📖 Nahl Suresi 105. Ayette “Yalanı Ancak Allah’ın Ayetlerine İnanmayanlar Uydurur; İşte Asıl Yalancılar Onlardır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,671
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 105. Ayette “Yalanı Ancak Allah’ın Ayetlerine İnanmayanlar Uydurur; İşte Asıl Yalancılar Onlardır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yalan yalnızca yanlış bir cümle söylemek değildir; insanın gerçeği bilerek eğip bükmesi, başkasının itibarını kendi çıkarı için harcaması ve hakikatin yerine işine gelen bir hikâye koymasıdır. Doğruluk bazen insana bedel ödetir; fakat yalanın görünmeyen bedeli çoğu zaman insanın kendi karakterinden eksilir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 105. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

Nahl Suresi'nin 105. ayeti, Hz. Muhammed'e yöneltilen “Kur’an'ı uyduruyor” suçlamasına cevap verirken, yalanın gerçek kaynağının kimler olduğunu son derece çarpıcı bir ifadeyle ortaya koymaktadır.

Ayetin anlamı şöyledir:

“Yalanı ancak Allah’ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte yalancıların ta kendileri onlardır.”
Nahl Suresi, 16:105
Bir önceki ayetlerde bazı insanların Hz. Muhammed'e:

“Kur’an'ı bir insan öğretiyor.”

ve

“Sen bunu uyduruyorsun.”

şeklinde suçlamalar yönelttikleri anlatılmıştı.

105. ayet bu suçlamayı tersine çevirmektedir.

Asıl yalanı uyduran Peygamber değil, Allah’ın ayetlerini reddederken temelsiz suçlamalar üretenlerdir.

Bu nedenle ayet yalnızca geçmişteki bir tartışmayı anlatmaz.

Aynı zamanda yalanın ahlakı, iftira, hakikati çarpıtma ve insanın kendi çıkarı için gerçeği değiştirmesi konusunda evrensel bir uyarı taşır.

2️⃣ Ayetteki “Yalan Uydurmak” Ne Anlama Gelir ❓​

Yalan uydurmak, insanın gerçeği bildiği veya gerçeği araştırabilecek durumda olduğu hâlde bilinçli biçimde doğru olmayan bir söz üretmesi anlamına gelir.

Bu bazen tamamen olmayan bir olayın anlatılması şeklinde olabilir.

Bazen gerçeğin yarısını söylemek şeklinde ortaya çıkar.

Bazen bir olayı bağlamından koparmaktır.

Bazen de bir insanın söylemediği sözü ona nispet etmektir.

Yalanın tek biçimi “olmayan bir şeyi söylemek” değildir.

Gerçeğin bir bölümünü gizleyerek karşı tarafı yanlış sonuca götürmek de ahlaki bakımdan ciddi bir sorundur.

Bu nedenle ayetin mesajı yalnızca açık yalanlara değil, hakikati kasıtlı biçimde bozan her türlü davranışa düşündürücü bir uyarı taşımaktadır.

3️⃣ Ayet Neden Yalanı İnkârla İlişkilendiriyor ❓​

Ayetin bağlamında önemli olan nokta budur.

Burada yalan, genel anlamda her insanın hayatında işleyebileceği bütün yanlış sözlerin tamamını tek başına anlatmaktan ziyade, Allah'ın ayetlerini reddetmek için üretilen bilinçli iftiralarla ilişkilidir.

Hz. Muhammed'e karşı çıkan bazı insanlar vahyin ilahi kaynağını kabul etmek istemediler.

Bu nedenle:

“Kendisi uyduruyor.”

dediler.

Sonra:

“Bir insan öğretiyor.”

dediler.

Ayet ise bu suçlamaların arkasındaki gerçeğe dikkat çekmektedir.

Hakikati reddetme isteği, insanı yeni yalanlar üretmeye götürebilir.

İnsan bir gerçeği kabul etmek istemiyorsa, bazen onu çürütmek yerine hakkında hikâyeler üretir.

İşte ayetin eleştirdiği ahlaki tavır budur.

4️⃣ Her Yalan Söyleyen İnsan İmansız Mıdır ❓​

Hayır.

Bu ayeti:

“Bir kez yalan söyleyen herkes artık Allah'ın ayetlerine inanmıyor.”

şeklinde anlamak doğru değildir.

Mümin de hata yapabilir.

Yalan söyleyebilir.

Sonra pişman olup tövbe edebilir.

Buradaki bağlam, Allah'ın vahyini reddetmek için bilinçli biçimde yalan ve iftira üretmeyi anlatmaktadır.

Ancak bu, yalanın mümin açısından önemsiz olduğu anlamına da gelmez.

Tam tersine yalan ciddi bir ahlaki tehlikedir.

İman eden insanın karakterinde doğruluk temel değerlerden biri olmalıdır.

Bir mümin yalan söylediğinde:

“Ben zaten iman ediyorum, önemli değil.”

dememelidir.

Yanlışını kabul etmeli ve düzeltmeye çalışmalıdır.

5️⃣ Yalan Neden Bu Kadar Tehlikelidir ❓​

Çünkü yalan yalnızca tek bir söz olarak kalmayabilir.

Bir yalanı korumak için başka bir yalan gerekebilir.

Sonra üçüncü bir yalan.

Bir süre sonra insan hangi sözü kime söylediğini bile takip etmekte zorlanabilir.

Yalan kendi devamını üretme eğilimindedir.

Üstelik yalan sadece söyleyen kişiyi etkilemez.

Başkasının itibarı zarar görebilir.

Aileler dağılabilir.

İş ilişkileri bozulabilir.

Masum insanlar suçlanabilir.

Toplum içerisinde güven azalabilir.

Bu nedenle yalan bireysel bir ahlak problemi olduğu kadar toplumsal güven problemi de oluşturur.

Bir toplumda insanların birbirine güvenememesi, görünmeyen çok büyük bir kayıptır.

6️⃣ Yalan ile İftira Arasında Ne Fark Vardır ❓​

Her iftira bir yalandır fakat her yalan mutlaka iftira değildir.

Yalan, gerçeğe aykırı söz söylemektir.

İftira ise genellikle bir insanın yapmadığı veya söylemediği bir şeyi ona isnat etmektir.

Bu nedenle iftira ayrıca başka bir insanın hakkına saldırır.

Örneğin bir insan kendi yaşı hakkında yalan söyleyebilir.

Bu bir yalandır.

Fakat masum bir insana:

“Bu kişi hırsızlık yaptı.”

diye gerçeğe aykırı suçlama yöneltmek iftiradır.

İftira, yalanın başka bir insanın şerefine yönelmiş hâlidir.

Nahl Suresi'nin bu bölümünde Hz. Muhammed'e yapılan suçlamalar da iftira niteliği taşımaktadır.

7️⃣ İnsan Neden Yalan Söyler ❓​

Yalanın birçok nedeni olabilir.

Korku.

Çıkar.

Utanç.

Makam kaybetme endişesi.

Bir hatayı gizleme isteği.

Başkasını kötü gösterme arzusu.

İnsanların gözünde daha değerli görünme isteği.

Bazen kişi cezadan kaçmak için yalan söyler.

Bazen para kazanmak için.

Bazen de kendisini olduğundan daha başarılı göstermek için.

Yalanın arkasında çoğu zaman insanın gerçeğin sonucuyla yüzleşmek istememesi vardır.

Bu nedenle doğruluk yalnızca dil meselesi değildir.

Cesaret de gerektirir.

Çünkü bazen doğruyu söylemenin bedeli vardır.

Dürüstlük, gerçeğin bedelini ödemeye razı olabilmektir.

8️⃣ Gerçeğin Bir Kısmını Gizlemek Yalan Sayılır Mı ❓​

Her bilgiyi herkese anlatmak zorunlu değildir.

İnsanın özel hayatı vardır.

Sır saklaması gereken durumlar olabilir.

Fakat bir insan gerçeğin yalnızca işine gelen kısmını söyleyerek karşı tarafı bilerek yanlış yönlendiriyorsa ahlaki problem ortaya çıkar.

Örneğin bir satıcı malının ciddi kusurunu bilir fakat alıcının fark etmemesi için bunu gizler.

Teknik olarak açık bir yalan cümlesi söylememiş olabilir.

Fakat karşı tarafı bilerek yanlış bilgiyle karar vermeye bırakmaktadır.

Doğruluk yalnızca yanlış cümle kurmamak değildir; insanı bilinçli biçimde yanıltmamaktır.

Bu nedenle ahlak, kelime oyunlarından daha büyüktür.

İnsan kendi vicdanına karşı dürüst olmalıdır.

9️⃣ Bir Yalanı “İyilik İçin Söyledim” Demek Her Zaman Doğru Mudur ❓​

Hayır.

İnsan bazen kendi çıkarı için söylediği yalanı “Onun iyiliği için” diyerek süsleyebilir.

Bu nedenle niyet konusunda da insan kendisini sorgulamalıdır.

Gerçekten bir zararı önlemek mi istiyorum?

Yoksa zor bir konuşmadan kaçıyor muyum?

Kendimi mi koruyorum?

İslam ahlakında bazı özel ve istisnai durumlar farklı biçimde değerlendirilmiş olsa da genel ilke doğruluktur.

İnsan yalanı kolaylaştıran bir kapı açmamalıdır.

Çünkü “iyi niyet” gerekçesi çok kolay kötüye kullanılabilir.

İnsan bazen en büyük yalanını önce kendisine söyler.

Bu nedenle vicdanla yüzleşmek önemlidir.

🔟 Ticarette Yalanın Sonuçları Nelerdir ❓​

Ticarette güven en önemli sermayelerden biridir.

Bir satıcı ürün hakkında yanlış bilgi verirse kısa vadede para kazanabilir.

Fakat müşteri gerçeği öğrendiğinde güven kaybolur.

Aynı durum ortaklıklarda da geçerlidir.

Rakamları gizlemek.

Ürün kusurlarını saklamak.

Sahte vaatlerde bulunmak.

Sözleşmedeki şartları bilerek farklı anlatmak.

Bütün bunlar ticari yalanın farklı biçimleridir.

Haksız kazanç rakam olarak kâr görünebilir; ahlaki olarak zarar olabilir.

İnsan bir müşteriyi bir kez kandırabilir.

Fakat güvenilirlik yıllarca verilen emekle oluşur.

Para yeniden kazanılabilir; kaybedilen güveni geri kazanmak çok daha zor olabilir.

1️⃣1️⃣ Aile İçinde Yalan Neden Büyük Sorunlara Yol Açabilir ❓​

Aile ilişkilerinin temelinde güven vardır.

Eşler birbirine güvenmediğinde ilişkinin huzuru ciddi biçimde zarar görebilir.

Küçük görülen bir yalan bile ortaya çıktığında karşı taraf şöyle düşünebilir:

“Bunu sakladıysa başka neleri saklıyor?”

İşte yalanın en ağır sonuçlarından biri budur.

Bir yalan yalnızca tek gerçeği değil, diğer doğruların güvenilirliğini de zedeler.

Aynı durum çocuklarla ilişkide de geçerlidir.

Ebeveyn sürekli çocuğuna:

“Yalan söyleme.”

deyip kendisi onun yanında sık sık yalan söylüyorsa sözün etkisi azalır.

Çocuklar nasihatten çok davranışı öğrenebilir.

Doğruluk öğretilmezden önce yaşanmalıdır.

1️⃣2️⃣ Sosyal Medyada Yalan ve İftira Nasıl Yayılır ❓​

Günümüzde yalanın en hızlı yayıldığı alanlardan biri sosyal medyadır.

Bir fotoğraf başka bir olaydan alınabilir.

Bir video kesilebilir.

Bir söz bağlamından koparılabilir.

Bir insanın söylemediği bir cümle onun adına yazılabilir.

Ve bütün bunlar saniyeler içinde binlerce insana ulaşabilir.

Buradaki en büyük tehlikelerden biri şudur:

İnsan yalanı kendisi üretmese bile onu yayarak yalanın taşıyıcısı olabilir.

Bu nedenle:

“Ben yazmadım, sadece paylaştım.”

demek her zaman sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

İnsan özellikle birinin itibarına zarar verecek bilgiyi paylaşmadan önce çok dikkatli olmalıdır.

Paylaş tuşuna basmak bazen bir insanın hayatına dokunmak anlamına gelir.

1️⃣3️⃣ Şaka İçin Yalan Söylemek Zararsız Mıdır ❓​

Şaka insan hayatının güzel bir parçasıdır.

Fakat şaka adı altında insanların kandırılması, korkutulması veya aşağılanması doğru olmayabilir.

Özellikle bir insanın güvenini sarsacak yalanlar tehlikelidir.

İnsan:

“Şakaydı.”

diyebilir.

Fakat karşı taraf için durum hiç komik olmayabilir.

Bir davranışın şaka olması, oluşturduğu zararı otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

Ayrıca sürekli yalan üzerinden mizah yapan insanın sözüne güven azalabilir.

Bu nedenle mizah ile aldatmayı birbirinden ayırmak gerekir.

Güzel şaka, insanın güvenini değil yüzünü güldürmelidir.

1️⃣4️⃣ İnsan Kendi Söylediği Yalana İnanmaya Başlayabilir Mi ❓​

Evet, insan bir olayı sürekli kendi istediği biçimde anlatırsa zamanla kendi oluşturduğu hikâyeyi gerçek gibi görmeye başlayabilir.

Bu özellikle insanın kendi hatalarını savunmasında görülebilir.

Önce:

“Ben yanlış yapmadım.”

der.

Sonra davranışına sürekli yeni gerekçeler üretir.

Bir süre sonra gerçekten tamamen haklı olduğuna inanabilir.

Kendini kandırmak, başkasını kandırmaktan daha tehlikeli olabilir.

Çünkü insan başkasına söylediği yalanı bilir.

Kendisine söylediği yalanı ise artık fark etmeyebilir.

Bu nedenle insan zaman zaman kendi davranışlarını dürüst biçimde sorgulamalıdır.

Vicdanın görevi yalnızca başkalarının yanlışlarını görmek değildir.

1️⃣5️⃣ Yalan Söyleyen İnsan Doğruluğa Nasıl Dönebilir ❓​

İlk adım yalanı kabul etmektir.

İnsan kendi kendisine:

“Ben burada yanlış yaptım.”

diyebilmelidir.

Ardından mümkünse yalanın oluşturduğu zararı düzeltmelidir.

Bir insan hakkında yanlış bilgi yaymışsa düzeltme yapmalıdır.

Birinin hakkını kaybettirmişse telafi etmeye çalışmalıdır.

Bir ilişkide güveni zedelemişse özür dilemeli ve yeniden güven oluşturmak için sabırlı olmalıdır.

Tövbe yalnızca “Pişmanım” demek değil, mümkün olduğunda yanlışın sonuçlarını düzeltmeye çalışmaktır.

İnsan geçmişte yalan söylemiş olabilir.

Bu onun ömür boyu yalancı kalması gerektiği anlamına gelmez.

Karakter değişebilir; yeter ki insan yanlışını savunmak yerine düzeltmeye başlasın.

1️⃣6️⃣ Doğru Söylemek Her Şeyi Herkese Söylemek Anlamına Gelir Mi ❓​

Hayır.

Doğruluk ile düşünmeden konuşmak aynı şey değildir.

Bir insanın sırrını korumak gerekebilir.

Özel bilgileri paylaşmamak gerekebilir.

Her doğru her ortamda söylenmek zorunda değildir.

Ancak konuşmaya karar verdiğimizde bilerek yanlış bilgi vermemeliyiz.

Bazen susmak mümkündür.

Konuyu değiştirmek mümkündür.

“Bu konuda konuşmak istemiyorum.”

demek mümkündür.

Doğruluk, mahremiyeti yok etmek değildir.

Bu ayrım önemlidir.

İnsan yalandan kaçınırken başkalarının özel hayatını da koruyabilir.

Ahlak bazen doğruyu söylemeyi, bazen de doğru yerde susmayı bilmektir.

1️⃣7️⃣ Nahl Suresi 103, 104 ve 105. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

Bu üç ayet birlikte okunduğunda vahye karşı üretilen suçlamaların ve yalanın nasıl ele alındığı daha açık görülür.

103. ayette:

“Kur’an'ı ona bir insan öğretiyor.”

iddiası reddedilir.

104. ayette:

Allah'ın ayetlerine inanmayanların hidayetle ilişkisi ve ahiret sorumluluğu açıklanır.

105. ayette ise:

Asıl yalanı uyduranların Allah'ın ayetlerini reddeden ve Peygamber'e temelsiz suçlamalar yönelten kimseler olduğu bildirilir.

Böylece suçlama tamamen tersine çevrilir.

Peygamber'e:

“Yalancı.”

diyenler, aslında kendileri yalan üretmektedir.

Hakikati reddetmek için iftira üretmek, yalnızca fikrî değil ahlaki bir problemdir.

Bu ayetler insanın hem inancını hem dilini sorgulamasını ister.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 105. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri, hakikatin korunmasının insanın ahlakıyla doğrudan bağlantılı olduğudur.

İnsan doğruyu bilmek kadar doğru söylemekle de sorumludur.

Bazen insan gerçeği bilir fakat çıkarı nedeniyle farklı konuşur.

İşte burada bilgi ahlaka dönüşmemiştir.

Hakikati bilip onu çarpıtmak, bilgisiz olmaktan daha ağır bir sorumluluk doğurabilir.

Ayet aynı zamanda başkalarına kolayca “yalancı” demenin tehlikesini de gösterir.

Hz. Muhammed'e bu suçlama yöneltilmiş fakat ayet suçlamanın aslında onu yapanlara döndüğünü bildirmiştir.

Bu nedenle insan bir başkasını yalancılıkla suçlamadan önce delil sahibi olmalıdır.

Bir insanın şerefine atılan söz geri alınsa bile bıraktığı iz kalabilir.

Dil bu yüzden büyük bir emanettir.

1️⃣9️⃣ Nahl Suresi 105. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

Nahl Suresi'nin 105. ayeti, Hz. Muhammed'e yöneltilen “Kur’an'ı uyduruyor” suçlamasına güçlü bir cevap vermekte ve hakikati reddetmek için yalan üretenlerin asıl yalancılar olduğunu açıklamaktadır.

Bu ayetin ilk büyük mesajı doğruluğun imanla olan ilişkisidir.

İman yalnızca kalpte taşınan bir inanç değildir.

İnsanın dilinde de görünmelidir.

Bir insan Allah'a inandığını söylüyorsa, aynı zamanda gerçeği korumaya çalışmalıdır.

Yalanı çıkar aracı hâline getirmemelidir.

İnsanların şerefini yalanla zedelememelidir.

İman, insanın diline de ahlak kazandırmalıdır.

İkinci büyük mesaj, iftiranın tehlikesidir.

Hz. Muhammed'e karşı çıkan insanlar vahyin mesajını çürütmek yerine onun kaynağı hakkında suçlamalar üretmişlerdir.

Bu bize önemli bir ilke öğretir:

Bir fikre cevap verememek, o fikri söyleyen kişiye iftira atma hakkı vermez.

Bugün de aynı hata yapılabilir.

İnsan birisini sevmediği için onun hakkında çıkan her kötü habere hemen inanabilir.

Siyasi, ticari veya kişisel rekabet içerisinde yalan haberler üretebilir.

Bir insanın itibarını kendi çıkarı için zedeleyebilir.

Ayet bu davranışın ne kadar ağır bir ahlaki problem olduğunu düşündürmektedir.

Üçüncü büyük mesaj, doğruluğun kolay olmadığıdır.

Bazen doğruyu söylemek bedel gerektirir.

İnsan hatasını kabul etmek zorunda kalabilir.

Para kaybedebilir.

Eleştiri alabilir.

Makamı zarar görebilir.

Fakat yalan söyleyerek korunan şeyin bedeli karakter olabilir.

Bu nedenle insan şu soruyu sormalıdır:

“Gerçeği söylemek bana ne kaybettirecek?”

Ama hemen ardından ikinci soruyu da sormalıdır:

“Yalan söylersem kendimden ne kaybedeceğim?”

Bazen ikinci kayıp çok daha büyüktür.

Dördüncü mesaj, yalanın zamanla alışkanlık hâline gelebilmesidir.

İnsan küçük bir yalanı önemsiz görebilir.

Sonra ikinci yalan gelir.

Sonra üçüncüsü.

Bir süre sonra yalan, kişinin sorun çözme yöntemine dönüşebilir.

İşte bu çok tehlikelidir.

Karakter bir anda oluşmaz; tekrar edilen küçük davranışlarla oluşur.

Aynı şey doğruluk için de geçerlidir.

İnsan küçük meselelerde doğru olmaya alışırsa büyük meselelerde de daha sağlam durabilir.

Bu nedenle günlük hayattaki küçük doğruluklar önemsiz değildir.

Beşinci büyük mesaj, insanın kendi kendisine karşı dürüst olmasıdır.

Bazı insanlar başkalarına çok az yalan söyler ama kendilerini sürekli kandırabilir.

Yanlışlarını haklı çıkarırlar.

Hataları için sürekli başkasını suçlarlar.

Kendi çıkarlarını “adalet” olarak tanımlarlar.

İşte böyle bir durumda insanın vicdanı giderek zayıflayabilir.

En zor doğruluk, bazen insanın aynaya bakıp “Burada ben yanlış yaptım” diyebilmesidir.

Bu cümle küçük görünür ama büyük bir ahlaki güç ister.

Ayetin günümüzdeki en güçlü mesajlarından biri ise bilgi ve sosyal medya dünyasıyla ilgilidir.

Bugün yalan üretmek de yaymak da çok kolaydır.

Bir kişi bir cümle yazabilir.

Bin kişi paylaşabilir.

Milyonlar görebilir.

Fakat yalanın hızı hakikatin değerini değiştirmez.

Bir milyon paylaşım bir yalanı doğru yapmaz.

Bu nedenle Müslümanın dijital dünyadaki ahlakı da gerçek hayattaki ahlakının devamı olmalıdır.

Paylaşmadan önce düşünmelidir.

Bir insan hakkında ciddi iddia varsa doğrulamaya çalışmalıdır.

Öfkeyle hareket etmemelidir.

“Ben sadece ilettim.”

diyerek sorumluluktan tamamen kaçmamalıdır.

Çünkü bir söz yayıldığında geri toplamak çok zor olabilir.

Nahl Suresi'nin 105. ayeti insana şu soruları bırakmaktadır:

Sözüm ne kadar güvenilir?

İşime gelmediğinde gerçeği değiştirmeye çalışıyor muyum?

Başkasını kötü göstermek için doğrulanmamış bilgiler yayıyor muyum?

Hata yaptığımda dürüstçe kabul edebiliyor muyum?

Doğruyu söylemenin bedelini ödemeye hazır mıyım?


İşte doğruluk ahlakı bu soruların cevabında ortaya çıkar.

Sonuç olarak Nahl Suresi'nin 105. ayeti bize şunu öğretmektedir:

Hakikati uydurma sözlerle örtmeye çalışma.

İftira etme.

Gerçeği çıkarına göre eğip bükme.

Duyduğun her sözü yayma.

Yanlış yaptığında yalanla örtmek yerine kabul et.

Dilini güvenilir hâle getir.


Çünkü insanın sahip olabileceği en değerli şeylerden biri, insanlar onun ağzından çıkan söz için:

“Bu insan söylüyorsa doğru söylemeye çalışıyordur.”

diyebiliyorsa, işte o güvenilirliktir.

Ve bu güvenilirlik, para ile satın alınamayacak kadar kıymetlidir.

🌿 Son Söz​

“Yalan bazen insanı birkaç dakikalığına kurtarır ama yıllarca taşıyacağı bir güvensizlik bırakabilir. Doğru ise bazen o anda zor gelir, fakat insanın başını yastığa koyduğunda kendisinden kaçmak zorunda kalmamasını sağlar. Birinin şerefini korumak, gerçeği çıkarına göre değiştirmemek ve hata yaptığında ‘Ben yanlış yaptım’ diyebilmek büyük bir karakterdir. Çünkü insanın sözüne güven kalmadığında serveti büyük olsa bile en değerli sermayelerinden birini kaybetmiş olur.”
Ersan Karavelioğlu
⠀
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt