Nahl Suresi 23. Ayette “Allah Onların Gizlediklerini de Açığa Vurduklarını da Bilir; O Büyüklük Taslayanları Sevmez” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Nahl Suresi 22. ayette ‘Sizin ilahınız tek bir ilahtır’ buyurulmuş, ardından ahireti inkâr edenlerin kalplerindeki reddediş ve büyüklük taslama tavrı hatırlatılmıştı. 23. ayet bu konuyu daha da derinleştirir: ‘Şüphesiz Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları sevmez.’ Böylece kibir yalnız dışarıdan görülen davranışlara indirgenmez; insanın içinde sakladığı üstünlük duygusu, niyeti ve gerçek yönelişi de Allah’ın bilgisindedir. Ancak bu ayet bize başkalarının kalplerini okuma yetkisi vermez. Allah gizliyi bilir; insan ise ancak davranış, söz ve delil üzerinden değerlendirme yapabilir. Gerçek tevazu kendini değersiz görmek değil, kendi değerini kabul ederken başkasını küçümsememektir.”
Ersan Karavelioğlu
Nahl Suresi 23. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin Arapçası şöyledir:لَا جَرَمَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ ۚ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِرِينَ
Okunuşu:
“Lâ cerame ennallâhe ya‘lemu mâ yusirrûne ve mâ yu‘linûn. İnnehû lâ yuhibbu’l-mustekbirîn.”
Genel anlamı:
“Şüphesiz Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları sevmez.”
Ayet iki büyük gerçeği bir araya getirir. Birincisi, Allah’ın insanın gizli ve açık bütün yönlerini bilmesidir. İkincisi ise kibrin Allah tarafından sevilmeyen bir ahlaki tavır oluşudur. Böylece din yalnız görünen davranışlarla sınırlanmaz; insanın iç dünyası, niyeti ve kendisini başkalarına karşı nasıl konumlandırdığı da ahlaki önem taşır.
“Lâ Cerame” Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “lâ cerame” ifadesi, kesinlik bildiren güçlü bir ifade olarak anlaşılır. Türkçeye genellikle “şüphesiz”, “kuşkusuz”, “elbette” şeklinde aktarılır.Burada Allah’ın bilgisinin kesinliği vurgulanır. İnsan bir şeyi:
Saklayabilir, inkâr edebilir, başkalarına farklı gösterebilir veya niyetini açıklamayabilir.
Fakat Allah açısından bunlar bilgi dışı değildir.
Bu, insanın sürekli korku içinde yaşaması için değil, ahlaki samimiyetini ciddiye alması için önemli bir hatırlatmadır. Çünkü insan başkalarının gözünden kaçabilir; fakat hakikat Allah’ın bilgisinden kaçmaz.
“Allah Gizlediklerini Bilir” Ne Demektir
İnsanın iç dünyasında başkalarının görmediği çok şey vardır. Niyetler, korkular, planlar, kıskançlıklar, sevgiler, çıkar hesapları ve bazen insanın kimseye söylemediği pişmanlıklar bunların arasındadır.Allah’ın bunları bilmesi, insanın iç hayatının da ahlaki önem taşıdığını gösterir. Bir insan dışarıdan çok mütevazı görünebilir fakat içinde herkesi küçümsüyor olabilir. Başka biri dışarıdan sert görünebilir fakat aslında içinde büyük bir merhamet taşıyor olabilir.
Bu nedenle görünüş her zaman gerçeğin tamamı değildir.
Allah dış görünüşün ardındaki gerçek yönelişi de bilir.
İnsan Başkasının Gizli Niyetini Kesin Olarak Bilebilir mi
Hayır.Bu ayetin en önemli sınırlarından biri budur.
Allah:
Gizliyi bilir.
İnsan ise:
Davranışı görür, sözü duyar, delili inceler ve ancak bunlardan hareketle değerlendirme yapar.
Bir kişi yardım yaptı. Sen:
“Kesin gösteriş için yaptı.”
diyemezsin.
Bir kişi sessiz kaldı. Sen:
“Kesin suçlu.”
diyemezsin.
Bir kişi çok konuştu. Sen:
“Kesin kendini aklamaya çalışıyor.”
diyemezsin.
Bunların bazıları ihtimal olabilir; fakat ihtimal ile kesin bilgi aynı şey değildir.
Ayetin Allah’a ait bilgi alanını insana devretmemek gerekir.
“Allah Açığa Vurduklarını da Bilir” Ne Anlama Gelir
İnsan yalnız içinden geçenlerle değil, açık davranışlarıyla da sorumludur.Sözler, kararlar, yapılan işler, verilen zararlar ve gösterilen iyilikler Allah’ın bilgisindedir.
Bir kişi:
“Benim niyetim kötü değildi.”
diyebilir.
Ama dışarıya ciddi zarar vermiş olabilir.
Bu nedenle İslam ahlakı yalnız niyete indirgenemez.
Niyet önemlidir; fakat:
Sonuç, yöntem ve başkalarının hakkı da önemlidir.
Bir insan iyi niyetle yanlış bilgi yayıyorsa, iyi niyeti onu araştırma sorumluluğundan tamamen kurtarmaz.
İyi niyet, yanlış davranışın bütün sonuçlarını otomatik olarak yok etmez.
Kibir Nedir
Ayette geçen “mustekbirîn”, büyüklük taslayanlar, kendisini olduğundan büyük görenler ve hakikat karşısında kibirlenenler anlam alanına sahiptir.Kibir yalnız:
“Ben herkesten üstünüm.”
demek değildir.
Bazen daha sessiz biçimlerde ortaya çıkar.
Birinin sözünü dinlememek, hatasını kabul etmemek, özür dilemeyi küçüklük saymak, düşük statülü insanlara kötü davranmak veya kendisine hizmet eden kişiyi değersiz görmek de kibirle ilişkili olabilir.
Kibir, insanın kendi değerini bilmesi değil, kendi değerini başkasının değerini azaltarak kurmasıdır.
Özgüven ile Kibir Arasında Ne Fark Vardır
Özgüven:“Bu konuda iyiyim.”
diyebilir.
Kibir ise:
“Bu konuda iyiyim, o hâlde siz değersizsiniz.”
der.
Özgüven başarıyı kabul eder. Kibir başarıyı insanlık üstünlüğüne dönüştürür.
Özgüven:
Eleştiri dinleyebilir.
Kibir:
Eleştiriyi hakaret sayabilir.
Özgüven:
“Bilmiyorum.”
diyebilir.
Kibir:
Bilmediğini kabul etmekte zorlanabilir.
Özgüven:
“Yanılmışım.”
diyebilir.
Kibir:
Yanlışını gizlemek için yeni bahaneler üretir.
Bu nedenle Nahl 23 sağlıklı özsaygıyı değil istikbârı, yani insanın kendisini hakikat ve diğer insanlar karşısında gereğinden fazla büyütmesini eleştirir.
Kendini Değersiz Görmek Tevazu mudur
Hayır.Bu çok önemli bir ayrımdır.
Bir insan:
“Ben hiçbir şey değilim.”
“Herkes benden daha değerli.”
“Benim hiçbir başarım yok.”
diyorsa bu otomatik olarak tevazu değildir.
Bu bazen:
Düşük özsaygı, kırgınlık, değersizlik hissi veya psikolojik zorlanma olabilir.
Gerçek tevazu:
“Benim de değerim var, senin de.”
diyebilmektir.
Bir insan başarılı olabilir ve bunu kabul edebilir.
“Bu işi iyi yaptım.”
demek kibir değildir.
Kibir:
“Bunu iyi yaptım; demek ki sizden üstünüm.”
noktasında başlar.
Dışarıdan Mütevazı Görünüp İçeride Kibirli Olmak Mümkün müdür
Evet.İnsan:
Sürekli başını öne eğebilir.
“Estağfurullah, ben kimim ki?”
diyebilir.
Ama içinden:
“Benden daha iyisi yok.”
diye düşünüyor olabilir.
Bu yüzden tevazu yalnız beden dili veya bazı kalıplaşmış sözlerle ölçülmez.
Hatta insan bazen övgü almak için sahte tevazu gösterebilir.
“Ben hiç iyi değilim.”
der ve karşı tarafın:
“Hayır, sen mükemmelsin.”
demesini bekler.
Bu da insan psikolojisinin karmaşık yönlerinden biridir.
Nahl 23 bize şunu hatırlatır:
Allah yalnız görünüşü değil, içteki gerçek yönelişi de bilir.
Dindarlık Kibre Dönüşebilir mi
Evet.İnsan ibadet ediyor olabilir.
Kur’an okuyor olabilir.
Dinî bilgi sahibi olabilir.
Ama sonra:
“Ben bunları yapıyorum, demek sizden üstünüm.”
diyebilir.
Bu durumda ibadetin kendisi değil, ibadet üzerinden oluşan üstünlük duygusu problem hâline gelir.
Bir insan:
“Ben beş vakit namaz kılıyorum, şu insan hiçbir şey bilmiyor.”
deyip karşısındakini küçümseyebilir.
Bu tavır dinin ahlaki amacına ters düşebilir.
İbadet insanı:
Daha merhametli.
daha adil.
daha mütevazı.
yapmalıysa, ibadet üzerinden büyüklük taslamak ciddi bir çelişkidir.

Bilgi Sahibi Olmak Kibri Artırabilir mi
Evet, yanlış kullanılırsa.Bilgi insanı iki farklı yöne götürebilir.
Birincisi:
“Ne kadar çok öğrendikçe bilmediğimin ne kadar fazla olduğunu görüyorum.”
Bu tevazu üretir.
İkincisi:
“Ben biliyorum, siz anlamazsınız.”
Bu kibir üretir.
Gerçek uzmanlık çoğu zaman insana sınırlarını da öğretir.
Bir doktor:
Her hastalığı bilmediğini bilir.
Bir bilim insanı:
Bilinmeyenlerin farkındadır.
Bir âlim:
Bazı konularda kesin konuşmamayı öğrenir.
Bu nedenle:
“Bilmiyorum.”
sözü cehalet değil bazen yüksek bilgi ahlakıdır.

Makam ve Servet İnsanı Üstün Yapar mı
Hayır.Makam:
Yetki verir.
Servet:
İmkân sağlar.
Ama bunların hiçbiri kişiye otomatik ahlaki üstünlük sağlamaz.
Bir insan çok zengin olabilir fakat:
Kaba.
adaletsiz.
merhametsiz.
olabilir.
Başka biri daha az imkâna sahip fakat:
Dürüst.
cömert.
güvenilir.
olabilir.
Bu yüzden:
Para = insan değeri
şeklinde denklem kurulamaz.
Aynı durum makam için geçerlidir.
Birinin müdür, başkan veya patron olması görev alanını belirler; insanlık derecesini değil.

İnsan Kendisine Hizmet Edenlere Nasıl Davrandığında Kibri Ortaya Çıkabilir
Kibir çoğu zaman insanın kendisinden güçlü kişilere karşı davranışında değil, kendisine bağımlı veya daha güçsüz gördüğü kişilere karşı tavrında görünür.Bir insan patronuna çok nazik olabilir.
Ama garsona bağırıyor.
Müdür karşısında saygılı.
Ama temizlik çalışanını görmezden geliyor.
Zengin biriyle konuşurken dikkatli.
Ama fakire kaba.
Burada insanın gerçek ahlaki ölçüsü daha görünür hâle gelebilir.
Senden çıkarı olmayan insana nasıl davranıyorsun?
Bu soru kibri anlamak için son derece önemlidir.

Özür Dileyememek Kibir Belirtisi Olabilir mi
Bazen evet.Bir insan hata yaptığını açıkça biliyor.
Ama:
“Özür dilersem küçülürüm.”
diye düşünüyor.
Oysa özür dilemek insanı küçültmez.
Tam tersine:
Hatasını görebildiğini.
sorumluluk alabildiğini.
karşısındakinin hakkını önemsediğini.
gösterir.
Kibir insanı yanlışta ısrar ettirebilir.
Tevazu ise:
“Ben bunu yanlış yaptım.”
diyebilme gücü verir.
Bu nedenle özür dilemek zayıflık değil ahlaki olgunluk olabilir.

Kibir ile Haksızlığa Karşı Dik Durmak Aynı Şey midir
Hayır.Bir insan:
Hakkını savunabilir.
Haksızlığa itiraz edebilir.
Sınır koyabilir.
Ve bunlar kibir değildir.
Örneğin:
“Benimle bu şekilde konuşmanı kabul etmiyorum.”
demek sağlıklı sınır olabilir.
Tevazu:
Her hakareti kabul etmek.
Sürekli ezilmek.
Haksızlık karşısında susmak.
değildir.
Aynı şekilde merhamet de kendini savunamamak anlamına gelmez.
Tevazu ile pasiflik birbirine karıştırılmamalıdır.

“Allah Kibirlileri Sevmez” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayetin sonunda:“İnnehû lâ yuhibbu’l-mustekbirîn.”
yani:
“Şüphesiz O, büyüklük taslayanları sevmez.”
buyurulur.
Bu ifade, kibrin ciddi bir ahlaki problem olduğunu gösterir.
Buradaki ilahî “sevgi” ve “sevmeme” ifadelerini insanın duygusal dalgalanmaları gibi düşünmek doğru değildir.
Allah’ın sıfatları yaratılmışların özelliklerine indirgenmez.
Ayetin mesajı, istikbâr tavrının Allah’ın razı olduğu ahlak içinde bulunmadığını ortaya koymaktır.
İnsan:
Başkasını aşağılayarak.
hakikati ego nedeniyle reddederek.
gücünü zulme dönüştürerek.
Allah’ın sevdiği ahlaka yaklaşmış olmaz.

Kibirli Bir İnsan Değişebilir mi
Evet.Kibir insanın değişmez kaderi değildir.
Bir kişi yıllarca:
Hatasını kabul etmeyen.
insanları küçümseyen.
gücüyle övünen.
biri olabilir.
Ama fark edebilir.
Tövbe edebilir.
Özür dileyebilir.
Davranışlarını değiştirebilir.
Dinî ahlakın amacı:
“Sen kibirlisin, sonsuza kadar böylesin.”
demek değildir.
Amaç:
Kibri fark ettirmek ve insanı dönüşüme çağırmaktır.
İnsan yaşadığı sürece ahlaki yönünü değiştirebilir.

Nahl Suresi 22 ve 23. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Nahl 22:“Sizin ilahınız tek bir ilahtır.”
demiş ve ardından büyüklük taslayanlardan söz etmişti.
Nahl 23 ise bu tavrın Allah’tan gizli olmadığını ve Allah’ın müstekbirleri sevmediğini bildirir.
Yani tevhid ile tevazu arasında güçlü bir bağ kurulur.
Allah tek ve mutlak ise insan:
Kendisini mutlaklaştırmamalıdır.
Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 24. ayette, bu kibirli reddedişin söze nasıl dönüştüğü gösterilecek ve şöyle buyurulacaktır: “Onlara ‘Rabbiniz ne indirdi?’ denildiğinde, ‘Öncekilerin masalları’ derler.” Bu ayeti ele alırken özellikle vahye yönelik ‘eskilerin masalları’ ithamının anlamı, eleştiri ile küçümseyici peşin hükmü ayırmak, eski bir anlatının otomatik olarak yanlış olmadığı, Kur’an kıssalarının mitolojiyle ilişkisinin dikkatli ele alınması, soru sormanın meşru olması ve ‘eski’ veya ‘yeni’ olmanın tek başına doğruluk ölçüsü olmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Nahl Suresi 23. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Nahl Suresi 23. ayet insanın belki de en zor fark ettiği kusurlardan birini merkeze alır:Kibir.
Çünkü insan başka kusurlarını daha kolay görebilir.
Öfkelendiğini bilir.
Yalan söylediğini bilir.
Bir hakkı çiğnediğini fark edebilir.
Ama kibir bazen kendisini haklılık, özgüven, statü veya dinî hassasiyet kılığına sokabilir.
İnsan:
“Ben kibirli değilim, sadece doğruları biliyorum.”
diyebilir.
Asıl soru ise şudur:
Doğruyu bildiğini düşündüğün için başkalarını küçümsüyor musun?
Bir insan senden farklı düşünüyor.
Hemen:
“Cahil.”
diyor musun?
Bir çalışan hata yaptı.
İnsan gibi açıklamak yerine:
“Sen zaten ne anlarsın?”
mı diyorsun?
Bir çocuk sana itiraz etti.
Söylediği doğru olsa bile:
“Ben senin babanım, sus.”
mu diyorsun?
Bir eşin sana:
“Beni kırdın.”
dediğinde:
“Sen çok hassassın.”
deyip geçiyor musun?
Kibir gündelik hayatın içinde tam olarak böyle görünebilir.
Çünkü kibir yalnız insanın kendisini kral ilan etmesi değildir.
Bazen karşısındakinin deneyimini ciddiye almamaktır.
Nahl 23’ün:
“Allah gizlediklerini de bilir.”
ifadesi burada son derece güçlüdür.
İnsan toplum içinde:
Mütevazı.
nazik.
saygılı.
görünebilir.
Ama içinde:
“Ben bunların hepsinden üstünüm.”
duygusu taşıyabilir.
Bu iç tavır insanlardan saklanabilir.
Allah’tan saklanmaz.
Bu, insanın kendi iç dünyasını sürekli takıntılı biçimde sorgulaması anlamına gelmez.
Ama zaman zaman şu soruyu sorması değerlidir:
“Ben insanları gerçekten eşit insanlık değeriyle mi görüyorum?”
Bu soru çok şey ortaya çıkarabilir.
Örneğin bir restorandasın.
Garson siparişi yanlış getirdi.
Nasıl davranıyorsun?
Nazikçe düzeltiyor musun?
Yoksa:
“Parayı ben veriyorum, istediğim gibi konuşurum.”
mu diyorsun?
İşte para ile kibir burada birleşebilir.
Para sana hizmet satın alma hakkı verebilir.
Ama:
İnsan onurunu satın alma hakkı vermez.
Bir çalışan sana hizmet ediyor diye senin insanlık bakımından alt sınıfın değildir.
İş ilişkisi başka.
İnsan değeri başka.
Bu ayrım modern çalışma hayatında son derece önemlidir.
Aynı durum ailede de geçerlidir.
Bir baba aileyi geçindiriyor olabilir.
Bu büyük sorumluluk ve emektir.
Ama:
“Parayı ben kazanıyorum, herkes susacak.”
derse ekonomik katkıyı mutlak iktidara dönüştürür.
Bir anne ev içinde büyük emek veriyor olabilir.
Bu çok değerlidir.
Ama:
“Sizin için bu kadar şey yaptım, hayatınızı ben belirlerim.”
demek sevgi ve emekten sınırsız kontrol hakkı üretir.
İyilik, mülkiyet hakkı doğurmaz.
Bu da kibir ve kontrol arasındaki önemli bağlardan biridir.
Nahl 23’ün başka büyük mesajı kibrin bilgiyle saklanabilmesidir.
Bir insan gerçekten çok bilgili olabilir.
Konuştuğunda insanlar ondan öğrenir.
Fakat zamanla:
“Bilmeyen herkes aptaldır.”
düşüncesine kapılabilir.
Bu noktada bilgi nimet olmaktan çıkmaz; fakat taşıyan kişinin ahlakı zarar görebilir.
Gerçek bilgi insana şunu öğretmelidir:
Ben bugün bildiklerimi de başkalarından öğrendim.
Kitaplardan.
öğretmenlerden.
deneyimlerden.
toplumdan.
Ben de başkalarının emeğine muhtacım.
Bir cerrah çok büyük ameliyat yapabilir.
Ama ameliyathaneyi temizleyen kişi olmasa enfeksiyon riski doğabilir.
Bir üniversite profesörü çok önemli araştırma yapabilir.
Ama üniversitenin:
Teknik çalışanları.
idari personeli.
temizlik ekibi.
güvenliği.
olmadan kurum işlemez.
Bu bize şunu öğretir:
İnsan başarıları çoğu zaman görünmeyen birçok insanın emeğine dayanır.
Bunu fark etmek kibri azaltabilir.
Nahl 23’ün başka önemli bir mesajı mütevazı görünmenin tek başına yeterli olmadığıdır.
Bazı kültürlerde insan kendi başarısını söylemeyi ayıp sayabilir.
“Ben hiçbir şey yapmadım.”
der.
Oysa gerçekten büyük emek vermiştir.
Bunu kabul etmemek de gerekli değildir.
İslam insanın başarılarını inkâr etmesini istemez.
Bir kişi:
“Evet, bu işi iyi yaptım ve çok çalıştım.”
diyebilir.
Sonra:
“Ama bunu tek başıma ve mutlak gücümle yapmadım.”
diye de bilir.
İşte bu sağlıklı dengedir.
Başarıyı inkâr etmeden kibirden kaçınmak mümkündür.
Tevazu başarıyı yalanlamak değil, başarıyı doğru yere koymaktır.
Nahl 23’ün başka büyük mesajı başkalarının kibrini teşhis ederken kendi kibrimize düşmemektir.
Bu çok ironik bir tehlikedir.
Bir insan:
“Şu kişi ne kadar kibirli.”
der.
Sonra içinden:
“Ben onun gibi değilim; ben çok mütevazıyım.”
diye kendisini üstün görür.
Böylece kibri eleştirirken yeni bir kibir üretir.
Bu yüzden ayeti yalnız:
Patronlara.
zenginlere.
liderlere.
başkalarına.
okumak yeterli değildir.
Kendimize de okumalıyız.
Ben:
Dinliyor muyum?
Özür diliyor muyum?
Yanıldığımda kabul ediyor muyum?
Başkasının başarısından rahatsız oluyor muyum?
Benden daha genç birinden bir şey öğrenebiliyor muyum?
Bu sorular gerçek tevazuyu ölçmede çok daha faydalıdır.
Ayetin başka önemli bir boyutu kıskançlık ile kibirin ilişkisidir.
İnsan bazen başkasının başarısını kabul edemez.
Çünkü:
“O benden iyi olamaz.”
diye düşünür.
Sonra başarısını küçültür.
“Şans.”
der.
“Torpil.”
der.
Bazen gerçekten torpil olabilir.
Ama delil olmadan sırf başkasının başarısını hazmedemediği için küçültüyorsa burada ego devreye girmiş olabilir.
Tevazu:
Başkasının iyi yaptığı şeyi kabul edebilmektir.
“Bunu benden daha iyi yapmış.”
demek insanı değersizleştirmez.
Tam tersine gerçekliğe saygıdır.
Nahl 23’ün başka bir mesajı sosyal statü kibridir.
İnsan:
Diploması.
soyadı.
yaşadığı semt.
arabası.
mesleği.
üzerinden kendini başkasından üstün görebilir.
Bazen tek bir soru bütün bu kibri açığa çıkarır:
“Bunların hiçbiri olmasa kendini yine değerli hisseder miydin?”
Eğer insan değeri tamamen statüye bağlandıysa statü kaybedildiğinde kimlik de çökebilir.
Tevhid insan değerini daha sağlam bir yere bağlar:
Sen Allah’ın yarattığı, sorumlu bir insansın.
Makamın olabilir.
Ama makam sen değilsin.
Paran olabilir.
Ama paran sen değilsin.
Mesleğin olabilir.
Ama mesleğin bütün kimliğin değildir.
Bu farkındalık insanı hem kibirden hem statü kaygısından koruyabilir.
Nahl 23’ün başka önemli bir mesajı gizli kibrin ibadetle ilişkisidir.
İnsan ibadet ediyor ve sonra insanların ibadetini ölçmeye başlıyor.
“Ben şu kadar yapıyorum, sen yapmıyorsun.”
İbadet kişiyi Allah’a yaklaştırmalıysa, onu başkalarını aşağılamaya yönelten bir araca dönüşmesi tehlikelidir.
Bu, ibadetin değersiz olduğu anlamına gelmez.
Tam tersine ibadetin ahlaki etkisinin önemini gösterir.
Namaz kılıyor ama çalışanına zulmediyor.
Oruç tutuyor ama insanları küçük görüyor.
Dinî bilgi anlatıyor ama herkesi aşağılıyor.
Burada ciddi bir tutarsızlık vardır.
Dindarlığın görünürlüğü ile ahlakın derinliği aynı şey değildir.
Allah gizliyi de açığı da bildiği için yalnız görüntüye dayalı dindarlık yeterli değildir.
Ayetin bir başka boyutu başkasını küçümsemenin bazen fark edilmemesidir.
İnsan direkt hakaret etmeyebilir.
Ama sürekli:
Sözünü kesiyor.
Fikrini yok sayıyor.
Onunla konuşurken telefonuna bakıyor.
Başkasına gösterdiği saygıyı ona göstermiyor.
Bunlar küçük görünür.
Fakat karşıdaki insana:
“Sen önemli değilsin.”
mesajı verebilir.
Kibir her zaman yüksek sesli değildir.
Bazen sessiz bir görmezden gelme biçimidir.
Bu nedenle tevazu yalnız güzel söz değil, dikkat ve dinleme ahlakıdır.
Bir insanı gerçekten dinlemek:
“Senin söylediğin şey benim için önem taşımaya değer.”
demektir.
Nahl 23’ün başka önemli bir dersi gücün insan karakterini ortaya çıkarmasıdır.
Bir insan güçsüzken çok mütevazı görünebilir.
Çünkü başka seçeneği yoktur.
Sonra para kazanır.
Makam gelir.
Yetki gelir.
İşte o zaman karakterin başka yönleri ortaya çıkabilir.
Bu nedenle güç başlı başına kötü değildir.
Ama güçlü insan için büyük sınavdır.
Bir patron:
Çalışanına nasıl davranıyor?
Bir yönetici:
Kendini eleştirene ne yapıyor?
Bir ebeveyn:
Çocuğun itirazına nasıl cevap veriyor?
Gücün ahlakı burada ortaya çıkar.
Gerçek tevazu, insanın gücü varken de başkasının onuruna saygı gösterebilmesidir.
Ayetin başka önemli mesajı kibir ile hakikat ilişkisidir.
İnsan bazen gerçeği biliyor ama kabul etmek istemiyor.
Çünkü:
Özür dilemesi gerekir.
Para kaybedecek.
Makamı sarsılacak.
İmajı bozulacak.
Bu durumda problem bilgi değil istikbâr olabilir.
Bir şirket hata yaptı.
Kanıt açık.
Ama marka zarar görmesin diye inkâr ediyor.
Bir yönetici yanlış karar verdi.
Sonuç kötü.
Ama geri adım atarsa zayıf görüneceğini düşünüyor.
Bir kişi ilişkisinde hata yaptı.
Ama:
“Ben özür dilemem.”
diyor.
İşte kibir gerçeğin önüne geçiyor.
Nahl 23:
Allah gizlediğini de biliyor.
diyerek bu kaçış yolunu kapatır.
İnsan başkalarına bahane anlatabilir.
Kendi vicdanını bir süre bastırabilir.
Ama hakikatin tamamı yok olmaz.
Bu, insanı korkutmak için değil dürüstlüğe çağırmak içindir.
Nahl 23 ayrıca tevazunun öğrenilebilir bir özellik olduğunu düşündürür.
İnsan kendini geliştirebilir.
Bunun için küçük alışkanlıklar çok değerlidir.
Birinden bir şey öğrendiğinde teşekkür etmek.
Yanıldığında kabul etmek.
Söz kesmemek.
Çalışanın emeğini takdir etmek.
Özür dilemek.
Başkalarının başarısını kutlamak.
Bilmediğinde sormak.
Bunlar küçük görünür ama kibri törpüleyen güçlü davranışlardır.
Tevazu yalnız kalpte soyut bir duygu değil, davranışlarda görünen bir ahlaktır.
Ayetin “Allah kibirlileri sevmez” ifadesi de tam bu yüzden yalnız bir tehdit gibi okunmamalıdır.
Aynı zamanda bize hangi karakterin Allah’ın razı olduğu ahlaka daha yakın olduğunu gösterir:
Haddini bilen.
Doğruyu kabul eden.
İnsanları küçümsemeyen.
gücünü zulme çevirmeyen.
öğrenmeye açık insan.
Bu, zayıf bir insan modeli değildir.
Tam tersine çok güçlü bir modeldir.
Çünkü kibirli kişi imajını korumaya çalışırken, tevazu sahibi kişi gerçeği kabul edecek kadar güçlüdür.
“Yanılmışım.”
diyebilmek cesaret ister.
“Senden öğrendim.”
demek güven ister.
“Özür dilerim.”
demek karakter ister.
Bu nedenle gerçek tevazu güçsüzlük değil içsel güçtür.
Nahl Suresi 23. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir” ifadesini insanların kalplerini okuma yetkisine dönüştürme; Allah’ın bilgisi sana başkasının niyetine kesin hüküm verme hakkı sağlamaz. “Allah kibirlileri sevmez” ifadesini de sağlıklı özgüven, başarı veya hakkını savunmakla karıştırma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Allah insanın dış görünüşünün arkasındaki gerçek yönelişi bilir. Kibir, insanın kendisini değerli görmesi değil; kendisini büyütürken gerçeği ve diğer insanların değerini küçültmesidir. Gerçek tevazu ise kendini ezmek değil, değerini bilirken başkasının değerini de tanımak, yanıldığında geri dönmek ve gücü olduğu hâlde insan onuruna saygı göstermektir.”
Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 24. ayette, kibirli reddedişin söze dönüşmüş biçimi anlatılacak ve şöyle buyurulacaktır: “Onlara ‘Rabbiniz ne indirdi?’ denildiğinde, ‘Öncekilerin masalları’ derler.” Bu ayeti ele alırken özellikle “esâtîru’l-evvelîn” ifadesinin anlamı, Kur’an’a yöneltilen ‘eskilerin masalları’ ithamının tarihsel bağlamı, eleştiri ile alaycı peşin hükmü ayırmak, eski bir anlatının sırf eski olduğu için yanlış sayılamayacağı, yeni bir düşüncenin de sırf yeni olduğu için doğru olmayacağı, Kur’an kıssalarını mitoloji kavramıyla gelişi güzel özdeşleştirmemek ve samimi soru soran insanı ayetteki küçümseyici reddediş tavrıyla aynı kategoriye koymamak üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Nahl Suresi 23. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Gerçekten mütevazı mıyız, yoksa yalnız mütevazı görünmeyi mi öğrendik? Bizden daha düşük makamda gördüğümüz insanlara nasıl davranıyoruz? Bir çalışan, çocuk, eş veya arkadaş bize haklı bir eleştiri yönelttiğinde dinleyebiliyor muyuz? Özür dilemeyi küçülmek mi sanıyoruz? Bilgimiz arttıkça daha dikkatli mi konuşuyoruz, yoksa herkese yukarıdan mı bakıyoruz? Servetimizi ve makamımızı insanlık üstünlüğüne mi dönüştürüyoruz? Ve en önemlisi, Allah gizlediğimizi de açığa vurduğumuzu da biliyorsa, insanların önünde sergilediğimiz tevazudan daha önemli olan, kalbimizin gerçekten kimi kendimizden aşağı gördüğü değil midir?
“Nahl 23, ‘Şüphesiz Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları sevmez’ buyurarak kibri yalnız görünen davranışların değil, insanın iç yönelişinin de meselesi hâline getirir. Gerçek tevazu kendini değersiz görmek değil; kendi değerini bilirken başkasını küçümsememek, gerçeği egodan üstün tutmak ve yanıldığında geri dönebilmektir. Ayetin büyük dersi şudur: Makamın, servetin, bilgin veya dindarlığın seni başka insanlardan üstün bir varlık hâline getirmez. Gücün varsa adaletle kullan, bilgin varsa tevazuyla taşı, hata yaptıysan özür dile ve insanların kalpleri hakkında kesin hüküm vermekten kaçın. Çünkü Allah görünüşün arkasındaki gerçeği de bilir ve büyüklük taslamayı sevmez.”
Ersan Karavelioğlu