📖 Nahl Suresi 22. Ayette “Sizin İlahınız Tek Bir İlahtır; Ahirete İnanmayanların Kalpleri Bunu İnkâr Eder ve Onlar Büyüklük Taslarlar” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,629
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 22. Ayette “Sizin İlahınız Tek Bir İlahtır; Ahirete İnanmayanların Kalpleri Bunu İnkâr Eder ve Onlar Büyüklük Taslarlar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Nahl Suresi 20 ve 21. ayetlerde Allah dışında ilahî güç atfedilen varlıkların hiçbir şey yaratamadıkları, kendilerinin yaratılmış oldukları, mutlak hayat ve gayb bilgisine sahip olmadıkları anlatılmıştı. 22. ayet bütün bu muhakemeyi açık bir tevhid ilanıyla tamamlar: ‘Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri bunu inkâr eder ve onlar büyüklük taslayan kimselerdir.’ Ayetin merkezindeki mesaj, Allah’ın yalnızca sayısal anlamda “bir” olması değil; yaratma, ilahlık, mutlak egemenlik ve kulluğun nihai yönelişi bakımından eşsiz olmasıdır. Ancak ayetteki kibir eleştirisi, bugün inanmayan veya soru soran her insana otomatik olarak ‘kibirli’ etiketi yapıştırmak için kullanılmamalıdır. Samimi şüphe, araştırma ve ikna olmama ile hakikati kibir sebebiyle bilinçli biçimde reddetmek aynı şey değildir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 22. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası şöyledir:

إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ ۚ فَالَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ قُلُوبُهُم مُّنكِرَةٌ وَهُم مُّسْتَكْبِرُونَ

Okunuşu:

“İlâhukum ilâhun vâhid. Fellezîne lâ yu’minûne bi’l-âhireti kulûbuhum munkiratun ve hum mustekbirûn.”

Genel anlamı:

“Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri bunu inkâr eder ve onlar büyüklük taslayan kimselerdir.”

şeklindedir.

Ayet iki büyük gerçeği bir araya getirir: Tevhid ve insanın hakikat karşısındaki iç tavrı. İlk cümle Allah’ın birliğini kesin biçimde ilan eder. İkinci cümle ise bazı insanların bu hakikati neden kabul etmediğine dair ahlaki bir boyut açar.

2️⃣ “İlâhukum İlâhun Vâhid” Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifade:

“Sizin ilahınız tek bir ilahtır.”

demektir.

Buradaki tevhid yalnız:

“Tanrıların sayısı bir tanedir.”

demek değildir.

İslam’ın tevhid anlayışı çok daha geniştir. Allah:

Yaratan.

Rızık veren.

Mutlak egemen.

Kendisine ibadet edilen.

nihai kulluk ve dua yönelişinin sahibi.

olarak eşsizdir.

Dolayısıyla tevhid yalnız matematiksel bir sayı değildir. İnsanın bütün Allah tasavvurunu düzenleyen temel ilkedir.

3️⃣ Allah’ın Birliği Sayısal “Bir” Olmaktan Daha Fazla mıdır ❓​

Evet.

Bir masada bir kitap olabilir.

Bu da “bir”dir.

Ama Allah’ın birliği böyle sayısal ve tür içindeki birliğe indirgenmez.

Allah:

Bir türün içindeki tek örnek değildir.

Benzeri olanlardan biri değildir.

Parçalardan oluşmuş değildir.

Başka ilahlarla paylaşılmış bir egemenliğe sahip değildir.

Bu nedenle tevhid:

Eşsizlik, benzersizlik ve ortak kabul etmeme

anlamlarını da taşır.

Allah’ın birliği, yaratılmış varlıkların “birliği”ne benzemez.

4️⃣ Tevhid Neden Kur’an’ın Merkezindedir ❓​

Çünkü insanın:

Kime kulluk edeceğini.

Neye mutlak değer vereceğini.

Kimden nihai hesap bekleyeceğini.

hayatın anlamını nasıl kuracağını.

doğrudan etkiler.

Eğer Allah tek ilah ise insan:

Yaratılmış hiçbir varlığı mutlaklaştırmamalıdır.

Bir lideri.

Bir serveti.

Bir toplumu.

bir yıldızı.

bir meleği.

bir peygamberi.

Allah’ın yerine koymamalıdır.

Tevhid bu açıdan yalnız inanç cümlesi değil, insanın bütün mutlaklaştırmalarına sınır koyan bir hayat ilkesidir.

5️⃣ Tevhid İnsanı Özgürleştirir mi ❓​

Evet, önemli ölçüde böyle düşünülebilir.

Yalnız Allah mutlaksa:

Hiçbir insan mutlak değildir.

Hiçbir patron.

Hiçbir devlet.

Hiçbir lider.

Hiçbir dinî otorite.

insandan Allah’a ait bir teslimiyet isteyemez.

Bu, toplumsal otoritenin gereksiz olduğu anlamına gelmez. Toplumda:

Yönetim.

hukuk.

aile sorumluluğu.

uzmanlık.

vardır.

Ama bunların hiçbiri ilahlık seviyesinde sorgulanamazlık kazanmaz.

Tevhid, insanın Allah dışında hiç kimsenin mutlak kulu olmamasını sağlar.

6️⃣ Ahirete İnanmamak Neden Bu Ayette Tevhidle Birlikte Anılıyor ❓​

Çünkü ahiret inancı insanın:

Sorumluluk.

hesap.

adalet.

hayatın nihai anlamı.

anlayışını doğrudan etkiler.

Eğer insan:

“Bu hayatın sonunda hiçbir hesap yok.”

diye düşünüyorsa dünya hayatına bakışı farklı olabilir.

Kur’an ise:

İnsan öldüğünde sorumluluğunun tamamen kaybolmadığını.

adaletin nihai olarak tamamlanacağını.

bildirir.

Bu nedenle tevhid ile ahiret sık sık birlikte düşünülür:

Tek ilah + nihai hesap.

7️⃣ Ahirete İnanmayan Her İnsan Kötü müdür ❓​

Hayır.

Bir insan ahirete inanmıyor olabilir ama:

Dürüst.

merhametli.

yardımsever.

adaletli.

olabilir.

Kur’an’ın teolojik değerlendirmesi ile insanın dünyadaki bütün ahlaki özelliklerini tek cümleye indirgemek doğru değildir.

Bir insanın bazı inançlarını yanlış bulmak:

“Onda hiçbir iyi özellik yoktur.”

demek değildir.

İnsan karmaşık bir varlıktır.

Teolojik farklılık, bütün ahlaki değeri otomatik olarak sıfırlamaz.

8️⃣ “Kalpleri İnkâr Eder” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“Kulûbuhum munkiratun.”

ifadesi geçer.

Bu:

“Kalpleri inkâr edicidir, kabul etmez.”

anlamı taşır.

Kur’an’da “kalp” yalnız fiziksel organ anlamında değil, insanın:

İç yönelişi.

kavrayışı.

niyeti.

ahlaki tavrı.

bağlamında da kullanılır.

Bu nedenle ayet biyolojik kalp hastalığından söz etmez.

Kalbin inkârı, kardiyolojik bir teşhis değildir.

Aynı şekilde psikolojik veya psikiyatrik hastalıkları da bu kavramla özdeşleştirmek doğru değildir.

9️⃣ “Münkir” Ne Demektir ❓​

Münkir, reddeden, tanımayan veya kabul etmeyen anlamına gelir.

Ancak Kur’an’daki her inkâr kelimesi için bağlam önemlidir.

Bir insan:

Bir şeyi hiç duymamış olabilir.

Yanlış anlatılmış olabilir.

Henüz ikna olmamış olabilir.

Soru soruyor olabilir.

Bunların hepsi bilinçli ve kibirli reddedişle aynı şey değildir.

Bu yüzden günümüzde bir kişi:

“Ben şu konuda ikna olmadım.”

dediğinde hemen:

“Sen bile bile hakikati inkâr ediyorsun.”

demek doğru değildir.

İnsanın iç durumunu eksiksiz bilen Allah’tır.

🔟 Şüphe Etmek veya Soru Sormak İnkâr mıdır ❓​

Hayır.

Şüphe:

Bazen insanın daha derin araştırmasına yol açabilir.

Bir genç:

“Allah neden görünmüyor?”

diye sorabilir.

Bir başkası:

“Ahiretin delili nedir?”

diyebilir.

Bir insan:

“Bu ayeti anlamakta zorlanıyorum.”

diyebilir.

Bunların kendisi kibir değildir.

Samimi soru ile alaycı reddediş arasında fark vardır.

Kur’an’ın kendisi birçok yerde insanı:

Düşünmeye.

akletmeye.

delil üzerinde durmaya.

çağırır.

Soru sormak iman düşmanlığı değildir.

1️⃣1️⃣ “Mustekbirûn” Yani “Büyüklük Taslayanlar” Ne Demektir ❓​

İstikbâr, kendini büyük görmek, kibirlenmek ve hakikati kabul etmeyi kendine yakıştıramamak anlam alanına sahiptir.

Buradaki problem sadece:

“Kendine güvenmek.”

değildir.

Kendine güven ile kibir aynı şey değildir.

Kibirde insan:

Kendini başkalarından üstün görebilir.

Hakikati sırf kendi egosuna ters geldiği için reddedebilir.

Yanıldığını kabul etmeyebilir.

İstikbârın temel tehlikesi, insanın gerçeğin önüne kendi benliğini koymasıdır.

1️⃣2️⃣ Kibir ile Özgüven Arasındaki Fark Nedir ❓​

Özgüven:

“Bunu yapabilirim.”

der.

Kibir:

“Bunu yalnız ben yapabilirim ve benden aşağısınız.”

der.

Özgüven:

Yeteneğini kabul eder.

Kibir:

Yeteneğini insan değerinin üstünlük belgesine dönüştürür.

Özgüven:

Yanlış yaptığında özür dileyebilir.

Kibir:

“Ben yanlış yapmam.”

der.

Dolayısıyla Nahl 22’nin eleştirdiği şey sağlıklı özsaygı değildir.

Hakikat karşısında büyüklük taslamaktır.

1️⃣3️⃣ Bir İnsan Gerçeği Kibir Nedeniyle Nasıl Reddedebilir ❓​

Bazen insan bir gerçeği kabul ederse:

Statüsü zarar görebilir.

Çıkarı bozulabilir.

Eski sözlerinden dönmek zorunda kalabilir.

İnsanların önünde:

“Ben yanılmışım.”

demesi gerekebilir.

Bu zor olabilir.

Örneğin bir yönetici yanlış karar verdiğini fark eder.

Ama:

“Geri adım atarsam zayıf görünürüm.”

diye hatayı sürdürür.

Burada problem bilgi eksikliğinden çok ego olabilir.

Aynı durum dinî veya ahlaki konularda da yaşanabilir.

Gerçeği bilmek kadar onu kabul edebilecek tevazuya sahip olmak da önemlidir.

1️⃣4️⃣ “Ben Yanıldım” Diyebilmek Neden Değerlidir ❓​

Çünkü insan yanılabilir.

Bilimde:

Teori değişebilir.

Tıpta:

Yeni kanıt gelebilir.

Hukukta:

Karar bozulabilir.

Günlük hayatta:

Bir insan yanlış anlayabilir.

“Ben yanılmışım.”

demek insanın küçülmesi değil, gerçekle ilişkisini egosunun önüne koymasıdır.

En tehlikeli insan:

Hiç hata yapmayan değil.

Hata yaptığını asla kabul etmeyen olabilir.

Tevazu:

Kendini değersiz görmek değil, gerçeği kendinden üstün tutmaktır.

1️⃣5️⃣ Dindar İnsan da Kibirli Olabilir mi ❓​

Evet.

Kibir yalnız inanmayanlarda görülen bir insan problemi değildir.

Dindar bir insan da:

“Ben ibadet ediyorum, sizden üstünüm.”

diyebilir.

Bilgili bir kişi:

“Ben âlimim, siz anlamazsınız.”

diyebilir.

Bir mezhep mensubu:

“Bizim dışımızda herkes değersiz.”

diyebilir.

Bu tavırlar da kibir üretir.

Dolayısıyla Nahl 22’yi yalnız başkalarına çevirmek eksik olur.

Ayetin kibir uyarısı mümin için de bir öz eleştiri aynası olabilir.

1️⃣6️⃣ Tevhid ile Kibir Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır ❓​

Tevhid doğru anlaşıldığında insan kibrini sınırlar.

Çünkü insan bilir:

Ben yaratıcı değilim.

Hayatımı kendim başlatmadım.

Her şeyi bilmiyorum.

Ölümlüyüm.

Yanılabilirim.

Allah ise mutlak ve eşsizdir.

Bu bilinç insanın:

“Ben mutlak merkezim.”

düşüncesini kırar.

Gerçek tevhid insanı:

Allah karşısında tevazuya.

İnsanlar karşısında adalete.

götürmelidir.

Eğer tevhid iddiası insanı başkalarına karşı kibirli yapıyorsa ahlaki sonuçta bir problem vardır.

1️⃣7️⃣ Ahiret İnancı İnsan Davranışını Nasıl Etkileyebilir ❓​

Ahiret inancı insana:

“Hiçbir şey tamamen kaybolmuyor.”

duygusu verebilir.

Bir iyilik yaptın.

Kimse görmedi.

Allah bilir.

Bir haksızlık yaptın.

Dünyada ceza almadın.

Yine sorumluluk var.

Bir insan mağdur oldu.

Dünyevî adalet tamamlanmadı.

Ahiret adaleti umudu vardır.

Bu düşünce, insanı dış denetim olmadan da ahlaki davranmaya yöneltebilir.

Ancak ahiret inancı:

Dünyadaki adalet mücadelesini bırak

demek değildir.

Mahkeme kurulur.

Hakk aranır.

Zulüm engellenir.

Ahiret adaleti, dünya adaletinin alternatifi değil tamamlayıcısıdır.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 21 ve 22. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Nahl 21:

Allah dışında ilahlaştırılan varlıkların:

Ölü ve sınırlı olduklarını

hatırlatmıştı.

Nahl 22 ise:

“Sizin ilahınız tek bir ilahtır.”

diyerek sonucu ilan eder.

Yani Kur’an önce yanlış ilahlaştırmaları çözer, sonra doğru tevhidi ortaya koyar.

Ardından insanın iç engeline dikkat çeker:

Kibir.

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 23. ayette, Allah’ın insanın gizli ve açık yönlerini bildiği yeniden vurgulanacak ve şöyle buyurulacaktır: “Şüphesiz Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları sevmez.” Bu ayeti ele alırken özellikle Allah’ın gizli ve açık olanı bilmesi, kibrin iç ve dış biçimleri, gösterişli tevazu ile gerçek tevazu arasındaki fark, ‘Allah kibirlileri sevmez’ ifadesinin sağlıklı özgüveni yasaklamaması, insanın niyetini başkalarının kesin biçimde bilememesi ve kibri başkasında aramadan önce kendimizde sorgulamanın gereği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Nahl Suresi 22. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Nahl Suresi 22. ayet bütün önceki yaratılış delillerinin ardından son derece açık bir cümle söyler:

“Sizin ilahınız tek bir ilahtır.”

Bu cümle Nahl Suresi’nin önceki ayetlerinde anlatılan her şeyle bağlantılıdır.

Yağmuru hatırla.

Bitkileri.

güneşi.

ayı.

yıldızları.

denizi.

dağları.

nehirleri.

İnsan bunlardan yararlanıyor.

Ama hiçbirini yaratmadı.

Sonra putlara bak.

Onlar da yaratılmış.

İnsanlara bak.

Onlar da yaratılmış.

Bütün bu muhakemenin sonucu:

Yaratan tek; yaratılmışlar çoktur.

Tevhid tam olarak bu farkı korur.

Fakat tevhid yalnız:

“Allah birdir.”

demekle bitmez.

İnsan bu inançla nasıl yaşayacak?

Eğer Allah tek mutlak ise:

Kendi egonu da mutlaklaştıramazsın.

Bir insan:

“Ben hep haklıyım.”

diyorsa kendi görüşünü gereğinden fazla büyütüyor olabilir.

Bir lider:

“Benim kararım tartışılamaz.”

diyorsa haddini aşabilir.

Bir dinî otorite:

“Benim yorumuma karşı çıkmak Allah’a karşı çıkmaktır.”

diyorsa insan yorumuyla vahiy arasındaki sınırı tehlikeli biçimde silebilir.

Tevhid, Allah’ı büyütürken insanın egosunu da yerine koyar.

Bu nedenle ayetin devamında kibirden söz edilmesi son derece anlamlıdır.

İnsan Allah’ın birliğini reddederken yalnız teorik bir düşünce hatası yapmıyor olabilir; bazı durumlarda ego ve çıkar da devreye girebilir.

Ancak burada çok dikkatli olmalıyız.

Bugün bir ateist veya agnostik gördük.

Hemen:

“Sen aslında Allah’ın varlığını biliyorsun ama kibirden inkâr ediyorsun.”

demek doğru değildir.

Biz onun kalbini bilmiyoruz.

Belki:

Kötü din anlatımıyla karşılaşmış.

Belki ciddi felsefi soruları var.

Belki din adına yaşadığı travmalar var.

Belki henüz ikna olmamış.

Belki araştırıyor.

Belki gerçekten reddedişinde kibir vardır.

Bunu Allah bilir.

Nahl 22’yi başkalarının psikolojisini kesin teşhis etme aracı hâline getirmemeliyiz.

Ayetin bağlamındaki “müstekbir” vasfı belirli bir hakikat karşısındaki bilinçli büyüklük taslama tavrını anlatır.

Bu ayrım çok önemlidir.

Çünkü insan kolayca:

“Ben inanıyorum, demek mütevazıyım; o inanmıyor, demek kibirli.”

diyebilir.

Ama hayat bize bunun böyle otomatik olmadığını gösterir.

İnanan ama son derece kibirli insanlar vardır.

İnanmayan ama mütevazı davranan insanlar da olabilir.

Bu, Kur’an’ın teolojik hükmünü değiştirmez; fakat insan karakterini tek etikete indirmememiz gerektiğini gösterir.

Mümin için daha faydalı soru şudur:

Benim içimde istikbâr var mı?

Birisi beni eleştirdiğinde hemen öfkeleniyor muyum?

Yanlışım ortaya çıktığında:

“Ben bunu zaten biliyordum.”

deyip kıvırıyor muyum?

Özür dilemek bana ağır mı geliyor?

Benden daha az eğitimli birinin doğru söylemesini kabul edebiliyor muyum?

Çalışanım bana hatamı söyleyebilir mi?

Çocuğum haklıysa:

“Sen çocuksun, sus.”

mu diyorum?

İşte kibir günlük hayatın tam içinde ortaya çıkar.

Sadece:

“Ben çok büyüğüm.”

demek değildir.

Bazen kibir:

Dinlememek.

Bazen:

Özür dilememek.

Bazen:

Karşındakinin sözünü bitirmesine izin vermemek.

Bazen:

Düşük statülü insanı görmezden gelmek.

Bazen:

Hizmet çalışanına kaba davranmak.

şeklinde ortaya çıkabilir.

İnsan kendisini son derece mütevazı zannederken davranışlarında kibir taşıyabilir.

Bu nedenle Nahl 22 bir öz muhasebe ayetidir.

Ayetin başka önemli mesajı, tevhidin insanlara karşı eşitlik bilinci üretmesidir.

Hepimizin ilahı bir.

Zenginin ayrı Allah’ı yok.

Fakirin ayrı Allah’ı yok.

Bir milletin Allah’ı başka, diğerinin başka değil.

Bu tevhid anlayışı insanın:

Irk.

servet.

soy.

makam.

üzerinden mutlak üstünlük iddialarını kırar.

Bir insanın milyarlarca parası olabilir.

Ama:

Allah karşısında yine kul.

Bir hükümdar olabilir.

Yine kul.

Bir işçi olabilir.

Yine kul.

Bu ortak kulluk insan onuru açısından çok güçlüdür.

Allah karşısında herkes yaratılmıştır.

Bu, dünyadaki görev ve sorumlulukların aynı olduğu anlamına gelmez.

Ama insanlık değerinin temelini korur.

Nahl 22’nin ahiret vurgusu da burada önem kazanır.

İnsan dünyada güç sahibi olabilir ve hiç hesap vermeyebilir.

Bir diktatör milyonlara zulmetmiş.

Dünya hukukundan kaçmış.

Ölmüş.

Eğer hayat yalnız dünyadan ibaretse mağdur açısından çok ağır bir adalet problemi doğar.

Ahiret inancı:

“Nihai adalet kaybolmadı.”

der.

Bu insanın dünya adaletinden vazgeçmesine değil, onu daha da ciddiye almasına yol açmalıdır.

Çünkü insan bilir:

Bugün mahkemede hesap verir.

Yarın Allah’ın huzurunda da.

Bu nedenle ahiret inancı sağlıklı biçimde yaşandığında:

Daha dürüst ticaret.

Daha adil yönetim.

Daha dikkatli insan ilişkisi.

üretebilir.

Ama ahiret korkusu da aşırı ve takıntılı hâle getirilmemelidir.

İnsan sürekli:

“Acaba şu hareketim yüzünden cehenneme mi giderim?”

diye panik içinde yaşamamalıdır.

İslam’ın ahiret öğretisinde:

Adalet.

rahmet.

tövbe.

bağışlanma.

birlikte vardır.

Nahl 22’nin amacı insanı psikolojik olarak çökertmek değil sorumluluğa uyandırmaktır.

Ayetin başka büyük mesajı kibir ile bilgi arasındaki ilişkidir.

İnsan çok öğrendiğinde iki farklı yöne gidebilir.

Birincisi:

“Ne kadar çok şey bilmiyormuşum.”

der.

Bu tevazudur.

İkincisi:

“Ben herkesten daha zekiyim.”

der.

Bu kibirdir.

Gerçek bilgi çoğu zaman insanın bilmediği alanları da görünür kılar.

Bir doktor uzmanlaştıkça tıbbın ne kadar karmaşık olduğunu fark edebilir.

Bir bilim insanı evreni araştırdıkça bilinmeyenin büyüklüğünü görebilir.

Bir âlim Kur’an okudukça bazı konularda:

“Allah en doğrusunu bilir.”

demeyi öğrenebilir.

Bu yüzden:

“Bilmiyorum.”

demek bazen yüksek ilmin göstergesidir.

Her soruya cevap uydurmak bilgi değildir.

Nahl 22’nin kibir eleştirisi özellikle dinî bilgi taşıyan kişiler için güçlüdür.

Bir insan birkaç kitap okuyor.

Sonra:

“Artık herkese hüküm verebilirim.”

diyor.

Bu tehlikelidir.

İlim arttıkça hüküm verirken dikkat de artmalıdır.

Çünkü insan:

Bağlamı bilmiyor olabilir.

Niyeti bilmiyor.

Olayın bütün delillerini bilmiyor.

İlim insana keskin hüküm değil daha hassas ölçü kazandırmalıdır.

Nahl 22’nin başka bir boyutu tevhid ile kişilik bütünlüğüdür.

Allah bir ise insanın nihai değer merkezi de dağılmamalıdır.

Bir ortamda:

Paraya tapar gibi.

Başka ortamda:

Statüye.

Başka yerde:

İnsanların alkışına.

bağlanmak insanı içten parçalayabilir.

Bir insan hayatını tamamen insanların onayına göre kurduğunda:

Herkesi memnun etmeye çalışır.

Ama bu imkânsızdır.

Tevhid insana:

“Nihai yönelişin Allah’a olsun.”

der.

Bu, başkalarının görüşlerini önemseme demek değildir.

İnsan:

Eşini önemser.

ailesini.

toplumu.

uzmanı.

Ama hiçbiri nihai ahlaki mutlak olmaz.

Bu insana iç özgürlük sağlayabilir.

Nahl 22’nin başka önemli mesajı kibrin bazen kırılganlıktan doğabilmesidir.

Bazı insanlar sürekli:

Kendini över.

Başkasını küçümser.

Eleştiriye tahammül edemez.

Bu her zaman gerçek özgüven göstergesi değildir.

Bazen altında:

Yetersizlik korkusu.

değersizlik hissi.

kontrol ihtiyacı.

olabilir.

Bu psikolojik ihtimali görmek davranışı doğru yapmaz.

Ama insanı anlamamıza yardımcı olabilir.

Dinî ahlak yalnız:

“Kibirli olma.”

demekle yetinmemeli; insanın niçin kibirlendiğini de düşünmesine yardımcı olmalıdır.

Gerçek tevazu kendinden nefret etmek değildir.

Kendi değerini bilirken başkasının değerini de kabul etmektir.

Bu nedenle insan:

“Ben hiçbir şey değilim.”

deyip kendini ezdiğinde bu otomatik tevazu değildir.

Tevazu:

“Değerim var ama bu beni senden üstün insan yapmaz.”

diyebilmektir.

Nahl 22’nin ahiret mesajı ayrıca hesap verebilirlik kültürü açısından önemlidir.

Bir patron:

Hesap vermeli.

Yönetici:

Hesap vermeli.

Din görevlisi:

Hesap vermeli.

Ebeveyn bile çocuğuna karşı yaptığı yanlışta:

“Özür dilerim.”

diyebilmelidir.

Çünkü insanın gücü arttıkça:

“Ben hesap vermem.”

tehlikesi büyür.

Ahiret inancı en büyük hesap verebilirlik ilkesidir:

Hiç kimse nihai olarak hesap dışı değildir.

Bu, güçlü için uyarı; mağdur için umut olabilir.

Fakat ahiret hesabı insanlara birbirini sorgusuz yargılama hakkı vermez.

Biz:

Dünyevî hukuku delille uygularız.

Ahiret hükmünü Allah’a bırakırız.

Bu sınır korunmalıdır.

Nahl 22’nin başka büyük mesajı tevhidin yalnız dilde değil davranışta görünmesidir.

Bir insan:

Günde defalarca:

“Allah birdir.”

diyor.

Ama iş yerinde çalışanlarına karşı kendisini mutlak patron gibi görüyor.

Evinde:

Kimseye söz hakkı vermiyor.

Dinî tartışmada:

Kendi yorumunu Allah’ın kesin hükmü gibi sunuyor.

Burada tevhidin ahlaki sonucu eksik kalıyor olabilir.

Allah’ı birlemek insanın kendisini küçültmesi değil, haddini bilmesidir.

Sen patronsun.

Ama ilah değilsin.

Sen babasın.

Ama ilah değilsin.

Sen âlimsin.

Ama ilah değilsin.

Sen doktorsun.

Ama ilah değilsin.

Bu cümle insan toplumundaki bütün otoriteleri sağlıklı sınırına çeker.

Nahl Suresi 22. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Sizin ilahınız tek bir ilahtır” ifadesini yalnız sayısal bir ‘bir’ kelimesine indirgeme; tevhid Allah’ın yaratma, ibadet, mutlak egemenlik ve ilahlık bakımından eşsizliğini ifade eder. “Ahirete inanmayanların kalpleri inkârcıdır ve onlar kibirlidir” ifadesini de bugün farklı düşünen herkese psikolojik teşhis koymak için kullanma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Allah tektir; insan ise yaratılmış, sınırlı ve hesap verebilir bir varlıktır. Tevhidin gerçek sonucu kibir değil tevazu olmalıdır. Hakikati egona göre eğip bükme; yanlış yaptığında geri dön, bilmediğinde ‘bilmiyorum’ de ve hiçbir yaratılmışı Allah’ın mutlak konumuna yükseltme.”

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 23. ayette, kibir konusu daha da açık hâle gelecek ve şöyle buyurulacaktır: “Şüphesiz Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları sevmez.” Bu ayeti ele alırken özellikle Allah’ın gizli ve açık olanı bilmesi, dışarıdan mütevazı görünüp içeride kibir taşıma ihtimali, gerçek tevazu ile kendini değersizleştirme arasındaki fark, kibirli davranışı eleştirmek ile insanların kalbini kesin biçimde okumayı ayırmak, makam ve servetin insanı üstün yapmaması ve ‘Allah kibirlileri sevmez’ ifadesinin sağlıklı özgüveni değil istikbârı hedef alması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Nahl Suresi 22. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Allah’ın birliğine inanırken kendi egomuzu ne kadar küçültebiliyoruz? Bir tartışmada gerçeği mi arıyoruz, yoksa ne pahasına olursa olsun haklı çıkmayı mı? Yanlış yaptığımızda “Ben yanılmışım” diyebiliyor muyuz? Farklı inanan bir insanın kalbini kesin biçimde bildiğimizi mi sanıyoruz? Dinî bilgimizi başkalarını küçümseme aracına mı dönüştürüyoruz? Ahirete inanıyoruz ama gerçekten hesap verecekmiş gibi mi yaşıyoruz? Ve en önemlisi, Allah tek ve mutlak ilah ise, biz neden bazen kendi görüşümüzü, makamımızı, servetimizi veya benliğimizi sanki sorgulanamaz bir şeymiş gibi büyütmeye çalışıyoruz?

“Nahl 22, ‘Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri bunu inkâr eder ve onlar büyüklük taslarlar’ buyurarak tevhid ile tevazu arasındaki güçlü bağı hatırlatır. Tevhid yalnız ‘Allah birdir’ demek değil, yaratılmış hiçbir varlığı ve kendi benliğimizi mutlaklaştırmamaktır. Kibir ise sağlıklı özgüven değil, gerçeğin önüne egoyu koymaktır. Ayetin büyük dersi şudur: Allah’ın birliğini kabul ediyorsan bunun ahlakına da yansımasına izin ver; yanılabileceğini bil, hakikati kişisel gururundan üstün tut, farklı düşünen insanların kalpleri hakkında kesin hüküm verme ve hesap verebilir olmaktan kaçma. Çünkü gerçek tevhid insanı büyüklük taslamaya değil, haddini bilen güçlü bir tevazuya götürür.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt