Nahl Suresi 25. Ayette “Kıyamet Günü Kendi Günahlarını ve Bilgisizce Saptırdıkları Kimselerin Günahlarından Bir Kısmını Yükleneceklerdir” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Nahl Suresi 24. ayette vahyi anlamaya çalışmak yerine ‘Öncekilerin masalları’ diyerek küçümseyici biçimde değersizleştiren tavır anlatılmıştı. 25. ayette ise bu sözün yalnız kişisel bir hata olarak kalmadığı, başkalarını da etkileyebildiği için sorumluluğun büyüyebileceği bildirilir: ‘Böylece kıyamet günü kendi günahlarını eksiksiz yüklendikleri gibi, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarından da bir kısmını yükleneceklerdir. Dikkat edin, yüklendikleri şey ne kötüdür!’ Ayet, bir insanın başka birinin bütün günahını üzerine alacağını söylemez. Kişisel sorumluluk devam eder; fakat başkasını yanlış yönlendiren kişi, kendi yanlışı yanında sebep olduğu sapmanın da sorumluluğunu taşır. Bu nedenle bilgi, liderlik, din anlatıcılığı ve bugün özellikle sosyal medya etkisi büyük bir emanettir.”
Ersan Karavelioğlu
Nahl Suresi 25. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin Arapçası şöyledir:لِيَحْمِلُوا أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمِنْ أَوْزَارِ الَّذِينَ يُضِلُّونَهُم بِغَيْرِ عِلْمٍ ۗ أَلَا سَاءَ مَا يَزِرُونَ
Okunuşu:
“Li-yahmilû evzârahum kâmileten yevme’l-kıyâmeti ve min evzâri’l-lezîne yudillûnehum bi-gayri ilm. Elâ sâe mâ yezirûn.”
Genel anlamı:
“Kıyamet günü kendi günahlarını eksiksiz yüklenecekleri gibi, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarından da bir kısmını yükleneceklerdir. Dikkat edin, yüklendikleri şey ne kötüdür!”
Ayet, yanlış düşüncenin yalnız insanın kendi içinde kalan bir mesele olmadığını gösterir. İnsan başkasını etkilediğinde, özellikle bilerek veya sorumsuzca yanlış yönlendirdiğinde, kendi sorumluluğuna yeni bir boyut eklenebilir.
“Evzâr” Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “evzâr”, ağır yükler anlamındaki “vizr” kelimesinin çoğuludur ve burada günahların, suçların veya ahlaki sorumlulukların ağırlığını ifade eder.Kur’an’ın “yük” dili çok anlamlıdır. Çünkü yanlış davranış bazen insana kısa vadede kolay gelebilir. Bir yalan söylemek birkaç saniye sürebilir. Bir iftira paylaşmak tek tuşla olabilir. Bir insanı yanlış yönlendirmek birkaç cümleyle gerçekleşebilir.
Fakat ahlaki sonuç, yapılan işten çok daha ağır olabilir.
Bu nedenle günahın “yük” olarak anlatılması, insanın yaptığı işin sonuçlarını hafife almaması gerektiğini düşündürür.
“Kendi Günahlarını Eksiksiz Yükleneceklerdir” Ne Demektir
Ayet önce kişinin kendi sorumluluğunu açık biçimde ortaya koyar:“Kendi yüklerini eksiksiz taşıyacaklar.”
Yani bir insan başkasını suçlayarak kendi sorumluluğundan tamamen kaçamaz.
“Bana bunu o öğretti.”
“Herkes yapıyordu.”
“Liderimiz böyle söyledi.”
gibi açıklamalar bazı durumlarda sorumluluğun derecesini etkileyebilir; özellikle baskı, bilgisizlik veya ağır manipülasyon varsa bu ayrıca değerlendirilir. Fakat bilinçli bir insanın kendi seçimi tamamen yok sayılmaz.
İnsan hem etkilenebilir hem de kendi kararlarından sorumlu olabilir.
Başkasının Günahını Taşımak Kişisel Sorumluluk İlkesiyle Çelişir mi
Hayır.Kur’an’ın genel ilkelerinden biri, hiç kimsenin başka birinin günahını doğrudan üstlenmemesidir. Nahl 25 de bunu bozmaz.
Buradaki ek yükün sebebi şudur: Bir insan başkasının yanlışına sebep olmuştur.
Örneğin bir kişi yalan bilgi üretti. Başka insanlar buna inanıp zarar verdi. İlk kişi, başkalarının bütün kişisel sorumluluğunu üstlenmiş olmaz; fakat onları yanıltma fiili zaten kendi günahıdır.
Dolayısıyla ek yük, başkasının günahının mekanik biçimde transfer edilmesi değil, sebep olunan zararın ayrı bir sorumluluk doğurmasıdır.
Bir Lider Yanlış Yola Sürüklerse Sorumluluğu Artar mı
Evet, etkisi büyüdükçe sorumluluğun da büyümesi düşünülebilir.Bir insan yalnız kendi yanlışını yapıyorsa zarar alanı sınırlı olabilir. Ama aynı yanlış:
Bin kişiye.
Bir milyon kişiye.
Bir nesle.
aktarılıyorsa sonuç çok daha büyük olabilir.
Bu nedenle liderlik yalnız ayrıcalık değildir; yüksek sorumluluktur.
Bir yönetici, kanaat önderi, din anlatıcısı veya öğretmen söylediği şeyin insanları etkileyebileceğini bilmeli ve bu gücü hafife almamalıdır.
Etkisi büyük olanın dikkati de büyük olmalıdır.
Bir Din Anlatıcısının Yanlış Bilgi Vermesi Neden Daha Ciddi Olabilir
Çünkü din adına konuşan insan yalnız kendi fikrini söylemiyor gibi algılanabilir.Dinleyici:
“Bunu Allah söylüyor.”
veya:
“Peygamber kesin böyle dedi.”
sanabilir.
Eğer anlatıcı kaynak kontrolü yapmadan uydurma bir söz aktarıyor, kişisel yorumunu vahiy gibi sunuyor veya insanları korkuyla yönlendiriyorsa zarar büyüyebilir.
Bu nedenle din anlatıcısının özellikle şu ayrımı koruması gerekir:
Kur’an ne söylüyor?
Ben ne yorumluyorum?
Bu ikisi aynı değildir.
Vahiy ilahîdir; yorum insanîdir.
Yanlış Hadis veya Uydurma Dinî Hikâye Paylaşmak Sorumluluk Doğurur mu
Eğer kişi yeterli kontrol yapmadan kesin dinî bilgi gibi yayıyorsa sorumluluk doğabilir.Bugün sosyal medyada sıkça:
“Peygamberimiz şöyle buyurdu.”
diye yazılar dolaşır.
Kaynak sorulunca bulunamaz.
Bir başka paylaşım:
“Bunu on kişiye gönderirsen bereket gelir.”
der.
Bunların dinî dayanağı olmayabilir.
İnsan iyi niyetle paylaşsa bile iyi niyet yanlış bilgiyi doğru yapmaz.
Bu nedenle dinî bilgi paylaşmadan önce:
Kaynağını kontrol etmek, emin olunmayan konuda kesin konuşmamak ve gerektiğinde “Bunun kaynağından emin değilim” demek ahlaki sorumluluktur.
“Bi-Gayri İlm” Yani “Bilgisizce” İfadesi Neden Önemlidir
Ayette özellikle:“Bi-gayri ilm”
yani:
“Bilgisizce, bilgiye dayanmadan”
ifadesi kullanılır.
Bu, yanlış yönlendirmenin önemli sebeplerinden birinin bilgisiz konuşmak olduğunu gösterir.
İnsan bir konuda bilmiyor olabilir.
Bunda utanılacak bir şey yoktur.
Asıl problem:
Bilmediği hâlde biliyormuş gibi konuşmasıdır.
Bazen en ahlaklı cevap:
“Bilmiyorum.”
olabilir.
Bu cümle bilgi eksikliğinin değil, bilgi sınırının farkında olmanın göstergesidir.
Bilmeden Yanlış Bilgi Verenle Bilerek Yalan Söyleyen Aynı mıdır
Her zaman aynı değildir.Bilerek yalan söylemek ile samimi bir hata aynı ahlaki düzeyde olmayabilir.
Bir kişi:
Doğru sandığı bilgiyi paylaşmış.
Sonradan yanlış olduğunu öğrenmiş.
Başka biri ise:
Yanlış olduğunu biliyor ama çıkarı için yayıyor.
Bu iki durumda niyet ve bilgi düzeyi farklıdır.
Ancak samimi hata yapan kişinin de yanlış ortaya çıktığında düzeltme sorumluluğu olabilir.
“Ben bilmiyordum.”
demek ilk hatayı açıklayabilir; fakat gerçeği öğrendikten sonra yanlış bilgiyi yaymaya devam etmek başka bir duruma dönüşür.
Yanlış Bilgiyi Düzeltmek Tövbenin Bir Parçası Olabilir mi
Evet.Bir kişi yanlış bilgi yayıp insanların etkilenmesine sebep olmuşsa yalnız içinden:
“Pişman oldum.”
demesi her zaman yeterli olmayabilir.
Mümkünse:
Yanlış paylaşımı kaldırmalı.
Düzeltme yapmalı.
Etkilediği insanlara doğru bilgiyi ulaştırmaya çalışmalı.
Özellikle ciddi zarar oluşmuşsa telafi yolunu araştırmalıdır.
Çünkü tövbe yalnız duygu değil, mümkün olduğunda zararı azaltma çabasıdır.
Bir insana iftira attıysan:
Sadece Allah’tan af istemekle yetinmeyip mümkün olduğu ölçüde o kişinin itibarını da düzeltmek gerekebilir.

Sosyal Medyada “Ben Sadece Paylaştım” Demek Yeterli midir
Her zaman değil.Bugün yanlış bilgi saniyeler içinde milyonlara ulaşabiliyor.
Bir kullanıcı:
Başlığı gördü.
İçeriği okumadı.
Kaynağı kontrol etmedi.
Ama hemen paylaştı.
Sonra:
“Ben yazmadım ki, sadece paylaştım.”
diyor.
Oysa paylaşmak da bilginin yayılmasına katkıdır.
Elbette bir paylaşımın sorumluluğu, bilerek yalanı üreten kişinin sorumluluğuyla her zaman aynı değildir. Fakat:
Yaymak da etkide bulunmaktır.
Özellikle sağlık, finans, güvenlik, din veya kişilerin itibarı gibi ciddi alanlarda paylaşım öncesi daha fazla dikkat gerekir.

Çok Takipçisi Olan Birinin Sorumluluğu Daha mı Fazladır
Etkisinin büyüklüğü ahlaki sorumluluğu artırabilir.Bir insanın yüz takipçisi var.
Bir yanlış bilgi paylaştı.
Başka birinin milyonlarca takipçisi var.
Aynı yanlış bilgiyi paylaştı.
İkinci durumda potansiyel zarar alanı çok daha büyüktür.
Bu nedenle etki gücü:
Bir ayrıcalık kadar bir emanet olarak da görülmelidir.
Fenomen, gazeteci, sanatçı, din anlatıcısı veya siyasetçi; kim olursa olsun, büyük kitlelere sesleniyorsa söylediği şeylerin sonuçlarını daha fazla düşünmelidir.
Erişim büyüdükçe sorumluluk küçülmez.

Öğretmenin veya Ebeveynin Yanlış Yönlendirmesi de Bu Çerçevede Düşünülebilir mi
Evet, ahlaki tefekkür açısından düşünülebilir.Bir çocuk ebeveynine güvenir.
Öğrenci öğretmenine güvenir.
Bu güven büyük bir sorumluluk oluşturur.
Bir ebeveyn çocuğuna sürekli:
“Şu milletten insanlar kötüdür.”
diye öğretirse çocukta önyargı oluşturabilir.
Bir öğretmen:
Delilsiz düşünceyi gerçek gibi aktarırsa öğrencinin zihnini etkileyebilir.
Bu nedenle eğitim yalnız bilgi verme değil, aynı zamanda insanın düşünme biçimini şekillendirme gücüdür.
Bu güç dikkatli kullanılmalıdır.

Bir İnsan Bizi Yanlış Yönlendirdiyse Biz Tamamen Sorumluluktan Kurtulur muyuz
Hayır, otomatik olarak kurtulmayız.Burada kişinin:
Yaşı.
bilgisi.
özgürlüğü.
maruz kaldığı baskı.
aldatılma düzeyi.
araştırma imkânı.
gibi şartlar önemlidir.
Bir çocuk ile yetişkin aynı ölçüde değerlendirilmez.
Zorla tehdit edilen biriyle özgürce seçim yapan kişi aynı değildir.
Ağır manipülasyona uğrayan kişiyle bütün delillere rağmen çıkarı için devam eden kişi de aynı olmayabilir.
Allah’ın adaleti bu ayrıntıları bilir.
Fakat genel ilke şudur:
Birinin bizi etkilemesi, kendi seçim sorumluluğumuzu otomatik olarak sıfırlamaz.

“Herkes Böyle Yapıyordu” Bir Mazeret midir
Her zaman yeterli değildir.İnsan toplumdan güçlü biçimde etkilenir.
Bir davranış:
Ailede.
iş yerinde.
ülkede.
normalleşmiş olabilir.
Ama yaygın olmak onu otomatik olarak doğru yapmaz.
Tarih boyunca geniş kitlelerin kabul ettiği fakat sonradan ciddi haksızlık olarak görülen uygulamalar olmuştur.
Bu nedenle:
Çoğunluk = hakikat
denklemine güvenilmez.
Aynı şekilde:
Azınlık = hakikat
de otomatik değildir.
Yine ölçü:
Delil, adalet ve doğru muhakemedir.

Bir Liderin “Ben Emir Aldım” Demesi Onu Sorumluluktan Kurtarır mı
Her zaman hayır.İnsan bir otorite altında olabilir ve bazı talimatlara uymak zorunda kalabilir. Ancak açık haksızlık veya suç durumunda:
“Bana emir verildi.”
savunması bütün ahlaki sorumluluğu otomatik olarak kaldırmaz.
Elbette zorlanma, tehdit ve gerçek seçim imkânının bulunup bulunmaması önemlidir.
Fakat insanı tamamen iradesiz bir makine gibi görmek de doğru değildir.
Bu nedenle hem emri veren hem uygulayan kişi, kendi rolü ölçüsünde değerlendirilir.
Otorite, vicdanı tamamen devre dışı bırakmaz.

İyi Bir Örneğin de Başkaları Üzerinde Devam Eden Etkisi Olabilir mi
Evet.Nahl 25 doğrudan kötü yönlendirmenin sorumluluğunu anlatır; fakat genel ahlak açısından tersini de düşünmek mümkündür.
Bir öğretmen bir öğrenciye doğru düşünmeyi öğretiyor.
O öğrenci yıllar sonra başkalarına fayda sağlıyor.
Bir anne çocuğuna merhamet öğretiyor.
Çocuk bunu kendi çocuklarına taşıyor.
Bir kişi faydalı bilgi yayıyor.
İnsanlar yararlanıyor.
İnsan davranışları zincirler oluşturabilir.
Bu yüzden insanın etkisi yalnız yaşadığı anla sınırlı olmayabilir.
Bazen bir cümle yıllarca dolaşır.
Bu da sözün sorumluluğunu artırır.

Nahl Suresi 24 ve 25. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Nahl 24’te:“Öncekilerin masalları.”
diyerek vahyi küçümseyen söz anlatılmıştı.
Nahl 25 ise bunun yalnız kişinin kendi inanç tercihiyle sınırlı kalmayabileceğini gösterir. Bu söz başkalarının da vahiyden uzaklaşmasına sebep olursa, yanlış yönlendiren kişi bunun ek sorumluluğunu taşır.
Yani söz:
Sadece ses değildir.
Sonuç üretir.
Bu nedenle bir insanın özellikle etkili konumdaysa ne söylediğine dikkat etmesi gerekir.
Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 26. ayette, geçmişte Allah’ın mesajına karşı plan kuranların durumu anlatılacak ve şöyle buyurulacaktır: “Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı; fakat Allah yapılarını temellerinden söktü, tavan üstlerine çöktü ve azap onlara fark etmedikleri yerden geldi.” Bu ayeti ele alırken özellikle “tuzak kurmak” kavramının anlamı, ayeti modern binaların çökmesi veya her felaketi ilahî ceza diye yorumlamak için kullanmamak, geçmiş toplumlara ilişkin özel vahiy anlatısını bugünkü afetlere otomatik taşımamak, zulüm düzenlerinin görünürde güçlü olsa da kırılgan olabileceği ve insan planıyla ilahî hükmü birbirine karıştırmamak üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Nahl Suresi 25. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Nahl Suresi 25. ayet insanın sözünün ve etkisinin ne kadar ciddi olabileceğini hatırlatır.İnsan bazen şöyle düşünür:
“Ben yalnız söyledim.”
Ama söz yalnız söylenmiş olmayabilir.
Bir insanın kararını değiştirmiş olabilir.
Bir grubu yanlış yönlendirmiş olabilir.
Bir önyargıyı büyütmüş olabilir.
Bir iftirayı yaymış olabilir.
Bir yanlış bilgi yüzünden insanları zarara uğratmış olabilir.
Bu nedenle ahlak yalnız:
“Ben ne yaptım?”
sorusundan ibaret değildir.
Bir başka soru da vardır:
“Benim yaptığım başkalarına ne yaptırdı?”
Nahl 25 tam olarak bu ikinci soruyu gündeme getirir.
Bir insan kendi günahını taşır.
Ama başka insanları da yanlışa sürüklediyse, bunun sebebi olmak ayrı bir sorumluluk oluşturur.
Bu çok adildir.
Çünkü düşünelim:
Bir kişi bilerek sahte sağlık bilgisi yayıyor.
“Bu hastalığın ilacı gereksiz, şu karışımı iç.”
diyor.
Binlerce insan inanıyor.
Bazıları tedavisini bırakıyor.
Burada yanlış bilgiyi üreten kişi:
“Ben kimseyi zorlamadım.”
diyebilir.
Doğru, insanları fiziksel olarak zorlamamış olabilir.
Ama güvenlerini kullanarak onları etkilemişse bunun ahlaki karşılığı vardır.
Aynı zamanda bilgiyi dinleyen insanların da kendi şartlarına göre sorumlulukları bulunabilir.
Nahl 25’in dengesi tam budur:
Ne etkileyeni sorumsuz bırakır ne etkileneni tamamen iradesiz sayar.
Bu denge bugün bilgi çağında çok daha önemlidir.
İnternet sayesinde herkes yayıncı oldu.
Eskiden bir insanın sözü birkaç kişiye ulaşırdı.
Bugün tek paylaşım:
Yüz binlere.
milyonlara.
ulaşabilir.
Bu büyük özgürlüktür.
Ama aynı zamanda büyük sorumluluktur.
İnsan:
Bir haber görüyor.
Sinirleniyor.
Paylaşıyor.
Sonra haber sahte çıkıyor.
Bu durumda yapılması gereken:
Sessizce silip kaçmak değil, mümkünse:
“Az önce paylaştığım bilgi yanlıştı.”
demektir.
Bu çok değerli bir ahlaktır.
Çünkü insan bazen yanlışını düzeltmekten utanır.
“İnsanlar beni bilgisiz sanacak.”
diye düşünür.
Oysa asıl güven kaybı, yanlış ortaya çıktığı hâlde inatla savunmaya devam etmekten doğabilir.
Bir insan:
“Yanlış bilgi paylaşmışım, düzeltiyorum.”
dediğinde aslında güvenilirliğini artırabilir.
Çünkü hatasız olduğunu değil, hatasını düzeltebildiğini gösterir.
Nahl 25’in başka önemli mesajı özellikle din anlatanlar içindir.
İnsan din adına konuştuğunda sözünün ağırlığı değişir.
Çünkü karşıdaki:
“Bu kişinin şahsi görüşü.”
demeyebilir.
“Allah böyle istiyor.”
sanabilir.
Bu nedenle din anlatan kişi:
Kaynak bilmiyorsa söylememeli.
Tefsir ihtilafı varsa:
“Bu konuda farklı görüşler vardır.”
diyebilmeli.
Kendi kanaatini:
“Allah kesin böyle dedi.”
diye sunmamalıdır.
Bir ayetin bağlamını bilmeden sosyal medya videosuyla hüküm vermek tehlikelidir.
Çünkü dinî yanlış bilgi sadece entelektüel hata değildir; insanların:
İbadetini.
ailesini.
ilişkisini.
psikolojisini.
etkileyebilir.
Bir kişi:
“Şu davranış kesin haram, bunu yapan cehennemlik.”
diyor.
Delil yok.
Ama binlerce insan bunu duyuyor.
Bazıları kendi ailesine baskı yapıyor.
İşte yanlış bir cümle zincirleme zarar üretebilir.
Bu nedenle Allah adına konuşmak büyük sorumluluktur.
Nahl 25’in başka bir önemli çağdaş uygulaması siyasi propagandadır.
Bir lider veya medya kuruluşu bir grup hakkında sürekli yalan bilgi yayıyor.
İnsanlar o gruptan nefret etmeye başlıyor.
Sonra ayrımcılık oluşuyor.
Belki şiddet doğuyor.
Burada yalan yalnız bir cümle değildir.
Toplumsal sonuç üretmiştir.
Bu nedenle propaganda ahlakı çok ciddidir.
Yalanın kitlesel hâli, zararın da kitlesel hâle gelmesine yol açabilir.
Ayet tam olarak modern propaganda teorisi anlatmaz; ancak başkasını saptırmanın ek sorumluluk doğurduğu ilkesi burada güçlü biçimde düşündürücüdür.
Aynı mesele ticarette de görülür.
Bir şirket:
Ürününün zararlarını biliyor.
Ama saklıyor.
Reklamlarla insanlara:
“Tamamen güvenli.”
diyor.
İnsanlar inanıyor.
Burada:
Yanlış bilgi.
ekonomik çıkar.
ve toplumsal zarar.
birleşebilir.
Bir şirket tüzel yapı olabilir; fakat kararları insanlar verir.
İnsan ahlakı yalnız bireysel hayatın değil kurumsal kararların da parçasıdır.
Nahl 25 bu açıdan yöneticilere:
“Etkilediğiniz insanların sonuçlarını düşünün.”
diye güçlü bir uyarı taşıyabilir.
Ayetin başka önemli mesajı öğretmenlik ve ebeveynlik açısından ortaya çıkar.
Çocuklar söylenen her şeyi sorgulayabilecek durumda olmayabilir.
Bir baba sürekli:
“Bizim aile diğerlerinden üstündür.”
diyorsa çocuk bunu öğrenebilir.
Bir anne başka insanları görünüşleri üzerinden aşağılıyorsa çocuk bunu normal kabul edebilir.
Bir öğretmen:
“Soru sorma, sadece ezberle.”
diyorsa öğrencinin düşünme biçimini etkileyebilir.
Bu nedenle yetişkinlerin çocuklara aktardığı yalnız bilgi değildir.
Davranış modeli de aktarılır.
Çocuk:
Senden merhameti de öğrenebilir.
Kibri de.
Dürüstlüğü de.
Yalanı da.
Bu büyük sorumluluktur.
Ancak burada ebeveyni de kusursuz olmak zorundaymış gibi baskılamamak gerekir.
Her anne-baba hata yapabilir.
Önemli olan:
Hatasını fark ettiğinde düzeltebilmesi.
Çocuğuna bile:
“Burada yanlış yaptım.”
diyebilmesidir.
Bu cümle çocuğa çok güçlü bir ders verir:
Hata yapmak insanîdir; hatada ısrar etmek zorunlu değildir.
Nahl 25’in başka büyük mesajı otoriteye kör teslimiyetin tehlikesidir.
Bir insan:
“Hocam söyledi.”
“Liderim söyledi.”
“Babam söyledi.”
diyor.
Peki doğru mu?
Otoritenin sözü delil olabilir.
Uzmanlık önemlidir.
Ama hiçbir insan mutlak yanılmaz değildir.
Özellikle ciddi ahlaki kararlar konusunda insanın mümkün olduğunca:
Delili.
bağlamı.
güvenilirliği.
değerlendirmesi gerekir.
Bu, herkesin her konuda uzman olması demek değildir.
Uzmanlara güvenmek zorundayız.
Ama güven ile körlük aynı şey değildir.
Sağlıklı uzmanlık kültüründe uzman:
Kaynağını açıklar.
Belirsizliği söyler.
Yanlışsa düzeltir.
“Ben uzmanım, sorgulama.”
diyen kişi ise otoritesini bilgi yerine kullanabilir.
Nahl 25’in “bilgisizce saptırmak” ifadesi burada çok güçlüdür.
Bilgi sahibi olmamak günah değildir.
Herkes her şeyi bilemez.
Problem:
Bilmediğini saklayıp otorite görüntüsüyle başkasını yönlendirmektir.
Bu yüzden:
Bir doktor kendi uzmanlık alanı dışındaki konuda:
“Bu benim alanım değil.”
diyebilmelidir.
Bir din âlimi tıbbi konuda:
“Doktora sorun.”
diyebilmelidir.
Bir mühendis hukukta:
“Avukata danışın.”
demelidir.
Uzmanlığın en güzel özelliklerinden biri sınırını bilmektir.
Nahl 25’in başka önemli boyutu yanlış bilgiyi paylaşırken duygu sömürüsüdür.
İnsanlar özellikle:
Korku.
öfke.
şok.
uyandıran içerikleri hızlı paylaşabilir.
“Hemen herkese gönderin!”
“Bunu medya saklıyor!”
“Paylaşmazsanız yarın geç olabilir!”
gibi ifadeler insanı düşünmeden harekete geçirebilir.
Tam da bu noktada bir dakika durmak gerekir.
Kaynak ne?
Tarih ne?
Görsel gerçekten o olaya mı ait?
İçerik eski mi?
Uzman ne diyor?
Bir dakika kontrol etmek bazen binlerce kişiye yanlış bilgi yaymayı engelleyebilir.
Hız çağında doğruluk için bazen yavaşlamak gerekir.
Bu, Nahl 25’in bugün bize verebileceği en güçlü bilgi ahlakı derslerinden biridir.
Ayetin başka bir önemli mesajı yanlış yönlendiren kişinin tüm sorumluluğu taşımasının, takipçinin sorumluluğunu sıfırlamamasıdır.
Bir insan:
“Beni lider kandırdı.”
diyor.
Gerçekten kandırılmış olabilir.
Bu önemli.
Ama eğer açık deliller önündeydi ve sırf kendi çıkarı için yanlışta ısrar ettiyse kendi sorumluluğu da vardır.
Öte yandan ağır propaganda, korku, kapalı toplum yapısı veya bilgiye ulaşamama gibi şartlar kişinin sorumluluk derecesini etkileyebilir.
Biz her bireyin iç şartlarını tamamen bilemeyiz.
Allah bilir.
Bu yüzden ahiret hesabını matematiksel biçimde dağıtmaya çalışmak doğru değildir.
Ayet bize ilkeyi verir:
Yanlış yönlendiren sorumlu. Yanlış seçimi yapan da kendi ölçüsünde sorumlu.
Nahl 25’in başka önemli mesajı iyi etkinin de zincirleme olabileceğini düşündürmesidir.
Bir kişi sana kitap okumayı sevdiriyor.
Sen yıllarca okuyorsun.
Sonra çocuğuna öğretiyorsun.
Bir öğretmen sana dürüstlük öğretiyor.
Sen iş hayatında bunu uyguluyorsun.
Başka çalışanlar senden öğreniyor.
İnsanların birbirini etkilemesi yalnız kötülükte değil iyilikte de güçlüdür.
Bu bize çok umut verici bir şey söyler:
Bazen küçücük bir doğru davranışın etkisinin nereye kadar gideceğini bilmiyoruz.
Bir çocuğa:
“Soru sorman güzel.”
diyorsun.
Belki o çocuk yıllar sonra bilim insanı oluyor.
Bir çalışanına adil davranıyorsun.
Belki o da yönetici olduğunda başkalarına adil davranıyor.
İyiliğin etkisi görünmez biçimde çoğalabilir.
Bu yüzden insan:
“Benim yaptığım neyi değiştirir?”
dememelidir.
Bazen çok şey değiştirir.
Ayetin “yük” benzetmesi aynı zamanda insanın etkisinin arkasında bıraktığı iz üzerinde düşünmemizi sağlar.
Bugün bir paylaşım yaptın.
Unuttun.
Ama internet unutmadı.
Yıllar sonra hâlâ dolaşıyor olabilir.
Bu modern çağda eskisinden çok daha önemli bir durumdur.
Bir video.
Bir tweet.
Bir forum yazısı.
Bir makale.
Yıllarca okunabilir.
Dolayısıyla bugün yazdığın şeyin etkisi senin o anki öfkenin süresinden çok daha uzun olabilir.
Bu nedenle yayınlamadan önce:
“Bunun doğru olduğundan ne kadar eminim?”
sorusunu sormak değerlidir.
Özellikle insanların itibarını etkileyen iddialarda daha da dikkatli olmak gerekir.
Bir kişi hakkında suçlama yayıldı.
Sonra yanlış çıktı.
Ama internet aramasında yıllarca kaldı.
İnsanın itibarı zarar gördü.
Bu kolayca telafi edilemeyebilir.
Bu yüzden:
İddia = suçluluk
değildir.
Soruşturma gerekir.
Delil gerekir.
Savunma gerekir.
Nahl 25’in sorumluluk ilkesi, iftira ve yanlış suçlamalar konusunda çok ciddi bir ahlak üretmelidir.
Ayetin başka önemli boyutu ticari tavsiye ve finansal etkidir.
Bir kişi büyük takipçi kitlesine:
“Kesin alın, yüzde yüz yükselecek.”
diyor.
İnsanlar bütün parasını yatırıyor.
Zarar ediyor.
Sonra kişi:
“Yatırım tavsiyesi değildi.”
diye kaçıyor.
Elbette yatırım yapanın da sorumluluğu vardır.
Ama etkili kişinin kesinlik dili kullanması, çıkar çatışmasını saklaması veya bilgisizce insanları yönlendirmesi de ahlaki açıdan değerlendirilmelidir.
Aynı ölçü sağlık ürünlerinde de geçerlidir.
“Kesin iyileştirir.”
demek ciddi sonuç doğurabilir.
İnsanların hayatını etkileyen alanda kesinlik satmak büyük sorumluluktur.
Nahl 25’in başka güçlü bir mesajı yanlışını savunmanın yeni günahlar üretmesidir.
İlk başta insan yanlış yaptı.
Bu bir hata.
Sonra yakalandı.
Ne yapacak?
İki yol var.
Birincisi:
“Evet, yanılmışım.”
der.
Düzeltir.
İkinci yol:
Yalanı korumak için yeni yalanlar üretir.
İnsanlara saldırır.
Kanıtları saklar.
Eleştirenleri susturur.
Böylece ilk hata giderek büyür.
Kibir, hatadan daha büyük bir soruna dönüşebilir.
Bu nedenle en erken noktada:
“Yanıldım.”
demek çok değerlidir.
Bazen tek bir dürüst cümle, yıllarca büyüyecek bir zarar zincirini durdurabilir.
Nahl 25’in mesajı yalnız dinî propaganda veya büyük liderlerle ilgili değildir. Günlük hayatımızda da geçerlidir.
Bir arkadaşımız hakkında yanlış bilgi duydun.
Başkasına anlattın.
O da başkasına.
Sonra gerçek olmadığı ortaya çıktı.
“Ben sadece duymuştum.”
demek yeterli olmayabilir.
Çünkü zincirin bir halkası oldun.
Bazen en ahlaklı davranış:
“Bilmiyorum, doğrulamadan söylemeyeyim.”
demektir.
Bu cümle çok basit ama toplumsal zararı inanılmaz ölçüde azaltabilir.
Nahl Suresi 25. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Kendi günahlarıyla birlikte saptırdıkları kimselerin günahlarından da yüklenirler” ifadesini, günahların kişiler arasında mekanik olarak transfer edildiği şeklinde anlama. Her insan kendi fiilinden sorumludur; fakat başkasını yanlışa sürüklemek de saptıran kişinin kendi fiilidir ve bu nedenle ek sorumluluk doğurur. Büyük mesaj şudur: Bilmediğin konuda kesin konuşma, insanları yanlış yönlendirme, yanlış bilgiyi yayma ve etkini hafife alma. Bir sözün kaç kişiye ulaşacağını bilemeyebilirsin. Eğer yanlış yaptıysan savunmak yerine düzelt; çünkü insan yalnız kendi yaptığı kötülükten değil, başkalarına yaptırdığı kötülüğe sebep olduğu ölçüde de sorumluluk taşıyabilir.”
Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 26. ayette, geçmişte hakikate karşı kurulan planların nasıl sonuçsuz kaldığı anlatılacak ve şöyle buyurulacaktır: “Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı; fakat Allah yapılarını temellerinden söktü, tavan üstlerine çöktü ve azap onlara fark etmedikleri yerden geldi.” Bu ayeti ele alırken özellikle “mekr” yani plan ve tuzak kavramı, güçlü görünen zulüm düzenlerinin temelinden çökebilmesi, ayeti günümüzde çöken her binaya veya doğal afete ‘Allah’ın cezası’ etiketi yapıştırmak için kullanmamak, geçmiş toplumlar hakkında vahyin verdiği özel hüküm ile bugünkü olaylar arasında ayrım yapmak ve insanın kurduğu planların mutlak güvenlik sağlamadığı üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Nahl Suresi 25. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Söylediğimiz ve paylaştığımız şeylerin başkalarının hayatındaki etkisini gerçekten düşünüyor muyuz? Bir haberi doğrulamadan paylaştığımızda “Ben sadece ilettim” diyerek sorumluluktan tamamen çıkabilir miyiz? Din adına konuşurken kişisel yorumumuzu Allah’ın sözü gibi mi sunuyoruz? Çok takipçimiz veya otoritemiz varsa bunun yalnız güç değil emanet olduğunu biliyor muyuz? Yanlışımız ortaya çıktığında onu düzeltmek mi, yoksa itibarımızı korumak için yeni bahaneler üretmek mi daha önemli geliyor? Ve en önemlisi, bir cümlemizin yıllarca dolaşabileceği bir çağda, bilgisizce konuşmanın yükünü gerçekten ne kadar ciddiye alıyoruz?
“Nahl 25, ‘Kıyamet günü kendi günahlarını eksiksiz yüklenecekleri gibi, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarından da bir kısmını yükleneceklerdir’ buyurarak insan etkisinin ahlaki sorumluluğunu hatırlatır. Hiç kimse başkasının bütün günahını üstlenmez; fakat başkasını yanlış yönlendirmek, yanlış yönlendiren kişinin kendi günahına dönüşür. Ayetin büyük dersi şudur: Bilmediğin konuda kesin konuşma, yanlış bilgiyi yayma, otoriteni insanları yanıltmak için kullanma ve ‘ben sadece söyledim’ diyerek etkinin sonucundan kaçma. Sözüne güç verildikçe sorumluluğun da büyür; yanlış yaptıysan en doğru yol, onu savunmak değil dürüstçe düzeltmektir.”
Ersan Karavelioğlu