Bakara Suresi 163. Ayette “Sizin İlahınız Tek Bir İlahtır. O’ndan Başka Hiçbir İlah Yoktur. O Rahmân’dır, Rahîm’dir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Tevhid yalnızca ‘Allah birdir’ demek değildir; insanın hayatındaki mutlaklık iddiasında bulunan bütün sahte merkezleri yerinden etmektir. Çünkü insan çoğu zaman diliyle tek Allah’a inanırken, korkusunu, çıkarını, statüsünü veya egosunu hayatının gerçek merkezi haline getirebilir.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 163. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 163. ayeti, Kur’an’ın en temel inanç ilkesini son derece yoğun bir biçimde ifade eder:
“Sizin ilahınız tek bir ilahtır. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. O Rahmân’dır, Rahîm’dir.”
Bu ayet:
tevhid,
yani Allah’ın birliği
üzerine kuruludur.
Fakat ayet sadece:
“Allah birdir.”
deyip bırakmaz.
Bu birliğin ardından Allah’ın iki büyük rahmet ismini zikreder:
Rahmân.
Rahîm.
Yani Kur’an’ın tevhid anlayışında:
mutlak güç ile:
mutlak merhamet
birbirinden ayrılmaz.
“Sizin İlahınız Tek Bir İlahtır” Ne Demektir
Buradaki:
“ilâh”
kelimesi yalnızca:
“yaratıcı”
anlamına indirgenemez.
İlah:
kendisine kulluk edilen,
mutlak bağlılık gösterilen,
en yüksek otorite kabul edilen
varlıktır.
Dolayısıyla:
“Sizin ilahınız tek bir ilahtır.”
ifadesi:
yalnız evrenin bir yaratıcısı olduğunu söylemez.
Aynı zamanda:
nihai kulluk ve mutlak bağlılığın yalnız Allah’a ait olduğunu
bildirir.
Tevhid Sadece Allah’ın Sayısal Olarak Bir Olduğunu Söylemek midir
Hayır.
Tevhid:
“Bir tane Allah vardır.”
cümlesinden daha derindir.
İslam inancında Allah:
sadece sayısal anlamda tek değildir.
O:
eşsizdir.
Benzeri yoktur.
Ortağı yoktur.
Rakibi yoktur.
Varlığı:
yaratılmışların varlığına benzemez.
Dolayısıyla Allah’ın birliği:
matematiksel bir ‘1’ kavramından çok daha büyüktür.
Allah:
bir türün tek örneği değildir.
Çünkü:
O’nun türü yoktur.
“O’ndan Başka İlah Yoktur” İfadesi Neyi Reddediyor
Bu ifade:
yalnızca putları reddetmez.
Allah’a:
ortak,
eş,
bağımsız ilahi güç
nispet edilmesini de reddeder.
Kur’an’ın ifadesi:
“Lâ ilâhe illâ Hû.”
Yani:
“O’ndan başka ilah yoktur.”
Bu cümlede önce:
reddediş vardır.
Sonra:
kabul.
Önce:
“Hiçbir sahte ilah yok.”
Sonra:
“Yalnız O.”
Bu nedenle tevhid:
yalnız bir inanç eklemek değil,
aynı zamanda:
yanlış mutlaklıkları hayatın merkezinden çıkarmaktır.
İnsan Putlara Tapmadan da Başka Şeyleri “İlahlaştırabilir” mi
Kelimenin doğrudan dinî anlamıyla her güçlü bağlılığa:
“ilah edinmek”
demek dikkat gerektirir.
Fakat mecazi ve ahlaki açıdan:
insanın bazı şeyleri:
hayatının mutlak merkezi
haline getirmesi mümkündür.
Para.
Güç.
Statü.
Şöhret.
Toplumun onayı.
Bir lider.
Bir ideoloji.
Hatta:
kendi egosu.
Eğer insan:
doğru ile çıkarı çatıştığında
her seferinde çıkarını seçiyorsa,
şu soru ortaya çıkar:
Dili:
“Allah en yücedir.”
diyor olabilir.
Ama davranışında:
en yüksek otorite gerçekte kimdir?
Tevhid İnsanı Nasıl Özgürleştirebilir
Çünkü tek mutlak otorite Allah ise:
başka hiçbir insan:
mutlak değildir.
Hiçbir hükümdar.
Hiçbir patron.
Hiçbir toplum.
Hiçbir ideoloji.
Hiçbir para.
İnsanın:
Allah dışındaki her güce karşı:
bir sınır koyabilmesinin temellerinden biri
burada bulunabilir.
İnsan:
insanlara saygı gösterir.
Kanunlara uyar.
Toplumsal sorumluluklarını yerine getirir.
Ama:
hiçbir yaratılmışı kutsallaştırmaz.
Bu anlamda tevhid:
yalnız teolojik değil,
özgürleştirici bir ahlak ilkesi
haline gelir.
İnsan Neden Sürekli Bir Merkez Arar
Çünkü insan:
hayatına yön verecek bir şey ister.
Neye göre yaşayacağım?
Neyi en önemli göreceğim?
Neye güveneceğim?
Neden fedakârlık yapacağım?
Bu soruların her biri:
bir merkez arayışıdır.
İnsan:
“Hiçbir şeye bağlanmıyorum.”
dese bile:
bir değer sistemi içinde yaşar.
Bakara 163:
bu merkezi:
Allah
olarak belirler.
Ve böylece diğer her şeyin:
yerini ve sınırını
ona göre düzenler.
Tevhid İnsanın Korkularını Nasıl Etkileyebilir
İnsan birçok şeyden korkabilir.
İşini kaybetmekten.
Toplum tarafından dışlanmaktan.
Bir insanın öfkesinden.
Gelecekten.
Ölümden.
Tevhid:
bu korkuların tamamen yok olacağı
anlamına gelmez.
Ama şunu hatırlatır:
Hiçbir yaratılmış mutlak güç sahibi değildir.
Böylece insan:
insanlardan korktuğu için
hakikati tamamen satmamaya çalışabilir.
Çünkü bilir ki:
nihai hüküm:
Allah’a aittir.
Tevhid İle İnsan Onuru Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
Eğer bütün insanlar:
aynı Allah’ın kullarıysa,
hiçbir insan:
özünde tanrısal üstünlüğe sahip değildir.
Kral da:
kul.
Yoksul da:
kul.
Bilgin de:
kul.
Cahil de:
kul.
Bu düşünce:
insanlar arasındaki kibirli hiyerarşilere karşı
çok güçlü bir eşitlik fikri doğurabilir.
İnsanların:
görevleri,
sorumlulukları,
bilgileri
farklı olabilir.
Ama hiçbiri:
ilah değildir.
Dolayısıyla bir insanın diğerini:
kendi mutlak mülkü gibi görmesi
tevhid anlayışıyla bağdaşmaz.
Neden Allah’ın Birliği Anlatıldıktan Hemen Sonra “Rahmân ve Rahîm” Deniliyor
Bu çok önemli bir ayrıntıdır.
Ayet şöyle bitebilirdi:
“Allah birdir ve güçlüdür.”
Ama:
Rahmân
ve Rahîm
isimleri gelir.
Yani Allah’ın tekliği:
soğuk,
uzak,
yalnızca egemenlik bildiren
bir birlik değildir.
Bu tek ilah:
merhamet sahibidir.
Bu, Allah’ın mutlaklığını:
korku merkezli tek boyutlu bir tasavvurdan çıkarır.
Mutlak güç:
aynı zamanda:
rahmetle birlikte anılır.

Rahmân Ne Anlama Gelir
Rahmân, Allah’ın çok geniş ve kuşatıcı rahmetini ifade eden isimlerinden biridir.
Klasik açıklamalarda:
Allah’ın rahmetinin:
bütün yaratılmışlara yayılan yönü
üzerinde durulur.
İnsan:
nefes alır.
Su içer.
Güneşi görür.
Hayat bulur.
Rızıklanır.
Bunların çoğu:
yalnızca belirli bir inanç grubuna verilmez.
Allah’ın dünya üzerindeki birçok nimeti:
çok geniş bir rahmet alanı
içinde görülür.

Rahîm Ne Anlama Gelir
Rahîm de rahmet kökünden gelir.
Klasik yorumlarda Rahîm ismi:
özellikle Allah’ın kullarına yönelik:
sürekli,
özel,
yakın rahmeti
ile ilişkilendirilmiştir.
Rahmân ve Rahîm arasındaki fark konusunda:
çeşitli dilbilimsel ve tefsirî açıklamalar vardır.
En güvenli biçimde şöyle söylenebilir:
Her iki isim de:
Allah’ın rahmetini son derece güçlü biçimde vurgular.
Ayetin amacı:
Allah’ın birliğini:
merhametle birlikte düşünmemizi
sağlar.

Allah Tek İlahsa İnsan Başka İnsanlardan Yardım İsteyemez mi
Elbette isteyebilir.
Tevhid:
insanlar arasındaki doğal yardımlaşmayı
reddetmez.
Doktora gidersin.
Arkadaşından yardım istersin.
Bir avukata danışırsın.
Bir öğretmenden öğrenirsin.
Sorun:
bu insanları:
bağımsız ve mutlak güç sahibi
olarak görmek olur.
İslamî anlayışta sebepler kullanılır.
Ama nihai kudret:
Allah’a nispet edilir.
Yani:
sebep ile ilah birbirine karıştırılmaz.

Tevhid Bilimsel Sebepleri Reddetmek midir
Hayır.
Bir hastalığın:
biyolojik sebebini araştırmak
Allah’a inanmakla çelişmez.
Yağmurun:
meteorolojik süreçlerini anlamak
tevhidi bozmaz.
Evrenin işleyişindeki:
fiziksel yasaları araştırmak
yaratıcıyı reddetmek anlamına gelmez.
İslam düşüncesinde:
doğal sebeplerin varlığı
ile:
Allah’ın yaratıcı oluşu
aynı düzlemde rakip açıklamalar olmak zorunda değildir.
Nasıl gerçekleşiyor?
sorusuyla:
Varlığın nihai kaynağı nedir?
sorusu aynı değildir.

Tevhid İnsanın Kendisini İlahlaştırmasını Nasıl Engeller
Belki en zor put:
dışarıdaki değil,
içerideki benliktir.
İnsan:
kendi görüşünü mutlak doğru
sanabilir.
Eleştiriyi kabul etmeyebilir.
Hatasını itiraf edemeyebilir.
Her şeyin kendi isteğine göre olmasını bekleyebilir.
Bu noktada tevhid:
insana:
“Sen Allah değilsin.”
hatırlatması yapar.
Bu cümle:
çok özgürleştirici olabilir.
Her şeyi bilmek zorunda değilsin.
Her şeyi kontrol etmek zorunda değilsin.
Her tartışmayı kazanmak zorunda değilsin.
Yanılabilirsin.
Çünkü:
mutlak olan sen değilsin.

Allah’ın Tekliği Farklı İnsanları Ortak Bir Merkezde Birleştirebilir mi
İslam’ın ibadet düzeninde bunu çok açık görürüz.
Farklı:
ırklar,
diller,
milletler,
ekonomik sınıflar
aynı kıbleye yönelir.
Aynı Allah’a:
secde eder.
Bu:
kültürel farklılıkları yok etmek anlamına gelmez.
İnsanlar:
farklı diller konuşabilir,
farklı yemekler yiyebilir,
farklı geleneklere sahip olabilir.
Tevhid:
herkesi aynı kültüre çevirmek yerine:
farklı insanların aynı mutlak merkeze kulluk edebilmesini
sağlar.

Bakara 161, 162 ve 163 Arasında Nasıl Bir Geçiş Vardır
161 ve 162. ayetlerde:
inkâr üzere ölmenin ağır sonucu
anlatılmıştı.
- ayette ise:
neyin inkâr edildiği
adeta yeniden merkeze getirilir:
Tek Allah.
Ve dikkat çekici biçimde:
ceza ayetlerinden sonra:
Rahmân ve Rahîm
isimleri gelir.
Bu bize önemli bir denge gösterir:
Kur’an’ın Allah tasavvuru:
yalnız ceza üzerinden kurulmaz.
Hemen ardından:
rahmet
hatırlatılır.
Uyarı vardır.
Ama merkezin adı:
yine:
Rahmân ve Rahîm’dir.

Bakara 163’ten Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
İnsan hayatında neyi mutlaklaştırdığına dikkat etmelidir.
Para:
araçtır.
İlah değildir.
Devlet:
düzen aracıdır.
İlah değildir.
Lider:
insandır.
İlah değildir.
Bilim:
bilgi üretme yöntemidir.
İlah değildir.
Aile:
çok değerlidir.
Ama ilah değildir.
Hatta:
sen bile kendi hayatının ilahı değilsin.
Tevhid:
her şeyi:
doğru yerine koyar.
Allah:
merkezde.
Diğer her şey:
sınırları içinde.

Son Söz
Bakara 163 Bize “Dilimle ‘Allah Birdir’ Diyorum; Peki Hayatımda Gerçekten En Yüksek Yeri Kime veya Neye Veriyorum?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 163. ayet:
çok kısa.
Ama:
İslam’ın bütün dünya görüşünü taşıyabilecek kadar güçlüdür.
“Sizin ilahınız tek bir ilahtır.”
Bu cümle:
insanın dünyasını yeniden düzenler.
Çünkü insan hayatında:
çok sayıda güç merkezi vardır.
Para.
Aile.
Toplum.
Siyaset.
Statü.
Şöhret.
Korku.
Arzu.
Ego.
Bunların her biri:
insanın kararlarını etkileyebilir.
Ama tevhid:
şöyle der:
Hiçbiri mutlak değildir.
İnsan:
paraya ihtiyaç duyar.
Ama:
para için her şeyi yapmaz.
İnsan:
toplumda yaşar.
Ama toplum alkışlasın diye:
hakikati satmaz.
Bir lideri sevebilir.
Ama:
onu hatasızlaştırmaz.
Bir fikri savunabilir.
Ama:
kendi fikrini kutsallaştırmaz.
Bir insanı çok sevebilir.
Ama:
onu Allah’ın yerine koymaz.
İşte tevhid:
hayattaki sevgileri yok etmez.
Onların sınırlarını belirler.
Bu çok önemlidir.
Çünkü insanın problemi her zaman:
hiç sevmemek değildir.
Bazen:
yanlış şeyi sınırsız sevmektir.
Para iyidir.
Ama:
her şey olduğunda bozar.
Güç gereklidir.
Ama:
mutlaklaştırıldığında zulme dönüşebilir.
Benlik gereklidir.
Ama:
kendini evrenin merkezi haline getirdiğinde kibir doğar.
Tevhid ise:
bütün bu şeylerin üzerine:
tek bir sınır çizer:
Allah’tan başka mutlak yoktur.
Bu düşünce insanı:
başkalarının kölesi olmaktan da,
kendi nefsinin kölesi olmaktan da
kurtarabilir.
Çünkü bazen insan:
putların önünde secde etmez.
Ama:
başkasının onayı uğruna
kendi değerlerini çiğner.
Bir insanın:
“Beni sevsinler.”
arzusu:
hayatının efendisi olabilir.
Bir insan:
parasını kaybetmekten o kadar korkar ki:
harama yönelir.
Bir insan:
statüsünü korumak için:
gerçeği gizler.
O zaman soru şudur:
Gerçekten kim yönetiyor?
Dil:
“Allah.”
diyor.
Ama davranış:
“Para.”
diyorsa:
insan kendi içindeki çelişkiyi görmelidir.
Bakara 163’ün gücü:
tam burada ortaya çıkar.
Tevhid:
yalnızca camide söylenen bir inanç değildir.
Her kararın içinde:
“En yüksek değerim nedir?”
sorusuna verilen cevaptır.
Bir işte:
çıkarın ile dürüstlüğün çatışıyor.
Hangisini seçiyorsun?
Bir tartışmada:
egon ile hakikat çatışıyor.
Hangisini seçiyorsun?
Bir haksızlıkta:
grubun ile adalet çatışıyor.
Hangisini seçiyorsun?
Tevhid:
bu anlarda:
teolojik bilgiden ahlaki davranışa
dönüşür.
Ama ayetin bir başka olağanüstü tarafı:
şudur:
Bu tek Allah:
yalnız:
mutlak otorite
olarak tanıtılmıyor.
Ayet:
“O Rahmân’dır, Rahîm’dir.”
diye bitiyor.
Yani evrenin tek mutlak sahibi:
merhamet sahibidir.
Bunu düşünmek çok önemlidir.
İnsan dünyadaki mutlak güç örneklerine baktığında:
korkabilir.
Çünkü insanlar güç kazandıkça:
acımasızlaşabilir.
Kontrol etmeye çalışabilir.
Zulmedebilir.
Ama Allah’ın mutlak kudreti:
insan gücüne benzemez.
Kur’an:
mutlaklığın yanına:
rahmeti
yerleştirir.
Demek ki Allah’ı tanımak:
yalnız korkmak değildir.
O’na:
güvenmek,
umut etmek,
rahmetini beklemek
de vardır.
Bu denge:
kulun psikolojisini de değiştirir.
Sadece korkuyla kurulan ilişki:
mesafeli olabilir.
Sadece sevgiyle ve sorumluluksuz kurulan ilişki:
ciddiyetini kaybedebilir.
Kur’an ise:
Allah’ı:
hem:
mutlak ilah
hem de:
Rahmân ve Rahîm
olarak tanıtır.
Bu:
heybet ile rahmetin
aynı hakikatte birleşmesidir.
Belki insanın kendi ahlakı için de buradan bir ders çıkarılabilir.
Gücün varsa:
merhametin de olmalı.
Bilgin varsa:
tevazun da olmalı.
Otoriten varsa:
adaletin de olmalı.
Çünkü Allah’ın kudreti bile:
Kur’an’da rahmetten kopuk anlatılmıyorsa,
insanın küçük gücünü:
acımasızlığa çevirmesi
nasıl meşru olabilir?
Tevhid aynı zamanda:
insanın parçalanmış hayatını birleştirebilir.
Modern insan:
birçok merkeze çekilir.
İşte:
başka biri olmak zorunda.
Sosyal medyada:
başka.
Ailesinin yanında:
başka.
İçinde:
başka.
Dışında:
başka.
Bu parçalanma yorucudur.
Tevhid:
tek merkez önerir:
Allah’ın rızası.
Bu, insanın her ortamda:
aynı davranacağı anlamına gelmez.
Fakat temel ahlaki yönü:
aynı kalabilir.
Kimse görmediğinde:
dürüst.
Güçlü olduğunda:
adil.
Zayıf olduğunda:
onurlu.
Başarılı olduğunda:
şükreden.
Kaybettiğinde:
sabreden.
İşte tevhid:
karakter bütünlüğüne
dönüşebilir.
Ve belki ayetin:
“Sizin ilahınız…”
demesi de önemli bir kişisel soru oluşturur.
Ayet:
“Bir ilah vardır.”
demekle yetinmez.
“Sizin ilahınız.”
der.
Yani mesele:
kozmolojik bir bilgi olmaktan çıkıp:
senin hayatına gelir.
Peki:
sen kimin kulusun?
Bunu dilin değil,
belki:
en zor kararların
gösterecektir.
İnsan bazen:
kendisini özgür sanır.
Ama:
başkalarının düşüncelerine bağımlıdır.
Bir yorum:
moralini yıkar.
Bir alkış:
onu uçurur.
Bir eleştiri:
kimliğini sarsar.
Tevhid insana:
“İnsanların görüşü mutlak hüküm değildir.”
diyebilir.
Bu da çok büyük bir iç özgürlük getirir.
İnsan:
eleştiriyi dinler.
Ama:
kendini insanların alkışına teslim etmez.
Sevilmek ister.
Ama:
sevilmek uğruna değerlerini satmaz.
Başarılı olmak ister.
Ama:
başarıyı tanrısı yapmaz.
Çünkü hayatın merkezi:
Allah’tır.
Ve ayetin sonunda:
rahmet vardır.
Bu da sanki şöyle der:
Merkezine Allah’ı koyduğunda:
yalnız kudrete değil,
rahmete de yöneliyorsun.
Belki Bakara 163’ün bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:
“Allah’tan başka ilah yoktur” cümlesini söylemek kolaydır; peki para, güç, insanların onayı, korkularımız ve egomuz bizi Allah’ın emrine aykırı bir şeye çağırdığında, hayatımız gerçekten kimin ilah olduğunu gösterecek?
“Tevhid, yalnız gökyüzünde kaç ilah bulunduğuna dair bir cevap değildir; insanın kalbinde kaç efendi bulunduğuna dair bir sorgudur. Gerçek özgürlük, Allah’tan başka hiçbir şeyi mutlaklaştırmamaya başladığında doğar; çünkü yalnız O mutlak, yalnız O ilah ve aynı zamanda Rahmân ve Rahîm’dir.”
Ersan Karavelioğlu