Nahl Suresi 58. Ayette “Onlardan Birine Kız Çocuğu Müjdelendiğinde Yüzü Kapkara Kesilir ve Öfkesini İçine Gömer” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Nahl Suresi 57. ayette kız çocuklarını kendileri için değersiz gören insanların, buna rağmen melekleri ‘Allah’ın kızları’ diye nitelemelerindeki çifte standart eleştirilmişti. 58. ayet şimdi bu zihniyetin aile hayatındaki yüzünü gösterir: ‘Onlardan birine kız çocuğu müjdelendiğinde yüzü kapkara kesilir ve öfkesini içine gömer.’ Buradaki ‘yüzü kapkara kesilir’ ifadesi ten rengi veya ırkla ilgili değildir; yoğun üzüntü, utanç ve öfkenin yüzde belirmesini anlatan güçlü bir tasvirdir. Kur’an kız çocuğunu değil, bir bebeğin yalnız kız olduğu için utanç kaynağı sayılmasını eleştirmektedir.”
Ersan Karavelioğlu
Nahl Suresi 58. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin Arapçası şöyledir:وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُم بِالْأُنثَىٰ ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظِيمٌ
Okunuşu:
“Ve izâ buşşira ehaduhum bi’l-unsâ zalle vechuhû musvedden ve huve kazîm.”
Genel anlamı:
“Onlardan birine kız çocuğu müjdelendiğinde yüzü kapkara kesilir ve öfkesini içine gömer.”
Ayet, önceki ayette eleştirilen çifte standardın psikolojik sonucunu tasvir eder. Bir insan kendisi için erkek çocuk arzulamakta, kız çocuğunu ise o kadar değersiz görmektedir ki doğum haberi geldiğinde sevinmesi gerekirken utanmakta, üzülmekte ve öfkelenmektedir.
Kur’an burada bu tepkiyi örnek alınacak davranış olarak anlatmaz. Tam tersine insan zihnindeki adaletsizliği teşhir eder.
“Buşşira” Yani “Müjdelendiğinde” Kelimesi Neden Dikkat Çekicidir
Ayette kız çocuğunun doğumu için “buşşira”, yani “müjdelendi” ifadesinin kullanılması son derece anlamlıdır.Çünkü çocuk doğumu aslında bir müjdedir.
Fakat kız çocuklarını değersiz gören insan, kendisine müjde olarak gelen şeyi felaket haberi gibi karşılamaktadır.
Burada çok güçlü bir ironi vardır: Sorun kız çocuğunda değil, haberi kötü haber hâline getiren zihniyettedir.
Kur’an böylece daha ilk kelimeden değer yargısını tersine çevirir. İnsan:
“Başımıza kötü bir şey geldi.”
diye düşünürken ayet:
“Sana aslında bir çocuk müjdelendi.”
demektedir.
“Yüzü Kapkara Kesilir” Ne Anlama Gelir
Ayette geçen:“Zalle vechuhû musvedden.”
ifadesi kelime olarak yüzünün kararması şeklinde çevrilebilir.
Buradaki anlatım yoğun:
Utanç.
öfke.
üzüntü.
hayal kırıklığı.
gibi duyguların insanın yüzüne yansımasını tasvir eden güçlü bir ifadedir.
Türkçede de:
“Yüzü düştü.”
“Yüzü karardı.”
gibi ifadeler fiziksel ten renginin değiştiğini değil, kişinin yaşadığı ağır duyguyu anlatabilir.
Bu nedenle ayeti biyolojik deri rengi üzerinden okumamak gerekir.
Bu İfadenin Siyah Ten veya Irkla Bir İlgisi Var mıdır
Hayır.Bu ayrım özellikle açık tutulmalıdır.
Ayet:
Siyah tenli insanların kötü olduğunu.
koyu tenin utanç olduğunu.
herhangi bir ırkın başka bir ırktan aşağı olduğunu.
söylemez.
Buradaki “kararma”, üzüntü ve öfkenin yüz ifadesindeki mecazî tasviridir.
Kur’an’ın bu tür dilini modern ırk kategorilerine taşımak yanlış olur.
İnsanlık değeri:
Ten rengine.
ırka.
etnik kökene.
bağlı değildir.
Ayetin konusu ırk değil, kız çocuğuna karşı duyulan utançtır.
“Kazîm” Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “kazîm” kelimesi, yoğun duygu içinde olup bunu bastıran, öfkesini veya kederini içine atan kişi anlam alanına sahiptir.Yani baba yalnız üzülmüyor.
İçinde:
Öfke.
utanç.
sıkıntı.
biriktiriyor.
Dışarıya nasıl davranacağını bilemeyen bir ruh hâli oluşuyor.
Bu kelime, kız çocuğunun doğumuna karşı gösterilen tepkinin ne kadar ağırlaştığını ortaya koyar.
Bir bebeğin varlığı, yetişkin insanın yanlış değer yargısı nedeniyle öfke sebebine dönüşmektedir.
Kur’an Burada Babanın Duygusunu mu, Davranışını mı Eleştiriyor
İkisi arasında ayrım yapmak gerekir.İnsanın ilk duygusal tepkisi her zaman tamamen kontrolünde olmayabilir. Bir kişi yıllarca:
“Oğlum olsun.”
diye hayal etmiş ve kız haberi geldiğinde kısa süreli bir hayal kırıklığı yaşayabilir.
Bu ilk duyguyla, kız çocuğunu değersizleştiren kalıcı davranış aynı şey değildir.
Asıl büyük problem:
Çocuğu sevmemek.
onu aşağı görmek.
haklarını azaltmak.
annesini suçlamak.
eğitimden mahrum bırakmak.
onun varlığından utanmak.
gibi davranışlara dönüşmesidir.
Duygunun gelmesi ile ayrımcılığı ahlaki ilkeye dönüştürmek aynı değildir.
Erkek Çocuk İstemek Günah mıdır
Bir anne veya baba:“Bir oğlum olsa güzel olur.”
diye arzu edebilir.
Başka biri:
“Bir kızım olsun isterim.”
diyebilir.
Bu tür kişisel arzular tek başına kız veya erkek çocuk düşmanlığı anlamına gelmez.
Sorun tercih:
“Erkek çocuk daha değerli insandır.”
inancına dönüştüğünde ortaya çıkar.
Bir aile oğlan istedi ama kız doğdu.
O çocuk artık:
Eksik çocuk.
istenmeyen çocuk.
aile başarısızlığı.
değildir.
Çocuğun insanlık değeri ebeveynin doğum öncesindeki tercihine bağlı değildir.
Kız Çocuğunun Doğumundan Anneyi Sorumlu Tutmak Neden Yanlıştır
Her şeyden önce kız çocuğu doğması suç değildir ki suçlu aransın.Ayrıca biyolojik açıdan çocuğun kromozomal cinsiyetinin belirlenmesinde babadan gelen sperm hücresinin taşıdığı X veya Y kromozomu belirleyicidir.
Dolayısıyla:
“Kadın bana kız doğurdu.”
diye kadını suçlamak bilimsel olarak da anlamsızdır.
Fakat bundan daha önemli ahlaki soru şudur:
Neden kız doğması suç gibi görülüyor?
Asıl düzeltilmesi gereken problem burada yatar.
Bir bebeğin dünyaya kız olarak gelmesi annesinin başarısızlığı değildir.
Ortada başarısızlık yoktur; dünyaya gelen bir çocuk vardır.
Kız Çocuğundan Utanmak Neden Büyük Bir Ahlaki Problemdir
Çünkü çocuk kendi cinsiyetini seçmemiştir.Bir bebeğin:
Sevilme.
korunma.
eğitim.
saygı.
hakkının, kız doğduğu için azalması adaletsizliktir.
Üstelik çocuk büyüdükçe ailesinin kendisiyle ilgili duygularını fark edebilir.
“Babam erkek çocuk istiyordu.”
“Ben doğunca üzülmüşler.”
düşüncesi çocuğun kendilik değerini etkileyebilir.
Ebeveynin görevi çocuğa:
“Keşke başka türlü doğsaydın.”
duygusu vermek değil,
“Sen bizim için değerlisin.”
güvenini vermektir.
Bu Ayet Kız Çocuklarının Değerini Yükselten Bir Eleştiri midir
Evet, ayetin bağlamındaki yön budur.Kur’an önce:
Kızları Allah’a isnat eden teolojik çelişkiyi gösterir.
Ardından:
Kız çocuğu kendilerine verildiğinde utanan insanların davranışını teşhir eder.
Sonraki ayette ise bu utancın insanı çocuğu gizleme veya toprağa gömme düşüncesine kadar götürebildiği anlatılacaktır.
Dolayısıyla pasajın hedefi kız çocukları değil, kız çocuklarını aşağılayan zihniyettir.
Kur’an adeta bu topluma ayna tutmaktadır:
“Bir insanın dünyaya gelmesini neden utanç kabul ediyorsunuz?”

İslam Öncesi Arabistan’da Herkes Kız Çocuklarından Nefret mi Ediyordu
Hayır.Bu konuda aşırı genelleme yapmamak gerekir.
Bütün Arapların kız çocuklarını istemediğini veya her ailenin aynı davranışı gösterdiğini söylemek doğru değildir.
Toplum içinde:
Kızlarını sevenler.
koruyanlar.
onlara değer verenler.
elbette bulunuyordu.
Kur’an belirli bir problemli zihniyeti ve uygulamayı hedef almaktadır.
Bir toplumda yanlış davranışın bulunması, o toplumdaki herkesin aynı şekilde davrandığı anlamına gelmez.
Kur’an’ın eleştirdiği örneği bütün bir halkın değişmez karakteri hâline getirmemek gerekir.

Kız Çocuklarının Diri Diri Gömülmesi Bu Ayetle İlişkili midir
Bir sonraki ayet olan Nahl 59, kişinin kız çocuğu haberi nedeniyle toplumdan gizlenmesini ve onu aşağılanma içinde tutmak mı yoksa toprağa gömmek mi şeklindeki korkunç düşünceyi eleştirir.Tarihsel kaynaklarda bazı çevrelerde kız çocuklarının öldürülmesi veya diri diri gömülmesi uygulamalarından söz edilir.
Ancak bunu:
“Bütün Araplar bütün kızlarını gömüyordu.”
şeklinde anlatmak tarihsel açıdan aşırı genelleme olur.
Kur’an’ın ahlaki hükmü ise açıktır:
Çocuğun cinsiyeti onun yaşam hakkını azaltmaz.

Bugün Kız Çocuklarına Karşı Aynı Zihniyet Devam Ediyor mu
Biçimi değişmiş olsa da bazı yerlerde devam edebilir.Bugün bir aile kız çocuğunu öldürmüyor olabilir ama:
Onu okutmayabilir.
erkek kardeşinden daha az değerli görebilir.
miras hakkından vazgeçmeye zorlayabilir.
aile kararlarında sürekli ikinci plana atabilir.
başarısını küçümseyebilir.
erkek kardeşine tanıdığı özgürlüğün hiçbirini ona tanımayabilir.
Bunların her biri aynı tarihsel uygulama değildir. Fakat ortak noktaları cinsiyete dayalı değersizleştirme olabilir.
Zihniyet bazen ortadan kalkmaz; sadece biçim değiştirir.

Kız Çocuğunu “Aile Namusu”nun Taşıyıcısı Görmek Doğru mudur
Bir ailenin bütün onurunu yalnız kız çocuğunun davranışına bağlamak adil değildir.Ahlaki sorumluluk:
Erkek için de vardır.
Kadın için de vardır.
Bir erkek yanlış yaptığında:
“Erkektir.”
deyip geçmek, kız aynı şeyi yaptığında bütün aile namusunu ona yüklemek çifte standart oluşturur.
Kız çocuğunu:
Ailenin itibarı için sürekli kontrol edilmesi gereken nesne.
olarak görmek, onun bireysel insanlığını gölgede bırakabilir.
Ahlak cinsiyete göre ayrı bir insanlık değeri üretmemelidir.

Erkek Çocuğa Daha Fazla Yatırım Yapmak Adil midir
Sırf erkek olduğu için daha fazla eğitim, sağlık veya gelişim imkânı vermek adalet problemi doğurabilir.Elbette çocukların ihtiyaçları farklı olabilir.
Birinin özel eğitim ihtiyacı vardır.
Diğerinin sağlık ihtiyacı vardır.
Bu nedenle adalet her zaman matematiksel olarak aynı miktar demek değildir.
Ancak:
“Oğlan okuyacak, kız zaten evlenecek.”
gibi bir yaklaşım, kız çocuğunun yeteneklerini daha baştan sınırlar.
Çocuk:
Kız olduğu için daha az yatırım yapılacak proje değildir.
İmkânlar mümkün olduğunca çocuğun ihtiyacına ve yeteneğine göre değerlendirilmelidir, cinsiyetine göre insanlık değeri belirlenmemelidir.

Erkek Çocuk Sahibi Olmak Neden Bazı Kültürlerde Statü Sayılmıştır
Bunun tarihsel, ekonomik ve toplumsal birçok sebebi olabilir.Tarım ve savaş ağırlıklı toplumlarda fiziksel iş gücü.
Soyadının erkek üzerinden devam etmesi.
Miras sistemleri.
aile güvenliği.
gibi unsurlar erkek çocuğa ekonomik veya sosyal avantaj yüklemiş olabilir.
Ancak tarihsel bir davranışın nedenini açıklamak, onu ahlaken doğru yapmak değildir.
Bir uygulamanın:
Eski olması.
yaygın olması.
ekonomik gerekçesinin bulunması.
tek başına adaletli olduğunu göstermez.
Tarihsel açıklama ile ahlaki onay birbirinden ayrılmalıdır.

Bir Babanın Kız Çocuğuna Duyduğu Sevgi Dinî Açıdan Değerli midir
Elbette.Çocuğunu sevmek, korumak ve iyi yetiştirmek ebeveynlik sorumluluğunun temelidir.
Kız çocuğuna sevgi göstermek:
Zayıflık.
erkekliğin azalması.
aşırı duygusallık.
değildir.
Tam tersine bir babanın gücü yalnız ailesi üzerinde otorite kurmasıyla ölçülmez.
Çocuğunun:
Güvenebildiği.
konuşabildiği.
sevildiğini hissedebildiği.
bir baba olmak çok daha büyük bir sorumluluktur.
Babalık, çocuğun korktuğu adam olmak değil; güvende hissettiği insanlardan biri olabilmektir.

Nahl Suresi 57 ve 58. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Nahl 57’de bazı insanlar:Allah’a kızlar isnat ediyor, kendileri için ise arzuladıklarını ayırıyorlardı.
Nahl 58’de bunun toplumsal arka planı görünür hâle gelir:
Kendilerine kız çocuğu haberi geldiğinde yüzleri kararıyor ve öfkelerini içlerine gömüyorlar.
Böylece Kur’an aynı zihniyetin iki yüzünü gösterir:
Teolojik çelişki.
Toplumsal ayrımcılık.
İnsan hem Allah hakkında yanlış konuşmakta hem de kız çocuğunun insanlık değerini düşürmektedir.
Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 59. ayette, bu zihniyetin daha ileri aşaması anlatılacak; kişinin aldığı kötü saydığı haber yüzünden insanlardan gizlendiği, çocuğu aşağılanma içinde tutmak mı yoksa toprağa gömmek mi diye düşündüğü bildirilecek ve sonunda “Bakın, verdikleri hüküm ne kötüdür!” denilecektir. Bu ayeti ele alırken özellikle kız çocuklarını diri diri gömme meselesinin tarihsel bağlamı, bunun bütün Araplara genellenmemesi, “hûn” yani aşağılanma ifadesinin anlamı, çocuğun yaşam hakkı, aile ve toplum baskısı, utanç kültürü ve Kur’an’ın verdiği hükmün açık biçimde bu zihniyeti mahkûm etmesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Nahl Suresi 58. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Nahl Suresi 58. ayet bir insanın yüzündeki ifadeyi anlatıyor gibi görünür; fakat aslında bir toplumun zihnini anlatır.Bir bebeğin doğduğunu düşünelim.
Henüz konuşmadı.
Kimseye zarar vermedi.
Hiçbir seçim yapmadı.
Ama yetişkinler:
“Kız.”
kelimesini duyunca yüzlerini asıyorlar.
Demek ki problem çocukta değildir.
Problem, yetişkinlerin zihninde çocuğa doğmadan önce verilmiş değerdedir.
Kur’an tam olarak bu noktayı açığa çıkarır.
Kız çocuğunun doğumunu kötü haber hâline getiren, kız çocuğu değil; toplumun ona yüklediği değersizliktir.
Nahl 58’in başka önemli mesajı kültürel utancın insanı ne kadar adaletsiz yapabileceğidir.
İnsan bazen aslında kişisel olarak büyük problem görmediği bir şeyden:
“İnsanlar ne der?”
diye utanabilir.
Toplum:
“Oğlu yok.”
der.
İnsan üzülür.
“Hep kızları var.”
der.
Baba bunu eksiklik gibi hissetmeye başlayabilir.
Burada insan kendi çocuğuna toplumun bakışıyla bakmaya başlar.
Kur’an’ın tevhid ve ahlak öğretisi ise insanı bu sosyal baskının karşısında özgürleştirmelidir.
Bir toplumun önyargısı, bir çocuğun değerini belirleyemez.
Nahl 58’in başka önemli mesajı ebeveynin hayal ettiği çocuk ile gerçek çocuğu birbirinden ayırabilmesidir.
Anne-baba doğumdan önce:
Erkek çocuk.
kız çocuk.
belirli karakter.
belirli yetenek.
hayal edebilir.
Ama dünyaya gelen çocuk onların hayallerini gerçekleştirmek için üretilmiş proje değildir.
Çocuk:
Kendi mizacı.
kendi yeteneği.
kendi hayatı.
olan ayrı bir insandır.
Ebeveynliğin olgunlaşması bazen:
“Hayalimdeki çocuğu değil, karşımdaki gerçek çocuğu sevmeyi öğreniyorum.”
diyebilmektir.
Bu yalnız cinsiyet için değil, çocuğun bütün özellikleri için önemlidir.
Nahl 58’in başka önemli mesajı kız çocuğunun babanın erkekliğine tehdit olmadığını hatırlatmaktır.
Bazı kültürel yapılarda erkek çocuk sahibi olmak:
Güç.
soy.
erkeklik.
göstergesi gibi düşünülebilir.
Oysa bir erkeğin çocuğunun cinsiyeti onun karakterini, gücünü veya değerini belirlemez.
Bir babanın erkekliği:
Kaç oğlu olduğuyla değil,
nasıl bir insan ve nasıl bir baba olduğuyla
değerlendirilmelidir.
Kızına sevgi gösteren baba daha az güçlü değildir.
Tam tersine sevgisini gösterebilen, çocuğunu koruyan ve onun gelişimini destekleyen bir baba duygusal olgunluk gösterebilir.
Nahl 58’in başka önemli mesajı duygunun davranışa dönüşmeden önce sorgulanabilmesidir.
Bir insan kız haberi aldı ve bir an hayal kırıklığı yaşadı.
Kendine sorabilir:
“Neden üzüldüm?”
Gerçekten kendi arzusu mu?
Yoksa:
Aile baskısı.
toplum.
soyadı.
miras.
erkeklik algısı.
mı?
Bu sorgulama çok değerlidir.
Çünkü bazen bize ait sandığımız duygular aslında yıllardır içimize yerleşmiş kültürel kabullerdir.
İnsan her hissettiğinin doğru olduğunu kabul etmek zorunda değildir.
Duygu gerçektir ama duygu:
Ahlaki hakikat
değildir.
Nahl 58’in başka önemli mesajı çocuğa istenmediğini hissettirmemenin önemidir.
Bir çocuk yıllar sonra:
“Ben doğduğumda babam üzülmüş.”
bilgisini öğrenebilir.
Bu tek başına dünyanın sonu değildir; insanlar zamanla değişebilir.
Baba ilk gün hayal kırıklığı yaşamış, sonra kızını çok sevmiş olabilir.
Önemli olan çocuğa hayatı boyunca:
“Keşke erkek olsaydın.”
mesajının verilmemesidir.
Ebeveynin görevi geçmişteki beklentisini çocuğun omzuna yüklemek değil, bugünkü ilişkiyi sağlıklı kurmaktır.
Çocuk anne-babasının gerçekleşmemiş beklentilerinin borçlusu değildir.
Nahl 58’in başka önemli mesajı erkek çocuklara da yanlış üstünlük duygusu verilmemesidir.
Bir evde oğlana sürekli:
“Sen erkeksin, sen daha önemlisin.”
denirse yalnız kız çocuk zarar görmez.
Erkek çocuk da gerçek dışı üstünlük duygusuyla büyüyebilir.
Sonra:
Kız kardeşinin.
eşinin.
kadınların.
kendisine doğal olarak hizmet etmesi gerektiğini düşünebilir.
Yani cinsiyetçi aile yapısı hem kızın öz değerini azaltabilir hem erkeğin egosunu sağlıksız biçimde büyütebilir.
Adalet her iki çocuğu da korur.
Nahl 58’in başka önemli mesajı çocuğun başarısını cinsiyet beklentileriyle sınırlamamaktır.
Kız:
Bilim insanı olabilir.
iş insanı olabilir.
öğretmen olabilir.
sanatçı olabilir.
anne olabilir.
birden fazlası olabilir.
Hiçbiri olmak zorunda da değildir.
Erkek için de aynı şey geçerlidir.
Çocuğun hayatını:
“Kız olduğun için senin rolün sadece budur.”
veya:
“Erkek olduğun için duygunu göstermeyeceksin.”
şeklinde dar kalıplara hapsetmek kişiliğini sınırlayabilir.
Dinî ve ahlaki sorumluluk vardır; fakat kültürel kalıpla vahyin hükmünü birbirine karıştırmamak gerekir.
Nahl 58’in başka önemli mesajı “yüzün kararması” ifadesini ırkçı dile çevirmemektir.
Diller tarih boyunca:
Aydınlık.
karanlık.
yüzün kararması.
yüzün ağarması.
gibi metaforlar kullanmıştır.
Bunların bağlamı değerlendirilmelidir.
Nahl 58’deki ifade açık biçimde kişinin:
Utanç.
öfke.
keder.
içindeki yüz hâlini anlatır.
Bundan:
“Koyu ten kötüdür.”
sonucu çıkarmak ayetin konusu dışına çıkmaktır.
İnsanların ten renkleri Allah’ın yaratılışındaki çeşitliliktir; ahlaki üstünlük veya aşağılık ölçüsü değildir.
Nahl 58’in başka önemli mesajı öfkeyi bastırmak ile sağlıklı biçimde işlemek arasındaki farktır.
Ayette kişi öfkesini içine gömer.
Bu her zaman olumlu sabır anlamına gelmez.
İçindeki öfke yanlış bir değer yargısından kaynaklanmaktadır.
İnsan duygusunu bastırabilir ama zihniyetini değiştirmemiş olabilir.
Sağlıklı dönüşüm:
“Öfkemi göstermeyeyim.”
demekten daha fazlasıdır.
“Ben neden bu çocuğun kız oluşuna öfkeleniyorum?”
sorusunu sormaktır.
Ahlaki gelişim bazen yalnız davranışı kontrol etmek değil, davranışı üreten inancı düzeltmektir.
Nahl 58’in başka önemli mesajı utanç kültürünün aileleri yönetmesine izin vermemektir.
Bazı toplumlarda insanlar:
Kendi ihtiyaçlarından çok.
“El âlem ne der?”
sorusuyla yaşayabilir.
Çocukların:
Mesleği.
evliliği.
cinsiyeti.
başarısı.
aile prestijinin parçasına dönüşür.
Bu durumda çocuk insan olmaktan çıkar, aile imajının temsilcisi hâline gelir.
Kur’an’ın burada eleştirdiği adam da kızının varlığını kendi sosyal prestiji açısından değerlendiriyor olabilir.
Çocuk, anne-babanın toplum önündeki vitrini değildir.
Nahl 58’in başka önemli mesajı cinsiyet ayrımcılığının ekonomik boyutunu fark etmektir.
Bir aile kızına:
Daha az eğitim.
daha az miras beklentisi.
daha az yatırım.
sunuyorsa bunun hayat boyu sonucu olabilir.
Kadının ekonomik bağımsızlığı azalır.
Karar verme gücü düşer.
Kötü koşullardan ayrılması zorlaşabilir.
Bu nedenle çocuklukta başlayan cinsiyet ayrımcılığı yalnız duygusal mesele değildir.
Ekonomik ve toplumsal sonuçlar da üretebilir.
Nahl 58’in başka önemli mesajı bir kız çocuğunu korumanın onu hayattan tamamen kapatmak olmadığını düşünmektir.
Ebeveyn çocuğunu korumak ister.
Bu doğaldır.
Ama koruma:
Eğitimden uzaklaştırma.
sosyal gelişimini engelleme.
her kararını onun yerine verme.
anlamına dönüşürse çocuğun gelişimini sınırlayabilir.
Güvenlik ile kontrol aynı şey değildir.
Çocuk büyüdükçe yaşına uygun:
Sorumluluk.
karar alanı.
özgüven.
kazanmalıdır.
Koruma, insanı güçsüz bırakmak değil güvenli biçimde güçlendirmek olmalıdır.
Nahl 58’in başka önemli mesajı kadınların değerini yalnız annelik üzerinden kurmamaktır.
Annelik çok değerli olabilir.
Fakat bir kadının insanlık değeri:
Anne olup olmamasına.
kaç çocuk doğurduğuna.
erkek çocuk doğurup doğurmadığına.
bağlı değildir.
Çocuk sahibi olmayan kadın:
Eksik insan değildir.
Kız çocuk sahibi olan kadın:
Başarısız anne değildir.
Erkek çocuk sahibi olan kadın:
Diğerinden daha üstün değildir.
İnsan değeri üreme sonucuna indirgenemez.
Nahl 58’in başka önemli mesajı erkek çocuk sevgisini de problem hâline getirmemektir.
Kur’an kız çocuklarının aşağılanmasını eleştiriyor diye:
“Erkek çocuk istemek veya sevmek yanlıştır.”
sonucu çıkarılmaz.
Bir baba oğlunu sevebilir.
Kızı varsa onu da sevebilir.
Sorun sevgide değil, sevgiyi adaletsiz hiyerarşiye dönüştürmektedir.
Birini sevmek için diğerini küçültmek gerekmez.
Aile sevgisi yarış değil, çoğalabilen bir bağdır.
Nahl 58’in başka önemli mesajı çocukların bireysel farklılıklarını cinsiyetten daha fazla görmektir.
İki kız çocuğu birbirinden tamamen farklı olabilir.
İki erkek çocuk da.
Bir kız:
Çok hareketli.
Diğeri sakin.
Bir erkek:
Duygusal.
Diğeri daha dışa dönük.
İnsanları sadece:
“Kızlar şöyledir.”
“Erkekler böyledir.”
şeklinde katı kalıplara sokmak gerçek bireysel farklılıkları görünmez hâle getirebilir.
Biyolojik ortalamalar olabilir; fakat tek bir insanı yalnız grup ortalamasıyla tanımlamak adil değildir.
Nahl 58’in başka önemli mesajı aile içinde özür ve dönüşün mümkün olmasıdır.
Bir baba geçmişte kızına ayrımcılık yaptı.
Yıllar sonra fark etti.
Bu noktada:
“Artık yapacak bir şey yok.”
demek zorunda değildir.
Özür dileyebilir.
Davranışını değiştirebilir.
Haksızlığı mümkün olduğunca telafi edebilir.
İlişkiyi yeniden kurmaya çalışabilir.
Kızın hemen affetmek veya güvenmek zorunda olduğu söylenemez; fakat babanın değişme sorumluluğu devam eder.
Geçmiş yanlış, gelecekte doğru davranmayı anlamsızlaştırmaz.
Nahl 58’in başka önemli mesajı Kur’an’ın toplumsal kötülüğü yalnız yasakla değil psikolojik teşhirle de eleştirmesidir.
Ayet yalnız:
“Kız çocuklarını değersiz görmeyin.”
demiyor.
O kişinin yüzünü bize gösteriyor.
Öfkesini gösteriyor.
İç dünyasını gösteriyor.
Böylece okuyucuya:
“Bu zihniyetin ne kadar çirkin bir hâle dönüştüğüne bak.”
dedirtiyor.
Kur’an bazen ahlaki problemi soyut kuraldan çıkarıp insanın ruh hâliyle görünür hâle getirir.
Bu, ayetin etkisini güçlendirir.
Nahl Suresi 58. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Onlardan birine kız çocuğu müjdelendiğinde yüzü kapkara kesilir ve öfkesini içine gömer” ifadesi, kız çocuklarını değersiz gören zihniyetin psikolojik ve toplumsal çirkinliğini ortaya koyar. ‘Yüzün kararması’ ten rengi veya ırkla ilgili değil, yoğun üzüntü ve utancın mecazî tasviridir. Ayet kız çocuğunu değil, kız çocuğundan utanan insanı eleştirir. Büyük mesaj şudur: Bir bebeğin değerini cinsiyetiyle ölçme, kız doğduğu için anneyi suçlama, erkek çocuğu aile başarısı ve kız çocuğunu hayal kırıklığı sayma. Çünkü çocuk anne-babanın prestij projesi değil, kendi onuru ve hayatı bulunan bir insandır; gerçek adalet onun dünyaya gelişini utanç değil emanet ve sorumluluk olarak görebilmektir.”
Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 59. ayette, bu utancın daha ağır toplumsal sonucuna geçilecek ve şöyle buyurulacaktır: “Kendisine verilen kötü saydığı haber yüzünden toplumdan gizlenir. Onu aşağılanma içinde tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Bakın, verdikleri hüküm ne kötüdür!” Bu ayeti ele alırken özellikle kız çocuklarını diri diri gömme meselesinin tarihsel bağlamı ve bütün Araplara genellenmemesi, “hûn” yani aşağılanma kavramı, kız çocuğunu yaşatıp sürekli değersizleştirmenin de eleştirilmesi, çocuğun yaşam hakkı, aile ve toplum baskısı, utanç kültürü, modern cinsiyet seçimi ve Kur’an’ın “ne kötü hüküm veriyorlar” diyerek bu zihniyeti açıkça mahkûm etmesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Nahl Suresi 58. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir bebeğin dünyaya gelişini neden onun cinsiyetine göre müjde veya hayal kırıklığı olarak sınıflandıralım? Bir kız çocuğu dünyaya geldiğinde babanın yüzünün düşmesine sebep olan gerçekten çocuk mu, yoksa yıllarca öğretilmiş kültürel önyargılar mı? Oğlana verdiğimiz eğitimi ve imkânı kıza da veriyor muyuz? Kızımıza istemeden “Keşke erkek olsaydın” duygusu yaşatıyor muyuz? Erkek çocuğumuzu da sırf erkek olduğu için üstünlük hissiyle mi yetiştiriyoruz? Ve en önemlisi, Kur’an kız çocuğu haberinden utanan kişinin yüzünü bu kadar açık biçimde teşhir ediyorsa, bugün bir kızın varlığını hâlâ ikinci sınıf görmek aynı eski zihniyetin yeni biçimi değil midir?
“Nahl 58, ‘Onlardan birine kız çocuğu müjdelendiğinde yüzü kapkara kesilir ve öfkesini içine gömer’ buyurarak kız çocuğunu değil, kız çocuğundan utanan zihniyeti mahkûm eder. ‘Yüzünün kararması’ ten rengiyle değil, utanç ve öfkeyle ilgilidir; ayetin hedefi bir bebeğin cinsiyeti yüzünden değersizleştirilmesidir. Ayetin büyük dersi şudur: Çocuğun kız veya erkek oluşunu insanlık değerinin ölçüsü yapma, anneyi suçlama, toplumun ‘el âlem ne der’ baskısını çocuğunun onurunun önüne koyma. Çünkü gerçek sorun kız çocuğunun dünyaya gelmesi değil, yetişkinlerin bir müjdeyi utanca dönüştürecek kadar adaletsiz bir değer sistemi kurmasıdır.”
Ersan Karavelioğlu