Bakara Suresi 161. Ayette “Şüphesiz İnkâr Eden ve İnkârcı Olarak Ölenler Var ya; Allah’ın, Meleklerin ve Bütün İnsanların Laneti Onların Üzerinedir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan hata yapabilir, düşebilir, inkâr edebilir ve sonra dönebilir. Fakat asıl tehlike, yanlışı bir anlık sapma olmaktan çıkarıp hayatın sonuna kadar sürdürülen bir yön haline getirmektir.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 161. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 161. ayeti, bir önceki ayette açılan tövbe kapısının karşısındaki durumu anlatır.
- ayette:
tövbe edenler, kendilerini düzeltenler ve hakikati açıklayanlar
istisna edilmişti.
- ayette ise:
inkârı sürdüren ve bu halde ölenlerden
söz edilir.
Ayetin temel anlamı şöyledir:
“Şüphesiz inkâr eden ve inkârcı olarak ölenler var ya; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onların üzerinedir.”
Burada çok önemli olan ifade:
“inkâr edenler”
kadar:
“inkârcı olarak ölenler”
ifadesidir.
Yani mesele yalnızca hayatın bir döneminde yapılan hata değil;
o yönelişte sonuna kadar ısrar etmektir.
Neden Ayette Özellikle “İnkârcı Olarak Ölenler” Deniliyor
Çünkü insanın hayatı boyunca:
değişme ihtimali vardır.
Bir insan bugün:
yanlış bir inançta olabilir.
Yarın:
gerçeği görebilir.
Bugün:
inkâr edebilir.
Sonra:
tövbe edebilir.
- ayetin hemen önce gelmesi bunun en açık göstergesidir.
Dolayısıyla Kur’an insanı:
hayatının ortasındaki tek bir anla dondurmaz.
- ayetin ağır hükmü:
inkârı son tercihi haline getiren
kişiler hakkındadır.
Bu da tövbe kapısının:
ölüm gelene kadar açık olduğu
fikrini güçlendirir.
Bu Ayet Bir İnsanı Hayattayken Kesin Olarak Ebedi Sonuyla Damgalamamıza İzin Verir mi
Hayır.
Çünkü biz bir insanın:
son nefesine kadar nasıl bir değişim yaşayacağını
bilemeyiz.
Bugün inkâr eden biri:
yarın iman edebilir.
Bugün çok uzak görünen biri:
hayatının sonunda tamamen başka bir yön seçebilir.
Bu nedenle insanların:
nihai ahiret hükmünü
kolayca dağıtması doğru değildir.
Kur’an’ın hükmü genel ilkedir.
Kişilerin son durumunu:
Allah bilir.
“Küfür” Burada Ne Anlama Gelir
“Küfür” kelimesinin kök anlamlarından biri:
örtmek
ile ilişkilidir.
Dinî kullanımda ise:
Allah’ın hakikatini inkâr etmek,
reddetmek
anlamında kullanılır.
Fakat Kur’an’daki her “küfür” ifadesinin:
aynı psikolojik ve tarihsel şartı anlattığını düşünmek doğru olmayabilir.
- ayetin bağlamında:
önceki ayetlerde:
hakikati bilerek gizleme
ve tövbe etmeme
konuları vardır.
Dolayısıyla burada:
sıradan bilgisizlikten daha ağır bir:
bilinçli ve kalıcı reddediş
boyutu öne çıkar.
Bilmemek İle İnkâr Etmek Aynı Şey midir
Hayır.
Bir şeyi hiç duymamak başka.
Yanlış tanımak başka.
Yanlış anlamak başka.
Hakikatin ne olduğunu gerçekten kavrayıp:
bilinçli olarak reddetmek
başka olabilir.
Kur’an’ın adalet anlayışında:
insanın bilgi,
niyet,
imkân
ve sorumluluk düzeyi önemlidir.
Bu nedenle insanların kalplerini bilmeden:
“Sen kesin bile bile inkâr ediyorsun.”
demek tehlikelidir.
İnsan dış davranışı görebilir.
Nihai iç hesabı:
Allah bilir.
“Allah’ın Laneti” Ne Demektir
Kur’an’daki “lanet”:
günlük dildeki kaba bir beddua
gibi anlaşılmamalıdır.
Teolojik anlamıyla:
Allah’ın rahmetinden uzak kalmak, ilahi hoşnutluktan mahrum olmak
anlamında açıklanır.
Yani:
Allah’ın laneti:
insani öfke patlaması değildir.
Bir insanın:
hakikat karşısında bilinçli ve kalıcı biçimde kendisini kapatmasının:
ilahi sonuç
boyutudur.
Bu yüzden kavram:
son derece ciddi kullanılmalıdır.
Allah Rahmet Sahibiyse Neden Lanetten Söz Ediliyor
Çünkü rahmet:
adaleti ortadan kaldırmak anlamına gelmez.
Bakara 160:
Allah’ın:
Tevvâb ve Rahîm
olduğunu söyledi.
Yani dönüş kapısı açıktır.
Ama 161:
insanın bu kapıya:
hayatı boyunca hiç yönelmemesi
durumunu gösterir.
Burada Kur’an’ın dengesi şudur:
Rahmet vardır.
Ama insanın seçimi de:
gerçektir.
Allah’ın affediciliği:
insanın bilinçli olarak her şeyi reddetmesini:
anlamsız hale getirmez.
Bir İnsan Tövbe Etmeden Önce Ne Kadar Büyük Günah İşlemiş Olursa Olsun Dönebilir mi
Kur’an’ın genel öğretisine göre:
samimi tövbe kapısı son derece geniştir.
Bakara 160 bunun hemen önceki örneğidir.
Hakikati gizlemek gibi:
çok ciddi bir davranıştan sonra bile:
tövbe, ıslah ve açıklama
yolu gösterilmiştir.
Bu çok önemli bir umut taşır:
İnsan:
geçmişinin tutsağı olmak zorunda değildir.
Ama 161. ayet:
aynı zamanda şu uyarıyı yapar:
Dönüşü sonsuza kadar erteleme.
Çünkü ölümün zamanı:
bilinmez.
“Sonra Tövbe Ederim” Düşüncesi Neden Tehlikelidir
Çünkü insan:
geleceğe sahip değildir.
“Biraz daha böyle yaşayayım.”
“Yaşlanınca değişirim.”
“Sonra düzeltirim.”
diyebilir.
Ama:
“sonra”
garanti edilmiş değildir.
Üstelik yanlış tekrarlandıkça:
alışkanlık haline gelebilir.
Vicdanın ilk rahatsızlığı:
zamanla zayıflayabilir.
Bugün zor yaptığın bir yanlış:
yarın normal gelebilir.
Bu nedenle tövbeyi ertelemek:
yalnız zaman riski değil,
karakter riski
de taşır.
İnsan Bir Yanlışa Uzun Süre Devam Ettikçe Değişmek Neden Zorlaşabilir
Çünkü davranış:
kimliğe dönüşebilir.
İnsan önce:
bir şeyi yapar.
Sonra:
tekrarlar.
Sonra:
kendisine gerekçe üretir.
Sonra:
onu savunmaya başlar.
Ve sonunda:
“Ben zaten böyleyim.”
diyebilir.
Bu noktada yanlış:
yapılan bir davranış olmaktan çıkıp:
kişinin kendisini tanımladığı yapıya dönüşebilir.
Bakara 161’in “o halde ölmek” vurgusu:
yanlışın:
kalıcı yönelişe dönüşmesi
tehlikesini düşündürür.

“Meleklerin Laneti” Ne Anlama Gelir
Melekler Kur’an’da:
Allah’a itaat eden,
O’nun emirlerini yerine getiren
varlıklar olarak anlatılır.
Onların laneti:
Allah’ın hükmüne uygun olarak:
bu bilinçli inkâr halinin:
ilahi düzende kınanması
anlamında düşünülebilir.
Buradaki ifade:
cezanın yalnız kişisel bir mesele olmadığını;
insanın hakikate karşı aldığı nihai tavrın:
kozmik bir ahlaki karşılığı
olduğunu vurgular.

“Bütün İnsanların Laneti” Nasıl Anlaşılmalıdır
Bu ifade ilk bakışta:
“Dünyadaki her insan tek tek onlara beddua ediyor.”
şeklinde anlaşılmamalıdır.
Daha çok:
inkârın ve hakikati bilinçli biçimde reddetmenin:
insanlık açısından da kınanabilir bir tavır
olduğu anlamında yorumlanabilir.
Tefsirlerde bu ifadenin kapsamı hakkında çeşitli açıklamalar yapılmıştır.
Burada asıl vurgu:
hükmün ağırlığıdır.
Yani davranış:
sadece bireysel bir hata değil,
çok geniş bir ahlaki mahkûmiyet
ile anılır.

Bu Ayet Farklı İnançtaki İnsanlara Hakaret Etme Hakkı Verir mi
Hayır.
Kur’an’ın bir ahiret hükmünü açıklaması:
Müslümana:
başkasına hakaret etme,
aşağılama,
insanlık onurunu çiğneme
izni vermez.
Bir insanla:
teolojik olarak ciddi biçimde anlaşmazlık yaşayabilirsin.
Ama yine de:
adil,
saygılı,
dürüst
davranabilirsin.
Kur’an başka yerlerde:
adalet,
güzel söz,
hikmetle davet
gibi ilkeler koyar.
Dolayısıyla:
inançta farklılık, ahlakta sınırsız saldırı izni değildir.

İnsan Bir İnancı Reddettiği İçin mi, Yoksa Hakikati Bilerek Reddettiği İçin mi Sorumludur
Bu sorunun nihai ayrıntısını:
Allah’ın adaleti belirler.
Çünkü yalnız Allah:
kişinin:
ne bildiğini,
ne kadar doğru bilgiye ulaştığını,
hangi şartlarda yaşadığını,
niyetini,
iç dünyasını
tam olarak bilir.
İnsanlar sadece dış görünüşten hareketle:
nihai hüküm veremez.
Bu nedenle Bakara 161’i:
“Ben herkesin ahiretteki yerini biliyorum.”
iddiasına dönüştürmek:
ayetin ciddiyetini yanlış yere taşıyabilir.
Ayetin asıl çağrısı:
başkalarını etiketlemekten önce:
kendi sonumuz üzerinde düşünmektir.

Ölüm Anındaki Durum Neden Bu Kadar Önemlidir
Çünkü ölüm:
dünya hayatındaki seçimlerin:
artık yeni eylemlerle değiştirilemeyeceği
eşiği temsil eder.
Hayattayken:
geri dönebilirsin.
Özür dileyebilirsin.
Tövbe edebilirsin.
İman edebilirsin.
Bozduğunu düzeltebilirsin.
Ama ölümle:
dünya hayatındaki tercih dönemi kapanır.
Bu yüzden Kur’an:
insanın nasıl yaşadığı kadar:
hangi yönde öldüğünü
de önemser.

İyi Bir Son İçin İnsan Ne Yapabilir
Ölümün anını kontrol edemeyiz.
Ama:
bugünkü yönümüzü
kontrol etmeye çalışabiliriz.
İnsan her gün:
gerçeğe biraz daha yaklaşabilir.
Yanlışını düzeltebilir.
Tövbe edebilir.
İmanını ve ahlakını güçlendirebilir.
Çünkü iyi son:
son dakikada söylenecek sihirli bir cümleden ibaret değildir.
Çoğu zaman:
nasıl yaşadığınla bağlantılı bir yönün devamıdır.
İnsan hangi yolu sürekli yürürse:
sonunda o yol üzerinde bulunma ihtimali artar.

Bakara 160 ve 161 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Bütünlük Ortaya Çıkar
Bu iki ayet birlikte çok güçlüdür.
160:
“Tövbe edenler, düzeltenler ve açıklayanlar…”
der.
161:
“İnkâr edip o halde ölenler…”
der.
Bir tarafta:
dönüş.
Diğer tarafta:
ısrar.
Bir tarafta:
rahmet kapısına yönelmek.
Diğer tarafta:
hayat bitene kadar o kapıdan uzak kalmak.
Dolayısıyla iki ayet arasındaki asıl fark:
kusursuzluk değildir.
Yön değişikliğidir.
Tövbe eden insan:
yanlış yapmış olabilir.
Ama dönmüştür.
Diğeri:
yanlışta kalmayı:
son tercih haline getirmiştir.

Bakara 161’den Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Bir insanı sadece geçmiş hatası değil, o hataya karşı sonuna kadar nasıl bir tavır aldığı da tanımlar.
Hata yapabilirsin.
Ama:
dönebilirsin.
Yanlış düşünebilirsin.
Ama:
öğrenebilirsin.
Hakikatten uzaklaşabilirsin.
Ama:
geri gelebilirsin.
Tehlike:
düşmek değildir sadece.
Düştüğün yeri evin haline getirmektir.
Bu yüzden insanın en büyük sorularından biri:
“Hiç yanlış yaptım mı?”
değil,
“Yanlışımı gördüğümde dönebiliyor muyum?”
olmalıdır.

Son Söz
Bakara 161 Bize “Hayatımızın Bir Döneminde Ne Olduğumuzdan Daha Önemlisi, Sonuna Kadar Hangi Yöne Yürüdüğümüz Olabilir mi?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 161. ayeti:
bir önceki ayetten ayrı düşünürsek:
çok sert görünebilir.
Lanet.
Allah’ın laneti.
Meleklerin laneti.
İnsanların laneti.
Fakat hemen önce ne vardı?
Tövbe.
Bu sıralama son derece önemlidir.
Kur’an önce:
“Dönebilirsin.”
diyor.
Sonra:
“Ama dönüşü sonsuza kadar erteleme.”
diyor.
Bu, insan hayatının en ciddi gerçeklerinden biridir.
Çünkü biz:
yarının geleceğini varsayarak yaşarız.
Yarın özür dilerim.
Yarın bırakırım.
Yarın başlarım.
Yarın düzeltirim.
Yarın Allah’a daha çok yönelirim.
Ama insanın hayatında en tehlikeli kelimelerden biri bazen:
“sonra”
olabilir.
Çünkü zaman:
bizim mülkümüz değildir.
Bakara 156’da:
“Biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz.”
demiştik.
Şimdi 161. ayet:
o dönüşün:
hangi halde gerçekleşeceği
sorusunu önümüze koyar.
Bu çok daha kişisel bir sorudur.
Çünkü herkes ölecek.
Fakat herkes:
aynı yön içinde ölmeyecek.
İnsan hayatı boyunca:
küçük küçük seçimler yapar.
Bir doğru.
Bir yanlış.
Bir tövbe.
Bir inat.
Bir özür.
Bir gurur.
Bir merhamet.
Bir zulüm.
Ve zamanla bu seçimler:
bir yön oluşturur.
İşte ölüm:
belki de insanın:
o ana kadar yürüdüğü yönün üzerinde yakalandığı son eşiktir.
Bu yüzden ayetin asıl korkutucu tarafı:
yalnız ölüm değildir.
Yanlış yönde kalmaya alışmak
tır.
Çünkü insan yanlışa ilk başladığında:
vicdanı güçlü biçimde konuşabilir.
İlk yalan:
rahatsız eder.
İlk haksızlık:
uykusunu kaçırır.
İlk kez birini kandırdığında:
kendisinden utanabilir.
Ama aynı davranışı sürekli yaparsa:
normalleşebilir.
Sonra:
kendini savunmaya başlar.
“Bunda ne var?”
der.
Sonra:
başkasını suçlar.
Sonra:
yanlışını haklı gösteren bir dünya görüşü kurar.
Ve bir gün:
artık yaptığının yanlış olduğunu görmek bile:
zorlaşabilir.
İşte insanın en büyük manevi tehlikelerinden biri:
günahın acısını kaybetmektir.
Hata yapmak kötü olabilir.
Ama hatanın artık:
hata gibi hissedilmemesi
daha da tehlikeli olabilir.
Çünkü pişmanlık:
dönüş kapısının başlangıcıdır.
Eğer insan hiç pişmanlık duymuyorsa:
neden dönecek?
Bu nedenle Bakara 160’taki:
tövbe
ile 161’deki:
o halde ölüm
arasındaki fark:
birkaç kelimeden çok daha büyüktür.
Birinde insan:
“Yanlış yaptım.”
der.
Diğerinde:
“Ben bunu değiştirmeyeceğim.”
noktasına kadar ilerleyebilir.
Ve belki insanın gerçek ahlaki büyüklüğü:
hiç hata yapmaması değil,
hatasının karşısında diz çökebilecek kadar egosunu küçültebilmesi
dir.
“Yanıldım.”
diyebilmek.
“Bilmiyordum.”
diyebilmek.
“Haksızlık yaptım.”
diyebilmek.
“Beni affet.”
diyebilmek.
“Allah’ım, geri dönüyorum.”
diyebilmek.
Bunların hepsi:
insanın içinde:
hâlâ dönüş yönünün açık olduğunu
gösterir.
Ayetin lanet dili ise:
bize insan hayatındaki tercihin gerçekliğini hatırlatır.
Eğer her tercih sonunda aynı yere çıkacaksa:
ahlaki sorumluluk anlamsızlaşırdı.
Kur’an ise:
hayatın ciddi olduğunu söyler.
İnsanların seçimleri:
gerçek sonuçlar doğurur.
Rahmet gerçekse:
sorumluluk da gerçektir.
Bağışlanma gerçekse:
bilinçli ve kalıcı reddedişin sonucu da gerçektir.
Ama bu ayeti okuyan yaşayan insan için:
en önemli mesaj:
umutsuzluk değildir.
Tam tersine:
Henüz hayattaysan, henüz son cümle yazılmadı.
Yanlış bir geçmişin olabilir.
Ama:
bugün yön değiştirebilirsin.
Yıllarca uzak kalmış olabilirsin.
Ama:
bugün dönebilirsin.
Birçok şeyi bozmuş olabilirsin.
Ama:
mümkün olanı onarmaya bugün başlayabilirsin.
Belki insanın hayatındaki en büyük mucizelerden biri:
geçmişi değiştirememesine rağmen:
gelecekte kim olacağını değiştirebilmesidir.
Ve belki Bakara 161’in bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:
Hayatımızın bir gün biteceğini biliyoruz; peki o gün geldiğinde bizi belirleyecek olan geçmişte kaç kez düştüğümüz mü olacak, yoksa bütün düşüşlerimize rağmen sonuna kadar hangi yöne dönmeye çalıştığımız mı?
“İnsan geçmişini değiştiremez, fakat yönünü değiştirebilir. En tehlikeli hata düşmek değildir; yanlışta kalmayı normalleştirip dönüşü sürekli ertelemektir. Çünkü hayat sürerken tövbe bir kapıdır, fakat hiçbirimiz o kapının yarın da açık olacağına dair zamanı kendi elimizde tutmuyoruz.”
Ersan Karavelioğlu