Hicr Suresi 88. Ayette “Onlardan Bazı Gruplara Verdiğimiz Dünya Nimetlerine Gözünü Dikme, Onlar İçin Üzülme ve Müminlere Kanadını İndir” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hicr Suresi 87. ayette Hz. Peygamber’e ‘Sana tekrarlanan yediyi ve büyük Kur’an’ı verdik’ buyurularak sahip olduğu vahiy nimetinin büyüklüğü hatırlatılmıştı. 88. ayette ise hemen ardından insanın çok güçlü bir zaafına dikkat çekilir: Başkalarının elindekine bakıp kendi elindekinin değerini unutmak. Allah, Hz. Peygamber’e bazı insanlara verilen geçici dünya nimetlerine gözünü dikmemesini, onların tavrı sebebiyle kendisini tüketmemesini ve müminlere karşı şefkatli ve mütevazı davranmasını emreder. Ayet zenginliği kötülemez; insanın serveti ilahî üstünlük ölçüsü sanmasını ve sürekli karşılaştırma yaparak kendi hayatını değersizleştirmesini düzeltir. ‘Müminlere kanadını indir’ ifadesi ise kendini ezdirmek değil, gücü ve konumu kibir yerine merhametle kullanmaktır.”
Ersan Karavelioğlu
Hicr Suresi 88. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin Arapçası:“لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِ أَزْوَاجًا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ”
Okunuşu:
“Lâ temuddenne ayneyke ilâ mâ metta‘nâ bihî ezvâcen minhum ve lâ tahzen aleyhim vahfid cenâhake li’l-mü’minîn.”
Genel anlamı şöyledir:
“Onlardan bazı gruplara faydalandırmak üzere verdiğimiz dünya nimetlerine gözünü dikme, onlar için üzülme ve müminlere karşı kanadını indir.”
Ayet üç ayrı fakat birbirine bağlı ahlaki yönlendirme yapar: Başkalarının sahip olduklarına takılıp kalma, insanların tercihlerinden dolayı kendini tüketme ve iman edenlere karşı kibir değil şefkat göster.
“Gözünü Dikme” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayet kelime kelime düşünüldüğünde “gözlerini uzatma” anlamına gelen güçlü bir Arapça ifade kullanır.Burada insanın fiziksel olarak bir şeye bakması yasaklanmıyor.
Birinin güzel evini görmek günah değildir.
Güzel arabasını fark etmek günah değildir.
Başarılı işini görmek günah değildir.
Asıl mesele, gözün ardından kalbin sürekli oraya bağlanmasıdır.
İnsan başkasının hayatına bakıp kendi hayatını küçümsemeye başladığında problem oluşur.
Bakmak başka, gözünü oraya bağlamak başkadır.
Ayetteki “Ezvâcen Minhum” Ne Anlama Gelir
“Ezvâc” kelimesi birçok kişinin ilk anda düşündüğü gibi bu ayette yalnız “eşler” anlamına gelmez.Kelime Arapçada:
Türler.
Sınıflar.
Gruplar.
Çeşitler.
anlam alanında da kullanılabilir.
Bu bağlamda anlam, inkârcılar veya dünya imkânları verilmiş insanlar içindeki çeşitli gruplar şeklindedir.
Dolayısıyla ayeti:
“Onların eşlerine bakma.”
şeklinde anlamak bağlama uygun değildir.
Burada söz konusu olan bazı insanlara verilen dünya nimetleridir.
Allah Neden Bazı İnsanlara Daha Fazla Dünya Nimeti Veriyor
İnsanların maddi şartları eşit değildir.Biri zengin doğar.
Biri fakir.
Birinin sağlığı güçlüdür.
Bir başkası hayatının erken dönemlerinden itibaren hastalıkla mücadele eder.
Birinin ticari fırsatları çoktur.
Başkasının imkânları sınırlıdır.
Kur’an bu farklılıkların varlığını inkâr etmez.
Ancak maddi farklılığı ahlaki değer sıralamasına dönüştürmez.
Bir insanın çok serveti olması:
“Allah onu benden daha çok seviyor.”
anlamına gelmez.
Daha az serveti olmak da:
“Allah beni değersiz görüyor.”
anlamına gelmez.
Zenginlik Allah’ın Sevgisinin Kesin İşareti midir
Hayır.Bu ayetin önceki kıssalarla bağlantısı tam da burada çok önemlidir.
Semûd güçlüydü.
Dağlardan evler oyuyordu.
Servet ve imkân sahibiydi.
Ama bütün bunlar onların Allah katında doğru olduklarını göstermedi.
Eyke halkı ticari güce sahipti.
Fakat ekonomik zulümleri eleştirildi.
Demek ki:
Dünyevî imkân = ilahî onay
şeklinde bir denklem kuramayız.
Zenginlik nimettir.
Ama aynı zamanda sorumluluktur ve sınavdır.
Fakirlik Allah’ın Bir İnsanı Sevmediğini mi Gösterir
Hayır.Aynı şekilde fakirlik de otomatik olarak:
“Allah bu insana kızgın.”
anlamına gelmez.
İnsan ekonomik sıkıntı yaşayabilir.
Bu onun imanının zayıf olduğunu göstermez.
Dürüst insan da maddi zorluk yaşayabilir.
Peygamberler bile hayatlarında ağır sıkıntılar yaşamıştır.
Bu nedenle insanların maddi durumlarını onların Allah katındaki derecesini ölçmek için kullanmak doğru değildir.
Banka hesabı manevî derece göstergesi değildir.
Başkasının Malını Beğenmek Kıskançlık mıdır
Her zaman değil.Bir insan:
“Ne güzel ev, Allah güle güle oturmayı nasip etsin.”
diyebilir.
Ve:
“Ben de çalışıp böyle bir eve sahip olmayı isterim.”
diye düşünebilir.
Bu, karşı tarafın nimetinin yok olmasını istemediği sürece kıskançlık olmak zorunda değildir.
İslam ahlakında buna yakın olarak gıpta kavramından söz edilir.
Haset ise daha problemli bir noktaya gider:
“Onda olmasın.”
duygusu ortaya çıkar.
Sağlıklı hedef:
“Onun nimeti devam etsin, Allah bana da hayırlısını versin.”
şeklindedir.
Haset Neden İnsanı Yorar
Çünkü haset insanın dikkatini kendi hayatından çıkarıp başkasının hayatına kilitler.Komşu araba aldı.
İnsan huzursuz.
Arkadaş ev aldı.
İnsan huzursuz.
Bir başkasının işi büyüdü.
Yine huzursuz.
Bu durumda kişinin mutluluğu artık kendi hayatına değil, başkasının ne kadar sahip olduğuna bağlıdır.
Böyle bir yarışın sonu yoktur.
Çünkü senden her zaman daha zengin, daha ünlü veya bazı alanlarda daha başarılı biri bulunabilir.
Sürekli kıyas, nimeti görünmez hâle getirebilir.
Sosyal Medya Bu Ayetin Mesajını Daha da Güncel Hâle Getiriyor mu
Tefekkür açısından evet.Bugün insan geçmişte hiç olmadığı kadar çok kişinin hayatını sürekli görebiliyor.
Evler.
Arabalar.
Tatiller.
Restoranlar.
Saatler.
Kıyafetler.
Başarı hikâyeleri.
Fakat çoğu zaman gördüğümüz şey insanların hayatının seçilmiş birkaç saniyesidir.
Kimse her kavgasını paylaşmaz.
Her borcunu göstermez.
Her korkusunu yayınlamaz.
Bu nedenle insan kendi hayatının bütün zorluklarını, başkasının hayatının en güzel kareleriyle karşılaştırırsa adaletsiz bir kıyas yapmış olur.
Sosyal Karşılaştırma Her Zaman Kötü müdür
Hayır.Karşılaştırma bazen insanı geliştirebilir.
Birinin başarısını görürsün.
“O bunu nasıl yaptı?”
dersin.
Öğrenirsin.
Çalışırsın.
İlham alırsın.
Bu faydalı olabilir.
Problem karşılaştırmanın:
Motivasyon yerine değersizlik, haset ve sürekli memnuniyetsizlik üretmesiyle başlar.
Sağlıklı karşılaştırma:
“Ben ne öğrenebilirim?”
der.
Sağlıksız karşılaştırma:
“Neden onun hayatı benimkinden daha iyi?”
diye sürekli kendini tüketir.

Ayet Başarılı ve Zengin İnsanlara Bakmamayı mı Emrediyor
Hayır.Başarılı insanlardan öğrenmek mümkündür.
Ticaret bilgisi alınabilir.
Yatırım yöntemi öğrenilebilir.
İyi bir iş modeli incelenebilir.
Kur’an:
“Başkasının başarısını görme.”
demiyor.
Daha çok:
“Gözünü ona bağlayıp kendi değerini onun servetiyle ölçme.”
diyor.
Aradaki fark önemlidir.
Başkasından öğren.
Ama başkasının hayatını kendi hayatının ölçü cetveli yapma.

“Onlar İçin Üzülme” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette:“Ve lâ tahzen aleyhim.”
yani:
“Onlar için üzülme.”
buyrulur.
Bu ifadenin bağlamında Hz. Peygamber’in insanların vahyi reddetmesi sebebiyle duyduğu üzüntü de düşünülebilir.
Hz. Peygamber insanların iman etmesini ister.
Onların kendilerine zarar verecek yolu seçmelerinden dolayı üzülür.
Fakat Allah ona, başkalarının tercihlerinin yükünü kendisini tüketecek kadar taşımamasını öğretmektedir.
Bu, merhametsizlik değildir.
Merhametin de insan kapasitesini aşmayan bir sınırı vardır.

Başkasını Çok Sevmek Onu Mutlaka Değiştirebileceğimiz Anlamına Gelir mi
Hayır.Bir anne çocuğunu çok sevebilir.
Bir eş diğer eşini çok sevebilir.
Bir arkadaş arkadaşının iyiliğini isteyebilir.
Ama yetişkin insanın kendi iradesi vardır.
Sen:
Konuşabilirsin.
Tavsiye verebilirsin.
Yardım teklif edebilirsin.
Ama bir başka insanın iradesinin sahibi olamazsın.
Hz. Peygamber’in bile insanları zorla hidayete ulaştırmadığı düşünüldüğünde, sıradan insanın:
“Ben onu mutlaka değiştireceğim.”
yükünü taşımaması gerekir.

“Üzülme” Demek Hiç Üzülmemek Zorundayız Anlamına mı Gelir
Hayır.Üzüntü insanî bir duygudur.
Peygamberler de üzülmüştür.
Sevdiğimiz insan yanlış karar verdiğinde üzülmek doğaldır.
Ayetin mesajını:
“Gerçek mümin hiç üzülmez.”
şeklinde anlamak doğru değildir.
Buradaki vurgu, üzüntünün insanı tüketici ve kontrol edemediği şeylere bağımlı bir hâle getirmemesi üzerindedir.
Üzülmek başka.
Kendini bitirmek başka.

“Müminlere Kanadını İndir” Ne Anlama Gelir
Bu ayetin en güzel ifadelerinden biri budur:“Vahfid cenâhake li’l-mü’minîn.”
Kelime anlamıyla:
“Müminlere kanadını indir.”
demektir.
Bu fiziksel bir kanat değildir.
Güçlü bir mecazdır.
Kuşun kanadını yavrularına karşı koruyucu biçimde indirmesini hatırlatan bu ifade:
Şefkat.
Tevazu.
Yakınlık.
Yumuşaklık.
anlamlarını taşır.
Hz. Peygamber’in insanlara tepeden bakmaması istenir.

Tevazu Kendini Değersiz Görmek midir
Hayır.Tevazu:
“Ben hiçbir şey değilim.”
demek değildir.
İnsan kendi yeteneğini bilebilir.
Başarısıyla gurur duyabilir.
Kendine güvenebilir.
Tevazu ise bunların yanında:
“Ben insanlardan üstün bir varlık değilim ve yanılabilirim.”
bilincini taşımaktır.
Kibir:
“Ben senden üstünüm.”
der.
Sağlıklı öz güven:
“Benim de değerim var.”
der.
Tevazu:
“Senin de değerin var.”
diye ekler.

“Kanadını İndir” Emri Kendini Ezdirmek Anlamına Gelir mi
Hayır.Bir insan mütevazı olabilir ama sınır sahibi de olabilir.
Bir yönetici çalışanlarına şefkatli davranabilir.
Ama iş düzenini korur.
Bir ebeveyn çocuğuna merhametli olabilir.
Ama gerekli sınırı koyar.
Bir insan:
“Tevazu göstereceğim.”
diye sürekli hakarete uğramak veya sömürülmek zorunda değildir.
Tevazu zillet değildir.
İnsan hem nazik hem güçlü olabilir.
Hem merhametli hem kararlı olabilir.

Hicr Suresi 87 ve 88. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Bu iki ayetin sıralaması son derece anlamlıdır.Hicr 87:
“Sana tekrarlanan yediyi ve büyük Kur’an’ı verdik.”
der.
Hicr 88:
“Başkalarına verdiğimiz dünya nimetlerine gözünü dikme.”
der.
Önce:
Sahip olduğun nimetin değerini bil.
Sonra:
Başkasının nimeti yüzünden kendi nimetini küçümseme.
Bu son derece güçlü bir psikolojik ve manevi dengedir.
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 89. ayette, Hz. Peygamber’in temel görevi tekrar vurgulanacak ve şöyle buyurulacaktır: “De ki: Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım.” Bu ayeti ele alırken özellikle peygamberin görevinin açıkça tebliğ ve uyarı olması, uyarının korku tacirliği anlamına gelmemesi, peygamberin insanları zorla iman ettirmemesi, ‘apaçık’ ifadesinin mesajın netliğini göstermesi, dinî uyarının manipülasyon ve tehditten ayrılması ve sıradan insanların kendilerini Allah adına kesin hüküm dağıtan kişiler hâline getirmemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Hicr Suresi 88. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hicr Suresi 88. ayet modern insanın belki de en büyük psikolojik mücadelelerinden birine son derece doğrudan dokunur:Başkasının hayatına bakmak.
İnsan tarih boyunca bunu yaptı.
Ama bugün bu durum çok daha yoğun.
Bir zamanlar insan komşusunun hayatını görüyordu.
Şimdi telefonunu açıyor ve birkaç dakika içinde dünyanın en zengin insanlarının:
Evlerini.
Arabalarını.
Tatillerini.
Saatlerini.
Özel uçaklarını.
görüyor.
Sonra kendi salonuna bakıyor.
Kendi arabasına.
Kendi işine.
Ve:
“Ben hiçbir şey yapamamışım.”
diyebiliyor.
Oysa karşılaştırmanın başlangıç noktası zaten adil olmayabilir.
Sen kendi hayatının:
Borçlarını.
Yorgunluğunu.
Kavgalarını.
Korkularını.
biliyorsun.
Karşındaki kişinin ise yalnız yayınladığı görüntüyü görüyorsun.
Bu nedenle sosyal medya çağında Hicr 88’in:
“Gözünü dikme.”
ifadesi çok güçlü bir farkındalık oluşturabilir.
Ayet:
“Gözlerini kapat ve dünyayı görme.”
demiyor.
Gör.
Ama kalbini teslim etme.
Başkasının güzel evi var.
Güzel.
Allah bereket versin.
Sen de çalış.
İstersen hedef koy.
Ama sonra:
“Onda olduğu için ben değersizim.”
deme.
Çünkü insanın değeri satın aldığı metrekareyle ölçülmez.
Başkasının arabası daha pahalı.
Bu senin arabanın seni gideceğin yere götürmediği anlamına gelmez.
Başka biri daha çok para kazanıyor.
Bu senin yaptığın işin değersiz olduğu anlamına gelmez.
Birinin sosyal medyada milyon takipçisi var.
Bu onun senden daha kıymetli insan olduğunu kanıtlamaz.
Görünürlük ile değer aynı şey değildir.
Bu ayrım bugün çok önemlidir.
İnsan bazen:
“Herkes benden daha mutlu.”
sanıyor.
Çünkü herkes mutluluğunu gösteriyor.
Acısını değil.
Bir restoran fotoğrafı görüyorsun.
Ama o masada iki saat önce yaşanan tartışmayı bilmiyorsun.
Bir çiftin güzel fotoğrafını görüyorsun.
İlişkilerinin gerçek durumunu bilmiyorsun.
Lüks araba görüyorsun.
Kredi borcunu bilmiyorsun.
Büyük şirket görüyorsun.
Şirket sahibinin gece uykusunu bilmiyorsun.
Bu:
“Zenginlerin hepsi mutsuz.”
anlamına da gelmez.
Bu da başka bir genelleme olur.
Bazı zengin insanlar gerçekten mutludur.
Bazı fakir insanlar mutsuzdur.
Bazı zenginler mutsuzdur.
Bazı az imkânlı insanlar huzurludur.
İnsan hayatı banka hesabından çok daha karmaşıktır.
Hicr 88 bize tam da bu ölçüyü öğretir.
Başkasının sahip olduğu malı görüp onun hayatının tamamını da mükemmel sanma.
Ayetin başka büyük mesajı, nimeti fark etme meselesidir.
Hicr 87’de:
“Sana Kur’an verdik.”
denmişti.
Hemen ardından:
“Başkalarının elindekine gözünü dikme.”
geliyor.
Bu sıralama insanın dikkat sistemini adeta yeniden kurar.
İnsan sürekli sahip olmadığı şeye bakarsa sahip olduğu şey görünmez olur.
Bir evi vardır.
Ama daha büyük evi düşünür.
Arabası vardır.
Ama daha yenisini düşünür.
Sağlığı vardır.
Onu hiç düşünmez.
Ailesi yanındadır.
Değerini sıradanlaştırır.
Sonra bunlardan birini kaybettiğinde:
“Meğer ne büyük nimetmiş.”
der.
Şükür tam burada önem kazanır.
Şükür:
“Daha fazlasını istemeyeceğim.”
demek değildir.
İnsan gelişmek isteyebilir.
Daha iyi ev.
Daha iyi iş.
Daha yüksek gelir.
Bunlar mümkündür.
Şükür:
“Daha fazlasını isterken elimdekini yok saymayacağım.”
demektir.
Bu çok sağlıklı bir dengedir.
Hedef ile memnuniyet birbirinin düşmanı değildir.
İnsan:
“Şu anki hayatım için şükrediyorum ve daha iyisini kurmak için çalışıyorum.”
diyebilir.
Bu cümlede hem huzur hem gelişim vardır.
Sorun:
“Şu hedefe ulaşmadan mutlu olamam.”
şeklinde sürekli ertelenen yaşamdır.
Bir hedef gelir.
Sonra yenisi.
Sonra yenisi.
Mutluluk hep gelecekte.
İnsan bir gün:
“Ne zaman yaşayacağım?”
diye sorabilir.
Hicr 88’in “gözünü dikme” mesajı bu sonsuz kıyas döngüsünü kırabilir.
Ayetin “onlar için üzülme” bölümü ise başka bir psikolojik yükü düzeltir:
Başkalarını kurtarma zorunluluğu.
Hz. Peygamber insanlara vahyi anlatıyor.
Onların iyiliğini istiyor.
Ama bazıları kabul etmiyor.
Hz. Peygamber üzülüyor.
Allah ise ona sınırı hatırlatıyor.
Sen elçisin.
Tebliğ edersin.
Ama insanların kalplerinin sahibi değilsin.
Bu, insan ilişkileri için de çok büyük bir derstir.
Bir insanı seviyorsun.
Yanlış yaptığını görüyorsun.
Konuşuyorsun.
Tekrar konuşuyorsun.
Yardım ediyorsun.
Ama kişi değişmek istemiyor.
Bir noktadan sonra bütün hayatını onun seçimlerinin etrafında döndürmeye başlıyorsun.
Burada şu gerçeği kabul etmek gerekebilir:
Birini sevmek, onun iradesine sahip olmak değildir.
Sen destek olabilirsin.
Ama onun yerine karar veremezsin.
Bu özellikle bağımlılık, kötü ilişki, sürekli borçlanma veya tekrarlanan hatalar gibi konularda çok zordur.
Aile bazen:
“Onu ben kurtarmalıyım.”
diye düşünür.
Yardım et.
Ama kendini de tamamen yok etme.
Bazı durumlarda uzman yardımı gerekir.
Bazı durumlarda sınır gerekir.
Bazı durumlarda:
“Bu karar sana ait.”
demek gerekir.
Hz. Peygamber’in bile insanların imanını zorla kontrol etmediği bir dinde, sıradan insanın diğer insanların bütün seçimlerini kendi omzuna yüklemesi gerekmez.
Bu merhametsizlik değil.
İnsan kapasitesinin sınırını bilmektir.
Hicr 88’in son cümlesi ise bütün bunları çok güzel bir ahlakla tamamlar:
“Müminlere kanadını indir.”
Bu müthiş bir metafordur.
Güç sahibisin.
Ama insanları ezme.
Bilgilisin.
Ama bilginle kibirlenme.
Lidersin.
Ama insanlara tepeden bakma.
Varlıklısın.
Ama fakiri küçümseme.
Yaşça büyüksün.
Ama gence hakaret etme.
Güç, kibir üretmek zorunda değildir.
Tam tersine gerçek güç bazen yumuşak davranabilme kapasitesidir.
Bağırmak kolaydır.
Sakin konuşmak bazen daha zordur.
Ezmek kolay olabilir.
Gücün varken adil olmak daha değerlidir.
İnsan özellikle kendisinden daha güçsüz kişiye nasıl davrandığıyla çok şey gösterir.
Patronun patronuna saygılı olması kolay olabilir.
Peki temizlik çalışanına nasıl davranıyor?
Bir kişinin ünlü insana nazik davranması kolay.
Peki kimsenin tanımadığı insana?
Bir yöneticinin güçlü müşteriye karşı güleryüzlü olması kolay.
Peki kendisinden bir şey beklemediği kişiye?
Karakter, çıkarın olmadığı ilişkide daha net görülebilir.
“Müminlere kanadını indir” ifadesi bu nedenle liderlik ahlakı açısından da son derece önemlidir.
Lider:
“Ben yukarıdayım, siz aşağıdasınız.”
dememelidir.
İyi lider insanlara yakın olabilir.
Dinler.
Yanlış yaptığında kabul eder.
Ama yine karar vermesi gerektiğinde karar verir.
Tevazu kararsızlık değildir.
Şefkat ile otorite birlikte bulunabilir.
Bir baba çocuğuna kanadını indirebilir.
Onu sever.
Dinler.
Ama çocuğun istediği her şeyi yapmaz.
Bir yönetici çalışanını önemser.
Ama iş standardını korur.
Bir öğretmen öğrencisine şefkatlidir.
Ama eğitim disiplinini bırakmaz.
Bu nedenle merhamet ile sınır birbirine düşman değildir.
Ayetin başka önemli bir yönü, insanın kendisini başkalarının onayıyla değerlendirmemesi gerektiğidir.
Bazı insanlar zenginlerin ilgisini çok önemser.
Güçlü kişinin yanında farklı davranır.
Yoksulun yanında farklı.
Ünlü gelince ayağa kalkar.
Sıradan insan gelince yüzüne bakmaz.
Hicr 88’in sıralaması adeta bunu tersine çevirir.
Dünya imkânı verilmiş insanlara gözünü dikme.
Müminlere ise kanadını indir.
Yani değer sistemini servete göre kurma.
İnsanın cebindeki miktar, ona gösterilecek insanlık saygısını belirlememelidir.
Bir garson da insandır.
Bir milyarder de.
Bir temizlik çalışanı da.
Bir doktor da.
Mesleklerin sorumlulukları ve toplumsal rolleri farklıdır.
Ama temel insan onuru paraya göre verilmez.
Paraya göre eğilip insana göre kibirlenmek, değer sırasını bozar.
Hicr 88 bunun karşısında güçlü bir ahlak kurar.
Ayetin sosyal medya çağındaki başka bir dersi de şudur:
İnsan başkasının başarısını sürekli izlerken kendi üretim zamanını kaybedebilir.
Saatlerce:
Kim ne yaptı?
Ne aldı?
Nereye gitti?
Ne kadar kazandı?
diye bakıyor.
Sonra kendi hayatı için zamanı kalmıyor.
Bu durumda kıyas yalnız psikolojik değil pratik bir kayba dönüşür.
Başkalarının hayatını izlemekle geçirdiğimiz zaman, kendi hayatımızı inşa etmekten çalabilir.
Bu nedenle zaman zaman:
“Ben ilham mı alıyorum, yoksa yalnız seyrediyor muyum?”
diye sormak faydalıdır.
Başarılı insanı takip etmek sana fikir veriyorsa güzel.
Ama yalnız:
“Keşke benim de olsa.”
diyerek saatler geçiriyorsan artık fayda azalabilir.
Gerçek gıpta harekete geçirir.
Haset ise çoğu zaman enerjiyi tüketir.
Ayet aynı zamanda zengin kişiye de mesaj verir.
Çünkü:
“Başkası bana bakmasın.”
demek yetmez.
Servet sahibi kişi de sahip olduklarını kibir ve teşhir aracı yapmamalıdır.
Kur’an’ın başka ilkeleriyle birlikte düşünüldüğünde malın:
Şükür.
Sorumluluk.
Paylaşım.
Adalet.
boyutu vardır.
Bu nedenle Hicr 88 yalnız fakirin zengine bakışını değil, genel olarak insanın dünya nimetini nasıl değerlendirdiğini düşündürür.
Zengin:
“Bende var çünkü ben üstünüm.”
dememeli.
Az imkânlı kişi:
“Bende yok çünkü ben değersizim.”
dememeli.
İkisi de yanılabilir.
Mülkiyet durumu insan değerinin mutlak ölçüsü değildir.
Hicr Suresi 88. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Gözünü dikme” emrini güzel şeylere hiç bakmamak veya başarılı insanlardan öğrenmemek şeklinde anlama. Zenginliği kötü, fakirliği otomatik üstünlük sayma. “Onlar için üzülme” ifadesini merhametsizlik olarak yorumlama; Hz. Peygamber’in insanların tercihlerinden dolayı kendisini tüketmemesi gerektiğini gör. “Müminlere kanadını indir” ifadesini de kendini ezdirmek olarak anlama. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Sahip olmadığın şeylere bakarken sahip olduğun nimetleri unutma; başkasının servetini kendi değerinin ölçüsü yapma; insanların seçimlerini kontrol edemediğin için kendini tüketme ve güç sahibi olduğunda kibir yerine şefkat göster. Gerçek zenginlik yalnız daha fazlasına sahip olmak değil, sahip olduklarının değerini bilirken başkasının nimetine de kin duymadan yaşayabilmektir.”
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 89. ayette, Hz. Peygamber’in görevi çok net bir cümleyle ortaya konacak ve şöyle buyurulacaktır: “De ki: Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım.” Bu ayeti ele alırken özellikle “nezîr” yani uyarıcı kavramının anlamı, peygamberin insanları zorla iman ettirmemesi, uyarının korku ticareti veya psikolojik manipülasyon olmadığı, “mübîn” kelimesinin açıklık ve netlik anlamı, dinî tebliğde mesajı gizlememek fakat insanları sürekli dehşet içinde bırakmamak, uyarı ile tehdit arasındaki fark ve sıradan insanların kendilerini Allah adına kesin ceza dağıtan otoriteler konumuna getirmemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Hicr Suresi 88. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Telefonu açtığımızda başkalarının hayatına bakarak kendi hayatımızın değerini mi kaybediyoruz? Başkasının evini, arabasını, işini ve parasını gördüğümüzde ilham mı alıyoruz, yoksa kendi nimetlerimizi küçümsüyor muyuz? Birinin maddi başarısını Allah’ın onu bizden daha çok sevdiğinin kanıtı mı sanıyoruz? Sevdiğimiz insanların yanlış tercihleri yüzünden kendimizi tamamen tüketiyor muyuz? Gücümüzün yetmediği yerde bırakmayı biliyor muyuz? Bizden daha güçsüz insana nasıl davranıyoruz? Ve en önemlisi, bir önceki ayette Allah bize Kur’an gibi bir nimet verdiğini hatırlattıysa, biz başkasının elindeki geçici nimetlere bakmaktan kendi elimizdeki değerleri göremez hâle mi geliyoruz?
“Hicr 88, ‘Onlardan bazı gruplara verdiğimiz dünya nimetlerine gözünü dikme, onlar için üzülme ve müminlere kanadını indir’ buyurarak insanın bakışını, duygusunu ve davranışını aynı anda eğitir. Başkasının serveti senin değersizliğinin kanıtı değildir; maddi bolluk da Allah katındaki üstünlüğün otomatik göstergesi değildir. İnsan başkasının seçimi yüzünden kendini tüketmemeli ve güç sahibi olduğunda insanlara tepeden bakmamalıdır. Ayetin büyük dersi şudur: Kendi nimetinin değerini bil, başkasının nimetine haset etme, kontrol edemediğin insanların tercihlerini omzunda taşıma ve sana verilen gücü kibir değil şefkat üretmek için kullan.”
Ersan Karavelioğlu