gibi düşünülebilir.

Fakat Kur’an'ın genel mesajı böyle bir keyfîliği desteklemez.

İnsanlara peygamberler gönderilir.

Ayetler açıklanır.

Düşünmeleri istenir.

Doğru ile yanlış gösterilir.

İnsan bütün bunların karşısında kendi tavrını ortaya koyar.

Hidayetin reddedilmesiyle hidayetten mahrum kalmak arasında bir ilişki vardır.

İnsan sürekli olarak hakikate sırt çevirirse, zamanla kalbi doğruyu kabul etmeye daha kapalı hâle gelebilir.

Bu nedenle ayeti, Allah'ın sebepsiz yere masum bir insanı doğru yoldan mahrum bırakması şeklinde anlamak doğru değildir.

Asıl mesele insanın hakikat karşısındaki bilinçli tutumudur.

4️⃣ Hidayet Ne Demektir ❓​

Hidayet, doğru yolu göstermek, doğruya yöneltmek ve insanın hakikate ulaşmasına imkân vermek anlamına gelir.

Kur’an'ın kendisi bir hidayet kaynağıdır.

Peygamberler doğru yolu anlatır.

İnsan aklıyla düşünür.

Vicdanıyla değerlendirir.

Fakat hidayetin nihai sahibi Allah'tır.

Bu noktada iki boyut vardır:

Birincisi, doğrunun gösterilmesi.

İkincisi, insanın o doğruya gönüllü biçimde yönelmesi.

Bir insan yolu görebilir ama gitmeyebilir.

İşte bu yüzden hidayet yalnızca bilgi değildir.

Hakikati bilmek başka, hakikate teslim olmak başkadır.

İnsanın Allah'ın gösterdiği doğruya karşı samimi bir yöneliş göstermesi gerekir.

5️⃣ İnsan Hidayeti Kendi Tercihleriyle Kaybedebilir Mi ❓​

Evet.

İnsan bir yanlış üzerinde sürekli ısrar ettiğinde o yanlışı normalleştirebilir.

Başlangıçta vicdanını rahatsız eden davranış zamanla sıradanlaşabilir.

Aynı durum inanç konusunda da gerçekleşebilir.

İnsan hakikate karşı kibir gösterirse, delilleri sürekli küçümserse ve yalnızca reddetmek için bahane üretirse zamanla daha kapalı hâle gelebilir.

İnsan kendi kalbinin yönünü tekrar eden tercihleriyle şekillendirir.

Bu nedenle hidayetin kaybı bir anda ortaya çıkmak zorunda değildir.

Bazen küçük reddedişler büyür.

Bir bahane başka bahaneyi doğurur.

Sonunda kişi artık gerçeği öğrenmek değil, kendi düşüncesini savunmak ister.

Hakikati aramakla haklı çıkmaya çalışmak aynı şey değildir.

6️⃣ Allah İnsanların Kalbini Zorla mı Kapatır ❓​

Kur’an'daki kalplerin mühürlenmesi veya hidayetten uzaklaşma ifadeleri, insanın sorumluluğu bağlamından koparılarak düşünülmemelidir.

İnsan tekrar tekrar hakikati reddeder, zulümde veya kibirde ısrar ederse bunun manevi sonuçları olabilir.

Bu noktada Allah'ın insanı kendi tercihinin sonuçlarıyla baş başa bırakması söz konusu olabilir.

Kalbin kapanması çoğu zaman insanın uzun süre devam eden yönelişinin sonucu olarak anlaşılmalıdır.

Bu nedenle insan:

“Nasıl olsa Allah isterse beni hidayete erdirir.”

diyerek kendi sorumluluğunu bırakamaz.

İnsan araştırmalıdır.

Düşünmelidir.

Dua etmelidir.

Yanlışını fark ettiğinde dönmelidir.

Hidayet istemek, hakikate doğru yürümeyi de gerektirir.

7️⃣ Soru Sormak Allah’ın Ayetlerine İnanmamak Mıdır ❓​

Hayır.

Din hakkında soru sormak, anlamaya çalışmak ve bazı konularda şüphe yaşamak doğrudan inkâr değildir.

İnsan anlamadığı bir ayet hakkında soru sorabilir.

Bir hükmün hikmetini araştırabilir.

Bir konuda tereddüt yaşayabilir.

Bunların hepsi insanın öğrenme sürecinin parçası olabilir.

Samimi soru ile bilinçli reddediş birbirinden farklıdır.

Samimi soru şöyle der:

“Anlamak istiyorum.”

Bilinçli reddediş ise bazen şöyle davranabilir:

“Ne söylersen söyle kabul etmeyeceğim.”

İşte ayetin uyarısı ikinci tavır açısından daha anlamlıdır.

Hakikat, soru sorandan korkmaz; fakat insan soruyu hakikatten kaçmanın bahanesi hâline getirmemelidir.

8️⃣ İnkâr ile Bilgisizlik Aynı Şey Midir ❓​

Hayır.

Bir insan İslam hakkında hiç bilgi sahibi olmayabilir.

Yanlış bilgilerle büyümüş olabilir.

Kur’an'ın mesajını hiç doğru biçimde duymamış olabilir.

Başka bir insan ise mesajı açıkça öğrenmiş ve buna rağmen bilinçli biçimde reddetmiş olabilir.

Bu iki durum aynı değildir.

Allah insanların hangi bilgiye sahip olduğunu, hangi şartlarda yaşadığını ve kalplerindeki gerçek niyeti bilir.

İlahi adalet, insanların dışarıdan gördüğümüz görüntülerinden çok daha geniş bir bilgiye dayanır.

Bu nedenle tek tek insanların ahiretteki nihai durumu hakkında kolayca kesin hüküm vermek doğru değildir.

İnsanın görevi başkalarının hesabını dağıtmak değil, önce kendi hesabına hazırlanmak olmalıdır.

9️⃣ İnsan Hakikati Bildiği Hâlde Neden Reddedebilir ❓​

Bunun birçok nedeni olabilir.

Kibir.

Çıkar.

Makam korkusu.

Toplum baskısı.

Alışkanlıklar.

İnsanın geçmiş düşüncelerinden vazgeçmek istememesi.

Bazen insan bir şeyin doğru olduğunu kabul ederse hayatında ciddi değişiklikler yapmak zorunda kalacağını bilir.

İşte bu noktada hakikat ağır gelebilir.

Bazen insanın sorunu delil eksikliği değil, değişmek istememesidir.

Örneğin bir insan haksız kazancının yanlış olduğunu bilir.

Bunu kabul ettiği anda gelirinden vazgeçmesi gerekebilir.

Bu nedenle gerçeği reddetmek ona daha kolay gelebilir.

İnanç konusunda da benzer bir durum yaşanabilir.

Hakikati kabul etmek bazen yalnızca düşünceyi değil, hayatı da değiştirmeyi gerektirir.

🔟 Ayetin Sonundaki “Acı Bir Azap” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet, Allah'ın ayetlerini bilinçli biçimde reddedenler için acı bir azap bulunduğunu bildirmektedir.

Bu ifade ahiret sorumluluğuna yöneliktir.

Kur’an'ın azap uyarıları insanı korkutmak için boş tehditler değildir.

İnsanın yaptığı tercihlerin sonuçlarının bulunduğunu hatırlatır.

Ancak bu uyarılar aynı zamanda insanın henüz fırsat varken yönünü değiştirmesine çağrıdır.

Uyarının amacı sadece sonucu bildirmek değil, sonucu yaşamadan önce insanı uyandırmaktır.

İnsan hayatta olduğu sürece tövbe edebilir.

Hakikati yeniden araştırabilir.

Geçmişteki yanlış düşüncelerinden dönebilir.

Bu nedenle azap ayetleri umutsuzluk değil, sorumluluk bilinci doğurmalıdır.

1️⃣1️⃣ Allah’ın Rahmeti ile Azap Uyarısı Birbiriyle Çelişir Mi ❓​

Hayır.

Adalet ile merhamet birbirinin zıttı olmak zorunda değildir.

Allah'ın rahmeti geniştir.

Fakat bu, yapılan bütün kötülüklerin hiçbir anlamı olmadığı demek değildir.

Eğer zulmeden ile zulme uğrayan arasında hiçbir fark olmasaydı, bu da adalet olmazdı.

Rahmet kötülüğü önemsizleştirmek değildir.

Tövbe eden insana bağışlanma imkânı sunulması rahmettir.

Fakat bilinçli biçimde hakikati reddedip zulümde ısrar eden insanın sorumluluk taşıması da adaletin bir parçasıdır.

İslam'ın mesajında bu iki kavram dengelidir:

Allah'ın rahmetinden ümit kesme, fakat hesabını da unutma.

1️⃣2️⃣ İman Zorla Oluşturulabilir Mi ❓​

Hayır.

İman kalbin kabulüyle ilgilidir.

Bir insan korkutularak belirli sözleri söylemeye zorlanabilir.

Fakat bu onun gerçekten iman ettiği anlamına gelmez.

Hidayet bu nedenle zorlamayla oluşmaz.

İnsan düşünür.

Anlar.

Kalben kabul eder.

Ve iradesiyle yönelir.

Zorla söylenen söz, gönüllü iman değildir.

Bu nedenle insanlara dini anlatırken de zorbalık doğru yöntem değildir.

Bilgi verilebilir.

Sorular cevaplanabilir.

Güzel örnek olunabilir.

Fakat insanın kalbi zorla değiştirilemez.

Hakikatin gücü baskıda değil, kendisini gösterebilmesindedir.

1️⃣3️⃣ Bir Mümin Hidayetini Kaybetmekten Korkmalı Mıdır ❓​

Mümin hem umut hem dikkat içerisinde yaşamalıdır.

Kendisini tamamen güvende görmemelidir.

“Ben iman ettim, artık ne yaparsam yapayım sorun olmaz.”

düşüncesi tehlikelidir.

Aynı zamanda sürekli:

“Ya imanımı kaybedersem?”

diye korku içerisinde yaşamak da doğru değildir.

Müminin yolu korku ile ümit arasındaki dengedir.

Allah'a dua eder.

İmanını korumaya çalışır.

Kur’an okur.

Yanlışlarından tövbe eder.

Kibirden uzak durmaya çalışır.

Ve Allah'ın rahmetine güvenir.

Hidayeti korumanın yollarından biri, hidayeti kendinden bilmemektir.

İnsan Allah'a şükretmeli ve doğru yolda kalmak için sürekli gayret göstermelidir.

1️⃣4️⃣ Hidayet İçin Dua Etmek Neden Önemlidir ❓​

İnsan kendi kalbinin geleceğini bilemez.

Bugün güçlü hissedebilir.

Yarın farklı bir imtihanla karşılaşabilir.

Bu nedenle Allah'tan sürekli doğru yol istemek son derece önemlidir.

Namazın her rekâtında okunan Fâtiha Suresi'nde:

“Bizi dosdoğru yola ilet.”

duası bulunmaktadır.

Bu çok anlamlıdır.

Mümin zaten iman ettiği hâlde neden tekrar hidayet ister?

Çünkü hidayet yalnızca yolu ilk kez bulmak değil, o yolda kalabilmektir.

İnsan doğruyu öğrenmeye, doğruyu yaşamaya ve yanlışlardan korunmaya sürekli ihtiyaç duyar.

Bu nedenle hidayet duası hayat boyu devam eder.

1️⃣5️⃣ Başkasının Hidayeti İçin Dua Etmek Doğru Mudur ❓​

Evet.

İnsan ailesi, arkadaşları ve diğer insanlar için Allah'tan hidayet isteyebilir.

Ancak dua ederken kendisini üstün görmemelidir.

“Ben tamamım, onlar kötü.”

gibi kibirli bir yaklaşım doğru değildir.

Çünkü insanın kendi kalbi de Allah'ın korumasına muhtaçtır.

Başkası için hidayet isterken kendimiz için de istikamet istemeliyiz.

Ayrıca dua, insanlara kötü davranmanın bahanesi değildir.

Bir insanın hidayeti için dua edip aynı zamanda ona hakaret etmek büyük bir tutarsızlık oluşturabilir.

Güzel davranış, sabır ve merhamet de dinî davetin önemli parçalarıdır.

Hidayet istemek, insanı küçümsemek değil, onun iyiliğini istemektir.

1️⃣6️⃣ İnsan Kendisini Hidayette Görüp Kibirlenirse Ne Olur ❓​

Bu büyük bir manevi tehlikedir.

İnsan:

“Ben doğru yoldayım.”

diyebilir.

Fakat bu düşünce zamanla:

“Ben herkesten üstünüm.”

noktasına gelirse iman ahlakından uzaklaşmaya başlayabilir.

Hidayet Allah'ın büyük bir nimetidir.

Nimet ise şükür sebebi olmalıdır, kibir sebebi değil.

Doğruyu bilmek insanı büyütmemeli, sorumluluğunu büyütmelidir.

İnsan kendisine daha fazla dikkat etmelidir.

Bilgisinin gereğini yapıyor mu?

İnsanlara karşı adaletli mi?

Kendi yanlışlarını görebiliyor mu?

Çünkü hakikati bilmek, hakikati yaşamayı da gerektirir.

Hidayetin meyvesi kibir değil, güzel ahlak olmalıdır.

1️⃣7️⃣ Nahl Suresi 102, 103 ve 104. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

Bu üç ayet vahyin kaynağı ve insanların ona karşı tavrı konusunda güçlü bir bütünlük oluşturmaktadır.

102. ayette:

Rûhu'l-Kudüs'ün Kur’an'ı Rabbinden hak olarak indirdiği açıklanır.

103. ayette:

Bazı insanların “Bunu ona bir insan öğretiyor.” şeklindeki suçlamaları reddedilir.

104. ayette ise daha temel problem ortaya konur:

Allah'ın ayetlerine inanmamak.

Bu sıralama çok anlamlıdır.

Önce vahyin gerçek kaynağı açıklanır.

Sonra yanlış iddia çürütülür.

Ardından bu tür suçlamaların arkasında bulunan inkâr tavrı ele alınır.

Problem yalnızca bilgi eksikliği değil, bazen hakikati kabul etmeme iradesidir.

Böylece ayetler insanı hem düşünmeye hem de kendi kalbinin niyetini sorgulamaya çağırmaktadır.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 104. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri, hakikat karşısında samimi olmanın önemidir.

İnsan her şeyi hemen bilemeyebilir.

Soruları olabilir.

Şüpheleri olabilir.

Bunların hiçbiri tek başına insanı hakikatten uzaklaştırmak zorunda değildir.

Asıl tehlike, insanın gerçeği öğrenmek istememesidir.

Hakikat karşısında kapalı bir kalp, en güçlü delili bile bahane olarak görebilir.

Bu nedenle insan kendisine şu soruyu sormalıdır:

“Ben gerçekten doğruyu mu arıyorum, yoksa yalnızca zaten inandığım şeyi doğrulamaya mı çalışıyorum?”

Bu soru son derece önemlidir.

Çünkü insan kendi ön yargılarının farkında olmayabilir.

Gerçek manevi olgunluk, gerektiğinde:

“Yanılmış olabilirim.”

diyebilmektir.

Bu söz bazen büyük bir hidayetin başlangıcı olabilir.

1️⃣9️⃣ Nahl Suresi 104. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

Nahl Suresi'nin 104. ayeti, Allah'ın ayetlerini bilinçli biçimde reddeden insanların hidayetten uzaklaşacağını ve bu tavrın ahirette ciddi bir sorumluluk doğuracağını bildirmektedir.

Ayetin ilk büyük mesajı, hidayetin değeridir.

Hidayet yalnızca bir bilgi değildir.

İnsan doğrunun ne olduğunu öğrenebilir fakat onu kabul etmeyebilir.

Bu nedenle bilgi ile teslimiyet arasında fark vardır.

Hakikati bilmek insanın zihniyle ilgilidir.

Hakikate yönelmek ise insanın iradesi ve kalbiyle de ilgilidir.

İkinci büyük mesaj, insanın kendi tercihleriyle ilgilidir.

Allah insanlara ayetlerini gösterir.

Peygamberler gönderir.

Vahiy indirir.

İnsana akıl verir.

Sonra insan bunların karşısında bir tavır seçer.

Hidayetin kapısını sürekli kapatan insan, zamanla kendi karanlığını büyütebilir.

Bu nedenle insan hakikat karşısında dikkatli olmalıdır.

Bir düşünce hoşuna gitmediği için onu hemen reddetmemelidir.

Bir ayet kendi çıkarına dokunduğu için onu değersizleştirmemelidir.

Bazen insanın en fazla ihtiyaç duyduğu gerçek, en fazla rahatsız olduğu gerçek olabilir.

Hakikat her zaman insanın nefsini rahatlatmaz; bazen onu düzeltir.

Üçüncü büyük mesaj, Allah'ın adaletidir.

Ayetin sonunda acı azap uyarısı vardır.

Bu uyarı, insanın hayatındaki seçimlerin önemsiz olmadığını göstermektedir.

İnsan yalnızca yaşayıp kaybolan bir varlık değildir.

Yaptıklarından sorumludur.

Ne söylediğinden.

Neye inandığından.

Nasıl davrandığından.

Hakikate karşı nasıl bir tavır aldığından.

Fakat bu sorumluluk insanı umutsuzluğa götürmemelidir.

Çünkü hayatta olduğu sürece insan yönünü değiştirebilir.

Dün reddettiğin hakikate bugün dönebilirsin.

Dün yaptığın hataya bugün tövbe edebilirsin.

Dün kibirle kapattığın kapıyı bugün tevazuyla açabilirsin.

İşte Allah'ın rahmeti burada insanın önüne büyük bir imkân koymaktadır.

Ayetin dördüncü önemli mesajı, başkaları hakkında hüküm verirken dikkatli olmaktır.

Biz bir insanın kalbini bilemeyiz.

Onun ne kadar bilgi sahibi olduğunu bilemeyiz.

Hangi şartlardan geçtiğini tam olarak bilemeyiz.

Bu nedenle:

“Bu insan kesin hidayetsizdir.”

gibi nihai hükümler vermek bizim görevimiz değildir.

Hidayetin gerçek sahibi Allah'tır.

İnsanlara düşen, doğruyu güzel biçimde anlatmak ve kendi hayatlarında güzel örnek olmaya çalışmaktır.

Ayetin bugünkü insan için taşıdığı büyük derslerden biri de bilgi çağında hakikate karşı samimi kalabilmektir.

Bugün herkes kendi düşüncesini destekleyen bilgileri kolayca bulabilir.

İnsan sadece kendisiyle aynı fikirde olan kişileri dinleyebilir.

Böylece zamanla farklı düşünceleri hiç duymadan kendi dünyasında yaşayabilir.

Bu durum insanın hakikat arayışını zorlaştırabilir.

Hakikati aramak, yalnızca hoşumuza giden bilgileri toplamak değildir.

Bazen bizi zorlayan sorulara da bakmak gerekir.

Bazen kendi düşüncemizi yeniden değerlendirmek gerekir.

Bazen:

“Ben burada yanılmış olabilirim.”

demek gerekir.

İşte hakikat karşısındaki samimiyet budur.

Nahl Suresi'nin 104. ayeti insanın kalbine şu güçlü soruları bırakmaktadır:

Allah'ın ayetlerini gerçekten anlamaya mı çalışıyorum?

Yoksa işime gelmeyen hakikatleri bahanelerle uzaklaştırıyor muyum?

Doğru karşıma çıktığında değiştirebileceğim kadar tevazu sahibi miyim?

Hidayeti kendi başarım gibi mi görüyorum, yoksa Allah'ın nimeti olarak mı?


Bu soruların cevabı insanın manevi yönünü belirleyebilir.

Sonuç olarak Nahl Suresi'nin 104. ayeti bize şunu öğretmektedir:

Hidayeti küçümseme.

Hakikat karşısında kibirlenme.

Bilmediğin konuda araştır.

Anlamadığında soru sor.

Yanlışını fark ettiğinde dönmekten utanma.

Allah'ın ayetlerini çıkarların uğruna reddetme.


Çünkü insanın en büyük kaybı yalnızca dünyada bir şeyi kaybetmesi değil, hakikat kendisine ulaştığı hâlde ona sırt çevirmesidir.

⠀

🌿 Son Söz​

“Hakikat insanın kapısını çaldığında en büyük soru, onun ne kadar güzel anlatıldığı değil, bizim kapıyı açmaya ne kadar hazır olduğumuzdur. İnsan bazen bilmediği için değil, değişmek istemediği için gerçeğe direnir. Oysa hidayetin ilk adımlarından biri, ‘Ben yanılmış olabilirim’ diyebilecek kadar tevazu sahibi olmaktır. Allah'ın ayetleri karşısında kalbini kapatma; anlamadığını araştır, bilmediğini sor ve doğruyu gördüğünde eski yanlışını savunmak yerine yönünü değiştir. Çünkü insan için en büyük zafer her tartışmayı kazanmak değil, hakikat karşısında kendisini düzeltebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt