Nahl Suresi 13. Ayette “Yeryüzünde Sizin İçin Farklı Renklerde Yarattığı Şeylerde de Öğüt Alan Bir Topluluk İçin Bir Ayet Vardır” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Nahl Suresi 12. ayette gece, gündüz, güneş, ay ve yıldızlar üzerinden gökyüzündeki büyük düzene dikkat çekilmişti. 13. ayette ise bakış yeniden yeryüzüne çevrilir: ‘Yeryüzünde sizin için farklı renklerde yarattığı şeylerde de öğüt alan bir topluluk için bir ayet vardır.’ Buradaki ‘farklı renkler’ ifadesi yalnız görsel renkleri değil, yaratılıştaki çeşitlilik, tür farklılığı, biçim, özellik ve kullanım alanlarının zenginliğini de düşündürür. Ayetin amacı insanları renklerine göre sınıflandırmak veya bir grubu diğerinden üstün saymak değildir. Tam tersine, tekdüzelik yerine çeşitlilik içinde düzen bulunduğunu gösterir. İnsan bu çeşitliliği yalnız seyretmekle kalmamalı; ondan öğüt almalı, nimeti korumalı ve yaratılmış farklılıkları kibir veya üstünlük aracına dönüştürmemelidir.”
Ersan Karavelioğlu
Nahl Suresi 13. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin Arapçası şöyledir:وَمَا ذَرَأَ لَكُمْ فِي الْأَرْضِ مُخْتَلِفًا أَلْوَانُهُ ۗ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً لِّقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ
Okunuşu:
“Ve mâ zerae lekum fi’l-ardı muhtelifen elvânuh. İnne fî zâlike le-âyeten li-kavmin yezzekkerûn.”
Genel anlamı:
“Yeryüzünde sizin için farklı renklerde yarattığı şeylerde de şüphesiz öğüt alan bir topluluk için bir ayet vardır.”
şeklindedir.
Bir önceki ayette gökyüzündeki:
Gece.
Gündüz.
Güneş.
Ay.
Yıldızlar.
anlatılmıştı.
Şimdi ise yeryüzündeki çeşitlilik hatırlatılır.
Yani Kur’an insana hem yukarı bakmasını hem aşağı bakmasını söyler. Gökyüzünde düzen vardır; yeryüzünde de çeşitlilik içinde düzen vardır.
“Zerae” Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “zerae” kelimesi yaratmak, çoğaltmak, yaymak ve yeryüzüne dağıtmak anlam alanına sahiptir.Bu ifade yalnız tek bir canlının yaratılmasını değil, yeryüzünde farklı varlıkların:
Yayılması.
Çoğalması.
Farklı bölgelere dağılması.
şeklinde geniş bir anlam taşır.
Kur’an insanın dikkatini yalnız bir ağaca veya bir hayvana değil, yeryüzünün tamamındaki yaratılmış çeşitliliğe yöneltir.
Bir yerde:
Zeytin.
Başka yerde:
Hurma.
Bir başka iklimde:
Çam.
Başka bölgede:
Tropikal bitkiler.
Bu farklılıklar yeryüzünün tek biçimli olmadığını gösterir.
“Muhtelifen Elvânuh” Ne Demektir
“Muhtelifen elvânuh” ifadesi:“Renkleri farklı olan.”
anlamına gelir.
Ancak Arapçada “renk” kelimesi bazı bağlamlarda yalnız fiziksel tonu değil, çeşitliliği ve farklı türleri de ifade edebilecek genişlikte kullanılabilir.
Bu nedenle ayet:
Kırmızı.
Yeşil.
Sarı.
Beyaz.
gibi görsel renkleri düşündürdüğü gibi;
Farklı:
Bitkiler.
Hayvanlar.
Madenler.
ürünler.
özellikler.
üzerinde de düşündürür.
Renk burada çeşitliliğin görünür yüzü olabilir.
Ayette Hangi Şeylerin Renkleri Farklıdır
Ayet tek tek bir liste vermez.Bu özellikle önemlidir.
İfade geniş bırakılmıştır:
“Yeryüzünde sizin için yarattığı şeyler.”
Bunun içine:
Bitkiler.
Hayvanlar.
Meyveler.
çiçekler.
toprak türleri.
madenler.
doğal oluşumlar.
gibi çok farklı yaratılmışlar girebilir.
Bir üzüm salkımıyla bir zeytin ağacı aynı değildir.
Bir deveyle bir kuş aynı değildir.
Bir dağ yamacındaki taşlarla başka bölgedeki taşlar aynı renkte olmayabilir.
Kur’an bu çeşitliliği bir işaret olarak sunar.
Doğadaki Renkler Neden Bu Kadar Çeşitlidir
Bilimsel açıdan renk farklılıklarının pek çok sebebi olabilir.Bitkilerde pigmentler.
Hayvanlarda genetik özellikler.
Minerallerde kimyasal bileşimler.
Işığın emilimi ve yansıması.
gibi süreçler rol oynar.
Örneğin yaprakların yeşil görünmesi klorofil ile ilişkilidir.
Çiçeklerde farklı pigmentler farklı renkler oluşturabilir.
Hayvanlarda tüy, deri veya kabuk renkleri genetik ve çevresel faktörlerle bağlantılı olabilir.
Kur’an bu mekanizmaları teknik olarak anlatmaz.
Ama:
“Bu çeşitlilik üzerinde düşün.”
der.
Bilim mekanizmayı açıklayabilir; tefekkür ise anlam ve düzen üzerinde düşünür.
Bilim Renklerin Nasıl Oluştuğunu Açıklarsa Ayetin Anlamı Azalır mı
Hayır.Bir şeyin nasıl gerçekleştiğini bilmek onun üzerinde düşünmeyi anlamsızlaştırmaz.
Gökkuşağının ışığın kırılması ve yansımasıyla oluştuğunu bilmek:
Gökkuşağını çirkin yapmaz.
Bir çiçeğin renginin pigmentlerle oluştuğunu bilmek:
Çiçeğin güzelliğini yok etmez.
Aynı şekilde:
Bilimsel mekanizma = Allah yok
şeklinde zorunlu bir sonuç çıkarılmaz.
Mümin, mekanizmayı öğrenirken yaratılış düzeni üzerinde daha derin düşünebilir.
Bilgi, hayranlığın düşmanı olmak zorunda değildir.
Çeşitlilik Neden Bir “Ayet” Olarak Sunuluyor
Çünkü çeşitlilik:Düzen.
uyum.
işlev.
estetik.
gibi birçok boyut taşır.
Tek bir dünya.
Aynı temel fiziksel ortam.
Ama sayısız farklı canlı ve yapı.
Kur’an bunu:
“Tesadüfen baktığın renkli görüntüler.”
olarak değil;
“Üzerinde düşünülmesi gereken işaretler.”
olarak sunar.
Buradaki “ayet” kelimesi:
İşaret, delil ve düşündürücü belirti
anlamındadır.
Yani doğa yalnız tüketilecek kaynak değil; aynı zamanda okunacak bir işaretler alanıdır.
Yaratılıştaki Farklılık Kusur mudur
Hayır.Farklılık çoğu zaman yaratılışın bir zenginliğidir.
Her şey aynı renk olsaydı.
Her hayvan aynı olsaydı.
Her bitki aynı tadı verseydi.
Her coğrafya aynı görünseydi.
dünya çok daha tekdüze olurdu.
Çeşitlilik:
Estetik değer.
Ekolojik işlev.
besin çeşitliliği.
adaptasyon.
gibi birçok açıdan önemlidir.
Bu bize güçlü bir düşünce verir:
Farklı olmak, eksik olmak demek değildir.
Bir şeyin diğerinden farklı olması onun değersiz olduğu anlamına gelmez.
Bu Ayet İnsanların Ten Renkleriyle İlgili midir
Bu ayetin doğrudan ana konusu yeryüzünde yaratılan şeylerin çeşitliliğidir.İnsanların ten renkleri Kur’an’ın başka ayetlerinde ayrıca yaratılışın işaretleri arasında anılır.
Dolayısıyla Nahl 13’ü doğrudan yalnız insan ırklarına indirmek doğru değildir.
Ancak yaratılıştaki renk farklılığının bir ayet olarak sunulması, renk farklılığını aşağılık veya üstünlük sebebi yapmanın ne kadar yanlış olduğunu düşündürebilir.
Renk yaratılış özelliğidir; ahlaki üstünlük ölçüsü değildir.
Bir Ten Rengi Diğerinden Üstün Olabilir mi
İslam’ın genel ahlakı açısından hayır.Bir insan:
Açık tenli.
Koyu tenli.
farklı etnik kökenden.
olabilir.
Bunların hiçbiri kişiye otomatik:
Ahlaki üstünlük.
zekâ üstünlüğü.
manevî üstünlük.
kazandırmaz.
İnsan değeri:
Derinin rengiyle değil.
Ahlak.
adalet.
sorumluluk.
takvâ.
gibi ölçülerle değerlendirilir.
Bu nedenle ırkçılık, yaratılıştaki farklılığı üstünlük hiyerarşisine çevirmektir.

Irkçılık Neden Tevhid Ahlakıyla Çelişir
Çünkü tevhid insanın yaratıcı olmadığını öğretir.Sen:
Ten rengini seçmedin.
Doğduğun milleti seçmedin.
Aileni seçmedin.
Genetik özelliklerini seçmedin.
O hâlde seçmediğin bir özellik üzerinden:
“Ben senden üstünüm.”
demek mantıksal ve ahlaki olarak sorunludur.
İnsan:
Çalışmasıyla.
karakteriyle.
ahlakıyla.
sorumluluklarıyla.
değerlendirilebilir.
Ama doğuştan gelen özellikleri kibir sermayesi yapmak doğru değildir.

Biyolojik Çeşitlilik Neden Önemlidir
Bugün ekoloji bize tür çeşitliliğinin ekosistemlerin dayanıklılığı açısından önemli olabileceğini gösterir.Farklı:
Bitkiler.
Hayvanlar.
mikroorganizmalar.
birbiriyle karmaşık ilişkiler kurar.
Bir türün tamamen yok olması bazen başka türleri de etkileyebilir.
Kur’an’ın bu ayeti modern biyolojik çeşitlilik teorisini teknik olarak anlatmaz.
Ama yeryüzündeki farklılıkları nimet ve ayet olarak göstermesi, insana çeşitliliği değersizleştirmemesi gerektiğini düşündürür.
Yok etmek kolay; geri getirmek bazen imkânsızdır.

İnsan Doğadaki Her Türü İstediği Gibi Yok Edebilir mi
Hayır.İnsanın doğadan yararlanması mümkündür.
Ama sınırsız yok etme hakkı olduğu sonucu çıkmaz.
Bir tür:
Tarım için sorun oluşturabilir.
Bazen kontrollü mücadele gerekebilir.
Bazen insan sağlığı için tedbir alınabilir.
Fakat:
Eğlence için yok etmek.
Sırf gösteriş için avlamak.
Ekosistemi düşünmeden türleri tüketmek.
ahlaki sorun oluşturabilir.
İnsan faydalanabilir; fakat yaratılışı hoyratça tüketmemelidir.

Renk ve Çeşitlilik Estetik Bir Nimet midir
Evet.Düşünün:
Baharda açan çiçekler.
Farklı meyvelerin renkleri.
Kuşların tüyleri.
Balıkların desenleri.
Dağların ve taşların tonları.
Bunlar yalnız işlevsel değil, aynı zamanda güzellik taşır.
Nahl Suresi’nin önceki ayetlerinde de “cemâl” ve “ziynet” kavramları geçmişti.
Bu bize önemli bir şey öğretir:
Kur’an’ın nimet anlayışı yalnız hayatta kalmaya indirgenmez.
Hayat:
Yiyecek.
Barınma.
ulaşım.
yanında:
Güzellik.
renk.
estetik.
de içerir.

İnsan Neden Her Şeyi Tekdüzeleştirmeye Çalışır
Modern üretim bazen verimlilik için standartlaşma ister.Aynı ürün.
Aynı boyut.
Aynı görünüm.
Bu bazı alanlarda yararlı olabilir.
Ama her şeyin tek tipe indirgenmesi:
Doğada.
kültürde.
şehirlerde.
bazen zenginliği azaltabilir.
Örneğin:
Yerel tohum çeşitlerinin kaybolması.
Yerel mimarinin tamamen silinmesi.
Doğal alanların tek tip betonlaşması.
insanın çevresini fakirleştirebilir.
Nahl 13 insanın yaratılıştaki farklılığa bakarak:
“Çeşitlilik de değer taşıyabilir.”
diye düşünmesine imkân verir.

“Öğüt Alan Bir Topluluk” Ne Demektir
Ayetin sonunda:“Li-kavmin yezzekkerûn.”
buyurulur.
Bu:
“Öğüt alan, hatırlayan, ibret alan bir topluluk için.”
anlamındadır.
Bir önceki ayette:
“Aklını kullananlar.”
denmişti.
Önceki ayette:
“Düşünenler.”
denmişti.
Şimdi:
“Öğüt alanlar.”
deniyor.
Bu çok anlamlı bir gelişmedir.
Bilgi tek başına yeterli olmayabilir.
İnsan:
Görür.
Düşünür.
Anlar.
Ama sonra bunun hayatına etkisi olmalıdır.
Öğüt almak, bilgiyi davranışa dönüştürmektir.

Bilmek ile Öğüt Almak Arasındaki Fark Nedir
Bir insan suyun değerli olduğunu bilir.Ama israf eder.
Doğanın kırılgan olduğunu bilir.
Ama kirletir.
Irkçılığın yanlış olduğunu bilir.
Ama insanları ten rengine göre küçümser.
Bu durumda bilgi vardır.
Ama öğüt alma eksiktir.
Kur’an’ın amacı yalnız bilgi deposu oluşturmak değildir.
İnsan:
Anladığı hakikatin etkisini hayatına taşımalıdır.
Bu nedenle:
“Biliyorum.”
kelimesi son nokta değildir.
Asıl soru:
“Bildiklerim beni nasıl değiştirdi?”
olmalıdır.

Nahl Suresi 12 ve 13. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Nahl 12:Gökyüzündeki düzeni gösterdi.
Gece.
Gündüz.
Güneş.
Ay.
Yıldızlar.
Nahl 13 ise:
Yeryüzündeki çeşitliliği gösterir.
Yani:
Gökte düzen.
Yerde çeşitlilik.
Ve ikisi de Allah’ın ayetleri olarak sunulur.
Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 14. ayette, denizlere geçilecek ve şöyle buyurulacaktır: “Taze et yemeniz, takacağınız süs eşyaları çıkarmanız ve Allah’ın lütfundan aramanız için denizi hizmetinize veren O’dur. Gemilerin onda suyu yara yara gittiğini görürsün; umulur ki şükredersiniz.” Bu ayeti ele alırken özellikle deniz ürünlerinin nimet oluşu, balıkçılık, inci ve süs eşyaları, gemicilik ve ticaret, denizin insanın sınırsız mülkü olmaması, aşırı avlanma ve deniz kirliliği, ‘Allah’ın lütfundan aramak’ ifadesinin çalışmayı ve ticareti teşvik etmesi ve şükrün deniz kaynaklarını korumayla nasıl birleşebileceği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Nahl Suresi 13. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Nahl Suresi 13. ayet insanın belki her gün gördüğü ama çoğu zaman fark etmediği büyük bir gerçeğe dikkat çeker:Yeryüzü tek renk değildir.
Tek tür değildir.
Tek biçim değildir.
Her yerde aynı şey yoktur.
Bu çeşitlilik yaratılışın önemli bir özelliğidir.
Bir bahçeye bak.
Yeşilin bile onlarca tonu var.
Bir pazara bak.
Kırmızı domates.
Mor üzüm.
Sarı limon.
Yeşil biber.
Siyah zeytin.
Farklı renk.
Farklı tat.
Farklı yapı.
Aynı dünya üzerinde büyük çeşitlilik.
İnsan buna o kadar alışmış olabilir ki şaşırmayı bırakmıştır.
Nahl 13:
“Bak ve hatırla.”
der.
Bu çeşitlilik yalnız estetik değildir.
Çoğu zaman işlev de taşır.
Bir bitkinin rengi:
Olgunluğunu gösterebilir.
Bir hayvanın deseni:
Kamuflaj sağlayabilir.
Bir çiçeğin rengi:
Tozlaştırıcıları çekebilir.
Bilim bunların mekanizmalarını araştırır.
Kur’an ise insanı bütün bu sistem üzerinde ibret almaya çağırır.
Bu çok önemli bir ayrımdır.
Ayet:
“Renklerin neden oluştuğunu araştırmayın.”
demez.
Tam tersine araştırmak, insanın yaratılışı daha iyi tanımasına yardımcı olabilir.
Fakat araştırdıktan sonra:
“Bütün mekanizmayı biliyorum, artık hiçbir anlam sorusu kalmadı.”
demek zorunlu değildir.
Mekanizma başka.
Anlam başka.
Nahl 13’ün en güçlü çağdaş mesajlarından biri farklılıkla barışmak olabilir.
İnsan bazen kendisine benzeyeni sever.
Aynı dil.
Aynı kültür.
Aynı görünüm.
Aynı düşünce.
Bu doğal bir yakınlık olabilir.
Ama sorun:
“Bana benzemeyen değersizdir.”
noktasında başlar.
Yaratılışın kendisi çeşitliyse, farklılığı otomatik tehdit olarak görmek doğru değildir.
Bir insan başka milletten olabilir.
Başka ten renginden.
Başka dil konuşabilir.
Bu, onun insanlık değerini azaltmaz.
Bu ayeti doğrudan insan çeşitliliğinin tek delili olarak sunmuyoruz; fakat ayetin genel çeşitlilik vurgusu, Kur’an’ın başka ayetlerindeki insan farklılıklarıyla birlikte düşünüldüğünde güçlü bir ahlak oluşturur.
Farklılık = düşmanlık değildir.
Bu cümle özellikle modern dünyada çok önemlidir.
İnsanlar farklı olabilir.
Ama birlikte yaşayabilir.
Farklı dine mensup olabilir.
Ama adaletli davranabilir.
Farklı düşünür.
Ama konuşabilir.
Çünkü insanın karşısındakini kabul etmesi, onun bütün fikirlerini doğru kabul etmesi demek değildir.
İnsana saygı ile fikir onayı aynı şey değildir.
Nahl 13’ün çeşitlilik mesajı bize bu ayrımı da hatırlatabilir.
Ayetin başka büyük mesajı renk ile değer arasındaki yanlış bağı koparmaktır.
İnsanlık tarihi boyunca ten rengi üzerinden korkunç sistemler kuruldu.
Kölelik.
Irk ayrımcılığı.
Sömürgecilik.
Beyazın üstün.
Siyahın aşağı.
gibi sözde teoriler üretildi.
Bunların ahlaki ve bilimsel temeli yoktur.
Bir insanın derisindeki melanin miktarı onun:
Karakterini.
ahlakını.
insanlık değerini.
belirlemez.
Bu nedenle renk üzerinden üstünlük kurmak yaratılıştaki bir özelliği kibir ve zulüm aracına dönüştürmektir.
İnsan doğuştan aldığı şeyle övünürken aslında kendi yapmadığı bir özellik üzerinden övünüyor.
Bu mantıksal olarak da ilginçtir.
Sen kendi ten rengini seçmedin.
Kendi genetik mirasını belirlemedin.
O hâlde neden bununla:
“Ben senden üstünüm.”
diyorsun?
Gerçek üstünlük iddiası bile olsa insanın kendi çabasıyla yaptığı şey üzerinden tartışılabilir.
Ama doğuştan gelen özellik ahlaki başarı değildir.
Nahl 13’ün başka önemli bir mesajı biyolojik çeşitliliğin korunmasıdır.
Bugün bazı türler:
Habitat kaybı.
Aşırı avlanma.
kirlilik.
iklimsel değişimler.
nedeniyle yok olma tehdidi yaşayabilir.
Bir tür ortadan kalktığında yalnız bir hayvan veya bitki kaybolmaz.
Bazen ekolojik ağın başka parçaları da etkilenir.
Bu nedenle insanın:
“Bana doğrudan para kazandırmıyorsa önemsiz.”
bakışı tehlikeli olabilir.
Bir türün ekosistemdeki işlevini henüz bilmiyor olabiliriz.
Nahl 13 bize:
“Bilmediğin değeri yok sayma.”
diye düşündürebilir.
Bu, önceki ayetteki:
“Bilmediğiniz şeyleri de yaratır.”
mesajıyla da uyumludur.
İnsan doğanın tamamını anlamış değildir.
Bu yüzden müdahale ederken tevazu gerekir.
Nahl 13’ün başka bir boyutu tarım çeşitliliğidir.
Bir bölgede sadece tek ürün yetiştirmek ekonomik olarak kısa vadede verimli olabilir.
Ama bazı koşullarda:
Hastalık.
zararlı.
kuraklık.
piyasa değişimi.
büyük risk oluşturabilir.
Farklı ürün çeşitleri bazen sistemin dayanıklılığını artırabilir.
Bu ayet doğrudan modern tarım stratejisi anlatmıyor.
Ama yaratılıştaki çeşitliliği değerli bir işaret olarak sunması, tekdüzelik konusunda düşünmeye sevk eder.
Yerel tohumların.
yerel türlerin.
genetik çeşitliliğin.
korunması bu açıdan çağdaş bir sorumluluk alanı olabilir.
Ayetin başka bir önemli mesajı estetik çeşitliliktir.
İnsan güzel bir manzara gördüğünde:
Fotoğraf çeker.
Paylaşır.
Seyreder.
Bu güzellik onun ruhuna iyi gelebilir.
Kur’an:
“Renkleri farklı.”
derken estetik duyuyu yok saymaz.
Tam tersine fark ettirir.
Bir çiçeğin rengini görmek.
Bir kuşun tüy desenini izlemek.
Bir balığın renklerini seyretmek.
insana yaratılış üzerinde düşünme imkânı verebilir.
Ama burada yine sahiplik tuzağına düşmemek gerekir.
Her güzel şeyi:
Satın almak.
yakalamak.
öldürmek.
koleksiyon yapmak.
zorunda değiliz.
Bazen güzelliğin en doğru karşılığı:
Olduğu yerde bırakmak ve seyretmektir.
Bu, çevre ahlakı açısından çok güçlü bir ilkedir.
Bir kelebek güzel.
Yakalamak zorunda değilsin.
Bir çiçek güzel.
Koparmadan da seyredebilirsin.
Bir hayvan güzel.
Onu kafese koymadan da hayran olabilirsin.
Güzelliği takdir etmek, ona sahip olmayı gerektirmez.
Nahl 13’ün başka büyük mesajı öğüt almadır.
Ayet:
“Düşünenler.”
değil bu kez:
“Öğüt alanlar.”
diyor.
Bu bir adım daha ileri gibidir.
İnsan düşünüyor.
Sonra ne?
Düşünce seni dönüştürüyor mu?
Örneğin doğadaki çeşitliliği gördün.
Sonra hâlâ insanları renklerine göre aşağılıyorsan:
Tefekkür davranışa dönüşmemiş.
Ekolojik çeşitliliğin önemli olduğunu öğrendin.
Ama doğayı hoyratça kirletiyorsan:
Bilgi davranışa dönüşmemiş.
Suyun değerini biliyorsun.
Ama israf ediyorsun.
Bilgi davranışa dönüşmemiş.
Kur’an’ın istediği bilgi, insanı değiştiren bilgidir.
Bu yüzden “öğüt alma” çok önemlidir.
Bir insan binlerce kitap okuyabilir.
Ama:
Kibirli.
zalim.
merhametsiz.
ise bilgi tek başına onu olgunlaştırmamış olabilir.
Bu, bilginin değersiz olduğu anlamına gelmez.
Tam tersine:
Bilginin ahlaka dönüşmesi gerektiğini gösterir.
Ayetin bir başka çağdaş mesajı insanların birbirini tek etikete indirgememesidir.
Bir kişi:
Türk.
Ama yalnız “Türk” değil.
Kadın.
Ama yalnız “kadın” değil.
Müslüman.
Ama yalnız “Müslüman” etiketiyle bütün kişiliği açıklanamaz.
İnsan çok katmanlıdır.
Karakteri.
geçmişi.
eğitimi.
tecrübeleri.
yeteneği.
hepsi farklıdır.
Doğadaki çeşitlilik bize insanı da tek kalıba sıkıştırmama konusunda düşünme imkânı verir.
Bu ayetin doğrudan psikoloji tezi olduğunu söylemiyoruz.
Ama güzel bir ahlak çıkar:
İnsanı tek etikete hapsetme.
Bir kişi yanlış yaptı.
Bütün kimliği yanlış değildir.
Bir kişi başka ülkeden.
Onun hakkında bütün klişeleri doğru sayma.
Bir insanın grubuyla ilgili genelleme yapıp bireyi görmezden gelme.
Çeşitliliği görebilmek, bireyi görebilme yeteneğini de geliştirebilir.
Nahl 13’ün başka önemli boyutu öğüt almanın tekrar gerektirmesidir.
İnsan bildiğini unutur.
Bu yüzden Kur’an sürekli hatırlatır.
Su.
Bitki.
Güneş.
Ay.
Renkler.
Bunların hepsini zaten biliyoruz.
Kur’an bize yeni bir botanik nesne göstermiyor.
Ama bildiğimiz şeyi yeniden anlamlandırıyor.
İnsan ahlaki konularda da böyledir.
Herkes:
Yalan kötü.
adalet iyi.
merhamet güzel.
bilir.
Ama unutabilir.
Öfke geldiğinde.
çıkar geldiğinde.
para söz konusu olduğunda.
bilgi geri planda kalabilir.
Bu nedenle öğüt almak bir defalık işlem değildir.
İnsan sürekli hatırlamaya muhtaçtır.
Nahl 13’ün “yezzekkerûn” ifadesi bunu çok güzel gösterir.
Bir başka önemli mesaj da düzen ile çeşitliliğin çelişmediğidir.
İnsan bazen düzeni:
Her şey aynı.
herkes aynı.
şeklinde düşünür.
Oysa doğada düzen vardır ama tekdüzelik yoktur.
Milyonlarca farklı canlı.
Ama ekolojik ilişkiler var.
Farklı yıldızlar.
Ama fizik yasaları var.
Farklı insanlar.
Ama ortak insanlık var.
Bu bize toplumsal hayatta da güzel bir model düşündürebilir:
Birlik, herkesin aynı olması demek değildir.
Bir toplumun ortak:
Hukuku.
adalet ilkeleri.
temel değerleri.
olabilir.
Ama insanlar:
Farklı görüş.
kültür.
zevk.
yetenek.
taşıyabilir.
Düzen için herkesin aynı renge boyanması gerekmez.
Bu, yaratılıştaki çeşitlilikten çıkarılabilecek çok güçlü bir tefekkürdür.
Ayetin başka büyük mesajı insanın kendi farklılığını da kabul edebilmesidir.
Bazı insanlar sürekli başkası gibi olmak ister.
Başkasının:
Görünüşü.
bedeni.
hayatı.
başarısı.
İnsan kendini karşılaştırdıkça kendi özelliklerini değersizleştirebilir.
Oysa çeşitlilik yaratılışın bir parçasıdır.
Bu:
“Kendini hiç geliştirme.”
anlamına gelmez.
İnsan:
Sağlığını geliştirebilir.
bilgisini artırabilir.
karakterini düzeltebilir.
Ama kendisini başka biri olmak zorunda hissederek yaşayabilir.
Nahl 13’ün çeşitlilik mesajı insanı:
“Farklı olmak kusur değildir.”
diye düşünmeye yöneltebilir.
Bu özellikle görünüş baskısı açısından önemlidir.
Sosyal medya tek bir güzellik standardı oluşturabilir.
Aynı yüz.
aynı beden.
aynı stil.
Sonra insanlar kendi doğal farklılıklarından utanabilir.
Oysa doğa zaten çeşitlilik üzerine kuruludur.
Güzellik de tek biçim değildir.
Nahl Suresi 13. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Farklı renklerde yarattığı şeyler” ifadesini ırksal üstünlük teorisine, gizli renk kodlarına veya bilim dışı sembolizmlere dönüştürme. Ayetin ana konusu yeryüzündeki yaratılış çeşitliliğidir. Bu çeşitlilik bilimsel mekanizmalarla açıklanabilir; fakat açıklanması onun estetik ve tefekkür değerini ortadan kaldırmaz. Büyük mesaj şudur: Allah yeryüzünü tekdüze yaratmamıştır. Farklı renkler, biçimler ve türler bir kusur değil yaratılışın zenginliğidir. İnsan bu çeşitlilikten yararlanırken onu korumalı, farklılığı üstünlük aracına çevirmemeli ve bilgiyi yalnız zihninde tutmayıp ahlakına taşımalıdır.”
Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 14. ayette, yeryüzünden denizlere geçilecek ve şöyle buyurulacaktır: “Taze et yemeniz, takacağınız süs eşyaları çıkarmanız ve Allah’ın lütfundan aramanız için denizi hizmetinize veren O’dur. Gemilerin onda suyu yara yara gittiğini görürsün; umulur ki şükredersiniz.” Bu ayeti ele alırken özellikle balık ve deniz ürünlerinin nimet oluşu, denizden inci ve benzeri süs eşyalarının çıkarılması, gemilerin ticaret ve ulaşım rolü, ‘Allah’ın lütfundan aramak’ ifadesinin çalışmayı ve ticareti teşvik etmesi, denizin insanın sınırsız mülkü olmaması, aşırı avlanma, deniz kirliliği, balık stoklarının korunması ve şükrün yalnız tüketmek değil deniz kaynaklarını korumak anlamına da gelmesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Nahl Suresi 13. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Farklılığı gerçekten zenginlik olarak görebiliyor muyuz, yoksa kendimize benzemeyeni tehdit mi sayıyoruz? İnsanları ten rengi, millet veya dış görünüş üzerinden mi değerlendiriyoruz? Doğadaki çeşitliliğin değerini ancak ekonomik kazanç sağladığında mı fark ediyoruz? Güzel olan her şeyi sahiplenmek ve tüketmek zorunda olduğumuzu mu sanıyoruz? Bildiğimiz doğrular hayatımızı gerçekten değiştiriyor mu, yoksa yalnız “biliyorum” demekle mi yetiniyoruz? Ve en önemlisi, Allah yeryüzünü bu kadar farklı renk ve biçimde yaratmışsa, bizim her şeyi ve herkesi tek bir kalıba sokma isteğimiz ne kadar doğru olabilir?
“Nahl 13, ‘Yeryüzünde sizin için farklı renklerde yarattığı şeylerde öğüt alan bir topluluk için bir ayet vardır’ buyurarak yaratılıştaki çeşitliliği bir tefekkür ve öğüt alanı hâline getirir. Farklı renk, tür ve biçimler kusur değil yaratılışın zenginliğidir; renk hiçbir insan için ahlaki üstünlük belgesi olamaz. Ayetin büyük dersi şudur: Farklılığı gör, güzelliğini fark et, faydalan ama yok etme; bilgi edin ama yalnız bilmekle kalma. Çünkü gerçek öğüt, gördüğün çeşitliliğin seni daha mütevazı, daha adil, daha merhametli ve yaratılışa karşı daha sorumlu bir insana dönüştürmesidir.”
Ersan Karavelioğlu