Bakara Suresi 157. Ayette “İşte Rablerinden Bağışlanma ve Rahmet Üzerlerine Olanlar Bunlardır; Doğru Yolu Bulmuş Olanlar da İşte Bunlardır” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Sabır, acıyı küçültmez; insanın acı içinde yönünü kaybetmemesini sağlar. İlahi rahmet de çoğu zaman sınavın hiç gelmemesinde değil, sınavın ortasında insanın dağılmadan yolunu bulabilmesinde görünür.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 157. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 157. ayeti, önceki iki ayette anlatılan imtihan ve sabır zincirinin sonucunu bildirir.
- ayette:
korku,
açlık,
mal kaybı,
can kaybı,
ürünlerden eksilme
ile sınanılacağı söylenmişti.
- ayette ise sabredenlerin musibet karşısında:
“Biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz.”
dedikleri anlatılmıştı.
- ayet şimdi bu insanların karşılığını açıklar:
Rablerinden üzerlerine salâtlar ve rahmet vardır.
Ve:
“İşte doğru yolu bulmuş olanlar bunlardır.”
Yani sabır:
boşlukta kalmaz.
Musibet:
anlamsız bırakılmaz.
İnsanın Allah’a yönelişi:
ilahi rahmet ve hidayetle karşılık bulur.
Ayette Geçen “Salavât” Ne Anlama Gelir
Ayetin Arapçasında:
“ulâike aleyhim salavâtun min rabbihim”
ifadesi vardır.
Buradaki “salavât”, insanın Allah’a salât etmesiyle aynı biçimde anlaşılmaz.
Allah’ın kullarına salâtı klasik tefsirlerde:
rahmet,
övgü,
lütuf,
bağışlama,
ilahi yakınlık
gibi anlamlarla açıklanmıştır.
Yani musibet karşısında sabreden insan:
yalnız bırakılmış değildir.
Allah’ın:
özel lütuf ve rahmetine
mazhar olur.
Neden “Rahmet” Ayrı Olarak da Zikrediliyor
Ayette önce:
salavât
sonra:
rahmet
zikredilir.
Bu tekrar gibi görünse de anlamı güçlendirir.
Kur’an sanki:
sabreden insanın yalnızca bir ödül almadığını,
aynı zamanda:
Allah’ın merhamet kuşatmasına girdiğini
vurgular.
Bu rahmet:
sadece gelecekteki ahiret ödülü olarak düşünülmemelidir.
Dünya hayatında:
kalbin dayanması,
umudun tamamen sönmemesi,
insanın doğru yolu kaybetmemesi
de rahmetin tezahürlerinden biri olarak düşünülebilir.
Musibet İçindeki Bir İnsan Rahmete Nasıl Mazhar Olabilir
İlk bakışta şöyle bir soru doğabilir:
“Bir insan zaten acı çekiyorsa, rahmet nerede?”
Bu çok gerçek bir sorudur.
Rahmet her zaman:
acının hiç yaşanmaması
şeklinde ortaya çıkmaz.
Bazen:
acı vardır.
Ama insanın:
aklı tamamen dağılmaz.
Vicdanı bozulmaz.
Umudu ölmez.
Kötülük onu kötü bir insana dönüştürmez.
İşte bu da:
rahmetin başka bir biçimi
olabilir.
Yani rahmet:
sadece sınavı kaldırmak değil,
sınavın içinde insanı taşımak da olabilir.
Bu Ayet Sabreden Her İnsanın Dünyadaki Sorununun Çözüleceğini mi Söylüyor
Hayır.
Ayet:
“Sabredersen bütün maddi kayıpların geri gelir.”
demiyor.
Kaybedilen biri:
dünya hayatında geri dönmeyebilir.
Maddi zarar:
tamamen telafi edilmeyebilir.
Hastalık:
her zaman iyileşmeyebilir.
Fakat sabır:
sonucun mutlaka dünyada istediğimiz biçimde gerçekleşeceği
vaadi değildir.
Ayetin müjdesi daha büyüktür:
Allah’ın rahmeti, lütfu ve hidayeti.
Bu nedenle sabır:
ticari bir anlaşma değildir.
“Ben sabredeyim, Allah da hemen istediğimi versin.”
şeklinde düşünülmez.
“İşte Doğru Yolu Bulmuş Olanlar Bunlardır” Ne Demektir
Ayetin sonunda:
“ve ulâike humu’l-muhtedûn”
denir.
Yani:
“İşte hidayete erenler bunlardır.”
Burada hidayet:
yalnızca doğru bilgiyi bilmek değildir.
Musibet geldiğinde:
doğru tavrı sürdürebilmek
de hidayetin bir parçasıdır.
Bir insan:
normal zamanda çok güzel şeyler söyleyebilir.
Ama asıl yönü:
kriz anında
ortaya çıkabilir.
Hidayet:
doğru yolu bilmek kadar,
zor zamanda o yolda kalabilmektir.
Musibet İnsanın Gerçek Yönünü Nasıl Ortaya Çıkarır
Çünkü rahatlık:
birçok şeyi gizleyebilir.
İnsan:
parası varken cömert görünebilir.
Gücü varken sakin olabilir.
Her şey yolundayken:
Allah’a güvenmek kolay olabilir.
Ama kriz geldiğinde:
hangi değerlerin gerçekten kökleştiği
daha görünür hale gelir.
Bir kayıp anında:
insan ya:
tamamen dağılabilir,
ya da acının içinde bile:
yönünü korumaya çalışabilir.
Bu nedenle musibet:
insanın kalbinde hangi merkezin bulunduğunu
açığa çıkarabilir.
Hidayet Sadece Bir Kez Kazanılan Bir Şey midir
Hayır.
İnsan:
doğru yolu bir kez bulduktan sonra:
hayat boyunca aynı istikameti korumaya çalışır.
Yeni sınavlar gelir.
Yeni kararlar.
Yeni kayıplar.
Yeni imkânlar.
Her biri:
yönü yeniden sınayabilir.
Bu yüzden hidayet:
tek seferlik bir sertifika değil,
sürekli korunması gereken bir istikamettir.
Bakara 157’de hidayetin:
sabır ve teslimiyetle ilişkilendirilmesi
bu açıdan önemlidir.
İnsan Acı İçinde Neden Yönünü Kaybedebilir
Çünkü acı:
düşünceyi daraltabilir.
İnsan çok ağır bir kayıp yaşadığında:
sanki hayatın tamamı o acıdan ibaretmiş gibi hissedebilir.
Öfke:
bütün dünyayı kaplayabilir.
Umutsuzluk:
geleceği görünmez hale getirebilir.
Bu çok insani bir durumdur.
Ayetin hedefi:
acı çeken insanı suçlamak değildir.
Tam tersine ona:
acıdan daha büyük bir ufuk
göstermektir.
“Biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz.”
cümlesi:
işte bu ufku açar.
Sabreden İnsan Hiç Sarsılmayan İnsan mıdır
Hayır.
Sabır:
taşlaşmak değildir.
Sabreden insan:
üzülebilir.
Korkabilir.
Gece uyuyamayabilir.
Ağlayabilir.
“Bu çok ağır.”
diyebilir.
Fakat bütün bunlara rağmen:
kendisine ve başkalarına zarar veren bir umutsuzluğa teslim olmamaya çalışır.
Yani sabır:
hiç sarsılmamak değil, sarsıldıktan sonra yönünü yeniden bulabilmektir.
Bu yüzden ayetin sonundaki:
“hidayete erenler”
ifadesi çok anlamlıdır.

Rahmet Acının Yokluğu Değilse Ne Olabilir
Rahmet bazen:
acı içindeki güçtür.
Bazen:
yardım edecek bir insanın karşına çıkmasıdır.
Bazen:
kötü bir olayın seni daha büyük bir yanlıştan korumasıdır.
Bazen:
kaybın ardından hayatın değerini daha iyi anlamaktır.
Bazen:
bütün cevapları bulamasan da:
yaşamaya devam edecek anlamı bulabilmektir.
Ancak belirli bir olayın neden yaşandığı konusunda:
“Kesin Allah bunu şu sebeple yaptı.”
gibi iddialardan kaçınmak gerekir.
Biz çoğu zaman:
hikmetin tamamını bilmiyoruz.

Acı Çeken Bir İnsana “Bunda Bir Hayır Vardır” Demek Her Zaman Doğru mudur
Cümle inanç açısından anlamlı olabilir.
Ama zamanlama ve üslup çok önemlidir.
Yeni çocuğunu kaybetmiş bir anneye:
hemen:
“Bunda bir hayır vardır.”
demek,
teolojik olarak iyi niyet taşısa bile:
insani açıdan yaralayıcı olabilir.
Bazen insanın ihtiyacı:
açıklama değil,
yanında birinin bulunmasıdır.
Kur’an sabrı öğretir.
Ama bizim sabır öğretisini:
acı çeken insanın duygularını susturmak için
kullanmamamız gerekir.
Merhamet:
bazen konuşmaktan çok:
dinlemeyi
gerektirir.

Sabır İle Teslimiyet Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır
Sabır:
dirençtir.
Teslimiyet ise:
sonucun mutlak kontrolünün Allah’a ait olduğunu kabul etmektir.
İkisi birleştiğinde:
şöyle bir tutum oluşabilir:
“Elimden geleni yapacağım, fakat her şeyi kontrol edemediğimi de kabul edeceğim.”
Bu, pasiflik değildir.
İnsan:
tedbirini alır.
Hakkını arar.
Çalışır.
Tedavi olur.
Mücadele eder.
Ama sonunda:
hayatın tamamını kendi iradesine zorla boyun eğdiremeyeceğini bilir.
Bu kabul:
ruhsal bir denge
oluşturabilir.

Neden Ayet Sabredenleri Özellikle “Müjdeler”
Çünkü sabır çoğu zaman:
görünmez bir emektir.
Dışarıdan:
hiçbir şey yapmıyormuş gibi görünebilir.
Ama insanın içinde:
büyük bir savaş vardır.
Öfkesini tutuyor.
Umutsuzluğa direniyor.
İntikam hissini kontrol ediyor.
Sabah yeniden kalkıyor.
İbadetini sürdürüyor.
Hayata devam ediyor.
Kimse bunu alkışlamayabilir.
Bu nedenle:
“Sabredenleri müjdele.”
ifadesi:
görünmeyen bu iç mücadelenin:
Allah katında görülmekte olduğunu
hatırlatır.

İlahi Rahmet Sadece Ahirette mi Ortaya Çıkar
Hayır.
Kur’an’daki rahmet kavramı çok geniştir.
Hayatın kendisi.
Rızık.
Bağışlanma.
Hidayet.
İnsanların birbirine merhameti.
Doğru bir karar verebilmek.
Bir hatadan dönebilmek.
Bütün bunlar:
rahmet kapsamında düşünülebilir.
Bakara 157 bağlamında ise:
sabır gösterenlerin hem:
dünyevi manevi destek
hem de:
ahiret mükâfatı
açısından Allah’ın rahmetine mazhar olacağı anlaşılır.

Bu Ayet “Acı Çeken Herkes Otomatik Olarak Daha İyi Bir İnsan Olur” mu Diyor
Hayır.
Acı:
insanı otomatik olarak olgunlaştırmaz.
Aynı acı:
bir insanı:
daha merhametli
hale getirebilir.
Başka birini:
daha öfkeli,
daha sert
hale getirebilir.
Belirleyici olan yalnızca:
başımıza ne geldiği değil, onunla ne yaptığımızdır.
Bu nedenle ayet:
musibetin kendisini değil,
sabırla verilen cevabı
över.
Acı bir öğretmen olabilir.
Ama insanın:
o dersten ne öğrendiği
başka bir meseledir.

Bakara 155, 156 ve 157 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Yol Haritası Ortaya Çıkar
Bu üç ayet adeta üç aşamalı bir yapı kurar:
155: İmtihan gelecek.
Korku,
açlık,
mal,
can
ve ürün kaybı.
156: İmtihan geldiğinde yönünü hatırla.
“Biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz.”
157: Bu tavrın karşılığı vardır.
Allah’ın:
salâtı,
rahmeti
ve hidayeti.
Yani:
sınav → teslimiyet → rahmet ve hidayet
şeklinde çok güçlü bir manevi yol haritası oluşur.

Bakara 157’den Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Başına gelen her şeyi seçemezsin; fakat başına gelenin seni nasıl bir insana dönüştüreceği konusunda yine de bir sorumluluğun vardır.
Acı:
seni kırabilir.
Ama kırılmak:
her zaman yok olmak değildir.
Bazen kırılan yerden:
daha büyük bir farkındalık
doğabilir.
Kaybettiğin şey geri gelmeyebilir.
Ama:
sen kaybın içinde kendini tamamen kaybetmek zorunda değilsin.
Ve Kur’an’ın müjdesi:
bu mücadelede insanın:
yalnız olmadığıdır.

Son Söz
Bakara 157 Bize “Musibet Geldiğinde Sadece Neyi Kaybettiğimize mi Bakıyoruz, Yoksa O Kayıbın İçinde Hangi Yöne Dönüştüğümüzü de Görebiliyor muyuz?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 157. ayeti tek başına okuduğumuzda:
rahmet,
salât
ve hidayet
görürüz.
Ama ayetin gerçek ağırlığını anlamak için:
birkaç adım geriye gitmek gerekir.
Önce:
korku.
Sonra:
açlık.
Sonra:
mal kaybı.
Sonra:
can kaybı.
Sonra:
emeğin ürününün azalması.
Yani insanın hayatta tutunduğu birçok şey:
sarsılıyor.
Ve bütün bunların ortasında insan:
“Biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz.”
diyor.
- ayet işte bu cümlenin ardından geliyor.
Sanki Allah:
“Bu yöneliş kaybolmadı.”
diyor.
Acının içinde edilen dua:
kaybolmadı.
Kimsenin görmediği sabır:
kaybolmadı.
Gece tek başına ağlarken:
yine de umudunu tamamen terk etmemen:
kaybolmadı.
İnsanlara öfkeliyken:
zulmetmemeyi seçmen:
kaybolmadı.
Ve cevap:
rahmettir.
Bu son derece güçlüdür.
Çünkü insan çoğu zaman:
ilahi rahmeti:
başına hiç kötü şey gelmemesiyle
ölçer.
“Allah beni seviyorsa neden bu oldu?”
diye sorabilir.
Bu çok insani bir sorudur.
Fakat Bakara 155–157 başka bir perspektif açar.
Rahmet bazen:
sınavın gelmemesi değildir.
Bazen:
sınav geldiğinde seni tamamen kaybetmemesidir.
Bir insan ağır bir olay yaşar.
Aynı insan yıllar sonra şöyle diyebilir:
“Hayatım değişti.”
Belki acı tamamen geçmedi.
Belki hâlâ özlüyor.
Ama artık:
başka insanların acısını daha iyi anlıyor.
Daha merhametli.
Daha derin.
Daha az kibirli.
Hayatın geçiciliğini daha iyi görüyor.
Bunun elbette her acının otomatik sonucu olduğunu söyleyemeyiz.
Ama acının:
dönüştürücü bir alan
olabileceğini görebiliriz.
İşte hidayet belki burada çok ince bir anlam kazanır.
Hidayet:
yalnızca:
“Doğru din hangisi?”
sorusunun cevabı değildir.
Bazen:
“Bu acının içinde hangi yönde yürümeliyim?”
sorusunun cevabıdır.
Kaybettin.
Şimdi ne yapacaksın?
İnsanlara saldıracak mısın?
Kendini tamamen bırakacak mısın?
Allah’tan tamamen kopacak mısın?
Yoksa:
acıya rağmen:
bir yön aramaya devam mı edeceksin?
Ayet:
sabredenlere:
“İşte hidayete erenler bunlardır.”
der.
Çünkü doğru yolu bulmak:
güneşli havada kolaydır.
Asıl mesele:
fırtınada pusulayı okuyabilmektir.
Bazen insanın bütün hayatı:
tek bir olayla ikiye ayrılır.
“O olaydan önce.”
“O olaydan sonra.”
Bir kayıp.
Bir hastalık.
Bir ayrılık.
Bir ölüm.
Bir iflas.
Bir ihanet.
Ve insan artık:
eski insan değildir.
Buradaki büyük soru:
Yeni insan kim olacak?
Daha kırgın biri mi?
Daha zalim biri mi?
Daha umutsuz biri mi?
Yoksa:
daha derin,
daha bilinçli,
daha merhametli
biri mi?
Biz her zaman başımıza gelenleri seçemiyoruz.
Ama zaman zaman:
başımıza gelenlerden sonra kim olmaya devam edeceğimiz konusunda seçimler yapabiliyoruz.
İşte sabır:
bu seçimlerin toplamıdır.
Sabır bir defalık kahramanlık değildir.
Bazen:
her sabah tekrar yataktan kalkmaktır.
Her gün yeniden çalışmaktır.
Birini kaybettikten sonra:
hayatta kalanlara sevgini vermeye devam etmektir.
Güvenin kırıldıktan sonra:
bütün insanlardan nefret etmeyi reddetmektir.
Zarar gördükten sonra:
başkasına zarar vermemeyi seçmektir.
Bu yüzden sabır:
çok sessiz,
ama çok güçlü bir ahlaki eylemdir.
Ve Allah bu insanlara:
yalnız:
“İyi yaptınız.”
demiyor.
Ayet çok daha büyük bir şey söylüyor:
Rablerinden üzerlerine salâtlar ve rahmet vardır.
Yani ilahi cevap:
soğuk bir değerlendirme değildir.
Rahmettir.
Bu da dinin acıya bakışında önemli bir nokta oluşturur.
Allah:
sadece sınayan değildir.
Aynı zamanda:
sınavın içindeki kuluna rahmet eden
olarak anlatılır.
Ve belki bu rahmetin en büyük biçimlerinden biri:
insanın acıdan sonra:
yönünü tekrar bulabilmesidir.
Çünkü bir insan para kaybedebilir.
Sonra yeniden kazanabilir.
Bir fırsat kaybedebilir.
Başka fırsat bulabilir.
Ama:
yönünü kaybederse
çok daha derin bir kayıp yaşayabilir.
Bu yüzden ayetin sonu:
“İşte hidayete erenler bunlardır.”
diye biter.
Sanki bütün sınavların sonunda:
en büyük kazancın:
hiçbir şey kaybetmemek değil,
kaybın içinde doğru yönü kaybetmemek
olduğu söylenir.
Belki Bakara 157’nin bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:
Bir musibet hayatımızdan bazı şeyleri alıp götürdüğünde, bütün dikkatimizi kaybettiklerimize mi vereceğiz; yoksa o kaybın içinden geçerken merhametimizi, karakterimizi ve Allah’a giden yönümüzü koruyup koruyamadığımızı da sorabilecek miyiz?
“Bazı insanlar fırtınadan hiç çıkmamış gibi görünür, fakat içlerinde yeni bir yön bulurlar. Rahmet bazen kaybettiğinin geri verilmesi değil, kaybın seni hakikatten koparmasına izin verilmemesidir.”
Ersan Karavelioğlu