📖 Nahl Suresi 24. Ayette “Onlara ‘Rabbiniz Ne İndirdi?’ Denildiğinde ‘Öncekilerin Masalları’ Derler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,629
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 24. Ayette “Onlara ‘Rabbiniz Ne İndirdi?’ Denildiğinde ‘Öncekilerin Masalları’ Derler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Nahl Suresi 23. ayette Allah’ın insanın gizlediğini de açığa vurduğunu da bildiği ve büyüklük taslayanları sevmediği bildirilmişti. 24. ayette bu iç tavrın dile nasıl yansıdığı gösterilir: ‘Onlara, “Rabbiniz ne indirdi?” denildiğinde, “Öncekilerin masalları” derler.’ Buradaki mesele yalnız Kur’an hakkında olumsuz bir görüş bildirmek değildir; bağlamda, vahyi anlamaya çalışmadan küçümseyici bir etiketle değersizleştirme tavrı eleştirilir. Bir metnin eski olması onu yanlış yapmaz; yeni olması da otomatik olarak doğru yapmaz. Hakikatin ölçüsü yaş değil, delildir. Aynı şekilde Kur’an hakkında soru sormak, tarihsel benzerlikleri araştırmak veya bir kıssanın anlamını sorgulamak bu ayetteki tavırla aynı değildir. Samimi araştırma başka, cevabı dinlemeden ‘masal’ deyip konuyu kapatmak başkadır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 24. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası şöyledir:

وَإِذَا قِيلَ لَهُم مَّاذَا أَنزَلَ رَبُّكُمْ قَالُوا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ

Okunuşu:

“Ve izâ kîle lehum mâzâ enzele rabbukum, kâlû esâtîru’l-evvelîn.”

Genel anlamı:

“Onlara, ‘Rabbiniz ne indirdi?’ denildiğinde, ‘Öncekilerin masalları’ derler.”

şeklindedir.

Ayet, önceki iki ayette anlatılan inkâr ve istikbâr tavrının sözlü ifadesini gösterir. Nahl 22’de kalplerindeki reddedişten, Nahl 23’te büyüklük taslamaktan söz edilmişti. Şimdi bu tutum konuşmaya dönüşür ve vahiy, üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir mesaj olarak değil, “eskilerin anlatıları” etiketiyle küçümsenir.

Buradaki temel mesele şudur: İnsan bir fikre katılmayabilir, eleştirebilir, soru sorabilir ve hatta ikna olmayabilir. Fakat bir şeyi anlamaya çalışmadan küçümseyici bir etiketle geçiştirmek, düşünsel tartışmanın yerini peşin hükme bırakır.

2️⃣ “Mâzâ Enzele Rabbukum” Ne Anlama Gelir ❓​

İfade:

“Rabbiniz ne indirdi?”

demektir.

Soru, vahyin içeriğini öğrenmeye yöneliktir. Yani karşıdaki kişiden:

“Bu mesaj nedir, ne söylüyor?”

şeklinde bilgi beklenmektedir.

Normal şartlarda böyle bir soruya verilecek cevap:

Kur’an’ın ne söylediğini aktarmak, ana mesajını açıklamak veya en azından içeriğini dürüst biçimde özetlemek olmalıdır.

Fakat ayetteki kişiler bunun yerine metni açıklamak yerine etiketler:

“Esâtîru’l-evvelîn.”

Bu, içerik tartışmasının yerine küçümseyici sınıflandırmanın geçirilmesidir.

3️⃣ “Esâtîru’l-Evvelîn” Ne Demektir ❓​

“Esâtîr” kelimesi eski hikâyeler, yazılı anlatılar veya masalsı rivayetler anlam alanında kullanılmıştır. “El-evvelîn” ise öncekiler, geçmiştekiler demektir.

Birlikte ifade:

“Öncekilerin masalları, eski insanların anlatıları.”

şeklinde çevrilebilir.

Burada kelime nötr bir tarih anlatısı anlamında değil, vahyin ilahî kaynak iddiasını küçümseyen bir itham olarak kullanılır. Söylenmek istenen yaklaşık olarak şudur:

“Bunda yeni veya ilahî bir şey yok; geçmişten aktarılmış eski hikâyeler bunlar.”

Kur’an bu tavrı reddeder.

4️⃣ Kur’an’da Eski Toplumların Hikâyelerinin Bulunması Bu İddiayı Doğrular mı ❓​

Hayır.

Kur’an’da gerçekten:

Âdem.

Nûh.

İbrahim.

Mûsâ.

Yûsuf.

Lût.

ve başka geçmiş toplumlarla ilgili kıssalar vardır.

Fakat bir metnin geçmiş olaylardan söz etmesi onu otomatik olarak “uydurma masal” yapmaz.

Bir tarih kitabı da geçmişten söz eder.

Bir biyografi de.

Bir mahkeme kaydı da.

Bir aile arşivi de.

Dolayısıyla:

“Eski bir olay anlatılıyor, demek masaldır.”

şeklinde bir mantık kurulamaz.

Asıl soru:

Anlatının kaynağı, amacı, tutarlılığı ve iddiası nedir?

olmalıdır.

5️⃣ Bir Hikâyenin Başka Kültürlerde Benzeri Bulunursa Kur’an’dan Alındığı veya Kur’an’ın Oradan Aldığı Kesinleşir mi ❓​

Hayır.

Benzerlik tek başına kaynak ilişkisini kanıtlamaz.

İki anlatı arasında benzerlik bulunduğunda çeşitli ihtimaller vardır. Ortak tarihsel hafıza olabilir, bir anlatı diğerinden etkilenmiş olabilir, her ikisi daha eski bir geleneğe dayanabilir veya bazı motifler bağımsız biçimde benzerleşmiş olabilir.

Dolayısıyla:

“Benzerlik gördüm, konu kapandı.”

demek bilimsel olarak da yeterli değildir.

Kaynak ilişkisi iddiası için:

Tarih.

metinler.

dil.

aktarılma imkânı.

kronoloji.

gibi unsurlar incelenmelidir.

Benzerlik kanıt olabilir; fakat tek başına kesin sonuç değildir.

6️⃣ Kur’an Kıssalarına “Mitoloji” Demek Doğru mudur ❓​

Bu tamamen “mitoloji” kelimesinin hangi anlamda kullanıldığına bağlıdır.

Akademik çalışmalarda “mit”, bazen bir toplumun kutsal veya kurucu anlatılarını inceleyen teknik bir terim olarak kullanılabilir ve her zaman “yalan” anlamına gelmeyebilir. Ancak gündelik Türkçede “mit” veya “masal” çoğu zaman “uydurulmuş, gerçek olmayan hikâye” çağrışımı taşır.

Bu nedenle Kur’an kıssalarını:

“Bunlar sadece mitolojik masallar.”

diye peşinen sınıflandırmak, zaten tartışılması gereken sonucu baştan kabul etmek olur.

Daha sağlıklı yaklaşım:

Metni önce kendi iddiasıyla anlamak, sonra tarihsel ve edebî yönlerini araştırmaktır.

7️⃣ Kur’an Kıssalarının Amacı Sadece Tarih Vermek midir ❓​

Hayır.

Kur’an geçmiş olayları anlatırken yalnız kronolojik tarih kitabı gibi davranmaz. Kıssalarda:

Tevhid.

adalet.

sabır.

ihanet.

kibir.

zulüm.

tövbe.

insan sorumluluğu.

gibi ahlaki ve dinî temalar öne çıkar.

Bu nedenle Kur’an bir kıssada bizim merak edeceğimiz bütün ayrıntıları vermeyebilir. Örneğin bir olayın tam tarihini, coğrafi koordinatını veya her karakterin bütün biyografisini açıklamayabilir.

Çünkü asıl amaç çoğu zaman:

“Bu olaydan ne anlayacaksın?”

sorusudur.

Bu da kıssayı tarihsel sorulardan tamamen bağımsız yapmaz; fakat metnin rehberlik amacını unutmamak gerekir.

8️⃣ Bir Anlatının Ahlaki Ders Vermesi Onun Tarihsel Olamayacağı Anlamına Gelir mi ❓​

Hayır.

Gerçek bir olay da ahlaki ders taşıyabilir.

Bir savaş yaşanmıştır ve ondan siyasi ders çıkarılır.

Bir ekonomik kriz gerçektir ve ekonomistler ondan sonuç çıkarır.

Bir aile olayı yaşanmıştır ve insanlar onun üzerinden ilişki dersi öğrenir.

Dolayısıyla:

“Bu kıssa ahlaki mesaj veriyor, o hâlde tarihsel değildir.”

sonucu zorunlu değildir.

Aynı şekilde:

“Kur’an anlattı, o hâlde bütün modern tarih ayrıntılarını ben kesin biliyorum.”

demek de gerekmez.

Vahyin söylediği ile bizim eklediğimiz ayrıntıları birbirinden ayırmak gerekir.

9️⃣ Eski Bir Düşünce Sırf Eski Olduğu İçin Yanlış mıdır ❓​

Hayır.

Bu önemli bir düşünce hatasıdır.

Bir fikir:

Bin yıllık olabilir ve doğru olabilir.

Dün ortaya çıkmış olabilir ve yanlış olabilir.

Örneğin matematikte çok eski bazı ilkeler hâlâ geçerlidir. İnsanların binlerce yıldır bildiği bazı ahlaki ilkeler de bugün değerini korur.

Bu nedenle:

“Bu çok eski, artık geçersiz.”

tek başına güçlü bir delil değildir.

Eskilik bir fikrin yaşını gösterir; doğruluğunu değil.

🔟 Yeni Bir Düşünce Sırf Yeni Olduğu İçin Doğru mudur ❓​

Hayır.

Eskilik nasıl yanlışlık kanıtı değilse, yenilik de doğruluk garantisi değildir.

İnsan bazen:

“Modern olan mutlaka daha doğrudur.”

şeklinde düşünebilir.

Oysa modern çağda da:

Yanlış teoriler.

hatalı tıbbi uygulamalar.

zararlı toplumsal fikirler.

üretilmiştir.

Bilim zaten bu nedenle kendisini sürekli düzeltir.

Doğru ölçü:

Yeni mi, eski mi?

değil;

Delili ne?

olmalıdır.

Bu hem dinî hem bilimsel tartışmalarda son derece önemli bir ilkedir.

1️⃣1️⃣ Geleneksel Olan Her Şey Doğru mudur ❓​

Hayır.

Nahl 24 yalnız modern insanın “eski olan yanlıştır” hatasını düşündürmez; ters yöndeki hatayı da hatırlatır.

Bir uygulama:

“Atalarımız böyle yapıyordu.”

diye otomatik olarak doğru olmaz.

Kur’an başka yerlerde ataları körü körüne takip etmeyi de eleştirir.

Dolayısıyla iki uçtan da kaçınmak gerekir:

“Eskiyse yanlıştır.”

da yanlış olabilir,

“Eskiyse mutlaka doğrudur.”

da.

Hakikat yaşa göre belirlenmez.

Delil, anlam ve ahlaki doğruluk önemlidir.

1️⃣2️⃣ Kur’an’ı Eleştirmek veya Soru Sormak Bu Ayetteki Tavır mıdır ❓​

Hayır.

Bir insan:

“Bu ayeti nasıl anlamalıyım?”

“Bu kıssanın tarihsel zemini nedir?”

“Burada neden böyle ifade kullanılmış?”

“Bu hükmün gerekçesi ne?”


diye sorabilir.

Bu sorular kendiliğinden inkâr veya alay değildir.

Samimi soru:

Anlamak ister.

Delil ister.

Cevabı dinler.

Gerekirse tekrar sorar.

Ayetin eleştirdiği tavır ise bağlamda:

Cevabı dinlemeden küçümseyici etiketle kapatma

tavrıdır.

Soru sormak ile küçümsemek aynı şey değildir.

1️⃣3️⃣ Bir İnsan Kur’an’a İkna Olmadığını Söylerse Ona Kibirli Denilebilir mi ❓​

Otomatik olarak hayır.

Bir insan:

“Ben henüz Kur’an’ın vahiy olduğuna ikna olmadım.”

diyebilir.

Bunun birçok nedeni olabilir.

Din hakkında yanlış bilgi almış olabilir.

Bazı sorularına cevap bulamamış olabilir.

Felsefi itirazları olabilir.

Araştırma sürecinde olabilir.

Elbette bazı insanların reddedişinde kibir, çıkar veya peşin hüküm rol oynayabilir; fakat bunu her birey için kesin biçimde biz bilemeyiz.

Nahl 23 zaten Allah’ın gizliyi bildiğini söylemişti.

Bu nedenle Nahl 24’ü:

“İnanmayan herkes kesin kötü niyetlidir.”

şeklinde kullanmak ayetlerin birlikte verdiği bilgi sınırını ihlal eder.

1️⃣4️⃣ Küçümseyici Etiketler Tartışmayı Neden Bozar ❓​

Çünkü etiket bazen argümanın yerine geçer.

Bir kişi bir fikir söyledi.

Sen:

“Gerici.”

dedin.

Başka biri farklı fikir söyledi.

“Cahil.”

dedin.

Bir dinî görüş ortaya kondu.

“Masal.”

dedin.

Bir bilimsel görüş geldi.

“Komplo.”

dedin.

Bazen bu etiketlerin haklı kullanımları olabilir; fakat gerekçesiz kullanıldığında hiçbir şeyi açıklamaz.

Sağlıklı tartışma:

“Neden yanlış?”

sorusuna cevap verir.

Yalnız:

“Bu saçmalık.”

demek düşünsel analiz değildir.

Nahl 24’teki tavır tam da bu açıdan ibret vericidir: İçerik yerine etiket.

1️⃣5️⃣ Dinî İnsanlar da Karşıt Görüşleri Aynı Şekilde Küçümseyebilir mi ❓​

Evet.

Bu ayeti yalnız vahyi küçümseyenlere çevirip kendi tartışma ahlakımızı görmezden gelmemek gerekir.

Bir kişi din hakkında soru soruyor.

Hemen:

“İmansız.”

demek.

Bir genç evrim hakkında soru soruyor.

“Sen kafirsin.”

demek.

Bir kadın bir dinî yorumun delilini soruyor.

“Sen dine karşısın.”

demek.

aynı şekilde düşünsel tartışmayı etiketle kapatabilir.

Bir görüş yanlış olabilir; fakat yanlışlığını delille göstermek gerekir.

Kur’an’ın kendisi insanların iddialarına cevap verir, muhakeme kurar ve sorular yöneltir.

Bu nedenle müminin de tartışma ahlakı daha güçlü delil ve daha az hakaret üretmelidir.

1️⃣6️⃣ Kur’an Kıssalarını Çocuk Masalı Gibi Okumak Neden Eksik Olabilir ❓​

Çünkü kıssalar yalnız eğlenceli hikâyeler değildir.

Yûsuf kıssası:

Aile ilişkileri.

kıskançlık.

güç.

iftira.

sabır.

affetme.

üzerine çok derin mesajlar taşır.

Mûsâ kıssası:

Zulüm.

otorite.

özgürlük.

sorumluluk.

konularını düşündürür.

İbrahim kıssaları:

Tevhid.

sorgulama.

teslimiyet.

üzerinde durur.

Kıssayı yalnız:

“Eskiden şöyle bir olay olmuş.”

diye okumak da, yalnız:

“Çocuklara anlatılan masal.”

diye küçümsemek de metnin derinliğini kaçırabilir.

Kur’an kıssaları insan karakteri ve ahlakı üzerine ciddi düşünce alanlarıdır.

1️⃣7️⃣ Geçmişten Gelen Bir Metni Bugün Nasıl Okumalıyız ❓​

İki hatadan kaçınmak gerekir.

Birincisi:

Metni bugünün bütün kavramlarını sanki aynen kullanıyormuş gibi okumak.

İkincisi:

“Eski metindir, bugün hiçbir şey söylemez.”

diye tamamen değersizleştirmek.

Sağlıklı okuma:

Önce tarihsel ve dilsel bağlamı anlamaya çalışır.

Sonra temel mesajı belirler.

Ardından bugüne uygulanabilecek yönlerini dikkatle değerlendirir.

Bu nedenle tefsir:

Sadece kelime tercümesi değil, aynı zamanda bağlam ve anlam disiplini gerektirir.

Modern sorular ayete sorulabilir; fakat modern fikirler zorla ayetin içine yerleştirilmemelidir.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 23 ve 24. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Nahl 23:

“Allah onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir; büyüklük taslayanları sevmez.”

demişti.

Nahl 24 ise bu kibirli iç tavrın dışarıya yansıyan sözünü gösterir:

“Öncekilerin masalları.”

Böylece bir zincir ortaya çıkar: İçte büyüklük taslama ve peşin reddediş, dışarıda küçümseyici bir dile dönüşebilir.

Ancak bu zinciri her eleştirene uygulamak doğru değildir. Ayetin hedefi samimi araştırma değil, vahyi ciddi biçimde değerlendirmeden değersizleştiren tavırdır.

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 25. ayette, bu tavrın sorumluluğu daha ağır bir boyut kazanacak ve şöyle buyurulacaktır: “Böylece kıyamet günü kendi günahlarını eksiksiz yüklendikleri gibi, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarından da bir kısmını yükleneceklerdir. Dikkat edin, yüklendikleri şey ne kötüdür!” Bu ayeti ele alırken özellikle başkasını yanlış yönlendirmenin sorumluluğu, bir kişinin başka birinin bütün günahını üstlenmediği, kişisel sorumluluk ilkesinin korunması, liderlik ve sosyal medya etkisi, yanlış bilgi yaymak, ‘beni o yönlendirdi’ demenin kişisel sorumluluğu tamamen kaldırmaması ve insanın sebep olduğu zarar kadar hesap vermesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Nahl Suresi 24. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Nahl Suresi 24. ayet çok kısa bir cümle üzerinden insanın hakikate karşı kullandığı dili sorgular.

Bir insan bir fikri reddedebilir.

Bu normaldir.

Her duyduğumuz şeye inanmak zorunda değiliz.

Hatta sağlıklı düşünce, bazen reddetmeyi gerektirir.

Ama nasıl reddediyoruz?

İşte mesele burada başlar.

Bir görüşü:

Okudun.

Anladın.

Delillerini değerlendirdin.

Sonra:

“Ben ikna olmadım ve gerekçem şu.”

dedin.

Bu düşünsel tavırdır.

Başka biri hiçbir şeyi araştırmadan:

“Masal.”

diyor.

Soru:

“Neden?”

Cevap yok.

Yalnız küçümseme.

Bu ise farklı bir tutumdur.

Nahl 24’ün güçlü mesajlarından biri şudur:

Etiket, delil değildir.

Bir şeye:

“Masal.”

“Hurafe.”

“Gerici.”

“Modern.”

“Bilimsel.”

“Geleneksel.”

demek onun doğruluğunu veya yanlışlığını tek başına belirlemez.

Örneğin bir ürünün üzerine:

“Bilimsel.”

yazılması onu gerçekten bilimsel yapmaz.

Bir görüşe:

“Gelenek.”

denmesi onu otomatik doğru yapmaz.

Bir iddiaya:

“Komplo teorisi.”

demek bazen doğru sınıflandırma olabilir; fakat yine de neden yanlış olduğunu göstermek gerekir.

İnsan düşüncesi etiketten daha fazlasını hak eder.

Bu nedenle ayet, modern tartışma kültürü açısından son derece günceldir.

Bugün sosyal medyada insanlar birbirlerinin fikirlerine çoğu zaman birkaç kelimeyle cevap veriyor:

“Saçmalık.”

“Cehalet.”

“Masal.”

“Yalan.”


Bazen gerçekten yanlış bilgi vardır.

Ama sağlıklı cevap:

“Şu sebeplerle yanlış.”

olmalıdır.

Bir iddianın yanlışlığını göstermek için:

Kaynak.

kanıt.

mantık.

gerekir.

Hakaret ise çoğu zaman delilin yerine kullanılır.

Nahl 24’te tam da buna benzeyen bir tavır görüyoruz: Soru soruluyor:

“Rabbiniz ne indirdi?”

Beklenen, mesajın açıklanması.

Cevap:

“Eskilerin masalları.”

Yani metin anlatılmıyor.

Metin hakkında küçümseyici hüküm veriliyor.

Bu, günümüzde başkasının fikrini kendi ağzından değil düşmanının tanımından öğrenme sorununu da düşündürür.

Bir dini merak ediyorsun.

O dinin ne söylediğini doğrudan güvenilir kaynaklarından okumak yerine yalnız ona düşman birinin videosunu izliyorsun.

Sonra:

“Biliyorum.”

diyorsun.

Bu sağlıklı değildir.

Aynı şey Müslüman için de geçerlidir.

Bir başka dini veya felsefeyi eleştireceksen önce gerçekten ne dediğini öğren.

Karşındaki görüşün en zayıf karikatürüne saldırmak kolaydır.

Ama bu gerçeği anlamak değildir.

Adil eleştiri, önce karşı tarafın görüşünü doğru temsil eder.

Bu düşünsel ahlak çok değerlidir.

Nahl 24’ün başka bir önemli mesajı eski ile yeni arasında kurduğumuz yanlış üstünlük ilişkisidir.

Modern insan bazen şöyle düşünür:

“Biz 21. yüzyıldayız; eskiler ne bilebilir?”

Elbette bugün:

Tıp.

fizik.

mühendislik.

teknoloji.

alanlarında geçmiş toplumların bilmediği inanılmaz şeyler biliyoruz.

Ama bu, geçmişteki herkesin:

Ahlaken.

felsefi olarak.

insan psikolojisi konusunda.

bizden daha aşağı olduğu anlamına gelmez.

İnsan:

Binlerce yıl önce de seviyordu.

Kıskanıyordu.

Yalan söylüyordu.

İktidar istiyordu.

Çocuk yetiştiriyordu.

Ölümden korkuyordu.

Adalet arıyordu.

Bu nedenle eski metinlerde insan tabiatı hakkında çok derin gözlemler bulunabilir.

Teknolojik ilerleme, ahlaki kusursuzluk garantisi değildir.

Bugün daha hızlı arabalarımız olabilir.

Ama daha adil insanlar olduğumuz otomatik olarak söylenemez.

Daha güçlü silahlarımız var.

Bu bile teknolojinin ahlaktan bağımsız ilerleyebileceğini gösterir.

Dolayısıyla:

“Eski = ilkel = yanlış.”

zinciri doğru değildir.

Aynı şekilde geçmişi romantikleştirmek de doğru değildir.

“Eskiden insanlar çok iyiydi.”

Bu da her zaman gerçek değildir.

Geçmişte:

Savaşlar.

zulümler.

kölelik biçimleri.

hastalıklar.

adaletsizlikler.

vardı.

Yani Kur’an bize ne geçmişe tapmayı ne bugüne tapmayı öğretir.

Hakikate bak.

Bu çok daha dengeli bir ölçüdür.

Nahl 24’ün başka bir önemli yönü Kur’an kıssaları ile tarih arasındaki ilişkidir.

İnsan bir kıssa okuyor.

Sonra:

“Bunun arkeolojik kanıtı nerede?”

diye sorabilir.

Bu meşru bir araştırma sorusudur.

Bazı olaylar için tarihsel ve arkeolojik veriler tartışılabilir.

Bazılarında veri sınırlı olabilir.

Burada müminin yapmaması gereken şey, her yeni bulunan taşı:

“Kur’an’ın kesin mucizesi bulundu!”

diye aceleyle ilan etmektir.

Aynı şekilde eleştirmenin yapmaması gereken şey de:

“Henüz arkeolojik kanıt görmedim, o hâlde kesin masal.”

demektir.

Kanıt yokluğu her zaman yokluğun kanıtı değildir; fakat kanıt bulunmadığında da kesin tarih ayrıntıları uydurulmamalıdır.

Bu epistemik denge son derece önemlidir.

Nahl 24’ün başka bir çağdaş mesajı bilim ile din tartışmasında sloganlardan kaçınmaktır.

Bir taraf:

“Bilim Kur’an’daki her şeyi kanıtladı.”

diyor.

Bu çoğu zaman aşırı iddiadır.

Diğer taraf:

“Bilim dini tamamen çürüttü.”

diyor.

Bu da aynı ölçüde geniş bir iddia olabilir.

Bilim:

Doğal dünyanın ölçülebilir süreçlerini son derece güçlü biçimde inceler.

Din ise:

Tanrı.

vahiy.

ahlak.

nihai anlam.

ahiret.

gibi daha geniş soruları içerir.

Çatışma yaşanan spesifik iddialar elbette tartışılabilir.

Ama:

“Bilim kazandı, din bitti.”

veya:

“Din var, bilime gerek yok.”

gibi sloganlar düşünceyi basitleştirir.

Nahl 24’ün eleştirdiği etiketleme tavrı bize burada da ölçü verebilir:

Sloganı bırak, iddiayı tek tek incele.

Ayetin başka büyük mesajı alay ile eleştiri arasındaki farktır.

Bir fikir hakkında:

“Şu nedenle yanlış olduğunu düşünüyorum.”

diyorsun.

Eleştiri.

Bir insanı:

Taklit edip.

aşağılayıp.

hakaret edip.

sözünü hiç dinlemeden.

gülünç göstermeye çalışıyorsun.

Bu alay olabilir.

Elbette mizahın da yeri vardır.

Fakat mizah argümanın yerine geçtiğinde gerçeği çözmez.

İnsan bazen karşısındakini güldürerek yenebilir, fakat haklı olduğunu kanıtlamış olmaz.

Bu özellikle internet kültüründe önemlidir.

Bir tartışmada en çok beğeni alan kişi her zaman en doğru kişi değildir.

En iyi espriyi yapan da.

Hakikat:

Alkış sayısıyla belirlenmez.

Nahl 24’ün bir başka önemli mesajı inanan insanların eleştiriye verdiği tepkiyle ilgilidir.

Birisi Kur’an için gerçekten kaba bir ifade kullanabilir.

Mümin bundan rahatsız olabilir.

Bu anlaşılabilir.

Ama cevap:

Şiddet.

tehdit.

kişisel saldırı.

olmamalıdır.

Kur’an’ın kendi yöntemi:

İddiayı aktarır.

Sonra cevap verir.

Bu son derece önemli bir modeldir.

Bir kişi:

“Kur’an eskilerin masalı.”

diyor.

Kur’an bunu gizlemiyor.

Kendi metninde karşıt görüşü naklediyor.

Ardından muhakemesini sürdürüyor.

Bu bize tartışma ahlakı öğretir:

Karşıt sözü duymaktan korkma.

Cevabın varsa ver.

Cevabın yoksa araştır.

Ama zorla susturmak haklılık kanıtı değildir.

Bir düşünce gerçekse sorulardan korkmak zorunda değildir.

Nahl 24’ün başka önemli mesajı din adına anlatılan her hikâyeyi de doğrulamamaktır.

Kur’an’a:

“Masal.”

demek yanlış olabilir.

Ama bu, din adına anlatılan bütün halk hikâyelerinin otomatik olarak gerçek olduğu anlamına gelmez.

İnsanlar zamanla:

Uydurma kerametler.

kaynağı bilinmeyen kıssalar.

sahte hadisler.

abartılı menkıbeler.

yayabilir.

Bunlar:

“Dinî hikâye.”

diye otomatik olarak Kur’an veya sahih vahiy seviyesine çıkmaz.

Dolayısıyla müminin de kaynak sorgulaması gerekir.

Bir hikâye çok etkileyici olabilir.

Ama:

Kaynağı nedir?

diye sor.

Bir vaiz:

“Kesin yaşandı.”

diyor.

Nereden biliyor?

Kaynak var mı?

Bu soru dine saygısızlık değildir.

Yanlış şeyi Allah’a veya Peygamber’e nispet etmemek için hassasiyettir.

Nahl 24 böylece bizi iki uçtan da koruyabilir:

Vahyi küçümseyici biçimde masallaştırmak yanlış.

Din adına üretilmiş her masalı vahiy sanmak da yanlış.

Aradaki ölçü:

Kaynak ve delil.

Ayetin başka büyük mesajı fikir değiştirmenin mümkün olmasıdır.

Bir insan bugün:

“Bunlar masal.”

diyebilir.

Yarın araştırır.

Fikri değişir.

Başka biri bugün inanıyor.

Yarın şüphe yaşayabilir.

İnsan düşüncesi süreçtir.

Bu nedenle bir kişiyi tek cümlesiyle sonsuza kadar hapsetmemek gerekir.

Biri geçmişte yanlış konuştu.

Sonra:

“Ben araştırdım ve fikrim değişti.”

dedi.

Bunu kabul etmek gerekir.

Çünkü dinî ahlakın amacı insanları eski hatalarına zincirlemek değil hakikate yönelmelerini teşvik etmektir.

Aynı şekilde bir Müslüman da:

“Ben bu ayeti yıllarca yanlış anlamışım.”

diyebilir.

Bu iman kaybı değildir.

Daha iyi öğrenme olabilir.

İnsan yorumunun değişebilmesi, vahyin değişmesi değildir.

Bu ayrım tefsir açısından çok önemlidir.

Nahl 24’ün başka önemli bir boyutu bilginin nasıl aktarıldığıdır.

Bir kişi İslam’ı merak ediyor.

Sana soruyor:

“Kur’an ne diyor?”

Sen ona İslam’ın ne söylediğini doğru biçimde anlatmak yerine:

Kendi siyasi görüşünü.

mezhep kavgasını.

kişisel öfkeni.

anlatıyorsan, mesajı doğru temsil etmiyor olabilirsin.

Ayetin sorusu:

“Rabbiniz ne indirdi?”

Bu çok ciddi bir sorudur.

Cevap verirken:

Allah’ın indirdiği ile bizim yorumumuzu ayırmak gerekir.

Kur’an:

Bir şey söyler.

Tefsirci yorumlar.

Fıkıh âlimi hüküm çıkarır.

Kültür başka şey ekleyebilir.

Bunların tamamına:

“Allah kesin böyle dedi.”

demek doğru değildir.

Vahiy ile yorum arasındaki sınır korunmalıdır.

Bu sınır korunmadığında din adına insan görüşleri mutlaklaştırılabilir.

Nahl 24’ün başka önemli mesajı fikrini bilmediğin insana karşı adil olmaktır.

Bir kişiyi:

“Ateist.”

diye duydun.

Hemen onun bütün düşüncelerini bildiğini sanma.

Birini:

“Dindar.”

diye duydun.

Bütün görüşlerini tahmin etme.

Bir kişi:

“Şu mezhepten.”

Bitti mi?

Hayır.

İnsanlar etiketlerinden daha karmaşıktır.

Bu yüzden sağlıklı iletişim:

“Sen tam olarak ne düşünüyorsun?”

diye sorar.

Nahl 24’te de aslında soru budur:

“Rabbiniz ne indirdi?”

Bu soru bilgi edinme fırsatıdır.

Fakat karşıdaki kişi bilgi vermek yerine etiket sunuyor.

Modern dünyada biz tam tersini yapmalıyız:

Etiket yerine içeriği öğren.

Bu yaklaşım kutuplaşmayı azaltabilir.

Nahl Suresi 24. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Öncekilerin masalları” sözünü yalnız tarihsel bir hakaret olarak geçme. Ayet, insanın anlamadığı veya kabul etmek istemediği bir şeyi küçümseyici etiketle kapatma eğilimini de düşündürür. Eski olmak yanlışlık, yeni olmak doğruluk kanıtı değildir. Soru sormak, araştırmak ve ikna olmamak küçümseyici reddedişle aynı değildir. Büyük mesaj şudur: Bir iddiayı etiketle değil delille değerlendir. Kur’an’ı eleştireceksen gerçekten ne söylediğini öğren; savunacaksan da ona söylemediği şeyleri yükleme. Hakikat alaydan, slogandan ve peşin hükümden daha ciddi bir araştırmayı hak eder.”

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 25. ayette, yanlış bilgi ve yanlış yönlendirme sorumluluğu gündeme gelecek ve şöyle buyurulacaktır: “Böylece kıyamet günü kendi günahlarını eksiksiz yüklendikleri gibi, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarından da bir kısmını yükleneceklerdir. Dikkat edin, yüklendikleri şey ne kötüdür!” Bu ayeti ele alırken özellikle başkasını saptırmanın sorumluluğu, kişisel sorumluluğun ortadan kalkmaması, liderlerin ve kanaat önderlerinin etkisi, sosyal medyada yanlış bilgi yaymak, ‘ben sadece paylaştım’ mazereti, öğretmenin ve din anlatıcısının sorumluluğu, bir insanın başkasının bütün günahını taşımaması ve sebep olunan zarar kadar ek sorumluluk doğması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Nahl Suresi 24. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir fikri gerçekten inceliyor muyuz, yoksa hoşumuza gitmediğinde üzerine bir etiket yapıştırıp geçiyor muyuz? “Eski” dediğimiz şeyi neden yanlış sayıyoruz? “Modern” dediğimiz şeyi neden otomatik doğru kabul ediyoruz? Kur’an hakkında eleştiri duyduğumuzda cevabı delille mi veriyoruz, yoksa eleştireni susturmaya mı çalışıyoruz? Din adına anlatılan her etkileyici hikâyeyi kaynağını sormadan kabul ediyor muyuz? Karşımızdaki insanın gerçek görüşünü öğrenmeden ona hazır bir kimlik mi yüklüyoruz? Ve en önemlisi, hakikati gerçekten arıyorsak, bizi rahatsız eden bir düşünceye ‘masal’, ‘cehalet’ veya ‘saçmalık’ demeden önce neden yanlış olduğunu gösterebilecek kadar adil olmamız gerekmez mi?

“Nahl 24, ‘Onlara, “Rabbiniz ne indirdi?” denildiğinde, “Öncekilerin masalları” derler’ buyurarak vahyi anlamadan küçümseyici bir etiketle değersizleştiren tavrı ortaya koyar. Eski olmak yanlışlık, yeni olmak doğruluk ölçüsü değildir; samimi soru ve araştırma da kibirli reddedişle aynı değildir. Ayetin büyük dersi şudur: Bir fikri reddedeceksen önce doğru anla, sonra delille eleştir; savunacaksan da sloganla değil bilgiyle savun. Çünkü hakikat, yaşına veya popülerliğine göre değil delile göre değerlendirilir ve ciddi bir soru, küçümseyici bir etiketten daha ciddi bir cevap hak eder.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt