Nahl Suresi 42. Ayette “Onlar Sabreden ve Yalnız Rablerine Tevekkül Eden Kimselerdir” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Nahl Suresi 41. ayette zulme uğradıktan sonra Allah uğrunda hicret edenlerin dünyada güzel bir yere yerleştirileceği ve ahiret mükâfatlarının daha büyük olacağı bildirilmişti. 42. ayet ise bu insanların iki temel özelliğini açıklar: ‘Onlar sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir.’ Buradaki sabır, zulme sessizce boyun eğmek veya hiçbir şey yapmadan beklemek değildir; tam tersine, ağır şartlar içinde doğru bildiği yolda direnebilmek, gerektiğinde yer değiştirebilmek ve umudu koruyabilmektir. Tevekkül de tedbiri bırakmak değil, elinden geleni yaptıktan sonra sonucu mutlak kontrol edemeyeceğini kabul ederek Allah’a güvenmektir.”
Ersan Karavelioğlu
Nahl Suresi 42. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin Arapçası şöyledir:الَّذِينَ صَبَرُوا وَعَلَىٰ رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
Okunuşu:
“Ellezîne saberû ve alâ rabbihim yetevekkelûn.”
Genel anlamı:
“Onlar sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir.”
Ayet çok kısa olmasına rağmen önceki ayette anlatılan hicretin ahlaki temelini açıklar. Zulme uğrayan ve yurdunu terk etmek zorunda kalan bu insanların davranışı yalnız fiziksel göç değildir; onların içinde sabır ve tevekkül vardır.
Bu iki kavram birlikte okunduğunda önemli bir denge ortaya çıkar: Sabır insanı ayakta tutar, tevekkül ise sonucu Allah’a bırakmayı öğretir.
“Sabır” Ne Anlama Gelir
Sabır, sadece beklemek değildir. Kur’an’daki anlamıyla sabır; insanın zorluk, acı, baskı veya gecikme karşısında doğru bildiği çizgiyi koruyabilmesidir.Sabreden insan hiçbir şey hissetmeyen insan değildir. Üzülebilir, yorulabilir, ağlayabilir ve korkabilir. Sabır bütün bu duyguların yokluğu değil, onların içinde dağılmadan yönünü koruyabilme gücüdür.
Bir insan korktuğu hâlde doğru olanı yapıyorsa, üzgün olduğu hâlde haksızlığa dönüşmüyorsa ve kaybettiği hâlde umudunu tamamen bırakmıyorsa sabrın güçlü bir biçimini gösterebilir.
Sabır Zulme Sessiz Kalmak mıdır
Hayır.Bu çok önemli bir ayrımdır.
Bir insan şiddet görüyor ve ona:
“Sabret, ses çıkarma.”
deniyorsa sabır kavramı yanlış kullanılabilir.
Sabır, zulmü normalleştirmek değildir. İnsan hakkını arayabilir, hukuka başvurabilir, tehlikeli ortamdan uzaklaşabilir ve gerektiğinde kendisini koruyabilir.
Nahl 41’deki insanlar zaten zulümden sonra hicret etmişlerdir. Yani onların sabrı yerlerinde oturup her şeyi kabul etmek şeklinde değildir.
Bazen sabır kalmak değil, doğru zamanda çıkabilmektir.
Sabır ile Pasiflik Arasında Ne Fark Vardır
Pasiflik, insanın yapabileceği şeyleri yapmadan beklemesi olabilir. Sabır ise çoğu zaman aktif bir dayanıklılıktır.Bir öğrenci sınava hazırlanırken sabreder ama ders çalışmadan beklemez. Bir hasta tedavi sürecinde sabreder ama doktorunu bırakmaz. Bir insan iş ararken sabreder ama başvuru yapmaya devam eder.
Bu nedenle:
Sabır = hiçbir şey yapmamak
değildir.
Daha doğru denklem şudur:
Sabır = doğru olan çabayı sürdürebilmek.
Bu, ayetin çok önemli hayat derslerinden biridir.
Sabreden İnsan Hiç Şikâyet Etmemeli mi
Hayır.İnsan acısını ifade edebilir.
“Çok yoruldum.”
“Bu bana ağır geliyor.”
“Yardım istiyorum.”
diyebilir.
Bunlar sabırsızlık olmak zorunda değildir.
İnsan duygusunu anlatabilir ama yine de doğru davranışını sürdürebilir.
Sabır, duyguları bastırmak değil, duyguların insanı tamamen yönetmesine izin vermemektir.
Acıyı söylemek sabrı bozmaz; haksızlığa dönüşmek sabrın ruhunu bozabilir.
Ağlamak Sabırsızlık mıdır
Hayır.Ağlamak insanîdir.
Bir insan yakınını kaybettiğinde ağlayabilir. Yurdundan ayrıldığında ağlayabilir. Büyük bir hayal kırıklığı yaşadığında ağlayabilir.
Sabır, gözyaşının olmaması değil, gözyaşının içinde de Allah’a karşı umudu ve ahlaki yönü tamamen kaybetmemektir.
Bu nedenle:
“Ağlıyorsan sabrın yok.”
demek yanlış ve kırıcı olabilir.
İnsan aynı anda hem çok üzgün hem de çok sabırlı olabilir.
“Tevekkül” Ne Anlama Gelir
Tevekkül, insanın elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakmasıdır.İnsan:
Plan yapar.
çalışır.
tedbir alır.
yardım ister.
Sonra bütün sonucu kontrol edemeyeceğini kabul eder.
Tevekkülün özü burada ortaya çıkar.
İnsan:
“Ben her şeyi kontrol etmek zorunda değilim.”
der.
Bu, sorumluluktan kaçış değil, kontrolün sınırını kabul etmektir.
Tevekkül “Allah’a Bıraktım, Ben Hiçbir Şey Yapmam” Demek midir
Hayır.Bu yaklaşım tevekkül değil, ihmal olabilir.
Bir insan:
“Allah rızkımı verir.”
diyebilir.
Ama çalışabilecek durumdaysa çalışması gerekir.
Bir öğrenci:
“Allah yardım eder.”
diyebilir.
Ama ders çalışmalıdır.
Bir hasta:
“Allah şifa verir.”
diyebilir.
Ama tedaviye başvurabilir.
Bir çiftçi:
“Allah bereket verir.”
diyebilir.
Ama tarlasını ekmelidir.
Tevekkül, sebepleri terk etmek değil; sebepleri kullanırken sonucu ilahlaştırmamaktır.
Doktora Gitmek Tevekküle Aykırı mıdır
Hayır.Tam tersine, çoğu durumda tedaviye başvurmak sorumluluğun bir parçasıdır.
Allah’a güvenmek ile doktora güvenmek birbirine rakip değildir. Doktor bilgi ve tecrübesiyle tedavi eder; mümin ise nihai şifanın Allah’ın yaratmasıyla gerçekleştiğine inanabilir.
Bu nedenle:
“Ben Allah’a güveniyorum, doktora gitmem.”
demek her durumda doğru değildir.
Aynı şekilde psikolojik destek almak da iman zayıflığı değildir.
Terapi, ilaç, danışmanlık veya tıbbi yardım almak tevekküle aykırı değildir.
Psikolojik Yardım İstemek Sabırsızlık veya İman Eksikliği midir
Hayır.Bir insan travma yaşamış olabilir. Göç etmiş olabilir. Kaygı, depresyon veya ağır stres yaşayabilir.
Böyle bir durumda profesyonel destek almak:
“Allah’a güvenmiyorum.”
anlamına gelmez.
Tıpkı kırık kol için doktora gitmek gibi, insan ruhsal zorluklar için de yardım alabilir.
Sabır, insanın acısını tek başına taşımak zorunda olduğu anlamına gelmez.
Yardım istemek güçsüzlük değil, bazen sabrın sürdürülebilir hâle gelmesidir.

“Yalnız Rablerine Tevekkül Ederler” İfadesi İnsanlardan Yardım Almamak mı Demektir
Hayır.Buradaki vurgu, nihai güvenin ve bağımlılığın Allah’a yönelmesidir. İnsanlar birbirine yardım edebilir.
Bir kişi:
Ailesinden yardım alabilir.
Arkadaşına danışabilir.
Avukat tutabilir.
Doktora gidebilir.
Devletten destek alabilir.
Bunların hiçbiri tek başına tevekküle aykırı değildir.
Sorun, bir insanı veya kurumu Allah’a rağmen mutlak kurtarıcı gibi görmekte ortaya çıkar.
İnsanlardan yardım almak başka, onları ilahlaştırmak başkadır.

Tevekkül Plan Yapmaya Engel midir
Hayır.Plan yapmak aklın kullanım şeklidir.
Bir insan:
Bütçe yapabilir.
Sigorta yaptırabilir.
Yedek plan hazırlayabilir.
Deprem çantası oluşturabilir.
İş için alternatifler düşünebilir.
Bunlar tevekkül eksikliği değildir.
Tam tersine, insanın kendisine verilmiş aklı ve imkânı kullanmasıdır.
Tevekkül plansızlık değil, planın tanrılaştırılmamasıdır.
Çünkü insan çok iyi plan yapabilir ama hayat yine beklenmedik gelişmeler çıkarabilir.

Sabır Her Zaman Aynı Şekilde mi Gösterilir
Hayır.Bir insanın sabrı beklemek olabilir. Başkasının sabrı konuşmak olabilir. Bir başkasının sabrı ortamı terk etmek olabilir.
Örneğin şiddet gören bir kişinin güvenli bir yere gitmesi sabırsızlık değildir. Bazen en doğru sabır, insanın kendisini korumasıdır.
Bir çalışan ağır sömürü altında olabilir. Hukuki hakkını araması sabırsızlık sayılmaz.
Bir öğrenci yanlış bir uygulamaya itiraz edebilir.
Sabır, haksızlığı kabul etmek değil, haksızlık karşısında doğru yolu kaybetmemektir.

Sabır ile Dayanıklılık Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır
Modern psikolojide dayanıklılık, insanın zorluk sonrası yeniden toparlanabilme kapasitesini ifade eder. Sabır kavramıyla bazı ortak alanları vardır.İnsan zor olaydan sonra:
Tamamen eski hâline dönemeyebilir.
Ama yeni denge kurabilir.
Bu önemlidir.
Sabır, insanın acıyı yok sayması değil, acıyla birlikte hayatı yeniden kurabilmesidir.
Nahl 41’de hicret eden insanlar bunun güçlü örneğidir. Yurtlarını kaybetmişlerdir ama hayatları orada bitmemiştir.
Sabır bazen eski hayatına dönmek değil, yeni hayat kurabilmektir.

Tevekkül İnsanı Sonuç Kaygısından Nasıl Koruyabilir
İnsan çok çalışıp her sonucu kontrol etmek istediğinde büyük baskı altında kalabilir.Bir iş görüşmesine hazırlanır. Elinden geleni yapar. Sonra:
“Mutlaka beni seçmeliler.”
derse kontrol edemediği alanı da sahiplenmiş olur.
Tevekkül:
“Ben hazırlığımı yaptım; sonuç tamamen benim elimde değil.”
diyebilme gücüdür.
Bu yaklaşım insanı tembelleştirmek zorunda değildir.
Tam tersine insan çabasını daha sağlıklı hâle getirebilir.
Sorumluluğunu yap, sonucu ilahlaştırma.

Tevekkül Hayal Kırıklığını Yok Eder mi
Hayır.Tevekkül sahibi insan da üzülür.
İşi olmazsa hayal kırıklığı yaşayabilir.
Tedavi beklediği sonucu vermezse üzülür.
Duası istediği şekilde gerçekleşmezse zorlanabilir.
Tevekkül duyguyu yok etmez.
Fakat insanın:
“Her şey bitti.”
noktasına düşmesini engelleyebilir.
Çünkü insan sonucu tek anlam kaynağı olarak görmez.
Bir planın bozulması, Allah’ın rahmetinin bittiği anlamına gelmez.

Sabır ve Tevekkül Birlikte Neden Anılıyor
Çünkü biri olmadan diğeri eksik anlaşılabilir.Sabır var ama tevekkül yoksa insan bütün yükü kendi omzunda taşımaya çalışabilir.
Tevekkül var ama sabır yoksa insan:
“Allah’a bıraktım.”
deyip ilk zorlukta vazgeçebilir.
Sabır:
Devam et.
der.
Tevekkül:
Her şeyi sen kontrol etmiyorsun.
der.
Birlikte insana hem güç hem denge verirler.
Sabır çabayı sürdürür, tevekkül egoyu sınırlar.

Nahl Suresi 41 ve 42. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Nahl 41’de zulme uğradıktan sonra Allah uğrunda hicret edenlerin dünyada güzel bir yere yerleştirileceği ve ahiret karşılığının daha büyük olduğu anlatılmıştı.Nahl 42 ise onların bu yolu nasıl yürüdüklerini açıklar:
Sabır ve tevekkülle.
Demek ki hicretin arkasında yalnız fiziksel hareket yoktur. İçeride de güçlü bir ahlaki duruş vardır.
Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 43. ayette, Peygamber’den önce gönderilen elçilerin de erkek insanlar olduğu ve bilmeyenlerin “zikir ehline sorun” ilkesiyle bilgi sahiplerine başvurması gerektiği bildirilecektir. Bu ayeti ele alırken özellikle peygamberlerin insan oluşu, “ehl-i zikir” kavramının anlamı, bilmediğini uzmana sormanın önemi, uzmanı yanılmazlaştırmamak, dinî bilgi ile uzmanlık alanlarını ayırmak, internet çağında kaynak doğrulaması ve ‘bilmiyorum’ diyebilmenin ilim ahlakı üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Nahl Suresi 42. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Nahl Suresi 42. ayet yalnız iki kelime ailesi üzerine kuruludur:Sabır.
Tevekkül.
Ama bu iki kavram doğru anlaşılırsa hayatın çok büyük bir bölümünü açıklayabilir.
İnsan hayatında her şey istediği zaman olmaz.
Bir hedef koyar.
Bekler.
Çalışır.
Bazen başarır.
Bazen olmaz.
İşte sabır ve tevekkül tam burada devreye girer.
Sabır:
“Zorluk var diye doğru yolu bırakma.”
der.
Tevekkül:
“Sonucun tamamını kendine yükleme.”
der.
Bu iki mesaj insanı hem tembellikten hem kontrol takıntısından korur.
Çünkü tembel insan:
“Allah verir.”
diyebilir.
Kontrolcü insan ise:
“Her şeyi ben yapmalıyım.”
diyebilir.
İkisi de dengesiz olabilir.
Daha sağlıklı yaklaşım şudur:
Elinden geleni yap, yapamadığını Allah’a bırak.
Bu cümle basit görünür ama çok derindir.
Bir insan işini kaybetti.
İlk gün:
Şok.
üzüntü.
korku.
yaşayabilir.
Sabır:
“Dağılma, adım adım devam et.”
der.
Sonra CV hazırlar.
Başvurular yapar.
İnsanlarla konuşur.
Yeni beceri öğrenir.
Bu çabadır.
Ama her başvurunun sonucunu kontrol edemez.
Tevekkül burada:
“Ben görevimi yaptım, sonucu Allah’a bırakıyorum.”
der.
Bu kişi pasif değildir.
Tam tersine aktiftir.
Ama sonuç kölesi değildir.
Nahl 42’nin başka önemli mesajı sabır kavramının zulüm için kullanılmamasıdır.
Bir kadın şiddet görüyor.
Ona:
“Sabret, yuvanı bozma.”
deniyor.
Eğer ortada ciddi tehlike varsa bu söz zarar verici olabilir.
Bir çalışan aylardır ücretini alamıyor.
“Sabret, patron zorda.”
deniyor.
Belki gerçekten patron zordadır; ama işçinin hakkı da vardır.
Bir çocuk sürekli istismar görüyor.
“Ailendir, sabret.”
deniyor.
Hayır.
Sabır, zalimin rahat etmesi için mağdura verilen susturucu değildir.
Bu çok önemli bir ilkedir.
Sabır bazen:
Polise gitmektir.
Mahkemeye başvurmaktır.
Güvenli yere taşınmaktır.
İş değiştirmektir.
Mesafe koymaktır.
Yani sabır her zaman oturmak değildir.
Doğru davranışı bozulmadan sürdürebilmektir.
Nahl 42’nin başka büyük mesajı tevekkülün de yanlış kullanılmamasıdır.
Bir iş sahibi:
“Allah korur.”
diyor ama güvenlik önlemi almıyor.
Bu tevekkül değildir.
Bir sürücü:
“Kaderde ne varsa olur.”
diyor ve emniyet kemeri takmıyor.
Bu da tevekkül değildir.
Bir insan:
“Allah rızkımı verir.”
diyor ama çalışabileceği hâlde hiçbir çaba göstermiyor.
Bu da yanlış olabilir.
Allah’a güvenmek, Allah’ın yarattığı aklı ve sebepleri kullanmayı bırakmak değildir.
Tevekkül tedbirsizlik değildir.
Bu, özellikle afetler konusunda çok önemlidir.
Deprem bölgesinde bina sağlam yapılmalıdır.
Yangın çıkışı olmalıdır.
Sağlık sistemi hazırlanmalıdır.
Sonra:
“Allah korusun.”
denir.
Ama önlem almadan yalnız dua etmek insan sorumluluğunu yerine getirmek değildir.
Nahl 42’nin başka önemli mesajı insanlardan yardım almanın tevekkülü bozmadığıdır.
Bir insan:
“Ben yalnız Allah’a güvenirim, kimseye ihtiyacım yok.”
diyebilir.
Bu söz ilk bakışta çok güçlü görünür.
Ama insan sosyal varlıktır.
Bebekken aileye muhtaçtır.
Hastalandığında doktora ihtiyaç duyar.
Bilmediğinde öğretmene sorar.
Haksızlığa uğradığında avukat gerekebilir.
Allah insanları birbirine vesile kılmış olabilir.
Bu nedenle:
“İnsanlardan yardım almak = Allah’a güvenmemek”
denkliği yanlıştır.
Asıl fark şudur:
İnsan yardım eder ama mutlak güç sahibi değildir.
Doktor tedavi eder ama kesin şifa garantisi veremez.
Avukat savunur ama sonucu mutlak kontrol edemez.
Arkadaş destek olur ama bütün acıyı ortadan kaldıramaz.
İnsan sebep olabilir.
Nihai güven Allah’adır.
Nahl 42’nin başka önemli mesajı sabır ile bastırma arasındaki farktır.
Bir kişi çok acı çekiyor ama:
“Müslüman sabreder, ben üzülmemeliyim.”
diyor.
Sonra bütün duygularını içine atıyor.
Bu sağlıklı olmayabilir.
Sabır:
“Üzülme.”
demez.
Sabır:
“Üzülürken de kendini kaybetme.”
der.
İnsan:
Ağlayabilir.
Konuşabilir.
yardım isteyebilir.
Bir uzmana gidebilir.
Dinlenebilir.
Bütün bunlar sabra aykırı değildir.
Hatta bazen bunlar sabrı mümkün kılar.
İnsan makine değildir.
Nahl 42’nin başka önemli mesajı uzun süreçlere dayanabilmektir.
Bazı sorunlar bir günde çözülmez.
Bir hastalık aylarca sürebilir.
Yeni ülkeye alışmak yıllar alabilir.
Bir iş kurmak uzun zaman isteyebilir.
Bir ilişkinin güveni kırıldıysa yeniden oluşması zaman alabilir.
İnsan:
“Ben bir hafta uğraştım, olmadı.”
diyebilir.
Ama bazı şeyler süreçtir.
Sabır burada hız takıntısını kırar.
Her değerli şey hızlı olmak zorunda değildir.
Ancak bu da:
“Sonsuza kadar aynı kötü durumda kal.”
anlamına gelmez.
Süreç değerlendirilir.
Gerekirse yöntem değiştirilir.
Sabır akılsız inat değildir.
Sabır, doğru yönde esnek dayanıklılıktır.
Nahl 42’nin başka büyük mesajı tevekkülün insanın egosunu hafifletmesidir.
İnsan bazen başarıya tamamen kendi ürünü gibi bakar:
“Ben yaptım.”
Bir şey ters gidince da tamamen kendisini suçlar:
“Her şeyi mahvettim.”
Oysa gerçek hayat daha karmaşıktır.
Emeğin vardır.
Ama şartlar da vardır.
Başkalarının kararları vardır.
Beklenmedik gelişmeler vardır.
Tevekkül insana:
“Benim sorumluluğum var ama ben evrenin sahibi değilim.”
der.
Bu cümle hem kibri hem aşırı suçluluğu azaltabilir.
Başarı geldiğinde:
Şükredersin.
Başarısızlık geldiğinde:
Ders çıkarırsın ama kendini bütünüyle yok etmezsin.
Tevekkül, insanın omzundan ilahlık yükünü indirir.
Nahl 42’nin başka önemli mesajı insanın kontrol alanını doğru ayırmasıdır.
Ben neyi kontrol edebilirim?
Kendi:
Çabamı.
sözümü.
hazırlığımı.
ahlakımı.
büyük ölçüde etkileyebilirim.
Ama:
Ekonomiyi.
başkasının kalbini.
hava durumunu.
bütün insanların kararını.
kontrol edemem.
İnsan kontrol edemediği şeyleri kontrol etmeye çalıştığında çok yorulur.
Tevekkül burada büyük bir denge sağlar:
Kontrol edebildiğini yönet, edemediğini Allah’a bırak.
Bu cümle kolay değildir.
Ama insanı çok özgürleştirebilir.
Nahl 42’nin başka önemli mesajı sabır ile umut arasındaki ilişkidir.
İnsan tamamen umudunu kaybettiğinde sabretmek zorlaşır.
Hicret eden kişi:
“Yeni hayat kurulabilir.”
umuduna ihtiyaç duyar.
Hasta:
“Tedavi süreci bir şey değiştirebilir.”
umuduna ihtiyaç duyabilir.
Ama umut yalnız kesin sonuç garantisi değildir.
Gerçekçi umut:
“İstediğim kesin olacak.”
demez.
“Henüz bütün ihtimaller bitmedi.”
der.
Tevekkül bu umudu Allah’ın kudreti ve rahmetiyle besler.
Umudun olması, sonucun garanti olduğu anlamına gelmez; ama insanın yola devam etmesine yardım eder.
Nahl 42’nin başka önemli mesajı beklemek ile hazırlanmak arasındaki farktır.
Bir insan:
“Doğru zaman gelsin.”
diye yıllarca bekliyor.
Ama hiçbir hazırlık yapmıyor.
Bu sabır değildir.
Bir öğrenci:
“Sınav tarihi gelsin.”
diye beklerken çalışır.
Bir iş insanı:
“Pazar düzelince başlayacağım.”
derken plan hazırlar.
Bir göçmen yeni ülkeye yerleşirken dili öğrenmeye çalışır.
Sabırlı bekleyiş hazırlıklı bekleyiştir.
Bu, ayetin günlük hayata taşınabilecek önemli derslerinden biridir.
Nahl 42’nin başka önemli mesajı tevekkülün başarısızlık karşısında yeniden başlama gücü vermesidir.
İnsan bir plan yaptı.
Olmadı.
Bu noktada iki uç olabilir:
“Demek Allah beni istemiyor.”
veya:
“Her şey benim suçum.”
İkisi de aşırı olabilir.
Belki plan yanlıştı.
Belki zamanlama uygun değildi.
Belki dış şartlar değişti.
İnsan bunları analiz eder.
Sonra yeni plan yapar.
Tevekkül:
“Bir kapının kapanması bütün kapıların kapandığı anlamına gelmez.”
duygusunu destekleyebilir.
Ancak bunu da:
“Kesin daha iyisi gelecek.”
şeklinde Allah adına garantiye çevirmemek gerekir.
Biz umut ederiz.
Allah’ın hükmünü önceden yazmayız.
Nahl 42’nin başka önemli mesajı sabrın öfkeyi tamamen yasaklamadığıdır.
İnsan haksızlığa öfkelenebilir.
Bu doğal olabilir.
Önemli olan öfkenin:
Hakarete.
haksızlığa.
intikama.
kontrolsüz şiddete.
dönüşmemesidir.
Bazen öfke insanı hak aramaya motive eder.
Ama sabır, öfkeyi ahlaki sınırlar içinde tutar.
Sabır öfkenin yokluğu değil, öfkenin insanı zalime dönüştürmesine izin vermemektir.
Bu özellikle zulme uğrayan kişi için önemli bir ahlaki dengedir.
Nahl 42’nin başka önemli mesajı sabreden insanın mutlaka sessiz ve yumuşak görünmek zorunda olmamasıdır.
Bir insan:
Kararlı olabilir.
yüksek sesle hakkını savunabilir.
mahkemeye gidebilir.
itiraz edebilir.
Bunlar sabırsızlık değildir.
Sabır bir beden dili değildir.
Bir insan sessiz durabilir ama içinde nefret büyütebilir.
Başka biri güçlü biçimde konuşabilir ama adalet sınırını koruyabilir.
Bu nedenle sabrı dış görünüşe göre ölçmemek gerekir.
Sabır ahlaki dirençtir; pasif görüntü değildir.
Nahl 42’nin başka büyük mesajı Allah’a tevekkül ederken insan aracılara bağımsız güç vermemektir.
Bir kişi:
“Şu insan beni kesin kurtarır.”
diyor.
Bu aşırı güven olabilir.
Bir patron:
“Ben olmasam sen aç kalırsın.”
diyor.
Bu da kendisini gereğinden fazla büyütmektir.
Rızık tek bir insanın elinde değildir.
Bir iş biter.
Başka imkân çıkabilir.
Bir doktor:
“Ben seni kesin kurtarırım.”
diyemez.
Çünkü tıbbın sınırı vardır.
İnsan elinden geleni yapar.
Mutlak sonuç Allah’ın hükmündedir.
Bu bakış hem yardımcı kişiyi ilahlaştırmayı hem de insanlardan yardım almayı reddetmeyi önler.
Nahl 42’nin başka önemli mesajı sabır ve tevekkülün birlikte insanı onurlu hâle getirmesidir.
Sabır insana:
“Zorluk seni hemen bozmasın.”
der.
Tevekkül:
“Korkudan bir kula mutlak teslim olma.”
der.
Bir zulmeden kişi:
“Bensiz yaşayamazsın.”
diyebilir.
Tevekkül sahibi insan:
“Benim rızkım ve hayatım yalnız senin elinde değil.”
diyebilir.
Bu, insana büyük bir iç özgürlük verir.
Korkuyu tamamen yok etmeyebilir.
Ama korkunun insanı köleleştirmesini azaltabilir.
Tevekkül, insanın Allah dışında hiçbir gücü mutlaklaştırmamasıdır.
Nahl Suresi 42. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Onlar sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir” ifadesi, sabrı pasif bekleyiş veya zulme boyun eğmek, tevekkülü de tedbiri ve yardımı bırakmak şeklinde anlamamamız gerektiğini öğretir. Büyük mesaj şudur: Zorluk karşısında doğru olanı yapmaya devam et, gerektiğinde hakkını ara ve güvenliğini sağla; doktora, uzmana ve insan yardımına başvur ama hiçbir yaratılmışı mutlak güç sahibi sanma. Elinden geleni yap, yapamadığının bütün yükünü kendine yükleme ve sonucu Allah’a bırak. Sabır çabayı sürdürür; tevekkül ise insanın kontrol edemediği şeyler karşısında kalbini Allah’a dayandırır.”
Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 43. ayette, peygamberlerin insan oluşu ve bilgi sahibi kişilere başvurma ilkesi anlatılacak ve şöyle buyurulacaktır: “Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz erkekleri elçi olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun.” Bu ayeti ele alırken özellikle peygamberlerin insan olması, “ehl-i zikir” ifadesinin bağlamı, bilmediğimiz şeyi uzmana sormanın önemi, uzmanı yanılmazlaştırmamak, dinî uzmanlık ile tıp-mühendislik-hukuk gibi alanların uzmanlığını birbirine karıştırmamak, internet bilgisini uzman görüşü sanmamak ve ‘bilmiyorum’ diyebilmenin gerçek ilim ahlakı olması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Nahl Suresi 42. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Sabır derken gerçekten doğru olanı sürdürmekten mi söz ediyoruz, yoksa insanları haksızlığa sessiz kalmaya mı çağırıyoruz? Tevekkül diyerek tedbiri mi bırakıyoruz? Yardım istemeyi iman zayıflığı mı sanıyoruz? Kontrol edemediğimiz sonuçlar yüzünden kendimizi gereksiz yere mi tüketiyoruz? Doktora, psikoloğa veya uzmana gitmekten “Allah’a güvenmiyorum” diye mi çekiniyoruz? Bir plan bozulduğunda bütün hayatın bittiğini mi düşünüyoruz? Ve en önemlisi, sabır doğru yolda kalmak, tevekkül de elimizden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakmaksa, insanın en güçlü hâli hem mücadele edip hem de her şeyi kontrol etmek zorunda olmadığını kabul edebildiği hâl değil midir?
“Nahl 42, ‘Onlar sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir’ buyurarak zorluk karşısındaki iki büyük ahlaki dayanağı birlikte gösterir. Sabır zulme sessiz kalmak, tevekkül ise tedbiri bırakmak değildir. Ayetin büyük dersi şudur: Hakkını ara ama haksızlaşma, çalış ama sonucu ilahlaştırma, yardım al ama kulları mutlak güç sahibi görme, üzül ama umudu kaybetme. Elinden geleni yap ve kontrol edemediğin kısmı Allah’a bırak. Çünkü gerçek sabır insanı hareketsizleştirmez; gerçek tevekkül de insanı sorumluluktan kaçırmaz.”
Ersan Karavelioğlu