📖 Nahl Suresi 20. Ayette “Allah’ı Bırakıp Çağırdıkları Varlıklar Hiçbir Şey Yaratamazlar; Kendileri Yaratılmışlardır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,655
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 20. Ayette “Allah’ı Bırakıp Çağırdıkları Varlıklar Hiçbir Şey Yaratamazlar; Kendileri Yaratılmışlardır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Nahl Suresi 19. ayette Allah’ın gizlediğimizi de açığa vurduğumuzu da bildiği hatırlatılmıştı. 20. ayette ise Allah’ın dışında ilahî güç atfedilerek çağrılan varlıkların gerçek konumu açıklanır: ‘Allah’ı bırakıp çağırdıkları varlıklar hiçbir şey yaratamazlar; kendileri yaratılmışlardır.’ Ayetin merkezindeki soru çok nettir: Yaratılmış olan, nasıl Yaratan’ın yerine konabilir? Ancak burada önemli bir ayrım vardır. Bir doktordan tedavi istemek, bir arkadaşından yardım istemek, bir ustaya iş yaptırmak veya bir insana ‘Bana yardım eder misin?’ demek şirk değildir. Problem, yaratılmış bir varlığa Allah’tan bağımsız, mutlak ve ilahî güç atfetmektir. Normal insani yardımlaşma ile ibadet ve ilahlaştırmayı birbirine karıştırmamak gerekir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 20. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası şöyledir:

وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ لَا يَخْلُقُونَ شَيْئًا وَهُمْ يُخْلَقُونَ

Okunuşu:

“Vellezîne yed‘ûne min dûnillâhi lâ yahlukûne şey’en ve hum yuhlakûn.”

Genel anlamı:

“Allah’ı bırakıp da çağırdıkları varlıklar hiçbir şey yaratamazlar; kendileri yaratılmışlardır.”

şeklindedir.

Ayet, Nahl 17’deki:

“Yaratan, yaratamayan gibi olur mu?”

sorusunu daha açık hâle getirir.

Bir tarafta:

Yaratan Allah.

Diğer tarafta:

Kendileri yaratılmış olan varlıklar.

Kur’an, tevhidin temel mantığını burada yeniden kurar: Yaratılmış olan, bağımsız ve mutlak ilah olamaz.

2️⃣ “Yed‘ûne” Yani “Çağırdıkları” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “yed‘ûne” kelimesi çağırmak, seslenmek, dua etmek ve yönelmek anlam alanına sahiptir.

Ancak kelimenin anlamını bağlam belirler.

Bir insan:

Arkadaşını çağırabilir.

Doktoru çağırabilir.

Birinden yardım isteyebilir.

Bunların hiçbiri otomatik olarak ibadet değildir.

Nahl 20’nin bağlamı ise Allah dışında ilahî konuma çıkarılan, kendilerine ibadet veya ilahî yardım beklentisiyle yönelinen varlıklarla ilgilidir.

Bu nedenle ayeti günlük konuşmadaki her “yardım et” sözüne uygulamak doğru olmaz.

3️⃣ Bir İnsandan Yardım İstemek Şirk midir ❓​

Hayır.

Bir insan:

“Doktor, beni tedavi et.”

“Arkadaşım, şu kutuyu kaldırmama yardım et.”

“Usta, şu arızayı düzelt.”


diyebilir.

Bu normal sebep ilişkisi içinde yardım istemektir.

İnsanların birbirine yardım etmesi zaten hayatın doğal parçasıdır.

Şirk meselesi, bir yaratılmışa:

Allah’tan bağımsız mutlak güç.

Her yerde ve her durumda sınırsız tasarruf.

İlahî yaratma veya kader belirleme yetkisi.


atfedildiğinde ortaya çıkar.

Normal yardım istemek ile ibadet amacıyla yönelmek aynı şey değildir.

4️⃣ Doktordan Şifa İstemek Allah’a Ortak Koşmak mıdır ❓​

Hayır.

Doktor:

Bilgisini kullanır.

Tedavi uygular.

İlaç verir.

Ameliyat yapar.

Bunlar gerçek sebeplerdir.

Bir insan:

“Doktor beni tedavi etti.”

dediğinde gündelik dilde tamamen anlaşılır bir cümle kurmuş olur.

Mümin, nihai şifa imkânını Allah’ın yaratması içinde görür; fakat bu doktorun gerçek emeğini ortadan kaldırmaz.

Aynı şekilde:

“Allah şifa verir, doktora gitmeye gerek yok.”

demek de doğru değildir.

Tevhid sebepleri reddetmez; sebepleri ilahlaştırmaz.

5️⃣ Bir İnsana “Beni Kurtar” Demek Şirk midir ❓​

Bağlama göre değişir.

Denizde boğuluyorsun.

Yanındaki kişiye:

“Beni kurtar!”

diye bağırıyorsun.

Bu şirk değildir.

Çünkü kişi fiziksel olarak sana ulaşabilir ve yardım edebilir.

Bir yangında itfaiyeyi çağırmak da şirk değildir.

Bir doktordan acil müdahale istemek de.

Ancak bir yaratılmışın:

Her yerde.

her şeyi bilen.

her mesafeden bağımsız biçimde mutlak tasarruf sahibi.

olduğuna inanmak başka bir teolojik iddiadır.

Kelime aynı olabilir; niyet, inanç ve bağlam farklı olabilir.

6️⃣ Ayette Asıl Eleştirilen Kimlerdir ❓​

Ayetin doğrudan bağlamında Allah dışında ilahî konum verilen varlıklar eleştirilir.

Bunlar:

Putlar.

ilahlaştırılmış figürler.

çeşitli kutsallaştırılmış varlıklar.

olabilir.

Kur’an’ın temel sorusu şudur:

“Sizden ibadet beklenen bu varlıklar ne yaratıyor?”

Cevap:

Hiçbir şey.

Dahası:

Kendileri yaratılmış.

Bu, tevhidin çok güçlü aklî delillerinden biridir.

7️⃣ “Hiçbir Şey Yaratamazlar” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“Lâ yahlukûne şey’en.”

yani:

“Hiçbir şey yaratamazlar.”

buyurulur.

Buradaki yaratma, Allah’a nispet edilen mutlak yaratma anlamındadır.

Bir insan:

Masa yapabilir.

Bilgisayar üretebilir.

Yapay zekâ geliştirebilir.

Bir canlı sistem üzerinde genetik değişiklik yapabilir.

Ama bunların tamamında:

Mevcut madde.

mevcut enerji.

mevcut fizik ve biyoloji düzeni.

kullanılır.

İnsan üretir ve biçimlendirir.

Allah’ın yaratması ise varlığın nihai kaynağı olma düzeyindedir.

8️⃣ “Kendileri Yaratılmışlardır” İfadesi Neden Bu Kadar Önemlidir ❓​

Çünkü ayet ilahlaştırılan varlığın kendi ontolojik durumuna dikkat çeker.

Bir varlık:

Doğmuşsa.

oluşmuşsa.

varlığı başkasına bağlıysa.

sınırlıysa.

ölümlüyse.

nasıl mutlak ilah olabilir?

Bu mantık son derece güçlüdür.

Bir put:

İnsan tarafından yapılmış.

Bir yıldız:

yaratılmış.

Bir insan:

doğmuş.

Bir melek:

Allah’ın yaratılmış kulu.

Hiçbiri Allah’ın yaratıcı konumuna yükseltilemez.

Yaratılmış olmak ile Yaratan olmak aynı kategori değildir.

9️⃣ Melekler İlah mıdır ❓​

Hayır.

Kur’an’ın genel öğretisinde melekler:

Allah’ın kullarıdır.

Emirlerini yerine getirirler.

Bağımsız ilah değildirler.

Kendi başlarına mutlak güç sahibi değillerdir.

Bu yüzden meleklere:

Allah’ın çocukları.

ilahî ortaklar.

bağımsız kader yöneticileri.

gibi nitelikler vermek tevhidle bağdaşmaz.

Meleklerin önemli görevleri olabilir.

Ama görev sahibi olmak ilah olmak değildir.

🔟 Peygamberlerden Yardım İstemek Meselesi Nasıl Anlaşılmalıdır ❓​

Peygamberler Allah’ın kulları ve elçileridir.

Hayattayken bir peygamberden:

Dua istemek.

yol gösterecek bilgi istemek.

fiziksel yardım istemek.

normal insani çerçevede düşünülebilir.

Ancak peygambere:

Allah’tan bağımsız mutlak güç.

mutlak gayb bilgisi.

bağımsız yaratma.

vermek İslam’ın tevhid anlayışıyla bağdaşmaz.

Peygamberin yüksek makamı onu ilah yapmaz.

Onu sevmek ve örnek almak başka, ilahlaştırmak başkadır.

1️⃣1️⃣ Evliya veya Salih Kişiler Bağımsız Güç Sahibi midir ❓​

Hayır.

Bir insan çok salih olabilir.

Allah’a yakınlığıyla tanınabilir.

Bilgili olabilir.

İnsanlara fayda sağlayabilir.

Ancak bu kişi yine:

Yaratılmış.

sınırlı.

Allah’a muhtaç.

bir kuldur.

Onu:

Her yerde hazır.

her çağrıyı bağımsız biçimde işiten.

kaderi değiştiren.

mutlak tasarruf sahibi.

bir güç olarak görmek ayrı bir iddiadır.

Salih kişiye saygı başka, ilahî yetki vermek başkadır.

1️⃣2️⃣ Kabir Ziyareti Otomatik Olarak Şirk midir ❓​

Hayır.

Bir kabri ziyaret etmek:

Ölümü hatırlamak.

dua etmek.

ölen kişiyi anmak.

gibi amaçlarla yapılabilir.

Bunların kendisi otomatik olarak şirk değildir.

Ancak mezardaki kişiye Allah’tan bağımsız ilahî güç atfetmek başka bir meseledir.

Burada yine temel ayrım aynıdır:

Ziyaret başka, ibadet başka.

Saygı başka, ilahlaştırma başka.


İnsanların davranışlarına kolayca “şirk” etiketi yapıştırmadan önce inanç, niyet ve uygulama dikkatle anlaşılmalıdır.

1️⃣3️⃣ Her Türlü Vesile Anlayışı Şirk midir ❓​

Hayır.

Vesile kavramı çok geniştir.

İnsan:

Doktoru tedaviye vesile.

Öğretmeni bilgiye vesile.

Bir arkadaşını yardıma vesile.

olarak görebilir.

Bunlarda problem yoktur.

Teolojik tartışma, vesile kabul edilen varlığın ne tür güçle ilişkilendirildiği noktasında başlar.

Eğer:

“Bu kişi Allah’tan bağımsız biçimde mutlak güç sahibidir.”

deniyorsa tevhid problemi oluşur.

Ama:

“Allah’ın yarattığı sebeplerden biri.”

deniyorsa başka bir çerçeve vardır.

Bu ayrımı yapmadan herkesi kolayca suçlamak doğru değildir.

1️⃣4️⃣ Para, Devlet veya Teknoloji de İlahlaştırılabilir mi ❓​

Doğrudan ayetin konusu put ve ilahî güç atfedilen varlıklardır.

Ancak çağdaş tefekkürde insanın bazı şeyleri mutlaklaştırması düşünülebilir.

Örneğin:

“Para her şeyi çözer.”

“Devlet asla yanılmaz.”

“Teknoloji bütün insan sorunlarını çözecek.”


gibi mutlak ifadeler tehlikeli olabilir.

Para güçlüdür.

Ama sınırlıdır.

Devlet gereklidir.

Ama yanılabilir.

Teknoloji muazzamdır.

Ama ahlakın yerine geçmez.

Bunları “modern put” diye herkese kolayca şirk hükmü vermek için kullanmak doğru değildir.

Fakat ahlaki uyarı olarak şu geçerlidir:

Yaratılmış hiçbir şeyi mutlaklaştırma.

1️⃣5️⃣ Yapay Zekâ Bir Gün İlah Seviyesine Gelebilir mi ❓​

Hayır.

Yapay zekâ çok gelişmiş olabilir.

İnsanlardan daha hızlı hesap yapabilir.

Daha büyük verileri analiz edebilir.

Metin, görüntü ve kod üretebilir.

Fakat:

Donanıma.

enerjiye.

veriye.

algoritmalara.

fizik yasalarına.

bağımlıdır.

Kendi varlığının nihai kaynağı değildir.

Bu nedenle ne kadar güçlü olursa olsun:

Yaratılmış sistem olma sınırını aşmaz.

İnsan yapay zekâdan yararlanabilir.

Ama onu:

Yanılmaz.

mutlak bilen.

ahlaki otoritenin son kaynağı.

gibi görmek doğru değildir.

1️⃣6️⃣ Şirk Kavramını İnsanlara Karşı Silah Gibi Kullanmak Doğru mudur ❓​

Hayır.

Şirk İslam’da çok ciddi bir teolojik kavramdır.

Bu nedenle bir kişinin:

Niyetini.

inancını.

sözünün bağlamını.

anlamadan:

“Sen müşriksin.”

demek son derece ağır bir itham olabilir.

Bir insan:

Doktordan yardım istedi.

Şirk değil.

Eşine:

“Sensiz yapamam.”

dedi.

Bu çoğu zaman duygusal bir ifadedir; otomatik teolojik hüküm değildir.

Bir futbolcu:

“Hocamız bizi kurtardı.”

dedi.

Bu da gündelik mecaz olabilir.

Dil bağlam içinde anlaşılır.

Dinî kavramları kelime avcılığına dönüştürmek insanları haksız yere suçlayabilir.

1️⃣7️⃣ Ayet İnsan Yardımlaşmasını Azaltır mı ❓​

Tam tersine hayır.

İnsan hayatı yardımlaşma üzerine kuruludur.

Doktor hastaya.

Öğretmen öğrenciye.

Komşu komşuya.

Anne çocuğa.

Arkadaş arkadaşına.

yardım eder.

Tevhid:

“Kimseye ihtiyaç duyma.”

demek değildir.

İnsan yaratılmıştır ve birçok konuda başkalarına muhtaçtır.

Asıl mesele:

İnsani yardımı ilahî bağımsız güç hâline getirmemektir.

Allah’a güvenmek, insanlardan meşru yardım almayı reddetmek değildir.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 19 ve 20. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Nahl 19:

“Allah gizlediğinizi ve açığa vurduğunuzu bilir.”

demişti.

Nahl 20 ise:

“Allah dışında çağırdıkları hiçbir şey yaratamaz; kendileri yaratılmıştır.”

buyurur.

Yani önce Allah’ın:

Bilgisinin benzersizliği.

Ardından:

Yaratıcılığının benzersizliği

vurgulanır.

İnsan böylece iki temel farkı görür:

Allah’ın bilgisi yaratılmışların bilgisi gibi değildir.

Allah’ın yaratması da yaratılmışların üretimi gibi değildir.

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 21. ayette, bu yaratılmış varlıkların başka bir özelliği vurgulanacak ve şöyle buyurulacaktır: “Onlar diriler değil, ölülerdir; ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler.” Bu ayeti ele alırken özellikle putların cansızlığı, ölünün ilah olmaması, ölümün insanın değerini yok etmemesi fakat ilahî bağımsızlık iddiasını reddetmesi, ‘ne zaman diriltileceklerini bilmezler’ ifadesinin gayb bilgisinin sınırı ve ahiret dirilişinin Allah’ın kudretine bağlı oluşu üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Nahl Suresi 20. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Nahl Suresi 20. ayet, tevhidin en temel ayrımlarından birini çok açık biçimde ortaya koyar:

Yaratan Allah’tır.

Allah dışında ilahî güç verilerek çağrılan varlıklar ise:

Kendileri yaratılmıştır.

Bu ayrım insanın bütün inanç hayatını düzenler.

Bir doktor çok değerlidir.

Ama ilah değildir.

Bir âlim çok bilgili olabilir.

Ama ilah değildir.

Bir peygamber çok yüce bir makam sahibidir.

Ama Allah’ın kuludur.

Bir melek büyük görevler taşıyabilir.

Ama yaratılmıştır.

Bir lider çok güçlü olabilir.

Ama ölümlüdür.

Bir teknoloji şaşırtıcı olabilir.

Ama yaratılmış şartlara bağlıdır.

Bu farkı korumak tevhidin özüdür.

Ancak bu ayeti yanlış anlamanın ciddi bir riski vardır.

İnsan:

“Allah dışında kimseden bir şey istemem.”

diyebilir.

Sonra:

Doktora gitmez.

Yardım istemez.

Dostundan destek almaz.

Bu tevhid değildir.

Bu, sebepler dünyasını yanlış anlamak olabilir.

Allah insanı:

Diğer insanlarla birlikte yaşayan.

Yardım alan.

yardım eden.

bir varlık olarak yaratmıştır.

Bir çocuk doğduğunda annesine muhtaç.

Hasta doktora muhtaç.

Öğrenci öğretmene.

İnsan toplum içinde yaşar.

Dolayısıyla:

Muhtaçlık insanı müşrik yapmaz.

Asıl soru şudur:

Yardım istediğin varlığa hangi gücü atfediyorsun?

Bir doktora:

“Tedaviyi uygula.”

diyorsun.

Bu normal.

Ama:

“Sen Allah’tan bağımsız biçimde kesin şifa verirsin.”

dersen başka bir iddia ortaya çıkar.

Bir arkadaşına:

“Benim için dua et.”

diyorsun.

Bu normal.

Ama ona:

“Allah’tan bağımsız olarak kaderimi yönet.”

gibi mutlak yetki verirsen mesele değişir.

Tevhid yardım istemeyi değil, bağımsız ilahlık atfetmeyi reddeder.

Nahl 20’nin başka büyük mesajı insanın kendi ürettiği şeyin kölesi hâline gelmemesidir.

Put örneği bunun en açık biçimidir.

İnsan taşı alıyor.

Şekil veriyor.

Sonra yaptığı şeyin önünde eğiliyor.

Kur’an burada son derece güçlü bir mantık sorusu ortaya çıkarır:

Sen onu yaptın; o seni nasıl yaratan olabilir?

Bu soru bugün de başka biçimlerde düşündürücü olabilir.

İnsan para sistemini kuruyor.

Sonra bütün hayatını para için tüketiyor.

Teknolojiyi üretiyor.

Sonra teknoloji onun bütün zamanını yönetiyor.

Sosyal medyayı kuruyor.

Sonra beğeni sayısı kişinin ruh hâlini belirliyor.

Bunlar doğrudan şirk hükmü değildir.

Ama güçlü ahlaki benzetmelerdir:

İnsan ürettiği aracın hizmetkârı hâline gelebilir.

Telefon senin için üretildi.

Ama bir noktada:

Sen telefon için mi yaşıyorsun?

Sosyal medya iletişim için üretildi.

Ama bir noktada:

Hayatı paylaşmak için mi yaşıyorsun, yoksa paylaşacak hayat üretmek için mi?

Nahl 20’nin yaratılmış-yaratan ayrımı insana şunu düşündürebilir:

Araçları yerinde tut.

Onların sana hizmet etmesi gerekir.

Sen onlara kulluk etmemelisin.

Ayetin başka önemli mesajı insan otoritesinin sınırıdır.

Bir lider:

İnsan.

Yaratılmış.

Bir patron:

İnsan.

Yaratılmış.

Bir din adamı:

İnsan.

Yaratılmış.

Hiçbiri:

Mutlak itaat.

mutlak doğruluk.

mutlak bağlılık.

talep edemez.

İnsan otoritesine itaat belirli hukuk, ahlak ve görev sınırları içinde olabilir.

Ama:

“Benim sözüm sorgulanmaz.”

diyen insan, kendisini yaratılmış sınırının üzerine taşımaya çalışıyor olabilir.

Tevhid burada güçlü biçimde özgürleştiricidir.

Yalnız Allah mutlak olduğu için hiçbir insan mutlak olamaz.

Bu, aile içinde de geçerlidir.

Bir baba:

“Ben babayım, ne dersem mutlak doğrudur.”

diyemez.

Saygı ayrı.

Yanılmazlık ayrı.

Bir eş:

“Ben kocayım/eşim, seni tamamen kontrol ederim.”

diyemez.

Sevgi sahiplik değildir.

Bir öğretmen:

“Bana soru soramazsın.”

diyemez.

Otorite, ilahlık değildir.

Nahl 20’nin tevhid öğretisi bu açıdan insanın insana karşı haddini de belirler.

Ayetin başka büyük mesajı gayb ve kader konusunda sınır bilmektir.

İnsan zaman zaman:

Falcıya.

astroloğa.

medyuma.

gizli güç sahibi olduğu iddia edilen kişilere.

yönelebilir.

Çünkü geleceği bilmek ister.

Ama bu varlıklar da yaratılmıştır.

İnsanlar da sınırlıdır.

Bu nedenle birinin:

“Ben senin kaderini kesin biliyorum.”

iddiası ciddi biçimde sorgulanmalıdır.

Bir danışman:

Olasılık analizi yapabilir.

Bir doktor:

Hastalığın gidişatı hakkında tahmin verebilir.

Bir ekonomist:

Piyasa senaryosu oluşturabilir.

Bunlar uzmanlık temelli öngörüdür.

Ama:

Kesin gayb bilgisi

başka bir şeydir.

Nahl 20 yaratılmışın sınırını koruyarak insanı sahte mutlaklıklardan uzaklaştırır.

Ayetin başka önemli boyutu duanın tevhididir.

Mümin nihai yönelişini Allah’a yapar.

Allah’tan:

Bağışlanma.

hidayet.

rahmet.

yardım.

ister.

Fakat bu dua insanın sebepleri kullanmasını engellemez.

Bir öğrenci:

“Allah’ım sınavda başarılı olayım.”

diye dua eder.

Sonra çalışır.

Bir hasta dua eder.

Sonra doktora gider.

Bir iş insanı dua eder.

Sonra plan yapar.

Bir çiftçi dua eder.

Sonra eker ve sular.

Bu, tevhidin çok dengeli hâlidir:

Kalp Allah’a bağlı; el sebeplerle çalışıyor.

Ne:

“Sadece dua, hiçbir sebep yok.”

ne de:

“Sadece sebep var, Allah yok.”

İki uç yerine sebep ile tevekkül birlikte yürür.

Nahl 20’nin başka önemli mesajı dil konusunda aceleci olmamaktır.

Bir insan:

“Bu doktor hayatımı kurtardı.”

diyor.

Hemen:

“Şirk söyledin.”

demek doğru olmaz.

Gündelik dilde insanlar sebebi zikreder.

Bu normaldir.

Bir itfaiyeci çocuğu yangından çıkardı.

Ailesi:

“Çocuğumuzu kurtardı.”

der.

Bu, itfaiyeciyi Allah ilan etmek değildir.

Dil:

Bağlamla anlaşılır.

Aynı şekilde:

“Sensiz yaşayamam.”

çoğu zaman aşk dilinde abartılı bir ifadedir.

Bunu kelimesi kelimesine teolojik inanç gibi ele almak doğru olmaz.

Dinî hassasiyet:

İnsan avcılığına

dönüşmemelidir.

Tevhid insanı daha dikkatli, adil ve ölçülü yapmalıdır.

Nahl 20’nin bir diğer güçlü mesajı şirkin yalnız dış şekille anlaşılmamasıdır.

Bir kişi taş puta tapmıyor olabilir.

Ama teolojik anlamda başka bir varlığa ilahî özellik atfedebilir.

Diğer taraftan bir kişi bir nesneye saygı gösteriyor diye de otomatik olarak tapıyor sayılmaz.

Örneğin:

Bir bayrağa saygı göstermek ibadet olmak zorunda değildir.

Anne-babanın elini öpmek ibadet değildir.

Bir mezarın başında saygıyla durmak otomatik şirk değildir.

Bir öğretmenin önünde ayağa kalkmak da.

Saygı, sevgi ve ibadet aynı kategori değildir.

Bu ayrımlar korunmadığında dinî kavramlar kaba hâle gelir.

Nahl 20 bizi daha derin soruya çağırır:

Bu varlığa gerçekten hangi nitelikleri veriyorsun?

Ayetin başka önemli mesajı yaratılmışlara aşırı beklenti yüklememektir.

Bir eş:

Seni her zaman anlamayabilir.

Çünkü insan.

Bir doktor:

Her hastalığı iyileştiremeyebilir.

Çünkü insan.

Bir anne-baba:

Her zaman doğru karar veremeyebilir.

Çünkü insan.

Bir âlim:

Her sorunun cevabını bilemeyebilir.

Çünkü insan.

Bir yapay zekâ:

Yanlış cevap verebilir.

Çünkü insan yapımı sınırlı sistem.

Bu farkındalık hayal kırıklığını da azaltabilir.

İnsan yaratılmıştan Allah’a ait kusursuzluğu beklediğinde sürekli hayal kırıklığı yaşar.

Tevhid bir bakıma ilişkileri gerçekçi hâle getirir:

İnsanı insan olarak sev.

Ama ondan ilah olmasını bekleme.

Bu çok güçlü psikolojik dengedir.

Ayet ayrıca şükür ve tevazu üretir.

Sen de yaratılmışsın.

Bugün güçlü olabilirsin.

Sağlıklısın.

Zenginsin.

Bilgilisin.

Ama bunların hiçbiri seni mutlak yapmaz.

Bir gün:

Yardım isteyebilirsin.

Yaşlanabilirsin.

Hastalanabilirsin.

Bilmediğin bir şey çıkabilir.

Bu insanı küçültmez.

Ama kibri azaltır.

Bir doktor da hasta olur.

Bir avukat da hukuki yardıma ihtiyaç duyabilir.

Bir öğretmen de öğrenir.

Bir lider de yanılır.

Yaratılmış olmak, muhtaç olmayı içerir.

Bunu kabul etmek insana daha fazla merhamet kazandırabilir.

Çünkü:

Sen de yardıma muhtaçsan başkasını muhtaç olduğu için küçümsemezsin.

Nahl 20’nin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Allah dışında çağırdıkları hiçbir şey yaratamaz; kendileri yaratılmıştır” ifadesini her insani yardım talebini şirk ilan etmek için kullanma. Bir doktora, dosta, uzmana veya fiziksel olarak yardım edebilecek kişiye başvurmak normal sebep düzenidir. Ayetin hedefi, yaratılmış varlıklara Allah’tan bağımsız ilahî güç verilmesidir. Büyük mesaj şudur: Yaratılmıştan yararlan, yardım al, sev, saygı göster ve teşekkür et; fakat onu Yaratan’ın yerine koyma. İnsan, melek, peygamber, lider, teknoloji veya herhangi bir başka varlık ne kadar değerli ve güçlü olursa olsun yaratılmıştır. Mutlak yaratma ve ilahlık yalnız Allah’a aittir.”

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 21. ayette, bu varlıkların sınırlılığı daha da açık hâle getirilecek ve şöyle buyurulacaktır: “Onlar diriler değil, ölülerdir; ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler.” Bu ayeti ele alırken özellikle cansız putların hiçbir hayat ve bilinç taşımaması, ölmüş insanların ilah hâline gelmemesi, ölümün insanın değerini yok etmemesi fakat bağımsız ilahî güç iddiasıyla bağdaşmaması, ‘ne zaman diriltileceklerini bilmezler’ ifadesinin gayb bilgisinin sınırını ve dirilişin Allah’ın kudretine bağlı oluşunu göstermesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Nahl Suresi 20. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Yaratılmışı gerçekten yaratılmış olarak görebiliyor muyuz? Bir insana yardım istediğimiz için gereksiz yere şirk korkusu mu yaşıyoruz, yoksa bazı insanlara ve sistemlere gerçekten olması gerekenden fazla güç mü veriyoruz? Doktoru kullanırken Allah’ı unutmadan, Allah’a güvenirken doktoru reddetmeden bu dengeyi kurabiliyor muyuz? Lider, âlim veya sevdiğimiz bir insan hata yaptığında onun yaratılmış ve sınırlı olduğunu kabul edebiliyor muyuz? Teknolojiyi güçlü olduğu için yanılmaz mı sanıyoruz? Ve en önemlisi, kendisinin bile yaratılmış olduğu bir varlığa neden yalnız Yaratan’a ait olan mutlak gücü vermeye çalışalım?

“Nahl 20, ‘Allah’ı bırakıp çağırdıkları varlıklar hiçbir şey yaratamazlar; kendileri yaratılmışlardır’ buyurarak Yaratan ile yaratılmış arasındaki sınırı yeniden çizer. Ayet, doktordan, dosttan veya başka bir insandan normal yardım istemeyi şirk saymaz; asıl mesele yaratılmışa Allah’tan bağımsız mutlak ve ilahî güç vermektir. Ayetin büyük dersi şudur: İnsanlardan yardım al, onlara yardım et, uzmanlıktan ve teknolojiden yararlan; fakat hiçbir yaratılmışı mutlaklaştırma. Çünkü yaratılmış ne kadar güçlü görünürse görünsün yine yaratılmıştır; Yaratan ise yalnız Allah’tır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt